Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN TOLGA SAĞ.

 

Müziğin kimya mühendisi o. Harika ses tonu, güçlü yorumu ve rengi açısından babası Arif Sağ'a çokça benzetilmesiyle babadan oğula geçen karizmatik bir “Veliaht”. Unutulmayan türkülerin yorumcu, derleyici ve bestecisi. Türk Halk Müziği'ni kendi otantik yapısıyla sunmanın yanında, Pop-Jazz, Rock ve Klasik Müzik tarzlarıyla zenginleştirerek dört kuşağa sevdiren kentli bir halk ozanı. Yaşadığı toplumun “Melodik Dili” olarak sevilen bir duygu adamı. Aynı zamanda müthiş bir Fenerbahçe aşığı olan değerli sanatçımız Sayın Tolga SAĞ'ı röportaj sponsorumuz Dalyan Club Tesisleri'nde konuk ettik. 

  

Kültür, müzik ve sanat olgusunu hayat felsefesi temalarıyla yaşayan Sayın Arif Sağ ailesinin erkek evlatları olarak 1973 yılında İstanbul’da dünyaya gelen değerli sanatçımızın müzik enstrümanlarıyla, özellikle de bağlamayla tanışması 7 yaşında başlar ve Robert Koleji, Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği ve Marmara Üniversitesi Müzik Eğitimi Bölümü'ndeki eğitim hayatı boyunca devam eder. Müzik felsefesi olarak; Anadolu ezgilerini farklı müzik tarzları eşliğinde yorumlamayı örnek alarak, sanat adına renk ve çizgi konseptlerini tamamen bir Tolga SAĞ tarzı olarak geliştirir.

  

1997 yılında Erdal Erzincan ve İsmail Özden ile “Türküler Sevdamız” albüm performansıyla kariyer hayatına başlamış, 1999 yılında ilk solo albümü “Yol”, 2001'de “Türküler Sevdamız 2”, 2004'te "Toprak ve Turna", 2006'da "Türküler Sevdamız 3" ve 2011'de "Nar-ı Hasret" albümleri ve bir çok karışık albümde seslendirdiği eserlerle hayran kitlelerini genişletmiş ve kendini sevdirmiştir.

Toplumcu müzik yaparak eserlerinde geniş halk kitlelerinin yaşamı, sorunlarını konu etmiş, ancak sivri, ucuz kahramanlıklardan da uzak durmaya büyük özen göstermiştir. Tamamen kendi inançları, düşünceleri ve politikaları doğrultusunda taviz vermeden, müzik tekniğinden yararlanarak, sorunlu, yoksul, emekçi, geniş halk kitlelerine sunduğu eserleri, beş kıtada sürekli verdiği konserleri, yankı yaratan CD’leri, insanın içine dokunan röportaj ve köşe yazıları ile oluşturduğu sanatsal kimliğe hayranız hepimiz.

  

Son derece düzgün hayatı olan, sempatik, zeki, karizmatik, güler yüzlü hoş ve espritüel, aynı zamanda sevgi dolu yüreği, beyefendi ve kibar kişiliğiyle rahat ve kendisiyle barışık, kompleksleri ve takıntıları olmayan çok özel bir kimlik. Egolarından sıyrılmış, kaprislerinden arınmış bir insan. Tüm şöhret ve başarılarına rağmen hala içten ve samimi. Güler yüzlü, ayrıca çok keyifli. Onunla birlikte zaman geçirirken insana gerçekten büyük huzur ve mutluluk veriyor.

Değerli sanatçımız Sayın Tolga SAĞ'ı, siz değerli taraftarlarımız için İstanbul’un en köklü ve en prestijli mekânlarından; eğlence ve spor kompleksi “Dalyan Club Tesislerinde” ağırlayıp, Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk.

  

SORU: Tolga bey; Türk Halk Müziğini genç nesillere daha kapsamlı tanıtmak amacıyla; ezgi yapısı, usulleri, formlar ve türleri hakkında bilgileri rica ederek röportajımıza start verelim.

YANIT: Bu sorunun cevabı çok kapsamlı olacağından oldukça yüzeysel bir şekilde cevaplamaya çalışayım. İddia ediyorum ki usul yönünden dünyanın en zengin müzik kültürüne sahibiz. Her yöremizde kendine has özellikler ve ritmik zenginlikler barındırıyoruz. Dünyada bu kadar çeşitli müzikal rengi ve tarzı içinde barındıran başka bir ülke olduğuna inanmıyorum çünkü Anadolu gerçekten uygarlıkların beşiği. Gençlerimiz de bu zenginlikleriyle gurur duyup, bu koca kültür mirasına sahip çıksınlar.

SORU: Alevi ve Bektaşi topluluklarının kültürleri ve dini inançları doğrultusunda çalıp söyledikleri; Semahların yurt sathında yayılışlarının Türk Halk Müziğindeki yeri ve kültürün bir parçası olmasında önemi nedir?

YANIT: Bu soruyu tersten cevaplamakta fayda var aslında. Alevi-Bektaşi toplumunun inancını müzik, edebiyat ve dansla ifade etmesinin, Anadolu'da sanatın asırlardır süregelmesinde çok önemli bir etkisi olmuştur. Müziği, sanatı Allah'a şirk koşmakla ifade eden gerici yapıya rağmen bu topraklar sanattan kopmamışsa, tam da bu sebeptendir işte.

  

SORU: Müzik piyasasında Türk Halk Müziğini kendi orijininden uzaklaştırıp, batı soundu içine oturtulan ve POP tarzı türküler ile halk kitleleri çekilerek ekonomik bir potansiyel edinme eğilimi için yorumlarınız?

YANIT: Burada sanatçıların hassas olmaları gereken en önemli şeyin, yorumlamak istedikleri türkünün orjin yapısını bozmadan, müdahalelerini ona göre yapmalarıdır. Eğer türkünün icra ediliş biçiminde geleneksel yapıya bağlı kalınabiliyorsa, en uçuk düzenlemelerde bile türkünün vermek istediği mesaj dinleyiciye doğru gidecektir. Buna dikkat edilmeden yapılan düzenlemeleri, insanların şımarıkça hadlerini aşması olarak yorumluyorum ve sizin de belirttiğiniz gibi, asıl amacın sadece rant olduğuna inanıyorum.

SORU: Takvim yaprakları 1997 yılını gösterirken kariyerinizin başlangıcı olan "Türküler Sevdamız-1" adlı albümde, Erdal Erzincan ve İsmail Özden ile birlikte ilk kez çıktınız Türkü severlerin karşısına nasıl bir duygu ve heyecandı?

YANIT: Bu albümden 2 sene önce, babamın "Umut" albümünde bir türkü seslendirmiştim. O heyecanı ve duyguyu az da olsa tatmıştım yani. Tabii ki, "Türküler Sevdamız" albümüyle bir anda çok büyük bir dinleyici kitlesine ulaştık. O zamanlar, müzik-eğlence programları gerçekten konuk olan sanatçıya çok şey katıyordu. Biz de bütün fırsatları değerlendirmeye çalışmıştık. Hele ki çok izlenen programlar sonrasında, sokakta insanların bana bakışlarını çok iyi hatırlayabiliyorum. Herkes: "Bak dünkü falanca programa çıkan çocuk" der gibiydi. Bu süreci hazmederek atlatabilmemdeki en önemli etken, babamın "Arif Sağ" olmasıdır çünkü ben şöhretin, ilginin, sevginin her türlüsünü babamla tatmıştım. Sevilmek, taktir edilmek gerçekten çok güzel bir duygu ama bu sizi diğerlerinden üstün ve farklı kılmamalı. Benim temel düşüncem budur.

    

SORU: Ve iki yıl sonra ilk albümünüz; başarılı bir derleme çalışması olan ancak bir o kadar da ağır bir sorumluluk içeren “Yol”. Çıkış hikayesini rica edelim.

YANIT: Aslında biz "Türküler “Sevdamız"ın böyle bir başarıya ulaşacağını hiç tahmin etmemiştik. Benim de profesyonel hayatımı müzikle devam ettirip ettirmeyeceğim belli değildi ilk etapta. Ama beklemediğimiz bir konser trafiğiyle karşılaştık ve şartlar beni müzikle hayatımı kazanma yoluna itekledi. "Yol" albümünü bu sorumluluk bilinciyle tamamladım. Hem Arif Sağ'ın oğlu olma misyonu, hem de kendi özelliklerimi yansıtabilme iddiası, o albümde çok güzel düzenlemeleri ve müzisyenleri bir araya getirdi. Beni ben olarak kitleyle buluşturan, bana çok şey katan bir albümdü. Emeği geçen herkese hala teşekkürü bir borç bilirim.

SORU: Albümlerinize almadığınız, kendinize ait besteleriniz var mı?

YANIT: Aslında benim besteci kimliğim çok ön planda değil. Zaman zaman içimden gelen sesleri notaya döküyorum. Bir sonraki albümümde kullanacağım bir kaç bestem var.

  

SORU: Albümlerinizde vokal grubunun yerine neden solo vokaller tercih ediyorsunuz? Bu tarzla daha verimli, daha güzel işler mi ortaya çıkıyor?

YANIT: Ben halk müziğinde, beraber çalınıp söylenirken, insanların aynı anda bilgisayar gibi aynı nüansları icra etmelerini pek anlamlı bulmuyorum. Yani 5 kişi bir araya gelip, aynı türküyü aynı şekilde okuyamaz, bu doğal değil. Ama iki kişi kendi özgün renkleriyle, birlikte bir esere ruh katabilirler. Bu yüzden vokal kullanmak yerine, seslerini paylaşmayı sevdiğim müzisyen dostlarımla beraber yorumlamayı tercih ediyorum.

SORU: SAĞ, soyadının ne tür yansımaları oldu hayatınıza?

YANIT: Bu soyad, benim müzikal serüvenimde atlamam gereken engelleri oldukça kolaylaştırdı. Aynı şartlarda başka müzisyenlerin açamadığı kapılar, benim için ardına kadar açıldı. Elbette ki bu avantaj, ilk etapta kendimi sunmak noktasında çok işime yaradı ama insanlar bende bir şey bulamasalardı, beni bugüne kadar da gönüllerinde misafir etmezlerdi. "SAĞ" soyadının avantajlarının yanı sıra dezavantajları da oldu benim için. Hep babamla kıyaslanmak, bana ekstra bir zorluk yaşattı. Ama zamanla, benim böyle bir iddiam olmadığını ve kendi üslubumla içimden gelenleri müzikal olarak paylaşmak istediğimi insanlara hissettirdiğime inanıyorum.

SORU: Peki ya, Sayın Arif Sağ’ın rahle-i tedrisinden geçmek desem..

YANIT: Babam bu ülkede binlerce insanın hiç dokunmadan, görmeden, sadece müziğini dinleyerek öğrencisi olduğu bir öğretmen. Ben de bu öğretmenle aynı havayı soluyarak, ondan etkilenerek, farkına varmadan eğitildiğimi hissediyorum. Birebir çok müzikal ilişkimiz olmasa da, ondan çok şey öğrendim, tecrübeleriyle aydınlandım.

SORU: Boş zamanlarınızda yaşam alanlarınız nereler? Duygu olarak beslendiğiniz ülkeler, şehirler ya da semtler var mı?

YANIT: Müzikten arta kalan zamanımın çoğu çocuklarımla geçiyor. Dersleriyle ilgileniyorum. Ayrıca oğlum Toprak, Fenerbahçe altyapısında basketbol oynuyor. Hayatımda Dereağzı Tesisleri'ne bu kadar gideceğimi rüyamda görsem inanmazdım. Duygu olarak beslendiğim yerler ise, otantik özelliği ve dokusu bulunan mekanlar. Köyler, dağlar...

SORU: Sayın Tolga Sağ beyin hobileri nelerdir?

YANIT: Sabahları spor yapıyorum. Koşmak çok hoşuma gidiyor. Kayak kaymak da sevdiğim bir hobi. Bunlar dışında kitap okumak ve tavla oynamak da hobilerim arasında sayılabilir.

  

SORU: Ve şimdide geçiyoruz Fenerbahçemize; 3 Temmuz 2011 tarihinde başlayan kumpas çöktü, oyun bitti görüşleriniz.

YANIT: Bu süreç "iyi ki Fenerbahçeliyim" dediğim ve bununla gurur duyduğum bir süreç. Gerçekten koca bir devleti ele geçirmiş karanlık bir yapıya, sevgili başkanımızın direnciyle ve bütün Fenerbahçe camiasının desteğiyle karşı koyduğumuz ve haklılığımızı söke söke aldığımız bir sonucun gururunu yaşıyoruz hepimiz. Ve daha da bitmediğine inanıyorum. Mağduriyetimizin bedelini ödetinceye kadar da bitmeyecek.

SORU: Nasıl Fenerbahçeli oldunuz? Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Bu tip alışkanlıklar, çoğunlukla babadan oğula geçiyor başlangıçta. Daha sonra zamanla olgunlaşıyor. Ben Fenerbahçe'yle çok üzüldüm çokça da sevindim. Bana yaşattığı her duyguyu seviyorum.

SORU: Fenerbahçe’nin, bu sezon kadrosuna kattığı yerli ve yabancı futbolcular için görüşleriniz.

YANIT: Zaman gösterecek tabii ki ama defans hattına çok önemli oyuncular takviye edildi. Gidenlerin de gerçek Fenerbahçeliliğini sorguladım doğrusu; iyi ki gitmişler. Bir de kiralık gidip geri gelen oyuncuların performansları beni çok sevindirdi. Umarım sezon sonuna kadar aynı istikrarı devam ettirirler.

SORU: Bundan sonraki süreçte yeni hocamız Dick Advocaat yönetiminde nasıl bir Fenerbahçe futbol takımı görmek istersiniz?

YANIT: Oynanan 3 maç itibariyle, oynanan oyundan ve mücadeleden memnunum. Görmek istediğim takımda zaten en önemli özellik, mücadele arzusu ve ofansif oyun anlayışı. Her ikisinin de olacağına dair sinyalleri verdi bu takım.

SORU: “Hedef 1 Milyon Üye” projesi için taraftarlarımıza mesajınız nedir?

YANIT: Böylesine zorlu bir süreci alnının akıyla atlatmış ve haklılığını kanıtlamış bir takımın taraftarları olarak, biz de elimizin yettiğince takımımıza destek olmalıyız. Ortaya konulan hedefi bir an önce başarmak için çabalamalıyız ve bu projeye destek olmalıyız.

SORU: Birde Fenerbahçe Dergisi hakkında görüşleriniz bak doğruyu söyle..

YANIT: Bir kere senin gibi bir parlayan yıldızın yer aldığı bir ekibin, başarısız işler çıkarması mümkün değil. Dergiye abone olmak da bizler için aidiyet duygumuzu pekiştiren önemli bir fırsat. O yüzden, bu alanda da Fenerbahçe taraftarları olarak üzerimize düşeni yapacağımızdan eminim.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Fenerbahçe camiasının, demokrasi ve cumhuriyet değerlerine bağlılığı ve bu uğurda verdiği mücadele herkes tarafından taktir edilmiştir bence. Başkanımızın verdiği örnek mücadele ve gösterdiği direnç, tüm Fenerbahçe camiası için de bir gurur vesilesi olmuştur. Tüm taraftarlarımıza, müziğin ve sanatın sporla buluştuğu güzel ve aydınlık günler diliyorum.