Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

KADIKÖYDEN ÇIKIŞ YOK.

2014 yılında sahasında oynadığı lig maçlarında yenilgi yüzü görmeyen Fenerbahçe, Spor Toto Süper Ligin 16. haftasında; ligin en az gol yiyen ve savunması en güçlü takımı olan İstanbul Başakşehir'i konuk edip, maç genelinde sergilemiş olduğu harika performansla rakibini 2-0’lık net skorla geçti. Ve yeni yılın ilk karşılaşmasında ilk galibiyetini alarak zirve yolunda önemli bir avantajı eline geçirip, devreye moralli ve güçlü girmeyi başardı.

Konuk ekip İstanbul Başakşehir açısından;

Ligin en az gol yiyen ve savunması en güçlü takımı olmasına rağmen son haftalarda performans düşüklüğüne giren konuk ekip, güçlü rakibi Fenerbahçe karşısında zorluk derecesi yüksek olan bu maçta performans olarak vasatı geçemeyerek beklenen oyun kalitesini gösteremedi. Karşılaşmaya aslında hızlı başladılar. İlk dakikalarda ofansif bir futbol kurgusunu sahaya iyi yansıtarak oyunu rakip yarı alana yıktılar. Ancak ilerleyen dakikalarla birlikte takım olarak kolektif ruh ve kolektif oyun yapısını maça yansıtamadılar. Pek tabii Fenerbahçe’nin oyuna ağırlığını koyması, akabinde yedikleri gol sonrası tüm oyun planları bozuldu. Maç genelinde rakibe karşı mahkum bir futbol sergilediler. Özellikle manevra kabiliyeti zor olan ve ofansif yönlerini fazlaca hissettiremeyen dörtlü orta sahaları oyunu iyi forse edemediler.  Ayrıca fizik güç olarak çok diri olan Fenerbahçe’nin top teknikleri yüksek ve sprinter kanat ve forvet hattını kovalamaktan istedikleri oyun planlarını sahaya yansıtamadılar. Sürekli koşmaktan geriye çabuk dönemediler. Savunma gerisinde çok açıklar bıkarak rakibe ciddi pozisyonlar verip kalelerinde tehlikeler yaşadılar. İkinci yarıda da Fenerbahçe’nin sahanın her yerinde oyuna hakim olması, dakikalar geçtikçe baskılı ve bunaltıcı ataklar geliştirmesi sonucu; konuk ekip İstanbul Başakşehir takımı skor üretmekte zorlandılar. İkinci yarının başlarında yedikleri ikinci gol sonrası takım olarak konsantrasyon bütünlüklerini tamamen kaybettiler. Topun gerisine geçerek rakibin oynamasına müsaade etmekten başka alternatifleri kalmadı ve birazda şansları sayesinde farklı yenilmekten kurtulup, 2-0’lık yenilgiye razı oldular.

Fenerbahçe’ye gelince;

Ligin her geçen haftasında oyun kalitelerini bir üst seviyelere taşıyarak galibiyetlere ve başarılara endeksli çok özel bir takıma dönüşen sarı lacivertliler “büyük takım olma” özelliklerini tüm futbol kamuoyuna göstermeye devam ediyorlar. Maç genelinde disiplinli, istekli ve fizik güç olarak rakibinden çok daha diri bir Fenerbahçe takımı izledik. Oyunu kendi yarı alanında pratik yaparak maça başlayan sarı lacivertliler, ilk dakikalar geçildikten sonra ofansif futbol kurgularını rakip yarı alanda iyice hissettirdiler. İlk çeyrek geçilirken hak ettikleri galibiyet golünü bir duran top organizasyonundan ancak iyi çalışılmış kolektif bir ataktan Kuyt ile buldular. Gerek gol öncesi ve gerekse gol sonrası yüksek tempoda oynayan ve hemen, hemen tüm ikili mücadeleleri kazanan Fenerbahçe ilk yarıda oyunun mutlak hakimiydi. Attığından fazlasını kaçıran, rakibe baskı kurup bunaltan ofansif bir oyun kurgusu devrenin son dakikalarına kadar sürdürüp ilk yarıyı 1-0 önde kapatmayı başardılar.

İkinci yarıya da aynı kararlılık ve disiplinle başlayan sarı lacivertliler bir golde bu yarın hemen başlarında bularak maçın yıldızı Alper Potuk'un golüyle skoru 2-0'a taşıdılar. Karşılaşmanın 49. dakikasında sol kanattan topu taşıyan Caner Erkin'in pasında topla buluşan Alper Potuk sol çaprazdan ceza sahasına girmek üzereyken uzak köşeye plase bir vuruş yaparak harika bir gole imza attı. Bu golden sonra rakibin gardını iyice düşüren Fenerbahçe üst üste geliştirdiği göz zevkine hitap eden harika ataklarından özellikle Senegalli yıldızı Sow ile yararlanamadı. Sonuçta baştan sona üstün bir futbol oynayan Fenerbahçe, yeni yılın bu ilk maçında da 3 puandan vaz geçmeyerek adeta “Kadıköy’den Çıkış Yok” tezini bir kez daha kanıtladı ve zirve yolunda avantajını sürdürdü. Fenerbahçe takımını kutluyorum.