Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN LARA.

“Alem biliyor Fener bir başka; Renklerine hastayım hasta; Özenme boş ver haddini bil, Tek büyük Fener; bilmem başka” taraftarların içine dokunan duygulu bu özel single albümüyle, Fenerbahçelilerin vazgeçilmezi oldu. Harika sesi, hit şarkıları, fantastik tarzı, şık giyimi, yüksek espri standartları, geniş kültür birikimi, kullandığı düzgün Türkçe, olgun hayat tecrübesi, sağlam kişiliği, yaratıcı, hevesli, enerji dolu güçlü karizması ve ışıltılı karakterleri, güzel ve başarılı hanımefendi betimlemeleriyle yılların eskitemediği bir ikon, müthiş Fenerbahçeli LARA hanımefendiyi röportaj Sponsorumuz Dalyan Club Tesislerinde konuk ettik. 

Müzisyen bir ailenin biricik güzel kızları olan Lara denildiğinde akla neler gelmiyor ki.. En başta söz yazarı, besteci, aranjör, ve yorumcu kimlikleriyle Türk Pop, Elektronik müzik, R&B tarzlarının gönüllerde iz bırakan kült ismi. Dünya’da Tom Jones, Elvis Presley örneklerinde olduğu gibi popüler müzik kapsamında olabilecek her türlü işi içerecek çok boyutlu bir marka.  Mükemmel vokali birbirinden kaliteli ve romantizmi ölümüne sevgiyi anlatan gayet zarif ve naif şarkıları yorumlayarak Türkiye’nin tartışılmaz en iyi vokallerinden.  

Müzisyen kimliğinin yanında çok özel projelere imzasını atan; masum ve çocuksu yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesi, hayata bağlılığı ve içtenliğiyle özellikle doğa ve hayvan sevgisini, yaşlılara saygı ve sevgi duymayı, dostluğu, kardeşliği, insan sevgisini ele alan sosyal projeler gönüllüsü. Türkiye gösteri sanatları kapsamında moda ve modellik dendiğinde yine adres Lara olarak karşımıza çıkıyor. Düzgün fiziği, güzelliği ve modellik yeteneğiyle, sanat adına platformlarda aranan bir yüz. Birçok moda çekimi için özel pozlar verip, podyumlarda yürüyor. Dünyaca ünlü Türk ve yabancı modacılarının defilelerinde çok özel kıyafetleri üzerinde başarıyla taşıyor. Önemli sponsorlarla ortak projelerde yine değerli sanatçımızın imzası dikkatlerden kaçmıyor.

Çağdaş Türkiye sanatının yükselmesi için derin kültür kaynaklarına eğilen, zamanının önemli bir bölümünü ayırıp, ciddi uğraşlar veren; her şeyden önemlisi o mangal gibi yüreği Sarı Lacivertli renklerin sevgisiyle atan müthiş bir Fenerbahçe aşığı değerli sanatçımız Sayın Lara hanımefendiyi siz değerli taraftarlarımız için; İstanbul’un en köklü ve en prestijli mekânlarından; eğlence ve spor kompleksi “Dalyan Club Tesislerinde” ağırlayıp; Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk.

  

SORU:  Sayın Lara Hanım, Müziği evrensel bir sanat yapan ana temayı rica ederek röportajımıza start verelim.

YANIT: Müziği evrensel bir sanat yapan ana tema eserlerin etnik ve kültürel değerleridir. Müzik bir dildir. Farklı yörelerden, farklı bölgelerden, farklı ülkelerden, farklı kıtalardan; farklı kesimlerden, farklı topluluklardan, farklı toplumlardan, farklı uluslardan; kısacası, farklı kültürlerden farklı insanların ve insan kümelerinin (topluluklarının) buluşabildiği, birleşebildiği, az veya çok anlaşabildiği tek dildir. Bu dile “müzikçe” denir. Müzikçe diller üstü bir dildir, bir başka ifadeyle “üst dil” dir. Bazen sözlerini anlamasanız bile bir şarkıyı sevmeniz mümkündür. Onun sizi etkilemesi an meselesidir. Eğer ki o şarkı güzelse ve gerçek anlamda “Best of” olacaksa sizi alır ve bambaşka bir yere de götürür. Müzik bu yüzden evrensel bir takım değerlere sahiptir. Yani sözlerini anlamasınız dahi o ritim ruhunuza dokunur ve dünyanın neresinde olursanız olun, o şarkının farklı dillerdeki versiyonlarını da seversiniz, şeklinde özetleyebilirim.

SORU: Müzik toplum tarafından bilimsel olgu olarak görülebiliyor mu? ya da toplumun bakış açısından, müzik yalnızca düzenli sesler, eğlence, ritüel vb. olayların aracı olarak mı betimleniyor?

YANIT: Müzik duyduğumuz bir tını değildir. Müzik insan sesiyle beraber doğadan ve yıllarca gelen yaşam biçimleriyle var olan sesleri işleyerek, kemana, gitara, piyanoya özdeşleşen müthiş bir evrim aksiyonudur.  Müziğe kendi iç dinamikleri ve akademik açıdan bakarsak bilimsel bir olgudur. Çünkü müzik, toplumu oluşturan bireyler arasındaki etkileşimleri, toplumların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyip, toplumsal ve toplumlararası anlaşma, dayanışma, paylaşma ve kaynaşmayı sağlar. Bireyler arasında bağ kurma, duygu, düşünce, tasarım ve izlenim alışverişini sağlama ve giderek ortak duygu, düşünce, izlenim oluşturma tarzıyla bireyin toplumsallaşmasını kolaylaştır ve onların müzikli etkinlikler yoluyla grup çalışmalarına katılmalarını, grubun üyesi olmalarını grubun içinde toplumsal güven kazanmalarını sağlar. Müziğin, toplumsal iletişimi kolaylaştırması, hızlandırması ve yoğunlaştırması törenlerde, şölenlerde, radyoda, televizyonda günün belli saatlerinde belirli müziklerin yer alması gibi temelde böyle bir iş görüden kaynaklanması ise elbette bilimsel bir olgudan kaynaklanıyor. Diğer taraftan örneğin; Etiler’de diskolarda eğlenenler tarafından bakarsak; insanları hoş tutan eğlence ve ritüeldir. “Eğleniyoruz ya, işte”dir.

SORU: Sanat sosyolojisinin içinde müzik felsefesi ve estetiğini nasıl tanımlıyorsunuz?

YANIT: Her toplumun sanata, felsefeye bakış açısını içeren farklı bir kültürel yapısı vardır. Müzik felsefesi, müzik alanında düşünmeye katkı sağlar ve müziğin ontolojik boyutunda, yaratma sürecine yönelik düşünme edimidir. Böylece düşünce ve beğeni ortaya çıkarak müzik estetiğini oluşturur. Müzik estetiği ise, güzellik yargısına katkıda bulunarak, beğenilerimizin biçimlenmesini kolaylaştırır. Müzik estetiği var olan eserlerin içerik ve yapısına yönelik güzeli arama, oluşturma çabasıdır. Müzik estetiği, müziğin bireyler ve toplum için güzellik ve beğeni serüvenine yönelik çalışır. Eserlerin yapısına (sistem) ve anlamına (kültüre içkin) göndermelerde bulunarak kompozitörün yaratma sürecine katkı sağlar. Ses kümelerini kendisine alan olarak seçmiştir. Ayrıca icracının niteliğinden, konser salonlarının dekorasyonuna, dinleyici kıyafetlerinden, sahnedeki düzene kadar birçok ayrıntı estetikçi için önemlidir. Yaptığı beğeni odaklı öneriler ile müzik bilimine de katkıda bulunur. Bu bağlamda Müzik, sınırsız bir enerjidir. Duyguları düşünceleri seslerle anlatan ruhun ifadesidir. Benimde felsefem olan pozitif bir hayatın temel unsurlarındandır.

  

SORU: Geçelim Moda dünyasına; Moda’nın insan yaşamındaki yeri ve kültürün bir parçası olmasında ki önemi nedir?

YANIT: Moda insan hayatında bir yaşam tarzıdır, giysilerle kendimizi ifade etmenin bir yolu olmasıyla yaşamımızda önemi büyüktür. Kendimizi ifade etmek, sözsüz bir iletişime dayanarak, giysiler aracılığıyla anlamları paylaşmak ve farklı kimlikler oluşturmaktır. Ayrıca yaşam tarzımıza uygun olarak görünümlerin bir ifadesidir. Giydiklerimiz veya giymediklerimiz bir zevk ürünü, tercih olgusudur ve dünyaya kendimiz hakkında söylediklerimizdir. Moda’nın kültürün bir parçası olmasında ki önemine gelince;  Moda ile kültür iç içedir. Bir ülkenin modası halkın kültürüne göre şekillenir. Eğer moda halkın kültürüne uygun olarak tasarlanırsa o zaman modayı uygulayacak kişiler tarafından daha kolay benimsenir. Modanın tasarımı kadar benimsenmesi de önemlidir. Eğer tasarlanan moda benimsenmezse o zaman tasarlanmasının bir anlamı kalmaz. Bu nedenle tasarımcılar yeni modalarını kültüre, bakış açısına ve tutumlara göre tasarlarlarsa o zaman işler daha kolay olacaktır. Böyle olursa reklam yapmaya da gerek kalmayacaktır ve bu durumda daha az masrafla bir modayı kitlelere benimsetmiş olacaklardır.

SORU: Düzgün fiziğiniz, güzelliğiz ve modellik yeteneğinizle podyumlarda boy gösteriyorsunuz. Manken, Model, Mankenlik ve Modellik kavramlarını nasıl tanımlarsınız?   

YANIT: Güzel ve etkin sorularla zevkli bir söyleşi oluyor. Manken ya da model kavramlarını sanat, moda veya reklam için poz yapan veya kendini sergileyen kişiler olarak tanımlayabiliriz. Mankenliğin moda, fitness, bikini, güzel sanat ve vücut mankenliği gibi türleri vardır. Her mankenin güzel olması da şart değildir; örneğin karakter mankenleri vardır. (çoğunlukla reklamlarda oynarlar) normal veya komik tipli insanları yansıtırlar. Modellik; oyunculuk, dansçılık veya mim sanatçılığı gibi bir gösteri performans alanıdır ancak kapsamının sınırları pek tanımlanmamıştır. En azından ben öyle düşünüyorum. Rolün türü ne olursa olsun, bir film veya oyunda olmak genellikle modellik olarak sayılmaz. Bununla beraber mankenler genellikle fotoğraflarında herhangi bir duyguyu ifade etmek zorundadırlar ve o nedenle birçok manken kendini aktör olarak tanımlar. Şeklinde özetleyebilirim.

SORU: Modellik demişken, vücut geliştiriciler modellik için galiba daha aksiyoner gibi, ikisini kıyasladığımızda sizce, aralarında ne tür fark ya da farklar görebiliriz?

YANIT: Fitness modeller için aynen öyle. Çünkü fitness modelinin atletik ve sağlıklı bir vücut biçimine sahip olması gerekir. Yorumunuza katılıyorum fitness mankenleri vücut geliştirmecilere benzerler, ama kaslarının kütlesi daha azdır. Vücut geliştirmecilerle kıyaslandıklarında normal atletik insanlardır. Fitness mankenlerinin vücut ağırlıkları, genellikle moda mankenlerinin ağırlığına benzer veya onlardan biraz ağırdır, ama daha az vücut yağı yüzdesine sahiptirler, çünkü ağırlıklarının sebebi kaslarıdır.

  

SORU: Türk pop müziğine hızlı bir giriş yaptığınız iki farklı kapak tasarımıyla CD-MC formatlarında piyasaya sürülmüş, kısa sürede büyük ilgi gören ve bazı şarkıların bestesi size ait olan ilk albümünüz “Işık” ve çıkış parçası olarak son derece ritmik “Allah Versin” parçasını seçtiniz ve tek klipinizdi. Bu albüm ile 10. Kral TV Video Müzik Ödülleri En İyi Çıkış Yapan Sanatçı Kadın kategorisinde ödül sahibi oldunuz nasıl bir duygu ve heyecandı?

YANIT: Öncelikle bu heyecanın çok güzel olduğunu belirtmek isterim. Ama o heyecanı Almanya’da yaşadım. Gönül isterdi ki Kral TV Müzik Ödülleri’ni tam yerinde görüp, o şekilde bir heyecan yaşasaydım. Ama Almanya’da bir restoranda ödülü aldım. Çok heyecan verici ve çok güzel bir duyguydu. Açıkçası bu ödülü alacağımı biliyordum. Çünkü o kadar iddialı bir şarkı ile giriş yaptık ki, o dönemde ne öyle bir şarkı vardı ne de öyle bir dans eden biri. Bu noktada o ödülü alacağıma emindim. Ve öylede oldu.

SORU: 4. MÜ-YAP müzik ödüllerinde “Altın Albüm” ödülü aldığınız ikinci stüdyo albümünüz olan “Adam Gibi Adam” çıktığı yıl çok satanlar listesine girmiş ve 100.000 satış grafiğini geçmişti. Ve bu albüm hayran kitlenizi ve müzik dünyasındaki saygınlığınızı daha çok artırdı. Yorumlarınız.

YANIT: Aslında baktığınızda genelde ‘‘giderli’ şarkılar yaptık Profesyonel bir ekiple çalışarak, güzel ve iddialı şarkılar seçtik. Başarının sırrının da buradan geldiğini düşünüyorum. Ve şunu çok açık yüreklilikle söylüyorum; giderli şarkıların kraliçesi de benim!.  Sonraki süreçlerde herkes giderli şarkı yapmaya, okumaya başladı ama ilk trendi ben yaratmıştım.

SORU: 3. stüdyo albümünüz “YadigarAlbümde bir akustik versiyon, bir remix ve 8 şarkı olmak üzere toplam 10 şarkıdan oluştu ve albümde hiçbir şarkıya klip çekmediniz. Acaba bu tepki miydi sektöre ya da topluma ne mesaj vermek istediniz?

YANIT: O dönemde bir firmam vardı ve o firmamla da sözleşmem bulunuyordu, bu da çok ağır bir sözleşmeydi. ‘Yadigar’ albümünde çok güzel şarkılar vardı. Türkiye’nin en önemli aranjörleri ve bestekârlarıyla çalıştım. Ama maalesef olmayınca olmuyor diyelim.

SORU: Dans yeteneğinizi vokal performansınız ile birleştirerek, kendi yarattığınız stilin tartışılmasız tek ismi olduğunuz ve ilk maksi single olan “Yolla” klip çekimleri desem.

YANIT: Adeta 1001 gece masalı gibi olmuştu. 18 saat süren çekimlerde yaklaşık 40 kişilik bir ekiple çalışıldı. Araba çekme planlarında low loader tekniği Türkiye’de ilk kez bu klipte kullanıldı. Bu sahnelerde yer alan araba ise Türkiye’de sadece bir adet klasik araba koleksiyoncusunun sahip olduğu 1967 model araçtı. Yağmur sahneleri için eksi 4 derecede 3 ton su kullanıldı ve çekimler için özel set sahnesi kuruldu. Türkiye’nin en iyi yönetmenlerinden biri olan Tamer Aydoğdu o klibi çekmişti. Açıkçası maliyetli de bir klipti. Büyükçekmece’de uçağın kanadında çektik. Daha sonra bir dağın eteğinde çektik. Ama çok iyi paralar harcadım diyebilirim. Tabii emeğimin hakkıyla kazandığım paralardı.

  

SORU: Gelim şimdilerde çıkartacağınız en son çalışmanız olan ve Kral Tv ekranlarında yayınlanan “BİSANA” adlı albümünüze.

YANIT: Evet, yeni albüm Ramazan’dan sonra gelecek. Single bir albüm olacak. 1,5 yıllık bir çalışmanın sonunda bu single albümü oluşturdum.  Neden single? Günümüzde 4-5 adet şarkıyı bir CD’ye toplamak açıkçası albümü öldürüyor. O yüzden bir Single çalışmamız oldu. Sıfır şarkılardan oluşan bir çalışma yaptık. Çünkü Cover şarkıları tutturmak çok kolay. Eski dönemlerde herkesin sevip, çokça dinlediği şarkıları söyleyince yine tutuyor. Önemli olan sıfır şarkılarla gündemde kalabilmek. Bunu da başardığımı düşünüyorum.

SORU: Müzik dedik. Moda’dan bahsettik. Albümlere değindik. Dilerseniz birazda özele geçelim. “Evlilik, çocuk ve kariyer kurgusu içinde” diğer Lara hanım profilini rica edelim.

YANIT: Hani ‘‘çocukta yaparım kariyer de” diyen kadınlar vardır ya, işte onlardan biri de benim. İyi bir anne olduğumu düşünüyorum, aynı şekilde müzik piyasasında da güzel işlere imza attığıma inanıyorum. Galiba biraz konsantrasyon meselesi oluyor.

SORU: Hep aynı fizikle sahnelerde kalmayı neye borçlusunuz?

YANIT: Öncelikle spor hocam Sayın Doğu Okumuş beye borçluyumSayın Doğu Hoca’nın ilk etapta uygulattığı zevkli adaptasyon süreci, sonrasında kişiyi sıkmadan fazlaca yormadan adeta keyifli bir oyun oynama edasında yaptırdığı kardiyo egzersizleri, karın çalıştırıcı klasik mekik şınav vb. gibi hareketleri içeren kas dokusunu artırırken yağ dokusunu azaltan etkili antrenman programlarıyla önerdiği sağlıklı diyet yöntemleri düzgün fiziğe sahip olmamda önemli rol oynamıştır. Pek tabii bu olguda kişinin sportif disiplinide çok önemlidir. Olayı sadece hocaya bırakmak tek taraflı aksiyon olur o da istenilen başarıyı getiremez. Bu prosesi, tıpkı iş dünyasındaki " Co-branding business plans" ortak iş birliği planı gibi düşünmek gerekiyor. Her iki tarafta görevlerini karşılıklı olarak gereği gibi yapmalıdır. Ama Doğu hocanın atletik ve düzgün bir fiziğe sahip olmada doğru bir adres olduğunu düşünüyorum. Özetle düzgün ve atletik bir fiziğe sahip olmamda, düzenli ve programlı spor yapmam ayrıca sigara ve alkolün hayatımın hiçbir döneminde olmamaası ve sağlıklı yaşamamdan geçiyor diyebilirim.

SORU: Uzun yıllar süren başarı dolu sanat hayatınızı geride bıraktınız.  Ama yaşama sevincinizi, enerjinizi hiçbir zaman kaybetmediniz. Sizce bu olgunun sırrı nedir acaba?

YANIT: Açıkçası dengeleri iyi kurduğumu düşünüyorum. Sahnede sanatçı Lara oluyorum, evde ise bir anne oluyorum. Bu yüzden bunları ayırt etmek çok önemli diyebilirim. Şunun da altını çizmek istiyorum; anne olmayı seviyorum ve annelik tam bana göre. Bir anaç yapım var.

    

SORU: Yaşam alanlarınız nereler? Duygu olarak beslendiğiniz ülkeler, şehirler ya da semtler var mı?

YANIT: Genelde türbelere gitmeyi, oralarda bulunmayı çok seviyorum. Örneğin; Beykoz’da bulunan Hz. Yuşa Türbesi’ni çok seviyorum. Duaların bana huzur verdiğini söyleyebilirim. Mistik atmosfer taşıyan yerler yaşam alanlarım diyebilirim. Zaten Türkiye ince güzellikler Ülkesi. Ülkemi hiçbir şeye değişmem. Türkiye’de yaşamaktan dolayı çok mutluyum. Her ne kadar olumsuz şeyler yaşansa da ülkem benim için çok ama çok değerlidir.

SORU: Ve şimdide geçiyoruz Fenerbahçe’ye. Önce şu “Tek büyük Fener” ile başlayalım.   Taraftarlarımızın içine dokunan duygulu bu özel single albümü gibi marşla Fenerbahçelilerin vazgeçilmezi oldunuz şarkının hikayesini rica edelim.

YANIT: Bir gün albüm çalışmaları için stüdyoya girdim ve aranjörüm Selim Çaldıran yanıma gelip, şunu dedi “Allah versin şarkın Fenerbahçe taraftarı tarafından çok beğeni aldı bunu Fenerbahçe’ye uyarlayalım” Akabinde ben de, “Başkanımız seviyorsa tabii ki de seve seve yaparız” diye karşılık verdim. Bu konuşmaların ardından 1 gün içerisinde sözler yazıldı ve hemen stüdyoda okuduk. Daha sonra bir baktık ki, Statta herkesin dilinde. Böyle bir manzara karşısında da insanın tüyleri diken, diken oluyor.  Fenerbahçe aşkı bir başka. Yeni single’da yine Galatasaray’ı, Beşiktaş’ı ve Trabzonspor’u ürpertecek çok güzel bir şarkı daha geliyor. Bu Fenerbahçe için çok özel bir çalışma olacak.

SORU: Nasıl Fenerbahçeli olduk, Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Erkek arkadaşım sayesinde Fenerbahçeli oldum diyebilirim.  Maç günü çok ciddi bir hazırlık içerisindeyiz. Tıpkı düğün hazırlığı yapar gibi maça hazırlanıyoruz. Tabii bu manzara karşısında da etkilenmemek imkânsız. Bu sayede Fenerbahçe beni etkiledi ve iyi bir Fenerbahçe taraftarı oldum. Aslında bir insanın Fenerbahçeli olması için o kadar çok sebep var ki; Avrupa’da saygı duyulan bir Kulübüz, her branşta zirve mücadelesi veren sporcularımız var. Buna ek olarak Hedef 1 Milyon Üye projesi gibi çok önemli bir proje ortaya çıkarıldı. Hepsi bir yana taraftarından güç alan bir camianın ya da bu ailenin bir parçası olmak beni mutlu ediyor. Düşünüyorum da, her ne kadar erkek arkadaşım sayesinde bu renklere gönül versem de, demek ki ben Fenerbahçeli doğmuşum. O zaman ne diyoruz; Fenerbahçeli olunmaz, Fenerbahçeli doğulur

SORU: Lara perspektifinden Fenerbahçe yorumu desem.. 

YANIT: Öncelikle gurur duyuyorum. Az önce de söylediğim gibi, Fenerbahçe her zaman zirvede yer alan bir kulüptür. Gerek yurtiçinde gerekse de yurtdışında elde edilen başarılar biz Fenerbahçelilerin göğsünü kabartıyor. Bakın, Anadolu Efes ile oynadığımız son şampiyonluk maçında Fenerbahçe Ülker Sports Arena tıklım, tıklım doluydu. Tüm biletler bitmişti. Bu durum bile bizleri çok gururlandırıyor. Basketbol takımımız, bu sezon yapılan yatırımların karşılığını verdi. Avrupa’da final oynadık ve bu bir ilk. Aynı şekilde Zeljko Obradovic yönetiminde 2.şampiyonluğumuzu elde ettik. Bu başarılardan dolayı çok mutluyuz. Ayrıca Başkanımız Aziz Yıldırım da her zaman takımın yanında olup, destek verdi. Ben, Fenerbahçe’nin başarısı çekemeyenlerin olduğunu düşünüyorum ve bu çok açık. Buna rağmen Fenerbahçe’nin kendi içinde müthiş bir bütünlüğü de var. Çok sayıda Fenerbahçe yurt dışı konserlerine gittim. Dünyanın her ülkesinde Fenerbahçe’nin büyüklüğünü birebir yaşadım. Yani “Tek büyük Fener; bilmem başka”

    

SORU: “Hedef 1 Milyon Üye” projesi için taraftarlarımıza mesajınız nedir?

YANIT: Ana teması inovasyondan çıkmış, çok özel, farklı ve özgün bir proje modeli. Kelimenin tam anlamıyla Fenerbahçe Spor Kulübü’nü gerçek sahiplerine, yani taraftarlarına açan bir yapılanma oluştu. Fenerbahçe'nin büyüklüğünü görmesi gerekenlere gösteren de cesur girişim atraksiyonu. Kulübümüzün kaderini tamamen değiştirecek ve global ölçeklerde hak ettiği büyüklüğü sağlayacağıma inanıyorum. Fenerbahçe açısından bu proje var ya bu proje, aynı zamanda endüstriyel futbolun kalbine sokulmuş bir hançerdir. Endüstriyel futbolun bileğini büken hatta kıran bilektir. Endüstriyel futbola, "klasik futbolunun" attığı şapka çıkarılacak müthiş bir goldür. Bizler gibi futbol romantiklerine verilmiş büyük bir umuttur. Bir isyandır. Bir direniştir. Özetle bu proje, büyük bir vizyondur.  Burada tribünlerimizde açılan bir pankarta değinmek istiyorum. “Sevgi eylem gerektirir” şeklindeki pankart çok önemli ve anlamlıdır. O nedenle Fenerbahçe taraftarının bu konuda bilinçli olup, bu projeye daha çok katkıda bulunması gerekiyor. Yani; “Hep destek, tam destek”

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Sayın Başkanımız Aziz Bey; Futbol, Basketbol, Voleybol başta olmak üzere tüm şubelerimize çok önemli yıldızların katılmasını sağlayan naif bir insan. Bunun için başta Başkanımız Aziz Yıldırım’a ardından da Yönetim Kurulumuza çok teşekkür ederim. Birbirinden değerli isimleri izledik. Aslında şu da bir gerçek; Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’ye başkan olduğundan bu güne Türkiye, dünya yıldızlarını izlemeye başladı. Onları, Türkiye’ye getiren Aziz Yıldırım’dır.  Bence, Türk sporunun Atatürk’ü de Aziz Yıldırım’dır. Türk sporuna ve Fenerbahçe’ye çağ atlatan insandır. Bu dünyaya Aziz Yıldırım gibi bir adam daha gelmez. O zaman ne diyelim; “Âlem biliyor, Aziz Yıldırım başka” Başkanımızla birlikte; Sporcusuna, camiasına sahip çıkan değerli Yönetimimiz var. Pek tabii taraftarımızın büyüklüğü de çok ayrı bir noktada. Her koşulda hangi branş olursa olsun sonuna kadar destek veren taraftarlara sahibiz. Şunu da söyleyelim, yakında yeni bir Fenerbahçe marşı ile de tüm tribünler inleyecek. Son sözlerimi de şu şekilde noktalamak isterim:

Alem biliyor, Fener bir başka,

Renklerine hastayım hasta,

Özenme boş ver, haddini bil.

Tek büyük Fener, bilmem başka.

Ölsem; istemem, sevmem başka

Tüm camiamıza sevgi ve saygılarımı iletiyor, başarı, sağlık ve mutluluk dolu nice bayramlar diliyorum.