Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

İYİ MÜCADELE…

Spor Toto Süper Lig 6. hafta maçında Osmanlıspor deplasmanında zorluk derecesi yüksek olan kritik bir maça çıkan Fenerbahçe 1 puanla yetinmek zorunda kaldı.

Ev sahibi takım Osmanlıspor açısından;

Ligde kolay, kolay yenilgi yüzü görmeyen Osmanlıspor, saha ve seyirci avantajınıda iyi kullanarak maça daha atak başladı. Özellikle orta saha Musa ve Mehmet Güven’nin oldukça agresif oynaması, rakibin o bölge top çevirmesine ve ileriye iyi servisler yapmasına engel oldu. Ayrıca atletik yapılı oyunculara sahip Osmanlıspor takımında tüm futbolcuların takım savunmasını iyi yapmaları ve çabuk kontrataklara çıkmaları ev sahibi ekibin daha ofansif oynamalarını sağladı. Tartışmaya açık bir penaltıyla 1-0 öne geçtiler. Golden sonra yirmi beş dakika kadar Fenerbahçe’ye mahkum bir futbol oynadılar ve ilk yarıyı bu skorla kapattılar.

İkinci yarıda Fenerbahçe’nin sistem değişikliğine giderek önde basması ve kanat beklerinin ileriye çıkmasını önlemesi sonucu Osmanlıspor’lu futbolcular ilk yarıda ki hızlı ataklarını yamadılar. Bu yarının ilk on dakikası geçilirken kalelerinde beraberlik golünü gördüler. Kalan dakikalarda ataklar geliştirmeye çalıştılar ama etkili pozisyonlar üretemediler. İlk yarının başlarında kazandıkları tartışmalı penaltı golüyle bir puanı almayı başardılar. Ama şunu bilsinler ki Papaz her zaman pilav yemez. Aman Dikkat !!!

Fenerbahçe’ye gelince;

Mücadelesi ve tansiyonu yüksek geçen maçın ilk dakikalarına durgun girdiler. Özellikle orta sahada rakipten gördükleri baskı sonucunda top yapmakta zorlandılar. İlk on dakika geçilirken 1-0 geriye düştüler. Ancak çabuk toparlanıp normal oyun kurgularını sahaya yansıttılar. Özellikle ilk yarının son on dakikasına kadar rakip yarı alanda baskı kurdular. Gerek kaleyi karşıdan gören kolektif hücumlar ve gerekse kanatlardan özellikle sol kanattan İsmail ve Volkan’ın atakları Osmanlıspor ceza sahasında tehlikeler yarattı ancak final vuruşlarından sonuç gelmedi.

İkinci yarıya “medyanın deyimiyle 4-4-2 sistemine” dönem ve Van Persie’yi oyuna alarak başlayan sarı lacivertliler aradıkları golü erken dakikalarda buldular. Fenerbahçe'nin beraberliği yakalamasının ardından galibiyet golünü isteyen Dick Advocaat iki hamle daha yaptı. Moussa Sow'u kenara alan tecrübeli hoca, Alper Potuk'u sahaya sürdü. Son değişiklik hakkını da maçta çok yorulan Volkan Şen'i çıkartıp yerine Miroslav Stoch'u sahaya sürerek kullandı. Ofansif ve skor üretmek anlamında bu hamleler iyiydi. Geliştirdikleri ataklar, duran top organizasyonları ve yaptıkları iyi mücadele sadece skoru korumaya yetti. Ancak gol üretkenliğinde pek etkili olamadı. Zaman içinde bu probleminde aşılacağı çok açık.

Fenerbahçe’nin oyun şablonu ve mücadele gücü her geçen hafta artıyor. Şuan için puan farkı var ama ligin uzun bir maraton olduğunu düşündüğümüzde köprünün altından daha çok sular akar. Yeni bir takım olgusuyla mücadele eden Fenerbahçe’yi yetenekli futbolculardan oluşmasına rağmen alınan skorlalarla değerlendirip eleştirenler öncelikle şu ince nüansları bilmelerinde fayda var görüşündeyim.

Öncelikle medya olarak bizler şunu görmeliyiz.

  • · Futbol sporunda özellikle; Oyun kurgusunu kolektif bir takım yaratmak çok önemlidir. 
  • Yetenek tabii ki çok önemli ancak günümüz futbolunda tempo, yardımlaşma, dayanıklılık, güç ve organizasyon yoksa sadece yetenek tek başına bir anlam ifade etmiyor. O nedenle Dick Advocaat hoca takım halinde koşan, savaşan, teknik kabiliyeti yüksek bir ekip yaratarak, yetenek olgusunu toplam kalitede irdelemeyi temel prensip haline getirmeye çalışıyor.

Aslında; başarıya yürüyen takım yaratma becerisi, makro düşünce tarzından geçer beyler. İyi bir yönetim, inanılmış hedefler, akılcı bir organizasyon, planlama, doğru insanlarla çalışarak tüm bunları hayata geçirme çabası, zaman, istikrar, ekonomik koşullardan maksimum verim alma, iletişim becerisi, baskılara karşı direnme gücü, bilimsellik ve işbirliği.

Başarının zincirini oluşturan halkalar o kadar çok ki. Hiç bir başarı plansız, programsız, emek sarf etmeden, çalışmadan, acı çekmeden elde edilmiyor. Yani yazarlarımızın dediği gibi “4-4-2 veya 4–1–3–2” ile falanla filanla bitmiyor iş. O kadar basit değil.  

Medya olarak bunu anlamak ise özel bir korteks kullanım yeteneği istiyor. Zannedersem temel sorunda işte burada su yüzüne çıkıyor.