Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

Klasik Batı Müziğinin Piyano Ve Trompet Virtüözü, Dünya Genelinde Milyonların Sevgilisi, Meşhur ENBE Orkestrası’nın Şefi, Ulusal Tenisçi Ve Opera Sanatçımız, Sayın BEHZAT GERÇEKER.

   1993 yılında sayın Engin Titiz ile kurduğu ENBE orkestrasının şefliğini yapan, yurt içi ve yurt dışında imza attığı birçok başarılı projeler ile ödüllere doymayan, dünya starlarına yaptığı hit besteleriyle gündeme oturan, kendine özgü stili ve yaratıcı özelliğiyle pek çok operaya, müziğe ve dansa hizmetler sunan, gençleri yetiştirmeye önem veren çok saygın bir eğitmen. Müziğin yanı sıra tenis sporunda adını duyurup ulusal takım formasını giyen dünya tenis yarışmalarına katılarak ülkemizi temsil eden başarılı bir sporcumuz. Karizmatik, güler yüzlü, ayrıca çok keyifli, onunla birlikte zaman geçirirken insana gerçekten büyük huzur ve mutluluk veren değerli müzik ve spor adamı. Sayın Behzat Gerçeker beyefendiyi siz değerli taraftarlarımız için ayın “VIP KONUĞU”nda ağırladık.

        Değerli Sanatçımızın muhteşem biyografisini şöyle bir hatırladığımızda;    

Takvim yaprakları 1963 yılını gösterirken, ince güzellikler ülkesi olan Türkiye’nin başkenti Ankara’da dünyaya gelen ünlü müzik ve spor adamının, müzik kariyeri ilk, orta öğrenimi ve Üniversite mezuniyetini içeren eğitim hayatına gittiği Ankara Devlet Konservatuarında başlar. Uzun ve başarılı geçen tahsil hayatını Piyano ve Nefesli Sazlar Bölümü’nden 1987’de dereceyle mezun olduktan sonra Yüksek Lisansını İstanbul Devlet Konservatuarı’nda tamamlar. Birbirinden güzel besteleri, yorumları, her döneme damgasını vuran hit şarkılarından oluşan eserleri ve aldığı çok sayıda ulusal ve uluslar arası ödüllerle dolu olan ilk profesyonel müzik yolculuğuna Türkiye’de Leman Sam, Nükhet Duru, Nilüfer ve Kayahan gibi çok önemli müzisyenlerle çalışarak start verir. İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestra sanatçısı olduktan sonra soluğu Paris’te alır. Paris’te iki yıl modern müzik ve hafif müzik orkestrası ve şefliği üzerine çalışmalarda bulunan sanatçımız, Terry Canss ile ünlü “Bastil Operası’nda” profesyonel olarak görev yaparak birçok önemli müzisyenle aynı sahneleri alır. Sonra, bir süre de Macaristan’da Macar  etnik müzikleri üzerine araştırmalar yapar.

    

Türkiye’ye döndüğünde 1993 yılında Sayın Engin Titiz ile birlikte, Türkiye’den ve yurtdışından birçok önemli müzisyeni bünyesinde barındıran Barry White, Richard Clayderman, Christian Adam, Goran Bregoviç, Pavarotti, Domingo, Grammy ödüllü Monica Molina ve yine Grammy ödüllü Gloria Gaynor gibi dünyaca ünlü sanatçılarla konserler veren “ENBE ORKESTRASI”nı kurar. Sayın Gerçeker’in başarıya giden yolda temel stratejileri ise ekibini bugüne kadar hep kendisi keşfedip yaratmaktan yana olur. Kendi yıldızlarını ENBE hamuruyla yoğurarak oluşturur. Bu bağlamda görevini daima farklı enerjileri bir araya getirerek eşzamanlı ve uyumlu hareketten çıkan güzel bir güç birliği ve takım ruhu inancına dayandırır. Opera aryalarından Napolitan hafif müziğe,  özel solistlerin eşliğinde yorumladığı Fransız şansonlar ve valslerden  Latin müziklere; Arjantin tango’larından jazz ve country eserleri ve ünlü müzikallerden popüler müzik ve Türkçe pop müziğine uzanan geniş repertuarıyla ENBE’yi çok özel bir Orkestra grubu haline getirir.

     

Tüm besteleri Sayın Behzat Gerçeker’e ait olan, müzikal yolu farklı, değişik tınılarla dolu World Etnik Müzik tarzındaki 12 eserden oluşan “Düşler’’ Enbe Orkestrasının ilk Türkçe pop albümü olarak 2006 yılının Haziran ayında müzikseverlerle buluşur. Sonraki yıllarda “Enbe Orkestrası” ve “Kalbim” albümlerini takiben Behzat Gerçeker yönetimindeki ENBE Orkestrası; 30 şarkının yer aldığı, üç CD olarak hem dört yeni şarkı, hem de hit olmuş ENBE şarkılarını içeren ve dinleyicilerden tam not alan albümün çıkış parçası olarakta Mikhailov Stanislav'in bestelediği, sözleri Nazan Öncel'e ait olan 'Senden Kıymetli mi?' adlı flaş eseri içeren “ENBE Collection” albümünü müzikseverlere ulaştırılır. Yaklaşık birkaç ay önce çıkan ve kısa sürede en çok satanlar listesine yerleşen albümde, ENBE Orkestrası'nın kendi solistlerinin seslendirdiği şarkıların yanı sıra Ajda Pekkan'dan Tarkan'a Jean François Micahel'dan Christian Adam'a birbirinden ünlü isimlerle birlikte çalınıp söylenen parçalar yer alıyor ve uzun bir çalışma sürecinin eseri olan albüm tam bir arşiv niteliği taşıyor.

Ülkemizde ve yurtdışında ünlü starlarla ENBE Orkestrası’nı yöneterek konserler veren, son iki jenerasyona hitap eden dünyanın en iyi gitarcılarından Jose Feliciano ve Gloria Gayner ile verdiği  konserler ile dikkatleri üzerine çekmeğe tam gaz devam etmekte olan ve halen ENBE Orkestrası şefliğini yürüten değerli sanatçımız Sayın Behzat Gerçeker, çeşitli projelerde sanat yönetmenliği yaparak çalışmalarını yürütmektedir. Klasik Batı Müziğinin piyano ve trompet virtüözü kimliğiyle dünya genelinde milyonların sevgilisi olarak müthiş bir müzik kariyerine sahip T.C. OPERA SANATÇISI” unvanıyla onurlandırılan Sayın Behzat Gerçeker, aynı zamanda tenis sporuna çok yakından ilgi duyan ve bu spor dalında oldukça başarılı müthiş kariyeri olan uluslar arası ödüllü bir sporcudur. Tenis kariyerine geçmeden önce değerli sanatçımızı kortlardaki gösterdiği bireysel sporcu performansı açısından değerlendirdiğimizde ona, modern tenisin “LEONARDO DA VİNCİ ” si demek galiba en kısa ve hatasız bir anlatım olacaktır kanısındayım. 

      

Sayın Behzat Gerçeker’i tenis oynarken kortlarda izlemek, insana adeta bir müzede birbiriden güzel tablolara bakarken hissettiği duyguları yaşatıyor. Nasıl yaşatmasın ki; Gerçeker’in kort içinde raket kullanımı, atak topu, ön ve arka kort performansları, Backhand, Forehand, Çapraz ve Paralel vuruş teknikleri, servis kırmaları ve servis atmalarını; izlerken insanın adrenalini yükselten ikili rally şovlardaki üstün performansı, oyun, set ve maç puanı alışlarındaki soğukkanlılığı ve teknik becerisi tıpkı usta bir ressamın en ünlü eserini yaparken kullandığı fırçaların darbeleri gibi.  

Ve kariyeri; 1996 yılında TED’de tenis oynamaya başlayan Sayın Gerçeker, uluslar arası arenada Amerika’daki Veteran Dünya Tenis Şampiyonası’nda Ulusal Takım’ı temsil etmek için o kutsal formayı giyerek teklerde şampiyon olup altın madalya ve kupayı ülkemize getirdikten sonra, ülke sınırları içinde de son olarak da Hülya Cup’ta birincilikler kazandı. Türkiye’nin en ünlü orkestrası ENBE’nin şefi Behzat Gerçeker, müzikte olduğu kadar teniste de ne kadar usta olduğunu aldığı ödüllerle kamuoyuna bir kez daha teyit etti. Levent Tenis Klübü’nün 50. yılı dolayısıyla düzenlenen Levent Open Tenis Turnuvası’nda hem 45 artıda hem de 18 artı çift erkeklerde finalist olan Behzat Gerçeker iki ödülü birden kucakladı. Yoğun iş temposuna rağmen, düzenli spor yaparak antrenman disiplininden de ödün vermeyen başarılı sanatçı ve sporcumuz olan Sayın Gerçeker, belli ki bu yolda daha çok başarılara imza atacak ve daha çok sayıda madalya ve kupaları alacaktır.  

Opera Sanatçımız Sayın Behzat Gerçeker’in tüm bu başarılara ulaştıran bireysel Sublimasyona baktığımızda;  

Sayın Behzat Gerçeker’in kişisel karakteristik betimlemesi; son derece yaratıcı, hevesli ve enerjik. Güçlü karizması ve ışıltılı karakterleriyle insanları kendisine çok rahat çekebiliyor. Yüksek idealleri, geniş görüş açısı, "her şeyi yapabilirim" iddiasıyla ilham verici ve etkileyici bir tipleme. İlave olarak son derece cesaretli, girişken olduğu için canlılığı ve hayat gücünü kolay yönetiyor. Kuvvetli egoları ile ilgi merkezi olmak, özgürlüğüne ve bireyselliğine çok düşkünlüğü ise Sayın Gerçeker’in adeta yaşam tarzı. Kendisini yaptığı işe adayan, sorumluluk sahibi, başarılarının büyük bir bölümünü pratik olmasına ve elindeki kaynakları iyi kullanmasına borçlu. Soyadı gibi “Gerçekçi”. Beklide sporcu olmasından da kaynaklanıyor olabilir ama son derece dakik, sabırlı ve dengeli. Büyük başarılarının altında yatan sır tedbirli bir kişiliğe sahip olduğu için ani kararlar vermeyerek adımlarını düşünerek atması bu sayede para, zaman ve enerjilerini boşa harcamaması, uzun vadeli planlar yapması. Profesyonelliğin ötesindeki idealleri, çalışma disiplini, kalitesi, sağlam kişiliğiyle dünyaya geniş bir vizyondan bakarak gören, zirve denilen noktada çıtayı sürekli bir üst seviyelere taşıyan, Kültür Bakanlığı'nca T.C. “OPERA SANATÇISI” unvanıyla onurlandırılan, her şeyden önemlisi o mangal gibi yüreği “FENERBAHÇE SEVGİSİYLE” atan, Klasik Batı Müziğinin piyano, trompet virtüözü ve bestecisi olan, bir duayeni bir markayı, bir dünya şampiyonu tenisçiyi, özetle T.C. Opera Sanatçımız Sayın Behzat GERÇEKER beyefendiyi” bizde, Fenerbahçe Dergisi olarak kutluyor; “VIP KONUĞUMUZ” olduğu için sayın şahsına teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz.   

SORU: Sayın Behzat Bey; takdir edersiniz ki, Müzik, Felsefe ve Estetikten oluşan sanat kombinasyonunu, toplum yapısı içinde birbirinden bağımsız olarak düşünemiyoruz, çünkü buna en güzel örnek sanat kavramının kendisi oluyor. Resim sanatı, müzik sanatı, heykel sanatı dediğimiz gibi, salt sanat diyerek de tümel bir ifade ile bütünü kapsayan tanımlamalara göndermelerde bulunuruz. Her ne kadar, sanat sosyolojisinin sınırları tam olarak çizilmemiş ve tanımlanmamışsa da yinede bu sosyolojinin içinde Müzik Felsefesi ve Estetiğini nasıl tanımlıyorsunuz?

YANIT: Her toplumun sanata, felsefeye bakış açısını içeren farklı bir kültürel yapısı vardır. Müzik felsefesi, müzik alanında düşünmeye katkı sağlar. Müzik felsefesi müziğin ontolojik boyutunda, yaratma sürecine yönelik düşünme edimidir. Böylece düşünce ve beğeni ortaya çıkarak müzik estetiğini oluşturur. Müzik estetiği ise, güzellik yargısına katkıda bulunarak, beğenilerimizin biçimlenmesini kolaylaştırır. Müzik estetiği var olan eserlerin içerik ve yapısına yönelik güzeli arama, oluşturma çabasıdır. Güzellik öznel yargılar bütünü olmasına rağmen, estetikçi elinden geldiğince nesnel davranmak zorundadır. Estetik gerçekliğin insansal ve insana bağımlı olması, bir bakıma bu gerçekliğin insandan kalkarak anlaşabileceğini ifade eder. Ve müzik estetiği, müziğin bireyler ve toplum için güzellik ve beğeni serüvenine yönelik çalışır. Eserlerin yapısına (sistem) ve anlamına (kültüre içkin) göndermelerde bulunarak kompozitörün yaratma sürecine katkı sağlar. Ses kümelerini kendisine alan olarak seçmiştir. Ayrıca icracının niteliğinden, konser salonlarının dekorasyonuna, dinleyici kıyafetlerinden, sahnedeki düzene kadar birçok ayrıntı estetikçi için önemlidir. Yaptığı beğeni odaklı öneriler ile müzikbilimine de katkıda bulunur. İlave olarak; Nasıl bir klasik müziğin felsefesi farklı ise, örneğin Mozart çalmak nasıl farklı ise ulus olarak bizim müziğimizde bizim insanlarımızın yetişme tarzı da farklıdır ve dünya üzerindeki ülkelere bakıldığı zaman farklı bir yapıya sahiplerdir. Ama genel sanat olayları dünyada benzer değerleri içerir. Yani biz doğu toplumuyuz, biz batı toplumuyuz sanata böyle bakarız diyemeyiz. Çünkü sanatında sporda olduğu gibi kendi kuralları vardır. Sporun kuralları kesin ama sanatın kuralları müzikaldir hepsi de kalbimizdeki duygusallıklardır. Biz bunlara tek, tek bu kurallar olacak dediğimiz zaman müzik sanat olmuyor. Herkesin hissetmesi farklı oluyor. O yüzden orada çok ince bir nokta var ve bunun altını çizmemizde fayda görüyorum.

SORU: Çin filozofu Confucius, (Konfüçyüs) “Bir milletin mutlu ve ahlaklı bir şekilde idare edilip edilmediğini anlamak isterseniz o memleketin müziğini dinleyiniz. Müzik devlet kurar, devlet yıkar” der.  Confucius, bu sözleriyle gayet ilginç ve manidar, hatta biraz da iddialı gibi. Bu bağlamda sizce, Müziğin bireyler ve toplumlar üzerinde olumlu ya da olumsuz etkileri nelerdir?

YANIT: Çok güzel bir soru vallahi tebrik ediyorum. Confucius, zaten önemli bir filozof. Damardan esas konuyu noktalamış. Müziğin millet ve toplumlarda olumlu ya da olumsuz bağlamda çok önemli konumları vardır. Ülkeleri ve toplumları birbirine bağlayan köprü noktasında birleştirici özelliğidir. Gerçi bu olgu ülkelere göre değişebilir. Örneğin, bizim müziğimiz ve tınılarımız kendisini yüreğimizde hissettirirken; Amerika’daki yaşayan bir Amerikalı aynı formasyonda başka şeyler hissedebilir. Biz mutlu olurken onlar karamsarlığa da düşebilir. Konuyu kendi toplumumuz için irdelersek, Aşık Veysel’imiz, Karacaoğlan ve Pir Sultan Abdallımız, sazımız, bağlamamız, kanunumuzu duyduğumuz zaman farklı şeyler hissederiz. Çünkü biz bu topraklarda bu hisleri besliyor ve gayet mutlu oluyoruz. Atatürk Cumhuriyeti kuruyor. Sonrasında konservatuarları açıyor. Yabancı hocaları getiriyor. Böylece bizim müzik yelpazemiz de genişliyor. İçimize pop müziği, klasik müziği, senfoni müziği alıyoruz. Operamız var. Tabii ki kendi etnik enstrümanlarımız da var. Dolayısıyla konuya bakış açımız müziğin her aşamada var olması, mutluluk ya da mutsuzluk kavramı ise bizim baktığımız yerin farklılığı ve konumudur. Çünkü ulus olarak kültürümüzdeki etnik konularımız farklı. Dünya farklı bir noktaya gidiyor ama bu noktada müzik toplumları birleştiren köprü görevini ön plana çıkartıyor, galiba ortak payda da burası oluyor. 

SORU: Sizce müziği evrensel bir sanat yapan ana tema nedir?

YANIT: Evrensel bir sanat artık dünyada klasik müzik olsun pop müzik olsun birçok etnik müzik olsun bu türevlerde, her sanatçı evrensel bazda söylenecek diye bir şey yok. Ana tema etnik tınların olmasıdır. Çünkü herkes özüne çok önem veriyor. Özüne önem vermeyen bir toplum var mı? İyi bir toplum olabilir mi iyi bir yere gelebilir mi ya da geçmişini hatırlamayan bir toplumun uluslar arası arenada başarı trendi ne olabilir ki? Yani bu olgu altyapısı olmayan güzel görünümlü bir bina betimlemesi gibidir ancak doğal afetlere karşı dayanıklılığı ne kadar olabilir? O yüzden toplumların temel direkleri altyapıdır, kendi özümüzden ayrılmayarak hatta onu daha da genişletmek doğru olanıdır. O vakit bir müzik eserini yerelden evrensele sanat yapan ana temayı oluşturabiliriz.

SORU: Ulusal kültürümüzden yola çıkarak evrensel sanata ulaşmak ve katkıda bulunmak için gerçek sanatçının görevi ve hedefleri ne olmalıdır?

YANIT: Yani soru acayip güzel. İçeriğini siz zaten inceleyip irdelemişsiniz, burada alın teri var. Ben buna çok saygı duyuyorum. Klasik müzikle uğraşıyoruz birçok uğraşan müzisyenlerde var. Şu anda yaptığımız müzik opera klasik kökenli müzik olduğu için bir yandan da pop müzikle iç içeyiz. Pop müziği de klasik müziğin içine sokarak toplumumuzun bir nebze müzik kültürünü yukarılara çekmek bizim gibi sanatçıların müzisyenlerin görevi diye düşünüyorum. Yani biz topluma elimizdeki ne varsa olanları vermek değil, kendimizi geliştirerek müzik, sanat ve duyguyu yüreğimizdeki duygularla harmanlayarak müzikal anlamda icra etmeyi görev edinmeliyiz. Örneğin, benim görevim orkestra şefi. Hedefim ise izleyicilerin göz ve kulak zevkine uygun atraksiyonları en iyi şekilde icra etmektir. Yani orkestra şefliği deyince akıllara tıpkı bir aşçıbaşının gelmesi gibi bir şey. Düşünün ki güzel bir lokantaya gidiyorsunuz, içinde aşçıları var, yamağı var. 30–35 kişi müşterilere hizmet için istihdam ediyor. Ne yapıyor aşçıbaşı, en son noktayı koyuyor. Yemeğe kattığı tuzu, biberi ve baharatlarıyla o yemeği damak tadına uygun kıvama getiriyor. Çünkü aşçıbaşı yemeği damağa ve insanların tat alma zevkine göre hazırlıyor. İşte gerçek sanatçının hedefi de izleyenlerin kulaklarına, yüreklerine ve göz zevklerine göre eserleri icra etmeyi kendi öz benliğinde hedef noktası olarak benimsemelidir, şeklinde düşünüyorum.

SORU: Siz tam bir “Klasik Müzik” adamısınız. Klasik müzikle yaşıyor, klasik müzikle besleniyor, sanat hayatına da o pencereden  bakıyor, her şeyi o gözle yorumluyorsunuz. Orkestra Şefliği gibi çok görkemli bir sanatı icra ediyorsunuz. Orkestra şefliği, enstrümanları özellikle yaylı çalgıları iyi tanımakla yeterli midir? Yoksa bir dolu ek protokol kuralları mı vardır? Sizce orkestra şefliği nasıl bir meslektir? Tamamlayıcı diğer sorumda bu meslek grubu içinde bulunan herkes orkestra şefliği yapabilir mi? örneğin; herkes araba kullanır ama otomobil yarışını herkes yapamaz. Herkes orkestra yönetebilir ama herkes orkestra şefi olabilir mi?

YANIT: Bu da gayet şık bir soru. Örneğin kendimden betimleme yapayım. Ben opera ve devlet sanatçısı olarak görevliyken 1993 yılında Sayın Engin Titiz beyle ENBE Orkestrasını beraber kurduk. O günden beri orkestranın şefliğini yapmaktayım. En büyük hayalim Nilüfer-Kayahan, Nüket Duru gibi ünlü sanatçıların orkestrasında çalmaktı ve o şansı yakaladım. Onların orkestra şefliğini yaparak büyük bir şans ve prestij elde ettim. Sonra kendimi daha çok geliştireyim, yurt dışında çalışmalar yapayım, dünya starlarına çalıyım, fikrine stratejiler geliştirdim. Her geçen gün kalitemi daha da tepe noktalara taşıdım. Ayrıca ülkemizde çok yetenekli müzisyenler var. O dünya starları bir gün ülkemize geldiğinde neden ülkemizdeki müzisyenler çalmasın diye içimde hep bir uhde vardı. ENBE orkestrası kurulduktan sonra hayalimizde gerçekleşmiş oldu. İlk Barry White ile başlayan bu dünya çapındaki serüvenler daha sonra Richard Clayderman, Christian Adam, Goran Bregoviç, Pavarotti, Domingo, Grammy ödüllü Monica Molina ve yine Grammy ödüllü Gloria Gaynor bu sene çaldığımız Patrizio Buanne gibi dünyanın birçok müzisyenleri ile ülkemizde konserler verdim. Özetle orkestra şefliği yapmak imkansız değil ama çok çalışma ve istikrar gerektiren, düşünürken detaycı, icra ederken pratiklik isteyen çok sabır ve dikkat içeren bir görev. İşte bu kriterlere uyulursa ancak o vakit orkestra şefliği olunabilir. Ama herkes pek yapamaz gibi.

SORU: Özel davetlerin aranılan orkestrasıyken birden albümleri çok satan bir orkestraya dönüşmeniz nasıl oldu?

YANIT: Özel davetlerde biz çok çalıyorduk çünkü özel davetlerde çalmanın da bir sihri var. Ayrıca çokta prestijlidir. Gece davetleri için, organizatörle, ekiple oturup o geceye özel programlar hazırlıyorduk. Yaptığımız müzik ve sahne koreografileri insanlar tarafından çok seviliyordu. Bizde kendi aramızda; biraz fedakârlık edelim ve çok boyutlu düşünelim, şu uçtayız biraz daha toplumdaki diğer insanlara ulaşabilmek için diğer ucada geçelim ve müziğimizi de geliştirelim dedik. Türkçe pop, akustik pop, müzik yapalım. Daha çok insanların bizi dinleme şansını yakalayalım ve daha çok müzikseverlerle buluşalım diye böyle bir ortak fikre vardık. Sayın Engin Titiz ile ben ismimizin baş iki harflerinden oluşan “ENBE” Orkestrasını böyle kurduk. Sonra albümlerimizi çok titiz çalışmalarla yaptık. Ülkemizin en önemli bestecilerimiz bizimle oldu. Sevgili Sezen Aksu’dan Nazan Öncel’e kadar herkes, yanımızda ülkemizin starları albümümüzde söylediler ve bizimle beraber oldular. Genç arkadaşlarımızdan Mustafa Ceceli’yi müzikseverlerle buluşturduk ve serüven böyle başladı. Şimdi Elimizden geldiğince daha iyi yapmaya özen gösteriyoruz.

SORU: Gelelim şu meşhur “KALBİM” albümüne. Dünya ve Türk starlarını bir arada toplayarak mükemmel bir eser yaptınız. Kupon bir albüm ürettiniz, çok tutuldu ve doğal olarak satış rekorları kırdı. Bu albüm sanatsal başarı ve finansman getirileriyle; “Sayın Behzat Gerçeker’in son derece yaratıcı, hevesli ve enerjik, adeta doğuştan lider, güçlü karizması yüksek idealleri, geniş görüş açısı, müthiş korteks kullanımı, stratejist özelliğiyle dünyaya geniş bir vizyondan bakarak gören, zirve denilen noktada çıtayı sürekli bir üst seviyelere taşıyan kişisel karakteristik betimlemesini tüm kamuoyuna kanıtladı.” Bu albümün oluşmasında dünya starları Jose Felliciano, Jean Francois Michael, Christian Adam gibi çok önemli isimleri, Ajda Pekkan ve Tarkan gibi “Süper ve Mega” starları bir araya getirmekte ne tür bir strateji izlediniz? Çünkü bu tür starları bir araya getirerek albüm yapmak gerçekten çok zor bir proses ve deyim yerindeyse her babayiğidin harcı da değil. Müthiş bir korteks kullanımı gerektirir. Gerçi o korteks becerisi sizde vardı. Elbette başarının sırrı Behzat Gerçeker ismi olmuştur. Ama hikayeyi birde sizden dinlesek ne dersiniz hoş olmaz mı?   

YANIT: Süper bir soru vallahi. “Kalbim” albümü benim için çok önemli. Müzikseverler içinde önemli bir albüm. Etnik kökenlerimiz incelendiğinde toplumumuzda Kürt, Türk, Lazlar gibi diğer birçok etnik gruplarla bir arada çok güzel yaşıyoruz. İçimizde ki mozaik çok geniş. Müziğimiz içinse madem bu kadar yabancı dünya starları çalıyor o vakit ülkemizin en önemli bestecileri Sezen Aksu var, genç besteci arkadaşlar da var. Kolektif bir çalışma neden olmasın dedim ve onlarında desteklerini aldım. Aşka özlem duyan müzikseverler için gayet zarif ve naif slow parçalar içerikli albüm çıkarttık. Albümümüzde yer alan “Eksik” adlı şarkımız anında patladı. “Omzumda başın eksik, yatağımda kokun ile başlıyor biliyorsunuz.” Sevgili Sezen Aksun’da albümünde unutamam ciğerim yanar, içim içime akar diyor. Bunlar hepsi aşkla sevgiyi anlatıyordu. Dolayısıyla bakıldığı vakit albümde dünya starları bir tarafta Tarkan, Ajda Pekkan gibi ülkemizin starları ise diğer taraftaydı bunlara ilave olarak yeni ve genç müzisyenlerin katılıyla albümde müthiş bir karma klasiği oluştu. Mustafa Ceceli’nin yanında yine Elvan Günaydın. Mustafa Ceceli üç sene sonra star oluyor yine ENBE Orkestrasına iki adet parça yazıyor ve yine bizimle beraber hizmetlerine devam ediyor. Sayın Ajda Pekkan gibi bir süper star genç bir çocukla Eren Sandal’la düet yapıyor. Yeni genç bestecilere de yer verdik. Burada her şeyin profesyonelleriyle yeni star adaylarının yani yeni geleceklerin önümüzdeki yıllarda bu sektörün içinde olacaklarını arzu ettik. Pek tabii ki Sayın Ajda Pekkan ve Tarkan da olacak. Yeni müzisyenlerin de bu işin içinde olduğunu göstermek ise, bir müzik adamı olarak benim görevim diye düşünüyorum. Çünkü biz sanatçılar sahnenin biraz gerisindeyiz, sahnenin önündeki icracıların kendilerini iyi hissetmeleri ve eserleri iyi yorumlamaları için desteğimi sürekli veriyorum.

SORU: Son icraatınızda yine, yeni bir bomba albüm yarattınız. Sayın şahsınızın yönetimindeki ENBE Orkestrası; 30 şarkının yer aldığı, üç CD olarak hem dört yeni şarkı, hem de hit olmuş ENBE şarkılarını içeren ve dinleyicilerden tam not alarak albümün çıkış parçası olan Mikhailov Stanislav'in bestelediği, sözleri Nazan Öncel'e ait olan 'Senden Kıymetli mi?' adlı flaş eseri içeren “ENBE Collection” albümünüz müzikseverlere ulaştı ve albüm satışları tam gaz gidiyor. Söz konusu bu harika albüm için duygularınız nedir?

YANIT: Dinleyiciler genellikle arşivlerinde albümleri, CD’yi ya da DVD’yi eline alıp bakmak istiyor. Müzikseverlerin ellerinde arşivlerinde bütün yaptığımız akustik pop olsun, mevcut eserlere dört yeni şarkı ilave edelim ve müzikseverler hem dinlesinler hem de gereksinim duyduklarında arşivlerinden alıp, alıp baksınlar, istedik. Hiçbir ticari amaç gütmeden müzikseverlere sunduk. Sonuç 250 bin ENBE orkestrası albümleri satmış. Hani genelde herkes diyor ya, satmaz yapılmaz edilmez. Ancak iyi şeyler yapınca müzikseverler buna değer veriyorlar. Burada da birçok kimsenin emeği ve alın teri var. Ben de bu alın terlerlerinden bir tanesiyim. Bestecimiz var, söz yazarlarımız var, starlarımız var, dünya starlarımız var sadece ben bir parçasıyım. Dolayısıyla biz bu başarıya bir takım ruhuyla gelebildik. Müzikseverler başta çok emekleri geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Çünkü biz müzisyenler geceleri sabaha kadar stüdyolarda çalışıp en iyisini bulmaya gayret ediyoruz. Elimizden geldiğince yapmaya çalışıyoruz. En son kararı kim veriyor, müzikseverler karar veriyor. Dolayısıyla Nazan Öncel gibi usta bir söz yazarı ile “İyi insanlar ağlar” diyor. Kelimeler çok özel. Ben bu özellikle sözlere çok dikkat ediyorum. Biz de onu Enbe orkestrasının kendi içindeki solistleri ile bunu müzikseverlere sunduk. Güzel tepkiler geldi. Ben müzikseverlere ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

SORU: ENBE ORKESTRASI müthiş, ALBÜMLER bomba ya KONSELER ne durumda? 2012 takvim yılında yurtiçi ya da Yurtdışı konserleriniz olacak mı?   

YANIT: Olacak. Bunu bir maç gibi düşünürsek, ne oluyor maç bitiyor, ardından yeni bir maça hazırlanıyorsunuz. Bizim hayatımız böyle. Ne oldu diye bakmıyoruz, yeni bir maça hazırlanıyoruz. Nasıl hazırlanıyoruz? Çok çalışıyoruz. Yeni müziklerimizi sunmak, dünyadaki müzik nereye gidiyor, dijital ortamda nasıl, biz bunu dengeleyip, insanlar neyi sevebiliyor, yüreklerine nasıl hitap edebiliriz diye bütün ekip olarak çalışıyoruz. Sonunda da bu albümler ortaya çıkıyor. İnşallah yeni albümlerimizde olacak. Konserler biliyorsunuz, Kuru Çeşme Arena ile başladı. Patrizio Buanne biliyorsunuz İtalyan dünyaca ünlü bir isim. Şimdi açık havada bir Norvec? ile çalacağız. Ülkemizin birçok sanatçısı ile beraber olacağız. Enbe’nin kendi konserleri var. Bodrum olsun Antalya birçok özel davetlerimiz var. Zaten internet sitelerimizden de konserlerimiz sosyal medya ağlarından da duyurularımız oluyor.

SORU: Dilerseniz birazda müzik dışına çıkıp spor diyelim. Bir insan çok donanımlı ve marka olunca, doğal olarak sorularda bitmek bilmiyor. Çünkü kariyeriniz o kadar dolu ve renkli ki, sizi yakalamışken affınıza sığınarak sormadan geçemiyorum. Madalyalar, Kupalar, Şampiyonluklarla dolu müthiş bir de spor hayatınız var. Çok başarılı bir ulusal tenisçimizsiniz. Müzikte olduğunuz kadar tenis sporunda da Türkiye’nin ulusal gururusunuz. Ulusal ve uluslar arası katıldığınız organizasyonlarda kupa ya da madalyaya benzer ne varsa topluyorsunuz. Ne diyelim Allah nazardan korusun ve kıskananlar çatlasın. Tenis sporuna 1996 yılında TED’de başladınız. Bu merakınız nasıl doğdu? Sizi yönlendiren birisi var mıydı?    

YANIT: Çok güzel bir soru vallahi. Konservatuardan dönem arkadaşım şimdi harika çocuk ünvanı almış Fazıl Say gibi, tiyatrodan, baleden olsun birçok dostlarla okuma şansına sahip olan müzisyenler olarak pek spor yapamıyoruz. Ellerimiz, parmaklarımız dişlerimiz, dudaklarımızla nefesli enstrümanlar çalıyoruz. Hiç spor yapma şansına sahip olamıyorduk. Bir gün, yani 30 yaşından sonra değerli dostum çok önemli bir viyolacı olan ve aynı zamanda İstanbul Devlet Senfoni Orkestrasının onur şefi Mustafa Süzer bey, beni tenis sporuna teşvik etti. Ona buradan teşekkür ediyorum. Bende yanımda kim varsa onu hemen tutup doğru bir tenis kulübüne götürüyorum. Sonlardan bir örnek vereyim; Ferhat Göçer. 3 yıl önce ben onu tenis kulübüne götürdüm. Her şeyini aldım. Ondan ricam bir müzisyeni tenis kulübüne götürmesi ve bu sporu sevdirmesiydi. O da gerekeni yaptı. İşte tenis sporu için böyle bir misyonumuz da oluştu. Tenis oynamak, diğer sporlara kıyasla daha farklı ve daha güzel. Bu sporu neden bütün dostlarıma arkadaşlarıma tavsiye ediyorum, çünkü hayata bakış ve vizyonunuzu enteresan değiştiriyor. Tenis oynadığınız spor yaptığınız zaman toksinleri atıp duş sonrası beyniniz de inanılmaz bir rahatlama hissediyorsunuz. Bu pozitif olgu ise, sosyal hayatınız ve işinizde sizi daha başarılı kılıyor. Dolayısıyla tenisi hafif irdelersek, tenis de rakip 10 tane vuruş yapıyorsa siz 11 tane atmalısınız. Muhakkak sabır etmek gerekiyor. Hayatınızda sabır yok mu? var. En önemli kritik puanı alıyorsunuz kendinize güvenmelisiniz. Tenis de bu özgüvende var. Maç sayısını atıyor geri çevirirseniz maç devam ediyor. O esnada küçük bir strese girersiniz maçı kaybediyorsunuz. Tenis sporundan alınacak o kadar çok güzellikler var ki. Bir kişinin karakterini tenis oynasın ben size 3 dakikada söyleyebilirim. O yüzden tenis sporuna bir yaşam tarzı olarak bakılırsa hem manevi olarak hem fiziki olarak kitlelerce alınacak bir dolu önemli ve güzel olgular var. O yüzden bütün herkese ben tavsiye ediyorum.

SORU: Bu yoğun tempoda, turnuvalara nasıl hazırlanıyorsunuz? Haftada kaç gün Antrenman yapıyorsunuz? Her hangi bir kulüp kampında mı yoksa bireysel olarak mı hazırlanıyorsunuz? Antrenman programınız nasıl ve kimler tarafından hazırlanıyor? Psikoterapist ve hocalarınızla nasıl bir diyalog içindesiniz?     

YANIT: TED Kulübü’nde oynuyorum, ENKA’da oynuyorum. TED Kulübü’nde Mehmet Saltık hocam birebir ilgileniyor. ENKA Kulübü’nde de Cem Hocamız var. Bir yandan da haftada 3 gün ormanda Ali ve Orhan hocalarla koşu yapıyoruz. Amacımız kafamız dağıtıp sağlıklı beyine ve fiziksel olarak vücudumuza biraz desteklemek adına konsantrasyon bütünlüğümüzü sağlıyoruz. Hem bakış açımız genişliyor, hem de zinde bir vücuda ve beyine sahip oluyoruz. Doğal olarak bu tür insanlar hangi işleri yaparlarsa yapsınlar daha başarılı olabiliyor.

SORU: Ve Fenerbahçe… Müthiş bir Fenerbahçelisiniz. Konuştuğum Fenerbahçeli taraftarlar daha isminizi duyunca slogan ve marşlarla hemen size büyük sevgilerini gösteriyorlar. Bu büyük taraftarın da sevgisini kazanmak sizin için nasıl bir duygu?   

YANIT: Fenerbahçeli olmak çok özel bir duygu, bütün kalbimle çok açık söylüyorum iyi takımlarımızı da destekliyorum. Sporculukta sportmenlik var. Bugün hangi takım şampiyon oluyorsa Sivasspor da olabilir, tebrik etmek gerekir. Galatasaray Beşiktaş’ımız da var ama yinede Fenerbahçeli olmak özel bir duygu. Çünkü biz bu takımın oyuncularıyla bütün hayatınızı her şeyinizi başkanıyla, yönetimiyle, teknik heyet ve oyuncularıyla bir kulübe gönül veriyoruz. Dolayısıyla Fenerbahçeli olmaktan ben kendimi çok şanslı ve özel hissediyorum. Büyük taraftarlarımıza gelince o taraftarlarda büyük başkanımız Sayın Aziz beyi bağırlarına basıyor. Benim müziğimde kişiliğimde taraftarları etkilemiştir. Başkanımızdan taraftarımıza tüm camiamızı seviyor ve özel saygılarımı iletiyorum.

SORU: Bir Fenerbahçeli olarak; 03 Temmuz 2011 tarihinden bugüne kadar Türk futbol dünyasını sarsan şu meşhur şike ve teşvik olayları kapsamında Sayın Başkanımız Aziz YILDIRIM Bey ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nün hiçte hak etmediği hoş olmayan bu kaotik durumları nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani daha trajikomik bir ifadeyle; bütün kuşları hallettik, sıra leyleklere mi geldi?

YANIT: Hiç hoş değil ve hiçte güzel bulmuyorum. Kurumsal kimlik yönünden bakıldığında; endüstriyel sektör haline gelen, eğlence sanayinin zafer çağında dünyanın en popüler ve en birleştirici sporu olan futbol, aynı zamanda küresel bir gösteri sanatı kimliğiyle de seyirlik bir spor dalıdır. Ayrıca büyük bir ekonomidir. Bireysel kin ve kötü amaçlar için kullanılmamalıdır. Futbola gerekli saygı duyulmalıdır. Futbolun toplum üzerindeki etkisini doğru olarak algılayabilirsek, işte o vakit her şey daha objektif ve çok daha güzel olacaktır. Ama yaklaşık bir yıllık negatif nitelikli adeta kronik sendrom halindeki süreçte Türk futboluna gerek finansal ve gerekse sosyal boyutlarda ülke olarak kendi kendimize zarar verdiğimiz kanısındayım. Dünya’da ise prestijimizin aşağıya doğru yön kırdığını düşünüyorum. Ekonomi dünyada iyi gitmezken ülkemizde iyi gidiyor. Sayın Başbakanımız Recep Tayip Erdoğan beyde Fenerbahçeli. Bir başbakanın Fenerbahçeli olması elbette bize onur ve gurur veriyor. Fenerbahçe’ye daha farklı davransın bağlamında söylemiyorum. Yani biz Fenerbahçeliyiz diye bize ekstra böyle bir hak olsun değil ama her şeyin hukuka uygun, daha objektif ve sportmenlik içinde olmasından yanayız. Bütün amacımız tabii ki Başkanımızı yeniden başımızda görmektir. Bu pozitif olgu ise bize büyük onur ve mutluluk verecektir. Sonuç olarak özellikle Sayın Aziz başkanımız için benim söyleyeceğim tek şey;

“LEYLA MECNUNSUZ OLMUYORSA FENERBAHÇE’DE AZİZ YILDIRIM’SIZ OLMUYOR.”

SORU: Fenerbahçelilerin artık kankası durumuna gelen Fenerbahçe Spor Kulübü, iştirak şirketi olan Fenerbahçe Spor Ürünleri San. Ve Tic. AŞ yani kısa adıyla (FENERIUM) aracılığıyla dünyada milyar dolarlık iş kolu olan markalı ürünlerin satışını içeren  “Merchandising Pazarlamasını” ülkemizde ilk gören kulüp olması ve müthiş kreatif becerisiyle sektörde hızlı yol alarak ciddi gelirler elde etmesi, bir Fenerbahçeli olarak sizi nasıl duygulandırıyor?

YANIT: Gerek sportif ve gerekse ekonomik olarak, Fenerbahçe Avrupa kulüpleri ve en üst seviyedeki kulüplerin ayarına gelince, bir taraftar ve müzisyen olarak büyük onurlanıyorum. O nedenle taraftarlar olarak maddesel ve psikolojik olarak destek olarak daima Fenerbahçe’mizin yanında ve emrindeyiz.

SORU: 2011–2012 sezonu içinde, iki AVRUPA ŞAMPİYONLUĞU ve diğer Türkiye Şampiyonlukları Fenerbahçe Camiasında büyük coşku yarattı. Bu sezon yaşanan onca olumsuzluklara rağmen, sportif başarı anlamında alınan bu zaferler, koyu bir Fenerbahçeli, bir dünya starı ve sayısız uluslarlarası ödüllerin sahibi olan siz Sayın Behzat Gerçeker beyefendide bu duygu nasıl yankılandı?

YANIT: Öncelikle hemen şunu söyleyebilirim ki, büyük onur, gurur ve mutluluk duydum. Zor ve sıkıntılı bir sezonda her şeye rağmen, kulüp olarak başarıya endeksli çok iyi performanslar gösterip, mesafeler kat ettik. Masa tenisi, voleybol şubelerimiz Avrupa Şampiyonu oldular. Gurur tablosuna bakar mısınız? Futbolda şampiyonluğu yarım puanla kaybettik ancak 29 yıllık bir kupa hasretine de şampiyon olarak bir son verdik. Aykut hoca sağ olsun takımın, ailenin başında büyük bir dirayetle durdu. Bu nedenle onu da tebrik ediyorum. Pek tabii Fenerbahçe Spor Kulübü’ne perspektif açıdan bakıldığında her kulvarda ödüller sahibi olmaya başladı. Dolayısıyla yeni sporculara da kapılar açılmış oluyor ve olay bir de endüstriyel açıdan irdelendiğinde çalışan ve sporcu içerikli sağlam bir istihdam da var. Bu bağlamda Sayın Başkanımız ve değerli yönetimimize teşekkür ediyorum. Birde sadece geçtiğimiz sezon için değil Fenerbahçe’yi genel ve totalde düşündüğümüzde; Fenerbahçe Spor Kulübü, yeniden yapılanma formasyonuyla ticarileştirilip, serbest pazar rekabet ekonomisinin bilinen kurallarına uyumlu konuma getirildi. Şirketleşme modeliyle mal ve hizmetler üretip pazarlanarak kulübün fon kaynakları yaratıldı. Fenerbahçe Spor Kulübünün en büyük aktifleri sayılan ve ayrıca başarılarını etkileyen önemli bir faktör olan taraftarını; “Taraftar - Takım İlişkisi ile oluşan psikolojik desteği; Müşteri - İşletme ilişkisine dönüştürmek” tarzıyla kaynak olarak kullanılıp kulüp gelirleri makro seviyelere çekildi. Ayrıca tesisleşmenin getirilerini, markalaşmış ürünlerini ve katma değeri yüksek hizmetleri pazarlama şirketleri ve Borsa aracı kurumlarıyla “Halka Arz” edilip, Fenerbahçe Spor Kulübünün kurumsallaşması tamamladı. Bunun sonucunda ise sportif başarılar planladığı gibi art arda geldi ve bundan sonraki süreçlerde de bu trend daha da güçlenerek devam edecektir. O yüzden Fenerbahçe’nin farkı buradadır.

SORU: 2012/2013 Sezonunda nasıl bir Fenerbahçe Futbol takımı görmek istersiniz?

YANIT: Bizim aslında çok iyi futbolcularımız vardı, takım iyi oynuyordu. Aslında çok iyi bir dönemeçteydik, şansızlıklar ve talihsizlikler oldu. Önümüzdeki sezon İnşallah Barcelona gibi Real Madrid gibi üst seviyede top oynayacak, isim yapmış marka değeri yüksek pahalı ve havalı ancak Fenerbahçe’ye gelince performans uyumsuzluğu yaşayan verimsiz yabancı starlarla değil, gerçekten top tekniği yüksek, futbol zekâsını sahaya yansıtabilen orta düzey yabancı ve kaliteli yerli oyunculara sahip olalım. Sergilenen futbol biraz göze de güzel gelsin istiyorum. Taktiksel seviyelerin üst noktalara çıktığı savunma futbolu değil de hani biraz İleriye dönük daha ofansif bir oyun kurgusunun sergilendiği, güzel gollerin daha fazla olduğu ve futbolseverlerinde daha fazla keyif aldığı güzel bir Fenerbahçe bize kısmet olur inşallah.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Çok saygın Fenerbahçe toplumu, sizlerde takdir edersini ki;  İstiklal Savaşı yıllarında, hem cephede hem de sportif alanda işgal kuvvetlerine karşı büyük zaferler kazanan, mazisi büyük onur ve şerefler içeren, müzesi ulusal ve uluslararası sportif başarıların kanıtı olan madalyon ve kupalarla dolup taşan, asırlık dev bir çınardır; Fenerbahçe Spor Kulübü. Bizler bu güzide ve çok özel kulübün birer üyeleriyiz. Bu kulüp bizim kulübümüz. Baktığımız zaman çok önemli futbolcular bu kulüpten gelmiş. Çok önemli başkanlar hizmet etmiş. Çok önemli kişilerin, çok önemli ve başarılı işler yaptığı bir kurumdur Fenerbahçe. Bunların değerini bilelim. Fenerbahçelilere yakışır şekilde hareket etmek, birinci görevimizdir. Fenerbahçeli sporcuların çok kulvarlarda başarılı olarak zaferler kazanmasına taraftarların ve kulübümüzün ihtiyacı vardır. Bizimde onlara ihtiyacımız var. O yüzden bunların bilincinde ve farkındalığında olarak hayatımızı yaşayalım. Yeni sezonda tüm camiamıza başarı, sağlık, mutluluk ve özgürlük dolu güzel günler diliyorum, Fenerbahçe dergisi olarak sizlere de teşekkür ediyorum. Sevgi ve saygılarımla.

Bizde Fenerbahçe Dergi grubu olarak; bu güzel ve keyifli söyleşi için Klasik Batı Müziğinin Piyano Ve Trompet Virtüözü, Türkiye’nin ulusal gururu, Opera sanatçımız ve ulusal sporcumuz Sayın, Behzat Gerçeker Beyefendiye teşekkürlerimizi iletiyor ve kendilerine sağlık, mutluluk ve başarı dolu güzel yarınlar diliyoruz.

İyi ki varsınız Sayın Behzat Gerçeker Beyefendi.