Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

GÜZEL VE GÜNEŞLİ GÜNLER YAKINDADIR.

UEFA Avrupa Ligi A Grubu ikinci hafta maçında Hollanda ekibi Feyenoord’u konuk eden Fenerbahçe, bu sezon oynadığı 9 resmi maçı kazanan rakibini evine eli boş gönderip, liderlik koltuğuna oturdu.

Konuk ekip Feyenoord açısından;

Fenerbahçe’nin baskılı, mücadeleci ve maçı kazanmaya istekli oyunu sayesinde psikolojik olarak oyundan koparak maça kötü başladılar. Özellikle orta saha mücadelesinde yetersiz olmaları maçı da kaybetmelerine neden oldu. Fenerbahçe’den gördükleri baskı karşısında takım olarak maça konsantre olamadılar. Top çeviremediler, pas organizasyonları olamadı, ikili mücadelelerde adam eksiltip hızlı çıkışlar yapamadılar. Doğal olarakta skor üretmekte zorlandılar. Klasik istatistiklere göre hücuma çıkarken kaptırılan topların tehlikesini adeta kanıtlayan Kuyt’ın hatası birde gol Yemelerine neden oldu ve maçı çeviremediler. İkinci yarıda kötünün iyisi Bilal Başaçıkoğlu’nun oyuna girmesi Feyenoord adına karşılaşmanın küçük bir bölümünde oyuna hareketlilik getirdi ancak ondanda sonuç çıkmadı. Hem, kadro kalitesi, hem de Avrupa deneyimi açısından Fenerbahçe’nin çok, çok altında olan Feyenoord takımından daha fazlasını beklemek biraz hayal olurdu. Çünkü bu maç bizlere gösterdi ki; yenilginin nedeni Feyenoord’un eksikliği ya da kötü performansı değil, Fenerbahçe’nin gücü, kararlılığı ve futbolun doğrularını yapmasıydı.

Fenerbahçe’ye gelince;

Takım olma yolunda yükseliş devam ediyor. Henüz tam olarak hazır değiller ancak her geçen maç kalite standartlarında çıtayı sürekli bir üst seviyelere taşıyorlar. Feyenoord maçında son haftalardaki performanslarının çok, çok üstünde sakin, planlı, mücadeleci, konsantrasyon bütünlüklerini maça çok iyi yansıtan bir oyun kurgusu sergilediler. Özellikle rakibe yakın oynamaları, adam markajını iyi yapmaları, geniş alan bırakmamaları galibiyetin mimarlarıydı.

1-0’lık skordan ziyade; sergilenen pozitif nitelikli futbol olgusu, yardımlaşma saha parselasyonu, kanat beklerinin hücuma katkısı, topun olduğu yerde çoğalmak, savunma hattını öne çıkartarak alan daraltmak, organize takım presi, akıcı pas oyunu, kolektif ruh ve kolektif oyun yapısını gibi modern futbolun gereksinimlerini kusursuz yerine getirdi Fenerbahçe takımı. Hani 1-0 öne geçip üstüne yatma gibi bir teslimiyetçi futbol yoktu tam tersi mücadeleci bir takım hüviyeti sergiledi Fenerbahçe Feyenoord maçında. Özellikle orta alandaki Mehmet Topal, Ozan Tufan, De Souza üçlüsünün, Kuyt, El Ahmadi, Trindade’ye uyguladıkları baskı, savunmada Skrtel’in Jorgensen’e topun yüzü dahi göstermemesi, hücum bölgesinde Lens, Sow ve Emenike’nin harika performansları Fenerbahçe’nin gerçekten çok kompakt bir takım olmasına ve total futbol oynamasına sebebiyet veren önemli nüanslardı.

Özetle maçın küçük bir bölümü hariç, oyun genelinde rakibe oynama şansı vermeyen, ikili mücadeleleri kazanan, rakibe sürekli baskı kurup bunaltan bir Fenerbahçe takımı gördük. Bu pozitif nitelikli olgu ise ilerisi için iyi sinyaller veriyor. Ancak hala zamana ihtiyaç var. onunda çoğu gitti azı kaldı. Sabır güven destek ve en önemlisi tribünlerde 12. Adamın yerini alması. Fenerbahçe’nin iç sahada her maça 1-0 önde başlamasının en önemli etkeni dolu tribünler ve taraftar desteğidir. Fenerbahçeliler bunu asla unutmasınlar. Güzel ve güneşli günler yakındadır.