Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SKORLAR VE ALINAN KÖTÜ SONUÇLAR ÖNEMLİ DEĞİL…

Üç haftadır alınan kötü sonuçlar her Fenerbahçeli için can sıkıcı ama bu takım oturacak ve sonu iyi olacak; inanın iyi olacak… Şimdi kalemlerinin uçlarını sivriltip zevkle yazanlar, Televizyon ekranlarında büyük bir zevkle Fenerbahçe’yi eleştiren yanlı “skor yazarları” hatta yüzü dost görünüp kalbi düşman Fenerbahçeli yazarlar, ilerleyen süreçte hepiniz göreceksiniz çok özel Fenerbahçe’yi, bu ligin sonunda Şampiyon olacak Fenerbahçe’yi…

Vizyoner Başkanımız Sayın Ali KOÇ Beyefendinin ilk önemli icraatı camia içinde iç barış ve huzuru sağlayarak  Fenerbahçe’nin o büyük taraftarlarını yeniden tribünlere çekmesi ve hakemler ile konuk takımlar üzerinde müthiş baskı sağlayan o muhteşem Saracoğlu ruhunun yeniden geri gelmesini sağlamış olmasıdır... Gerisi süreçle birlikte sistematik bir şekilde iyiye doğru yön kıracaktır zaten...

Ayrıca Giuliano de Paula ve önümüzdeki sezon sözleşmeleri sona erecek Fernandao ile Josef de Souza’ya gelen teklifleri iyi değerlendirip, 25 milyon Euro’luk bir bonservis gelirinin elde edilmesini sağlayarak; Andre Ayew, Islam Slimani ve Yassine Benzia’yı kiralık olarak Barış Alıcı, Berke Özer, Diego Reyes, Ferdi Kadıoğlu, Harun Tekin, Jailson Marques Siqueira, Michael Frey, Tolga Ciğerci gibi genç ve kaliteli futbolcuları da bonservisleri ile beraber Fenerbahçe takımının kadrosuna katması olmuştur.

Tüm bu transferlerimizi gerçekleştirirken de UEFA Financial Fair Play kurallarına koşut olarak Fenerbahçe Spor Kulübünün kasasından çıkan kiralama ve bonservis bedelleri toplamının, kasaya giren 25 milyon Euro tutarının yarısına tekabül etmesini sağlaması ise hakikaten ciddi bir başarıdır. Dolayısıyla vizyoner Başkanımız Sayın Ali KOÇ Beyefendi, Fenerbahçe Futbol A takımının kadrosuna, bu transfer sezonunda 11 yeni genç ve kaliteli oyuncuları katarken kulübün kasasını da önemli ölçüde artı tutarla kapanması sağlamıştır... Galiba “ROL MODEL” denilen obje böyle bir şey olsa gerek...

Şimdi bu yazıdan sonra sizler bana gülüyorsunuz, hatta duyar gibiyim küfür bile ediyorsunuzdur; galiba…  Olsun canınız sağ olsun… “Hani doğuluların hoş bir sözü vardır, Eyvallah Agam başın gözüm üstüne” ben de şimdilik öyle karşılayayım bu yaklaşımları… Maça dönersek;

Konuk ekip açısından;

Öncelikle maç genelinde total futbola yakın mücadeleci, koşan, savaşan, skorer hatta attıklarından fazlasını da kaçıran ama sergiledikleri futbol kurgularıyla maça pozitif katkı sağlayan ofansif oyunlarını skora yansıtmayı başaran Kayserispor’u ve böylesine tabanca gibi bir takım yarattığı için Ertuğrul hocayı kutluyorum. Çünkü bu konuda objektif olmak gerekiyor… Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek, doğru ya doğru demek lazım...

Kayserispor  takım olarak maça tutuk başlayıp ilk çeyrek dakika geçilene kadar da sadece rakibi tartarak, Fenerbahçe’nin ataklarını karşılamakla yetindiler. Ama bu sergiledikleri oyun kurgusu futbolun doğruları ile taban tabana zıt kesişiyor ve Fenerbahçe’ye sürekli gol atması için davetiyeler çıkartıyorlardı. Ve dakikalar henüz on üçü gösterirken Fenerbahçe’den beklenen gol geldi ve konuk ekip Kayserisporlu futbolcular rahatladılar. İşte bu dakikadan yani yenilen golden sonra farklı ve ofansif futbola prim tanıyan bir Kayserispor gördük.  

Gol dakikasından sonra konuk ekip takım olarak ilk yarı boyunca oyunun hakimiyetini eline geçirdiler. Koştular, savaştılar skor üretme adına müthiş mücadeleler verdiler. Dört adamla Fenerbahçe’nin stoperleri üzerinde ciddi baskı kurup kanat bekleri başta olmak üzere savunmanın ileri çıkmalarını engellediler.

Ciddi bir orta saha zaafı yaşayan Fenerbahçe takımına karşı, konuk ekibin top tekniği yüksek hızlı ve sprinter futbolcuları, Rotman ve Mensah orta sahada çok etkili oldular. Buldukları boş alanları çok iyi değerlendirip Bilal Başacıkoğlu ve Deniz Türüç’e kanatlardan iyi toplar aktardılar. Takım halinde ileriye çok çabuk çıkarak ataklar yapıp net gol pozisyonları buldular. İlk yarıda skor üretememelerinin en büyük nedeni kazandıkları topları hazırlık pasları yapmadan çok aceleci davranarak girdikleri net pozisyonlardan sonuç alamamalarıydı. Bu yorumumu destekleyen iki net pozisyonları hemen hatırlayalım…

Dakikalar 25’i gösterirken Deniz Türüç’ün orta sahanın gerisinden Fenerbahçe savunmasının arkasına gönderdiği topla bulaşan Umut Bulut’un kaleci Harun’un yanından yaptığı plase vuruşun kale direğinin hemen yanından az farkla dışarıya gitmesi, kaçan pozisyonun iki dakika sonrasın da bu kez Chery’nin Fenerbahçe ceza sahası dışından yerden çektiği sert ve tehlikeli şutu kaleci Harun’un başarılı kurtarışı diyebiliriz.  

İkinci yarının başlarında ciddi konsantrasyon eksikliği yaşararak tamamen oyundan düşen Fenerbahçe’ye karşı bir duran top organizasyonunda Mensah’ın attığı jenerik bir golle beraberliği yakaladılar…  Galibiyet golü için baskılı oynadıkları dakikalarda, ani gelişen Fenerbahçe atağında yedikleri golle 2-1 geriye düşseler de mücadeleyi bırakmadılar. Ve baskılı oynadıkları göz zevkine uygun ofansif oyun kurgularıyla iki gol daha bularak maçı 3-2 kazandılar ve üç puanı üç golle almasını bildiler. Kayserispor takımını kutluyorum…

Fenerbahçe’ye gelince;

Konuk ekip Kayserispor karşısına yine değişik bir kadro ile çıktı Fenerbahçe takımı… Yani; Phillip Cocu’nun adeta her hafta tradisyon haline getirdiği bir önceki haftanın maç kadrosundan yaptığı değişik 11 ile maça başlaması… Bu hafta da Volkan Demirel, Isla, Mehmet Topal, Alper ve Dirar’ın yerlerine Harun Tekin, Şener, Reyes, Valbuena ve Mehmet Ekici’yi kadroya alarak başladı. Bence hoca haklı, belki çok eleştiri alıyor ama doğru olanı yapıyor; çünkü takıma her hafta yeni bir oyuncu geliyor yani… Phillip Cocu’da deniyor, başka ne yapmalı yani geleni kenarda mı bekletsin… Fenerbahçe teknik direktörü Cocu, şampiyon olabilmek için ligin erken haftalarında puan kaybını da göze alarak ideal takım kadrosunu oturtmak ve kafa yapısında ki oyun kurgusunu maçlara yansıtmak için haklı olarak sürekli oyuncu ve sistem değişiklikleriyle bir arayış içine gidiyor…

Şimdilerde eleştirenler süreç içinde; “motivasyon, konsantrasyon, özgüven, takım ruhu, hedefe doğru emin adımlarla ilerleme, takım halinde olumlu düşünme, enerjik ve senkronize olan psikolojik becerilerde yaşanan hızlı artış ve bu artışın performansa yansıması ve pozitif olguların yaşandığı ve adeta psikolojik momentumların çoğaldığı kazanmaya endeksli ve başarıya yürüyen mükemmel bir Fenerbahçe takımı” görecekler ve böyle bir takımı yaratan vizyoner Başkanımız Sayın Ali KOÇ beyefendiye teşekkür edecekler…

Maça dönersek;

Önce geçtiğimiz hafta ciddi eleştirilen alan Hasan Ali ve Şener Özbayraklı bu maçta daha iyi bir konumda oynadılar. Yeni transferler Harun Tekin ve Diego Reyes ilk resmi maçlarına çıktı ama pek bekleneni veremediler. Birisi üç gol yedi, diğeri ne savunmada ne de hücumda etkili değildi, yanından rakip forvetler rüzgar gibi geçerken o sadece seyretti… Fenerbahçe'nin diğer bir yeni transferi İsviçreli golcü Michael Frey ise yedeklerde başladığı maçta ikinci yarı oyana girerek yarım saatlik bir oynama şansı buldu elinden geldiğince iyi performans göstermeye çalıştı…

Bunları hatırlattıktan sonra Fenerbahçe takımı maça baskılı ve arzulu yüksek tempo yaparak Kayserispor’un üstüne gidip rakip savunmayı bir hayli bunalttılar ve ilk çeyrek geçilirken arzuladıkları golü de buldular… Sonrası evet işte önemli olanda bu ne yazık ki yine sonrası gelmedi, gelemedi… Çünkü takım olarak maçlara belirli bir dakikadan sonra iyi konsantre olamıyorlar… Hep söylüyorum; Takım çok iyi ama fizik güç ve mental yapı olarak sürece ihtiyacı var takımın.

Fenerbahçe’nin çok adamla hücuma çıkıp top kayıpları yaşandığında geriye çabuk dönememe ve rakibe boş alan yaratma sıkıntısı bu maçta da yaşandı. “Aykut Kocaman’ın orta sahada neden M.Topal Josef de Souza ikilisinden vaz geçmediği şimdi daha net anlaşılıyordur sanırım” Çünkü rakip karşısında Fenerbahçe’nin dinamik bir orta alanı hiç yoktu. Yenilen gollerin en büyük nedeni de bu olguydu. Çünkü rakip oyuncular adeta elini kolunu sallayarak orta alanı çok rahat geçtiler.  

Kayserispor maçında, Sarı lacivertliler organize hücum varyasyonlarını çok iyi yaptılar, ancak top kayıplarında Mathieu Valbuena, Eljif Elmas ve Mehmet Ekşi’nin çabuk geriye dönememeleri; Fenerbahçe yarı alanında rakibe geniş alanların bırakılması ve rizikoların oluşmasına sebebiyet verdi...  

İkinci yarının başlarında Fenerbahçe’nin oyundan düştüğü anlarda rakip takım beraberlik golünü buldu. Golden beş dakika sonra iki maçtır arzulu ve istekli oynayan ve iyi niyetle mücadelesini sürdüren Islam Slimani takımını tekrar öne geçirse de Fenerbahçe oyunu tutamadı, rakibin iki golüne engel olamadı. Bu arada dikkatlerden kaçmayan bir başka olay daha vardı ki o maç genelinde Mathieu Valbuena ve Andre Ayew ikilisinin sergilemiş oldukları negatif performanslarıydı... Bu ikilinin maç genelinde çok içeri kat etmeleri ve çok top kayıpları yapmaları gözlerden ve dikkatlerden kaçmadı o derece yani...

Özellikle maçın son bölümlerinde Kayserispor’un 10 kişi kaldığı ve Fenerbahçe’nin gol için yüklendiği dakikalarda bu iki futbolcu kenarlara gitmediler ve sıkışık oyunu açamadılar. Hal böyle olunca da Fenerbahçe takımı kanatlardan varyasyonlar yapamadı sadece göbekten gelişigüzel ortalar yaparak bilinçsiz hücumlarla yetindi. Ve 2-1 öne geçtiği skoru 90 dakika sonuna taşıyamayarak 3-2 yenilmekten kurtulamadı.

Oysa her kenar ortasında skor üretebilecek Islam Slimani gibi bir gol silahı var Fenerbahçe’nin.  Phillip Cocu’nun bundan sonraki maçlarda bu tip nüanslara dikkat ederse iyi olacaktır diye düşünüyorum.

Çünkü; Slimani’de hakikaten golcü kumaşı var. Adam çok iyi. Fenerbahçe’nin forvet hattında gelecekte ciddi anlamda aranılan golcü olacağı sinyallerini bu maçta da yine çok yalnız kalmasına rağmen, arayan, zorlayan, koşan, skor üretmek için çaba harcayıp ve golünü de atarak tekrardan hatırlattı.

Slimani gibi bir oyuncudan verim almak için Fenerbahçe’nin kanatlardan çok sık ortalarla desteklemesi gerekiyor. Ayrıca da orta alandan yani merkezden ileri taşınan topların adresi yine Slimani olmalıdır. Bakın demedi demeyin bu destekler her maç Slimani’ye verilsin var ya bu adam leblebi gibi goller atar.   

Esen kalın, Sevgiler...