Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

Harika Sesi, Hit Şarkıları, Fantastik Tarzı, Şık Giyimi, Sürekli Kendini Yenileyen Görünümü ve Değişime Açık Tavrıyla Sadece Müzikte Değil, Edebiyat, Futbol Ve Moda Dünyasında da Hayranlarını Sürükleyen Yılların Eskitemediği Bir İkon.

“Türk Pop Müziğinin Gönüllerde İz Bırakan Kült İsimi, Dünyada Tom Jones, Elvis Presley Örneklerinde Olduğu Gibi Popüler Müzik Kapsamında Olabilecek Her Türlü İşi İçerecek Bir Yorumcu. Herkes Onu Alpay Adıyla Tanıdı. Söz Yazarı, Besteci, Yorumcu, Ulusal Takım Futbolcusu, Edebiyatçı-Yazar, Reklamcı Ve Hukukçu Kimlikleriyle Çok Boyutlu Bir Marka. Sempatik, Zeki, Karizmatik, Güler Yüzlü Hoş Ve Espritüel, Sevgi Dolu Yüreği Beyefendi Ve Kibar Kişiliğiyle Rahat Ve Kendisiyle Barışık, Kompleksleri Ve Takıntıları Olmayan, Tarzıyla Çok Saygın Bir İnsan, Ayrıca Çok Keyifli, Onunla Birlikte Olmak Ve Zaman Geçirmek İnsana Gerçekten Büyük Huzur Ve Mutluluk Veriyor.”

Müzikal kariyerine, Ankara Hukuk Fakültesi'nde öğrenimini tamamladıktan sonra 1960'larda başlar, romantik folk ve rock tarzında deneysel müzikler yapar, birçok Fransız Chanson'unun ve İtalyan Napolitan'larının aranjmanlarını Türkçe'ye uyarlıyarak seslendiren sanatçımızın büyük çıkışı "Eylül'de Gel" ve "Fabrika Kızı" gibi hit şarkılarıyla olur. 52 yıllık sanat hayatını başarılarla dolu, dolu geçiren, çok sayıda albümler yapan ve ödüller alan, “Ayrılık Rüzgârı, Maria, Senin İçin” gibi dillerden düşmeyen beste ve yorumlarıyla müzik tarihine altın harflerle geçen, birbirinden kaliteli ve romantizmi ölümüne sevgiyi anlatan şarkıları yorumlayarak Türkiye’nin tartışılmaz en iyi vokali olan, ilave olarak müzikte olduğu kadar futbol dünyasına da damgasını vurarak başarılı bir futbol kariyeri geçiren, Ankarademirspor’da başladığı futbol hayatını Gençlerbirliği’nde devam ettirip, ulusal takıma kadar yükselerek o kutsal formayı giyen, “Eylül’de Gel” adlı kaleme aldığı kitabında kullandığı güzel Türkçe ve akıcı dile ilave Grıd ve Tipografi betimlemeleriyle gerçek yazarlara taş çıkartan, reklam sektöründe başarılı kariyeriyle her yaptığı olay olan, bütün bu başarılı ve birbirinden enteresan sanat, spor, edebiyat kariyerine birde hukukçu kimliğini ekleyen, özetle bir insanda çok az bulunan hani derler ya on parmağında, on marifeti olan, çok özel bir kimlik; değerli sanatçımız Sayın Alpay NAZİKİOĞLU, nam-diyer ALPAY beyefendiyi siz değerli taraftarlarımız için ayın VIP KONUĞU’nda ağırladık.

     

Değerli Sanatçımızın muhteşem biyografisini şöyle bir hatırladığımızda;

Alpay NAZİKİOĞLU, nam-ı diyer adıyla Alpay bey, yedi göbektir İstanbullu olan bir ailenin tek çocuğu olarak, 20. yüzyılın ortalarına doğru anne ve babasının işleri nedeniyle 1935 yılında Ankara’da dünyaya gelir. Baba soyu, Naziki Dergâhı’na dayanan ve soyadını da buradan alan sanatçı Alpay Nazikioğlu’nun, anne tarafı ise ünlü asker sülalesi Hersekli Mehmet Ali Paşa, dolayısıyla Hüsrev Gerede ve Servet Paşa’ya kadar uzanmaktadır. İlk ve ortaokulu TED Koleji’nde, lise öğrenimini Ankara Atatürk Lisesi ve Gazi Lisesi’nde tamamladıktan sonra, Ankara Hukuk Fakültesinden mezun olur.  

Lisede okurken Yüzme, Uzakdoğu sporları, Atletizm gibi branşlarda başarılı olan Alpay Nazikioğlu’nun sporla olan bir başka yönü de futbol hayatıyla başlar. Göstermiş olduğu müthiş performans ile kısa sürede dikkatleri üstüne çeker, Ankarademirspor’da lisansı çıkartılır ve ilk profesyonel futbolcu olarak bu kulüpte oynar, sonra Gençlerbirliği’ne transfer olur. Ulusal takıma kadar yükselerek bu kutsal formayı da giydikten sonra babasının isteği ile futbol yaşamını noktalar. Yine Lise yıllarında, arkadaşları arasında söylediği özellikle yabancı şarkılarla tanınan Nazikioğlu, bir gün kuzenini dinlemek üzere gittiği bir programda, kuzeninin talebi ile orada bir şarkı söyler. Böylece, ilk sanat yaşamı da başlamış olur. İlk kez 1964 yılında, hukuk fakültesinin son sınıfında iken, Ankara’daki Büyük Sinema’da sahneye çıkar. Sonrası Askerlik yılları başlar ve 1966 senesinde Mamak Muhabere Okulu’nda yedek subay olarak vatani görevini tamamlar. Değerli sanatçımızın ilk dönemi çoğunlukla İngilizce ve İspanyolca cover ve özgün besteye dayanmakla beraber kariyerinde ilk şarkısının Kara Tren olması gayet ilginç ve manidardır. 1963 yılında henüz sahneye çıkmaz iken Doruk Onatkut orkestrası ile kaydettiği Kara Tren Türkiye radyolarından sanatçının sesini tüm ulusa sürekli duyurur.

Kara Tren, 1964 sonrasında bu kez Sayın Alpay beyin ilk grubu olan Arkadaşları eşliğinde yeniden kaydedilir. Kendi kurduğu Penguen plakları kapsamında yapılan çoğu yerli beste olan İngilizce ve İspanyolca şarkıların arasına Kara Tren, Gelin Ayşem ve Efem de eklenir. Değerli sanatçının aynı zamanda reklamcı olması (Pınar Reklam) TPAO için hazırlanmış bir plakta bu 3 şarkının daha geniş kitlelere ulaşmasında etkin olur. Söz konusu plak, Alpay’ın sesinden okunan halkın TPAO’yu sahiplenmesi için hazırlanmış bir metni barındırır. Bu metnin geri planında da ilk dönem elektronik müzik/concrete musique tınılı bir eşlik yer alır.

    

O dönemde genç sanatçının arkasında alabildiğine yetkin ve ufku açık bir topluluk vardır. Alpay ve Arkadaşları… 1970’lerin başında Alpay beyin Diskotür ile çalışmaya başlaması (öncelikle Disko) Antuan Şoriz’in genç dimağlara açık prodüksiyon mantığıyla yenilenme imkanı bulmasını da beraberinde getirir. Fabrika Kızı ve Tren gibi Sayın Alpay’ın salon şarkıcısı imajından sıyrılıp dönemin rengine uygun bir Donovanvari duruş kazanmasına yardım eder. Bu dönem, sanatçının gerçek anlamda yerli besteyle tanışmasını da kendiliğinden getirir. Diskotür döneminin özellikle ilk yıllarda bir seri üretim görüntüsü veren sanatçımız kitlelerle en doğru iletişimi kurabilmek için türler arası harika bir rota izler.

Anadolu Pop akımının tüm hızıyla sürdüğü bu döneme Alpay beyin gerçek anlamda ilk katılışı 1972’de “Dağların Gözyaşları” ile olur. Dağların Gözyaşları, sanatçının folklorik düzenleme mantığının tamamen rock yönüne kaymasını sağlayan bir eser olması bağlamında bir dönüm noktasıdır. Bu plakta Alpay Bey sürekli eşlik grubuna kavuşmuş olur ve plaklarında açıkça belirtilmese de ona eşlik eden bu ekip Ankara’nın ünlü psychedelic gruplarından biri olan oksijenlerdir.

                   

1972 yılında sanatçı bu kez 3 Hürel grubu ile birleşir. Ona Anadolu pop tarzında süreklilik kazandıran bu birleşme “Aşk Böyledir-Gönüllerde Bahar” plağını beraberinde getirir. Tipik Hürel soundundaki plakla başlayan beraberlik konserde grubun sade yapısının Alpay Beyin konvansiyonel repertuvarını karşılamada yetersiz kalması sonucunda uzun süreli olmaz.

  

Bu plağı takiben sanatçı, Oksijenler ile birlikte 1973’de “Can Karagözlüm” plağını yapar ve aynı yıl yayınlanan 7 Dilde Alpay uzunçalarında Dağların Gözyaşları yeniden icra edilir. Yine 1973’de yapılan “Kalenin Bayır Düzü-Köylü Kızı” 45’liği ile bu kez Anadolu pop denemelerinde rafine bir tını yakalamış bir Alpay ve Oksijenler ekibi vardır. Son Diskotür 45’liği olan “Ah Berelim”de ise Lüküs Hayat operetinden bir Cemal Reşit Rey eserinin ne denli Anadolu pop mantığına uydurulabileceği gösterilmiştir. Böylelikle, yıllar öncesinin yerlileşme deneyimlerinden biri olan operet eserleri 70’ler bağlamında Anadolu pop sınıflandırması altında kendini yeniden üretmiştir.

Diskotür sonrası Ergin Bener’in Yonca şirketine geçiş yapan sanatçı; o dönemde Türkiye’de yeni, yeni kullanılmaya başlanan stereo kayıt ve 4 kanallı stüdyonun ilk denemesini de Yonca döneminde yapar. Yekte’nin kaydında ilk kez alaturka keman denemesine girişen ekip, Seni Dileniyorum’da da Uriah Heep’ten Titanic’e herkesi içine alan afro rock tarzına da göz kırpmayı ihmal etmez. Kayıtlarda dört kanallı kayıt imkanlarının kullanımı ile sağlam bir groove yakalanır. Takvim yaprakları 1974 yılını gösterirken ikinci 45’liği yıl sonuna doğru yayınlanan “Ben Armudu Dişlerim” olur. 1975 yılında  “Mecnun Derlerdi” ile sıcak Anadolu pop dönemini bitiren sanatçı aynı plakta yer alan “Ayrılık Rüzgarı” ile “Esteralla Del Mar” günlerine hem dönüş yapar, hem de liste başı olmanın keyfini bir kez daha yaşar. Hemen arkasından senfonik rock ve rock opera tarzında olan yapıtları başlar. Alpay Beyin, müziğine Anadolu pop çerçevesinden çok da uzak olmayan “yerlilik” bağlamında bakıldığında ise sanatçının Klasik Türk Müziği kapsamında da getirdiği özgün bir yaklaşım ve yorum farkı olduğunu görülür. 1984 yılında albümünde yer alan Zafer “Derdimi Döktüm Ummana” ve 1991 yılındaki albümü “Senin İçin” “Gözlerin Eski Bir Deniz Mavisi” sanatçının yorumladığı KTM (Klasik Türk Müziği) izlenimli eserlere örnektir. Sanatçı ayrıca 2004 yılında ki albümü olan “Sessiz Kalma”da ise Abdullah Yüce’den tanıdığımız “Bu Ne Sevgi” adlı eseri de yorumlayarak birebir bu türün ürünlerini de döneminin popüler müzik eğilimlerine uygun olarak yorumlamaya açık olduğunu göstermiştir.

Özetle, değerli sanatçımız Alpay Bey, dünyada Tom Jones, Elvis Presley örneklerinde olduğu gibi popüler müzik kapsamında olabilecek her türlü işi içerecek yorumlama çerçevesine, anlayış ve kapasiteye sahip bir yorumcu olmuştur.  

 

Alpay Bey, birde anılarıyla gönüllerde iz bırakacak bir öykü yani “Eylül’de Gel” adlı kaleme aldığı kitabında kullandığı güzel Türkçe ve akıcı dile ilave Grıd ve Tipografi betimlemeleriyle gerçek yazarlara taş çıkartan, uzun yıllara dayanan müzik serüvenini aktardığı kitabını çıkartır. Değerli sanatçımız 1964 yılından bugüne kadar yaptığı ve her biri kendi dönemlerinin hit şarkılarını içererek satış rekorları kırdığı 45’lik plaklar, LP/CD’lerini içeren çok sayıda albümlerine 2012 yılı Mart ayında aşka özlem duyan hayranları için gayet zarif ve naif slow parçalar içerikli, “AŞKA DAİR” isimli en son ve muhteşem albümünü Pasaj Müzik etiketiyle çıkartmıştır. Değerli sanatının müziğe karşı tükenmez tutkusuyla hazırladığı albüm, sound bütünlüğü olan bir çalışmayla piyasalara damgasını hemen şimdilerden vurmaya başlamıştır.

Sayın Alpay Nazikioğlu’nun yani Alpay beyin; olağanüstülüğü yalnızca müzik dünyasıyla sınırlı değildir. Spor’dan Edebiyata, Hukuk’tan Reklam dünyasına, tüm sanatlara, eşsiz bilgi ve kültür birikimi, yüzlerce orkestra eseri içeren geniş repertuarı belleğinde taşıması, yalnız ve yalnız kendisiyle yarışması, bağımsızlığı ve özgürlüğü onu olağanüstü kılıyor. Öncü, lider, yol gösterici ve planlayıcı tarzıyla gerçekten güçlü bir kişiliğe sahip olan Sayın Alpay Nazikioğlu beyefendinin yeri kelimenin tam anlamıyla kaptan köşkü. Başkalarına boyun eğmek onun için yabancı bir kavram. Son derece yaratıcı ve yetenekli, düşüncelerini bir an evvel yaşama geçirmek ve gerçekleştirmek için gerekli olan mücadeleci ruh onda kusursuz olarak mevcut. Yükselme hırsı ise adeta yaşam tarzı. İlave olarak; Son derece sempatik, zeki, karizmatik, güler yüzlü hoş ve espritüel, kendine özgü müthiş korteks kullanımı, stratejist özelliği, mert ve delikanlı duruşu, dobra, dobra oluşu, aynı zamanda sevgi dolu mangal gibi yüreğiyle Türk Pop Müziğinin yaşayan efsanesi olan, çağdaş Türkiye sanatının yükselmesi için büyük titizlikle sürdürdüğü çalışmalarından ve elde ettiği ulusal ve uluslar arası başarılarından dolayı; Fenerbahçe Dergisi olarak değerli sanatçımız Sayın Alpay Nazikioğlu beyefendiyi kutluyor, röportaj teklifimizi kabul ettiği için sayın şahsına teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz. 

           

Sayın Alpay Bey, Türk müzik sektörünün bir duayeni olarak, Sizce müziği evrensel bir sanat yapan ana tema nedir? Dünya’da ve ülkemizdeki konumunu kıyaslayabilir misiniz?

YANIT: Tüm sanatsal olgular içinde en kolay iletişim aracıdır müzik. Herkese en kolay şekilde ulaşır. Müziğe ulaşmak için özel bir çaba gerekmez. Radyodan, televizyondan, kendi radyon yoksa komşunun radyosundan mutlaka sana ulaşır. Tüm dünyada milyonlarca insan aynı anda aynı müziği paylaşır, aynı müzikten etkilenebilir. Müzikte lisan da önemli değildir. Bilmediğiniz lisanda bir şarkı dinlerken tek kelime anlamadan duygulanır, hatta ağlayabilirsiniz de…  Bu nedenlerle toplumları klasifiye etmede müzik bir kıstas olarak kabul edilmiş ve iyi müzik dinleyen toplumlar çağdaş, gelişmiş, kötü müzik dinleyenlerse gelişmemiş toplumlar olarak nitelendirilmişlerdir.

Ulusal kültürümüzden yola çıkarak evrensel sanata ulaşmak ve katkıda bulunmak için gerçek sanatçının hedefi ya da hedefleri ne olmalıdır?

YANIT: En önemli hedef en gelişmiş toplumlarda dinlenecek kalitede kalıcı müzikler üretmek olmalıdır.

Şarkılarınızda hep bizden bir şeyler var. Bizi, bizim değerlerimizi anlatıyorsunuz. Kendi motiflerimizi işliyorsunuz. Böyle bir yolu seçmenizin sebebi nedir?

YANIT: Bir şarkının tutulması, hit olması ancak toplumun yaşamına girebilmesiyle mümkündür.

Bir eserin kalıcı olması için ne tür bir tarz gereklidir? Veya bir başka ifadeyle örneğin; Sizin yıllar öncede olsa, güncelde olsa yazıp bestelediğiniz ve o kadife sesinizle yorumladığınız eserleriniz daha dün gibi tazeliyor ve her yerde hem de hit bir trend kapsamında zevkle dinliyoruz. Söz konusu eserlerinizin bu kadar kalıcı olmasındaki nüans nedir?

YANIT: Dünyada iki tür şarkıcı vardır. Birisi şarkıların hayat verdiği şarkıcılar, diğeri şarkılara hayat veren şarkıcılar. Birinci şarkıcıların söylediği şarkıları toplumda herhangi bir kişi de üç kere dinledikten sonra rahatça söyleyebilir. İkinci tür şarkıcıların söyledikleri şarkılar ise ancak onlar tarafından söylendiği zaman zevk verir. O zaman da dinleyenler o şarkılardan her zaman zevk alırlar. Uzun soluklu şarkıların sırrı işte burada gizli.

Türk pop müziği başta olmak üzere müzik sektörünün her aşamasında işlerin çok yolunda gitmediğini çok sık duyuyoruz. Albüm satışları kötü, üreticilik anlamında yaratıcı işler eskisi kadar çok yok, prodüksiyon şirketleri ciddi anlamda küçüldü ve birçoğu artık yok. Müziğin bu kadar içinde ki bir sanatçı olarak konuyla ilgili yorumlarınız nedir?

YANIT: Artık herkes her şeye internet ortamında ulaşmak olanağına sahip. Ben bundan bir sıkıntı duymuyorum. Önemli olan hangi yoldan olursa olsun toplumun yaşamında yer tutabilmektir…

Sektörün değiştiği gibi, acaba dinleyici profilide mi değişiyor sizce?

YANIT: Dinleyici medyanın koşullandırmasıyla çok basit şeyleri de sevebiliyor. Ama o basit şeyler kimsenin yaşamında uzun süre yer tutamıyor. Tabii ki toplum bunun farkında değil. Ama gün gelip farkına varması kaçınılmaz.

Yaklaşık Elli Yılda yüzlerce beste yaptınız. O bestelerle aşık olanların bugün torunları da bestelerinizle aynı duyguları yaşıyor. Müziğinizdeki bu gençlik iksiri nedir?

YANIT: Herhalde moda peşinde koşmamak ve içtenlikli olmak.

Size göre; müzik piyasasında sürekli değişiklikler yapmak, imaj değiştirmek ve farklı tarzlar denemek gerekiyor mu?

YANIT: Bana göre, imaj değişikliği daha çok kadınlara özgü bir olay. Onlara daha çok yakışıyor.

“Aşk” sizi şarkılarınızda nasıl etkiliyor? Konu “Aşk” olduğunda; daha verimli, daha güzel işler mi ortaya çıkıyor?

YANIT: Aşk insanı diğer hayvanlardan ayıran en önemli duygu. Tüm acıları ve sevinçleriyle yaşanmaya değer ve yaşanması gerekli bir duygu. Böyle olunca da müziği de yakından etkiliyor kuşkusuz.

Bundan sonraki süreçte gerçekleştirmek istediğiniz yeni projeleriz var mı, varsa neler olabilir? Örneğin bir yerli yapım dizi ya da sinema filminde oynamak ister misiniz? Veya müzikal formatlı yarışma programları hazırlayarak televizyonlara dış yapım olarak vermek vb. gibi?

YANIT: Tabii ki ayağı yere basan bir televizyon programı yapmak isterim.

2012 takvim yılında yurtiçi ya da Yurtdışı konserleriniz olacak mı?   

YANIT: Menajerlik ofisim ve de müzik şirketim bu işlerle ilgileniyorlardır. Şu anda Ankara’da “Piano Plus”’da her Çarşamba konserlerim sürmekte.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Tüm Fenerbahçeli canlara sevgiler ve başarı dileklerimi sunuyorum.…………..

Bu güzel ve keyifli söyleşi için Türk Pop Müziğinin Duayeni, Büyük Üstadı, Türkiye’nin Ulusal Gururu, değerli sanatçımız Sayın Alpay Nazikioğlu beyefendiye sağlık, mutluluk ve başarı dolu güzel yarınlar diliyoruz. İyi ki varsınız Sayın Alpay Nazikioğlu beyefendi.