Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

KADIKÖY’DE “PAŞA” FENERBAHÇE’DİR.

Spor Toto Süper Lig'in 21. hafta açılış maçında Kasımpaşa’yı konuk eden Fenerbahçe, baştan sona üşütün oynadığı ve sayısız gol kaçırdığı karşılaşmayı 3-1’lik net skorla kazanarak önemli bir üç puanı daha hanesine yazdırmayı başardı.

Konuk ekip Kasımpaşa açısından;

Klasik tarzları olan önde basarak rakibin oyun planını bozmaya çalışan futbol kurgularından çok uzak bir takım hüviyetiyle maça başladılar. Karşılaşma genelinde takım halinde konsantrasyon bütünlüklerinden yoksundular. Fenerbahçe’nin kararlı, coşkulu ve baskılı oyunu karşısında; hemen, hemen Kasımpaşalı tüm futbolcular psikoloji biliminde “sensomotorik” olarak tanımlanan duyu-hareket paradoksu içindeydiler. Maç genelinde sergilenen negatif nitelikli futbol kurgusu, yapılan kademe ve pozisyon hataları, görülen kırmızı kart ve sarı kartlar bu olgunun en net kanıtlarıydı. Topu ayağa oynayamadılar, pasla ileriye çıkamadılar, yüksek toplarda oldukça beceriksiz kaldılar, hemen, hemen ikili mücadelelerin tamamını kaybettiler. Hal böyle olunca maç genelinde skor adına üretkenlikten uzak ve etkisiz bir takım görüntüsü verdiler. Bütün bunlara ilaveten bir de ilk yarının son dakikasında ikinci sarı karttan kırmızı kartı görerek hem takımını 10 kişi bırakan ve hem de penaltıya sebebiyet verip skorun 2-0 olmasına neden olan savunmacı Titi, konuk ekibin oyun planlarını dahada bozdu.

İkinci yarıda risk mi alsak, savunmada mı kalsak paradoksu yaşayan bir oyun kurgusuyla maça devam etmeye çalıştılar. Tıpkı ilk yarı olduğu gibi ikinci yarıda da kalelerinde sayısız gol tehlikeleri yaşadılar ancak şansları sayesinde daha farklı yenilmekten kurtuldular. Maçın son bölümlerinde yine baskı altındayken Fenerbahçe’nin basit bir savunma hatasından buldukları sürpriz bir gol vardı ki, Kasımpaşa’nın bu maçta tek tesellisi de galiba bu gol oldu diyebiliriz. 

Fenerbahçe’ye gelince;

Maça kazanmaya istekli ofansif bir futbol kurgusunu sahaya iyi yansıtarak başladılar. Karşılaşmanın daha ilk dakikalarında güçlerini ve kararlılıklarını rakibe iyi hissettirerek onları psikolojik olarak oyundan düşürüp, tüm taktik planlarını bozdular. Gerek ilk yarı ve gerekse ikinci yarıda çok bariz bir oyun üstünlüğü vardı Fenerbahçe’nin. Maç genelinde mutlak 3 puan parolasıyla oldukça canlı, istekli, baskılı ve golü düşünen ofansif futbol kurgularıyla maça pozitif katkı yapan taraf oldular. İlk yarıya iki gol sığdırmalarına rağmen sayısız gol pozisyonlarından yararlanamadılar.

Bu pozitif futbollarını ikinci yarıda da aynen devam ettirdiler. Bu yarıda da skor adına üretkenlikte bulunan taraf hiç kuşkusuz sarı lacivertlilerdi. Özellikle Alper’in oyuna girmesinden sonra Fenerbahçe, fizik güç ve üst düzey ofansif mental olarak çok daha etkili oldu. Orta alandan gol bölgelerine hızlı ve verimli servisler geldi. Alper ustalık dolu çalımı ve akabinde attığı jeneriklere uygun harika gol ile farkı 3’e yükseltti. Sonraki dakikalarda kaçırdığı gol ve yarattığı müthiş ofansif desteklerle Fenerbahçe’yi dahada ateşleyen isim oldu.

Özetlersek; maç öncesi zorluk derecesi yüksek olan bu kritik maçı, Fenerbahçe üstün oynayarak rahat bir galibiyete dönüştürdü. Cuma gecesindeki maçta Fenerbahçe adına futbolun temel prensipleri içinde var olan; “Yardımlaşma saha parselizasyonu, kanat beklerinin hücuma katkısı, topun olduğu yerde çoğalmak, savunma hattını öne çıkartarak alan daraltmak, organize takım presi, akıcı pas oyunu, tempo, top kayıplarında agresif olup topa tekrar sahip olmak, kanat atakları, şut organizasyonları ve final vuruşlarında skor üretmek gibi futbolun doğrularını” kolektif ruh ve kolektif oyun yapısıyla sahaya çok iyi yansıtarak önemli bir 3 puanı almayı başaran ve “PAŞA” benim diyen Fenerbahçe takımını kutluyorum.