Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN HAKAN BİLGİN.

Güldürmeyi zekâyla birleştiren, Tiyatro, Sinema ve Televizyon vb. gibi Arts & Entertainmentdünyasında aranan bir isim. Sanatçı duruşu, vizyonu, olumlu yaklaşımı ve yapıcı kişiliğiyle pozitif bir insan. 7’den, 77’ye herkesin beğenisini toplayan Kanal D’de izlenme rekorları kıran “Küçük Ağa” nın CEO’su, namı-diğer Maho…  İşte müthiş Fenerbahçeli Sayın Hakan BİLGİN Beyefendi.

Değerli Sanatçımızın muhteşem biyografisini şöyle bir hatırladığımızda;

  

Değerli sanatçımız takvim yaprakları 4 Nisan 1967 tarihini gösterirken hukukçu olan sert mizaçlı savcı bir baba ve dünya seveceni çok kibar bir hanımefendi anneden oluşan kültür düzeyi yüksek bir ailenin erkek evlatları olarak Samsun ‘da dünyaya gelir. Her ne kadar otoriter klasik bir Türk baba örneği taşıyan disiplinli babası olsa da bizim küçük Hakan gayet “hokkabaz” bir çocuktur, hele eve misafir gelince bütün numaralarını sergiler peş peşe. Taklitler, şarkılar, filan... Daha o yaşlarda sergilediği olağan dışı mimik verebilme ve ben başarabilirim deme yeteneğini sergileyen doğaçlama tiyatral hareketleri, eş dost çevresinde kabul görüp beğeni toplar. Derken küçük Hakan’ın eğitim yılları başlar. İlkokulu Samsun’da, Ortaokul ve Lise eğitimini ise babasının memuriyet hayatından dolayı Ordu’da tamamlar.  Hepimizin Ortaokul ve Lise yıllarından hatırladığı, boş derslerde komiklik yapan, sıkıcı derslerde sınıfı kaynatan “hayta” öğrenci dediğimiz arkadaşlarımız vardır. Tanrı vergisi üstün ve hiperaktif zekâsıyla bizim küçük Hakan’da okulun fırlama, rahat, parlak öğrencilerinden biridir. Hem başarılı hem de gayet keyif verici bir çocuktur.  

  

O dönemlerin televizyon ekranlarda popülariteleri yüksek olarak izlenen Sayın Metin Akpınar, Sayın Zeki Alasya, “Nokta ile Virgül” gibi kahkaha ustası duayenleri taklit ederek okul arkadaşları ve öğretmenlerinin dikkatlerini çeker. Ortaokulda okul müsameresi kapsamındaki tiyatro çalışmalarına seçilir. Böylece tiyatro adına ilk temel eğitimini Ortaokul’da almış olur. Sergilediği oyunlarla bir anda ünü önce okul çevresine sonrada Ordu iline yayılır. Bir gün Ortaokul’da “Paydos” adlı sergilediği bir oyununu “Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu”ndan hocalar izlemeye gelirler ve değerli sanatçımız çok beğenilir, oyuncu olarak Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu Gençlik ekibi kadrosuna davet edilir. Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu’nda, “Müfettiş” adlı ilk oyununu biletli seyirciye oynayarak tiyatro dalında ilk profesyonel hayata merhaba der. Değerli sanatçımız Hakan Bilgin beyefendi bir röportajında “Ben daha orta sondaydım ve hayatımın ilk ünlü olma duygusunu orada hissettim.  Çünkü bir hafta sonra pidecide pide yerken bir önlüklü çocuk geldi. “Aaaa sen akşamki abi değil misin?” dedi ve ben çok utanarak pideyi yarım bırakıp kaçmıştım. Sahneyi, seyirciyi, sokaktaki insanın nasıl etkilendiğini görüp kendime dair bir ifade tarzı buldum. Babam savcıydı. Küçük yerlerde savcının oğlu, valinin oğlu gibi sıfatlarınız olur.  Ben de bundan sıyrılmak için tiyatro, izcilik, halk oyunları gibi etkinliklerde bulundum. Tiyatro onların  arasından sıyrıldı. Lise ve üniversite yıllarında çalışmalarıma amatör olarak devam ettim. İşletme’yi kazandım. Konservatuara girmedim,  bir yandan  hayatımı kazanmam gerekiyordu. Okurken tiyatro devam edince de böyle bir noktaya geldik. Meslek olarak tiyatroculuk yapmak gibi bir düşüncem yoktu. Sadece mutlu  olmak istiyordum ve tiyatro beni çok mutlu ediyordu. Hayatımda birçok  iş hep beraber gitti, tiyatro da hep beraberinde yürüdü. Beni  mutlu ettiği için bazen o öne çıktı. Bir süre sonra hayatımı kazanmama sebep oldu ve bu noktaya geldim.” Şeklinde sanat hayatını böyle özetliyor. Dünya döner, yıllar geçer, değerli sanatçımız belki Konservatuar eğitimi alamaz ama İşletme Fakültesinden dereceyle mezun olarak yüksek eğitim hayatını tamamlar.

  

1990 yılında “Tiyatro Ortaoyuncular” da başlayan sanat hayatıyla, gösteri sanatları dünyasına girer. Ortaoyuncular’la “Godot’u Beklerken”, “Üç Kurşunluk Opera”, “Köhne Bizans Operası” “Seyircili Seyir Defteri”, “Uzun Donlu Kişot” oyunlarını E.S.E.K ile ise “Üçüncü Türden Yakın İlişkiler” “Üçüncü Tür Başlangıç,  Kaygan Zemin, Tanrım Beni Baştan Yarat,  , Biz Evrimi Çok Sevmiştik, ,  gibi peş, peşe sergilediği harika tiyatro oyunlarıyla sanat ve tiyatro severlerin büyük beğenisini toplar.

Sadece Tiyatro mu? Elbette hayır. Filmografisini incelediğimizde ise oynadığı sinema filmleri ve televizyon dizileriyle değerli sanatçımızın yeri hakikaten “Kaptan Köşkü”. Türk sinema tarihinde bir çığır açan ve (Berber Hüseyin) rolünde oynadığı “Çakallarla Dans”, “Aşk Geliyorum Demez”, uzun süre vizyonda kalan şu meşhur “Recep İvedik” filminde ki (Müdür) rolü, “Avanak Kuzenler”, “Adem’in Trenleri”, “Keloğlan Kara Prens’e Karşı” Balıketi, “Pardon”, “Mumya Firarda”, “Eşkıya” vb. gibi bir dolu isimlerle liste uzayıp gidiyor. Televizyon dizileri ise birbirinden etkileyici ve adeta kahkaha tufanları estiriyor. “ Yılan Hikayesi, Efsane, Bekarlar, Baba, Alacakaranlık, Çınar altı, Kayıt dışı, Çok Özel Tim (ÇÖT), Cumbur Cemaat, Aşkım Aşkım, Kolay Gelsin, Açık Mutfak, Adım Bayram Bayram, Her Şey yolunda Merkez ve en son olarak Kanal D’de yayınlanan ve günümüzün hiç şüphesiz çok seyredilen dizleri arasında olan “Küçük Ağa” da Maho tiplemesi. 

   

Türk Tiyatrosu için farklı bir şey yapmak ve Türk seyircisine daha farklı bir yerden baktırmayı başarmak adına Yosi Mizrahi, Uğur Uludağ  gibi  önemli isimlerin bulunduğu bir takım çalışmasıyla E.S.E.K “Espri Standartları Enstitüsü Kurumu” tiyatro topluluğunda yer alır. Değerli sanatçımız Sayın Hakan Bilgin beyefendiyi en kısa şekilde anlatmak için “adeta tiyatro için yaratılmış, tiyatro yapmanın büyüsünden ayrılmayı reddetmenin ciddiyeti, sorumluluğu ve çekiciliğiyle her zaman yaşamın anlamına, gülücükler konduran bir muzır adam” betimlemesi galiba en uygun tanım olacaktır diye düşünüyorum. 

Değerli sanatçımız Sayın Hakan Bilgin beyefendinin sanat yaşamı dışında ki, Sosyal sorumluluk projelerinde de üstlendiği rollere de değinmeden geçemiyoruz. Bilenler iyi hatırlayacaklar ki, Sayın Hakan Bilgin beyefendinin işletmesini yaptığı bir zamanlar Nişantaşı’da “kolay ulaşılabilen, uygun fiyat politikaları ile işletilen, kaliteli servis ve dikkatleri çeken, ayrıca kahve bazlı ürünleri olan ve pek tabii güzel damla sakızlı kahveleri bululan, “Cafe Sakızlı” adında çok seçkin ve elit kişilerin sık, sık uğradıkları şık bir mekân vardı. İşte bu mekânın tüm gelirlerini değerli sanatçımız; “Okumak isteyen ancak ailesinin maddi yetersizliği nedeniyle okuyamayan ya da çalışmak zorunda kalan Türkiye’nin çeşitli illerindeki çocuklara tüm eğitim hayatları boyunca maddi ve manevi destek vermek amaçlı kurulan ve bir sivil toplum örgütü olan TOÇEV (Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı)’na bağışlamıştı. Yaklaşık 15 yıllık TOÇEV gönüllüsü ve Yönetim Kurulu Üyesi olan değerli sanatçımız Probil şirketinin TOÇEV yararına hazırladığı “Artiz Mektebi” adlı oyunda yönetmenlik yaparak katkı sağlar.

  

Kendine özgü stiliyle büyük hayran kitlesi olan, evine bağlı ve son derece düzgün hayatı olan, sempatik, zeki, karizmatik, güler yüzlü hoş ve espritüel, aynı zamanda sevgi dolu yüreği, beyefendi ve kibar kişiliğiyle rahat ve kendisiyle barışık, kompleksleri ve takıntıları olmayan, gençleri yetiştirmeye önem verip ve özen gösteren tarzıyla çok saygın bir eğitmen, ayrıca çok keyifli, onunla birlikte olmak ve zaman geçirmek insana gerçekten büyük huzur ve mutluluk veriyor. Mangal gibi yüreği “Fenerbahçe Sevgisiyle” atan, değerli sanatçımız Sayın Hakan BİLGİN beyefendiyi bizde, Fenerbahçe Dergisi olarak kutluyor; siz değerli taraftarlarımız için AKADEMİK VİZYON’a ayın konuğu olduğu için sayın şahsına teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz.   

  

SORU: Sayın Hakan Bey; Çağdaş sanat sektörünün önemli bir sanatçısı ve düşünce adamı olarak sizden öncelikle Mizahın tanımını rica edelim.

YANIT: Hayatın güldürücü yönünü ortaya çıkaran,  insanı gülmeye sevk eden resim, karikatür, konuşma ve yazı sanatları türleridir şeklinde özetleyebiliriz. Mizah eserleri sadece şaka, güldürme maksadıyla söylenip, yazılıp, çizildiği gibi belli fikirleri ifade etmek için de ortaya konulabilir. Hikâye, roman, komedi, nükte, fıkra, hiciv, taşlama gibi şekillerde karşımıza çıkan bu eserlerin en önemli özelliği espri adı verilen can alıcı noktanın eserin ayrıntıları arasında büyük bir yetenekle gizlenmesi, tam sırası gelince de beklenmedik bir anda söylenmesidir. Benim anladığım eğlendiğim ve yapmaya çalıştığım mizah, samimi, şaşırtan ve daha farklı yer alıyormuş gibi geliyor bana. Samimi olmadığınız zaman ne kadar güldürme sanatı olsa dahi, siz zaten ayrışabiliyorsunuz, sevimli olmayabiliyorsunuz. Sırf güldürmek için yapılan kabalığı sevmiyorum. Onun yerine daha samimi, şaşırtan samimiyette olması beni etkiliyor. İzlerken de oynarken de…

SORU: Mizah sanatının iyileştirme gücü ve toplumsal işlevini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Sanatın aslında toplumdaki yerine bakıp incelemek lazım. Çünkü sanat çok farklı yerlere taşıyabiliyor. İnsanların, daha çok tiyatro izleyen, daha çok müzik dinleyen, daha çok müzikle kavrulan, eğitim hayatında müzikle eğitim alan insanların sonunda nasıl bir şeyle karşılaştığını görünce bunun topluma yayıldığında farkını anlarsınız. En güzel örneği, sevgili ağabeyimiz Sunay Akın’ın ilkokul öğretmeni mevsimleri sınıfına getirdiği kemanla anlatmış. Vivaldi’nin dört mevsimi.. Sunay Akın ilkokulda o kemanı dinlemiş ki bugün şair ve edebiyatçı olabilmiştir. Ve memlekete faydalı bir adam olabilmiştir. Bırakın şair edebiyatçı olabilmesini, Müziğin tiyatronun sanatın her toplumun her karesine her hücresine değdiği zaman toplum gerçekten kendini daha sağlıklı bir şekilde devam ettirebilir düşüncesindeyim. Onun için mizah da bu çerçeve de kesinlikle kendi payına topluma çok faydalı olduğu kesin. Mizahın uyuşturucu özelliği yoktur, tam tersine öğretici bir özelliği vardır. Gülüp, geçilen bir obje gibi bakmamak gerekiyor mizaha.

SORU: Tiyatronun insan yaşamındaki yeri ve kültürün bir parçası olmasında ki önemi nedir?

YANIT: Asil görevidir diyebiliriz. Sanat, sanat için mi halk için mi mantığında ben kesinlikle halktan ayrıştırmama taraftarıyım. Halk için yapılan bir şey olduğuna inanıyorum. Zaten halkın bildiğini tekrar halka bildirmenin bir manası yok ki. Halkın bilmediğini, görmediğini, göremediğini anlatmaya çalıştığınızda halkı aydınlattığınızda tiyatro bir işe yarar. Ama halkın anlamayacak şekilde “şekil” olarak yaparsanız da hiçbir işe yaramaz. Çok sanatsal efendim deyip konuyu kapatıp geçerseniz. Bu da bir işe yaramaz.

SORU: Sektörde büyük tepkilere yol açan Şehir Tiyatrolarının özelleşmesi kararı, sizce nasıl bir yaklaşım?

YANIT: Eşim de şehir tiyatrosunda. Bu yanlış bir yaklaşım. Düşünün küçük bir şehir kurduk. Şehir’in başında da birimiz var. Şehri güzelleştirmeye çalışıyoruz. Birini görevlendiriyoruz parkları bahçeleri yapıyor. Birini görevlendiriyoruz dini ortamları yapıyor. Birini görevlendiriyoruz, kültür sanat yapıyor. Dolayısıyla belediyenin de kendi bölgesinde böyle kültür sanat ortamı oluşacak mekanları ve kurumları yaratması gereklidir. Kararın içeriği değişebilir. Kadro revizyonuna gidilmesi, daha çalışkan, aktif ve farklı oyunların oynanması, sahneler, dekor, kostüm maliyetleri “yüksekse” ayarlanması bilet fiyatları vb gibi bir takım içerikte revizyona gidilebilir. Şehir tiyatrosunu bir televizyon dizisi gibi arasına reklam verilen bir iş kolu gibi görmek yanlış yapmaktır. Özelleştirme kararı, bence doğru bir karar değil.

  

SORU: Özel radyolarda radyo tiyatroculuğu programlarına pek rastlayamadığımız şu günlerde sizce yapılmamasının nedeni nedir?

YANIT: Özel radyolar doğal olarak reklamla yaşadıkları için o araya o kadar uzun bir süreyi reklam almadan devam ettirmeyi istemiyorlar. Bir de toplumsal olarak çok lay lay lom bir şekilde radyo dinleme alışkanlığımız var. Eskiden TRT’li yıllarda tek radyo dönemlerinde radyo açılırdı evde bir süre radyo dinlenirdi. O zaman arkası yarın dinlemenin bir anlamı ve keyfi olurdu. Şimdi toplumsal yaşam normlarımızın değişmesi sonucu pek ilgi olmuyor bence..

SORU: Ve Sinema. Günümüzde sinema filmlerine milyon dolarlarla ifade edilen ciddi yatırımlar yapılıyor ve vizyona girdiğinde ise gişe hâsılat rekorları kırılıyor. Sizce sinemanın Türk toplumu üzerinde bu denli cazibesi ya da büyüsü nedir?

YANIT: Son dönemlerde, özellikle son 5 yıldır komediler daha çok gişe yapan filmler. Hatta Recep İvedik’le beraber o gişe çok patlayınca bu sefer bütün sinema yatırımcıları veya diğer yatırımcılar komediye dönmeye başladılar. Komediye dönülmesinin altında yatan şey bence Türk toplumunda insanların gerçekten eğlenmeye ihtiyaç duymaları ile alakası var. Sıkıntılardan dertlerden uzaklaştıkları iki saat, bu da 15-20 lira bilet ücreti ile karşılayabiliyorlarsa o zaman bunu tercih ediyorlar. Recep İvedik’in gişe rakamına bakarsanız örneğin, Türkiye’de 3 milyon sinemaya giden kişi var ama bazı insanlar aynı filme 2-3 kere gidiyor. Düğün dernekte de aynı şey var.  İnsanlar iki üç defa gittikleri için bu rakam 6 milyonu buluyor. Çünkü insanlar eğlenmek istiyorlar, güldükleri şeye bir daha gülmek istiyorlar. Biraz öyle bir sıkıntı var. Sinemada da bu devam edecek. Türkiye’deki genel gerginlik bitene kadar.

SORU: Şimdi de biraz özele geçelim. Sinema, dizi, sunuculuk gibi kariyerleriniz ön planda olsa da, siz öncelikle tam bir tiyatro adamısınız, sizi bu denli tiyatroya iten ana tema nedir?

YANIT: Bu küçüklüğümden beri var olan bir olgu yani kendimi rahat hissettiğim bir yer tiyatro. Oyun başladığı andan bitene kadara geçen süre benim bütün hayattan sıyrıldığım sadece seyirci ile bir arada kaldığım hiçbir şey düşünmediğim gayet mutlu olduğum ve insanları mutlu ettiğim bir atmosfer olduğu için çok keyifli geçtiğine inandığım bir şey. Çok mutlu ayrılıyorum oyun bittiğinde. Beni mutlu eden bir ortam o yüzden tiyatrodan vazgeçmem. Orada hiçbir kurgu da yok.   Her şey net bütün çıplaklığı ile var orada. Doğruysan doğrusun, yanlışsan yanlışsın. Dize de koparabilirsin sinema da bir şekilde halledebilirsin ama tiyatro da o gün neysen osun.

SORU: Gelelim dizilere. Şimdi de “Küçük Ağa”yla karşımızdasınız, bu diziye nasıl dahil oldunuz?

YANIT: İlk okuma provasında tanıştım herkesle, çok sıcak sıcak bir ekip, çok samimi bir hikayeydi. Türkiye’de müthiş prodüksiyon yapsanız, müthiş paralar harcasanız neyin tutup tutmayacağını başlamadan bilemiyorsunuz. Ama birinci bölüm yayınladığında reytingleri görmediğimde iş bana çok sıcak ve samimi geldi. Her yönüyle Türk geldi. Bu iş sevilecek galiba dedim ama bu kadar büyük reytingler bu kadar büyük rakamlar alacağını, Recep İvedik’te de tahmin etmedim bunda da tahmin etmedim. Türk topluma uygun bir dizi o da Erler Filmin başarısı.

SORU: Küçük Ağa projesinde saygıdeğer Zeki Alasya gibi “Mega Star”la çalışmanın keyfini biraz anlatır mısınız?

YANIT: Büyük bir şans benim oyunculuğum adına büyük bir katkı. Sahnede bulunduğum da eğlencesi keyfi Zeki ağabey sürekli geçmişi dinliyorum, hikayeleri dinliyorum. O kadar güzel ki daha ne olsun. Zeki ağabey ile çalışmak gerçekten büyük bir şans. Kıymetini biliyorum, diyorlar ki bu çok güzel oldu, çok başarılısın.  Oynayana değil, oynatana bak diyorum bende.  O çok önemli. Bu işte beni oynatan Zeki Alasya beyefendi.

SORU: Yüksek espri standartlarız, geniş kültür birikimiz ve karizmanızla Sitcom dizilerine tam yakışan bir sanatçımızsınız; acaba bundan sonraki projelerde bir Sitcom dizisinde oynamayı düşünür müsünüz?

YANIT: Çok isterim. Sitcom bizi şöyle rahatlatıyor drama gibi değil. Bir de tiyatro gibi. Senaryoyu okuyorsunuz 3 tane kamera var, tekrar yok. Tık, tık, tık oynuyorsunuz. Tiyatro gibi çekiyorlar. Bir tiyatro oyuncunun en büyük hayalidir sitcom. Küçük Ağa 3-4 sene devam etsin sonrasında bir sitkom yaparız inşallah.

SORU: Sosyal sorumluluk projeleriniz diyelim ve TOÇEV’den başlayalım. 15 yıllık TOÇEV gönüllüsü olarak etkinliklerinizi ve yeni projelerinizi biraz açar mısınız?

YANIT: 3-4 sene gönüllü çalıştıktan sonra ben profesyonel olarak TOÇEV’de çalışmaya başladım. TOÇEV’e gelir getirmek için garajda anahtarlık sattığımı bilirim. Bir sürü yerde firmalara gidip sponsorluk anlaşmaları yaptığımı bilirim. Böyle bir departman oluşturmuştuk. Sonra iktisadi İşletme kurulduktan sonra danışman olarak statüde yer aldım. 2 sene önce de yönetim kuruluna kattılar beni. Sağ olsunlar. Bu süreç içerisinde iş bazında profesyonel çalışmalarımız oldu. TOÇEVLE İLK OLARAK  çocuk tiyatrosu ile tanıştım. Ebru hanım çalışmamı istedi. Çekimlerim var dedim. Birkaç gün anca gelebilirim dedi. O da hiç fark etmez. 2 gün gelsen bile yeter. İşletme kafasıyla iyi işler yapacağında inanıyorum dedi. Ben tabi 2 gün gelmedim, 8 gün geldim. İşim olmayınca hep orada. Hala masam, ofisim vardır.  Gider gelirim, her boş vaktim de oradayım. Telefonla bağlantı kurarım. Yani bir MEB Bakanın açtığı köy okulundan herhangi birinDEN çok daha fazla köy okulu açılışında bulundum.  211 tane köy okulu açıldı yaklaşık 110’unda bulundum. Bir fiil, ya sunumlarını yaptım, ya açılışta bulundum, ya çocukları oraya götürdüm, ya organizasyonun başındaydım. Dolayısıyla vakıfla geçirdiğim 15 sene benim hayatımın çok keyifli zamanlarından biriydi.  Çok faydalar yaptığının düşüncesindeyim.

SORU: Tiyatro dedik, sinema ve dizi dedik, kültür & sanat konuştuk, özel sorular sorduk, kitaplara değindik, sosyal sorumluluk projelerinizden bahsettik, dilerseniz şimdi birazda bunların dışına çıkıp Fenerbahçe’ye geçelim. Ve Nasıl Fenerbahçeli oldunuz? Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Rengini severseniz, markayı formayı severseniz sizi iyi hissettiren bir objenin. Fenerbahçe’de böyledir benim hayatımda. Hele bu yaştan sonra. Fenerbahçe beni mutlu eden bir kavram. Keza burada ilk kongre üyesi olduğum gün bana üyelik kartını verdiler. Ben kapıdan çıkarken peki şimdi ne yapacağım dedim. Bir şey yapmayancasınız, gerektiğinde biz sizi arayacağız dediler. Kulüpte bir görevim olursa hani manasız kendimi o, düşünün kongre üyeliğinin bende yarattığı sorumluluk duygusu anlatabiliyor muyum? Çok özel ve değerli olduğunu düşünüyorum. Kulübün büyüklüğünü rahmetli İslam Çupi’nin dediği gibi tarif etmek öyle çok kolay bir şey değil. Bunu yaşayarak görebilirsiniz. Oğluma da aynı duyguyu aynı mütevazilikte aşılamaya çalışıyorum Ben gördüm sen de göreceksin diyerek ona anlatmaya çalışıyorum.

  

SORU: Bir taraftar olarak Fenerbahçe’nin galip gelmesi için özel bir toteminiz var mıdır?

YANIT: Yer değiştirme klasik bir totemdir ama ben mekan da değiştiriyorum. İlk yarı kötü giderse ikinci yarı mutlaka bir yerlere gidiyorum. Hatta sessiz kalmayı tercih ediyorum. O gün içinde kimle oynuyorsak örneğin Beşiktaşlı ya da Galatasaraylı arkadaşlarla hiç maçtan bahsetmiyorum. Sessiz ve sinsice bekliyorum. Maça gidiyorsak o gün bir şölen durumu var. Biz ne yazık ki zamanla yarıştığımız için ne yazık ki o gün sadece bir tane ekstra forma götürüyorum. Maça giderken üstümü değiştirip gidiyorum. Totemin yere, zamana göre değişebiliyor.

SORU: 2013/2014 sezonu Fenerbahçe Spor Kulübü için yine başarılarla, şampiyonluklarla dolu bir yıl oldu. Fenerbahçe, dünya spor tarihinde benzeri olmayan bir başarıya imza atarak hem Fenerbahçe Erkek Voleybol Takımı, hem de Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı, aynı günde CEV Kupasında Avrupa Şampiyonu oldular. Duygularız?

YANIT: Bence zaten bütün sporcular 3 Temmuz sürecinde biz taraftarlar olarak ne kadar etkilendiğimizi bir düşünün bir de kulübün içindeki sporcunun ne derece etkilendiğini düşünün. Bunların genç birer sporcu olduğunu düşünün. Takım ve forma aşkının ne derece olduğunu düşünün. Dolayısıyla onarlın başarısının altında bence ciddi derece bu motivasyon var. Bu da çok değerli ve çok önemli. Elbette çok mutluyum.

SORU: Yine 2013/2014 sezonunda bu kez de Fenerbahçe Futbol A Takımı ciddi puan farkıyla STSL Şampiyonu oldu. Bir de bu şampiyonluk için duygu ve düşüncelerinizi alalım.

YANIT: Çok mutluyum. Bir an önce de Avrupa’da oynayabilmek için şu kararın değişmesini istiyoruz. Çocuklar üstlerine düşeni yaptılar şampiyon oldular. Bundan sonrası kararın değişmesi. Ciddi bir puan farkı oldu. Bu kadar başarılı olmuş bir takıma bu bir haksızlıkmış gibi geliyor bana. Bizim zaten bu 3 sene boyunca anlatacağımız çok hikâyeler var aslında.  Şampiyonluk değil de onun getirdikleri sonraki süreç bence çok daha keyifli.

 

SORU: Şu meşhur 3 Temmuz’dan başlayarak, Fenerbahçeli taraftarların "Türkiye İçin Adalet Fenerbahçe için Adalet" sloganıyla düzenledikleri ilki Bağdat caddesinde ikincisi de Ankara’da Anıtkabir’de yüce Atamızın huzuruna çıktıkları tarihi organizasyon için görüşlerinizi rica edelim.

YANIT: Bence buna biraz tersten bakalım. Bu kadar acı çekmiş bu kadar sıkıntı çekmiş bir başkan, kulübü ve taraftarı var. Bu kadar büyük organizasyonlar yapmamıza rağmen bu kadar gergin bir Türkiye’nin içerisinde böyle bir güç başka başkan tarafından çok daha farklı bir şekilde kullanabilirdi. Başkan kullanmadı. Bence müthiş bir liderlik örneği gösterdi. Bu çok önemli. Bu olayda dikkat çekilmesi gereken en önemli şeylerden birisi bu. Başkanın bu potansiyeli hiçbir şekilde memlekete zarar vermeden sadece derdini anlatma çabası bir liderlik örneğidir. Bir takım olarak taraftar olarak böyle bir sürecin içinde gerçekten ne kendisine ne çevresine ne başka bir takıma bulaşmadan sadece ve sadece derdini anlatmaya çalışması da bir, şu anda sokakta insanlar sokakta derdini anlatmaya çalışıyorlar ya bir sürü şiddet var ya, bu da taraftar olarak bence örnek gösterilmesi gereken bir taraftardır. Çünkü biz kendi derdimizi çok hukuki ve adli bir şekilde hiçbir yere zarar vermeden anlatmayı başardık. Bu da çok önemlidir Fenerbahçeli olarak. Bu açıdan da gurur duyduğum bir şeydir.   Ayrıca da bu 3 sene futbol tarihinde yazıldığı zaman Fenerbahçe çok geniş bir paragrafta yer alacak. İnşallah hikayenin sonuna hak yolunu buldu, insanlar doğruyu buldu bu da bir yanlışlıktır diyecekler ve tarihe inşallah öyle geçer.  Çünkü son 3 seneden beri bir sürü Fenerbahçeli baba oğluna şikenin ne olduğunu ne olmadığını neden böyle bir süreç olduğu gibi manasız bir terminolojiyi çocuklarına öğretmek ve anlatmak zorunda kaldı ben dahil olmak üzere..

SORU: Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

YANIT: Son 3 senedir hiçbir şeyi eleştirmeden izlediğim için yönetime de futbolculara da anı şeyi söylüyorum, kendi payıma tabi. Söylenecek tek şey sakin olun, aslında söylemeye çalıştığım şey adalet yerini bulacakta hak yerini bulacakta ama bunun için sakin olmak lazım. Beklemek lazım. Zaman gerçeği gösterecek ve bizi haklı çıkarak. Çünkü biz yanlış değiliz. Şampiyonluğumuz hayırlı olsun. Mutlu ve sağlıklı günler dileklerimle, Sevgiler…