Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

Klasik Batı Müziğinin Piyano Virtüözü, Türkiye’nin Ulusal Gururu, Tıpkı İsviçre Çikolatası Ve Bohemya Kristali Gibi Çok Özel Bir Marka, Devlet Sanatçımız Sayın, İDİL BİRET.

“Onu toplumumuz harika çocuk olarak bağrına bastı, sınırlarımızın ötesindeki başarılarını yıllar boyu alkışladı. Beş yaşından beri piyanosunun tuşlarıyla özdeşleşti; Türkiye’nin adını bir kültür elçisi olarak dünyanın dört bir yanına taşıdı. Rekor sayıda uluslar arası ödüller alıp,  dünya genelinde milyonların sevgilisi, Türkiye’nin ulusal gururu oldu. Ülke içinde de en uzak köşelere gidip her türlü koşula katlanarak, sesi çıkmayan piyanolarda bile çaldı. Olumlu yaklaşımı, yapıcı kişiliği ile dinleyicisiyle olduğu kadar meslektaşlarıyla da barışık, çok özel bir kimlik, Devlet Sanatçımız Sayın Biret hanımefendi.”

Daha 2 yaşında müzik hayatına atılıp, 7 yaşına geldiğinde TBMM’de kendi adına çıkartılan özel yasayla “TÜRKİYE’NİN HARİKA ÇOCUĞU” unvanını alıp, Devlet tarafından Fransa’ya gönderilerek Paris Konservatuarı’nda eğitim hayatına başlayan, olağanüstü bir hafıza, mükemmel bir teknik ve yorumlama gücüyle dünyanın en geniş repertuarlı piyanisti unvanını taşıyan; 100’e yakın LP/CD’si ve 3 milyonu aşan satış rakamıyla “Klasik Müzik” dünyasının en çok sevilen ve aranan yorumcularından ve rekor sayıda aldığı uluslarası ödüller ile Türkiye’nin ulusal gururu olan, Boğaziçi Üniversitesi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi gibi önemli kültür yuvaları tarafından “ONURSAL DOKTORA” unvanlarıyla ödüllendiren, gençliği, güzelliği, hanımefendi zarafetiyle yıllara meydan okuyan, son derece sempatik, zeki, güler yüzlü, hoş ve espritüel, kendine özgü müthiş korteks kullanımıyla, Klasik Batı Müziğinin Piyano Virtüözü ve Devlet Sanatçımız Sayın İdil BİRET; hanımefendiyi siz değerli taraftarlarımız için ayın VIP KONUĞU’nda ağırladık.

                                                                                              

Değerli Sanatçımızın Muhteşem Biyografisini Şöyle Bir Hatırladığımızda;

 

Türkiye’nin “Harika Çocuğu” olarak bilinen Sayın İdil Biret, 21 Kasım 1941 yılında Ankara’da doğar. Müziğe olan ilgisi 2 yaşında başlar. Dört yaşına geldiğinde olağandışı müzik yeteneği, “Absolut” kulağı ve duyduğu her parçayı anında ve eksiksiz olarak piyanoya aktarabilme yeteneğiyle ve özellikle daha o yaşlarda Bach'ın prelüdlerini çalmaya başlamasıyla Türk ve Avrupalı müzik çevrelerinin hayranlığını kazanır. İlk derslerini Mithat Fenmen'den alır.

     

1948 yılında, henüz yedi yaşındayken, 2. Cumhurbaşkanımız merhum İsmet İnönü, Biret'in yurt dışında eğitiminin gereksinimlerinin karşılanması için TBMM'ye bir teklif sunar. Bu teklif sonucunda İdil Biret için özel olarak çıkartılan kanun, "Harika Çocuklar Yasası" olarak bilinir. Bu kanun çerçevesinde eğitimi için ailesiyle birlikte Paris Konservatuarı'na gönderilen küçük Biret, burada 20. yüzyılın önemli pedagoglarından Nadia Boulanger ile çalışır. 8 yaşına geldiğinde Paris radyosunda ilk konserini verir. Fransız piyanist Alfred Cortot'dan dersler alır. 11 yaşındayken Kempff ile Mozart'ın “İki Piyano İçin Konçertosu”nu Paris Champs-Elysees tiyatrosunda icra eder.

   

Sayın Biret, Paris Ulusal Konservatuarı’nı Yüksek Piyano, Eşlikçilik ve Oda Müziği dallarında birinci olarak bitirdiğinde 15 yaşındadır. 16 yaşından itibaren çeşitli dünya sahnelerinde yer alır. Amerika’daki ilk konserini 21 yaşında, Rachmaninoff’un Üçüncü Piyano Konçertosu’nu çalarak Erich Leinsdorf yönetimindeki Boston Filarmoni Orkestrasıyla gerçekleştirir. İlk Rusya turnesini piyanist Emil Gilels’in çağrısı üzerine yapar ve bu ülkede büyük başarı kazanır. Yıllar içinde bu ülkede yüze yakın konser verip, büyük hayran kitlesi kazanır. Sonra beş kıtayı kapsayan büyük konserleri başlar. Montreal, Berlin, Montpellier, Nohant, Royan, Dubrovnik, Atina, Ankara ve İstanbul festivallerine katılarak müzik severleri adeta büyüler. Boston Symphony, Orchestre National de France, Orchestre Suisse Romande, London Symphony, Leningrad Philarmonic, Leipzig Gewandhaus, Dresden Staatcapelle, Tokyo Philarmonic, Sydney Symphony ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası gibi birçok büyük orkestra eşliğinde dünyanın her yerinde konserler verip, müthiş beğeniler toplar.

         

Sayın Biret, 1986 yılında, Beethoven’in en önemli eseri sayılan günümüzde (Avrupa Birliği’nin Marşı) olan dokuzuncu senfonisi dahil Liszt tarafından yapılan Beethoven’in dokuz senfonisinin piyano uyarlamalarını kayda aktaran ilk piyanist olur. Beyin ve kol gücü olarak piyanistik sınırları zorlayan Sayın Biret hanımefendi, Fransa’da Montpellier Festivali’nde, eleştirmenler tarafından yapılması imkansız olarak nitelendirilen bir denemeye girişerek bu uyarlamaların hepsini, 9 senfoniyi, art arda 4 konserde seslendirir. Biret’i en iyi öğrencisi olarak nitelendiren hocası alman piyanist Wilhelm Kempff’in 90’ıncı doğum yıldönümü onuruna verilen bir konserde, hocasının eserlerini ve piyano uyarlamalarını büyük ustalıkla seslendirir. 1992 yılında Chopin’in tüm eserlerini içeren 15 CD’lik bir seriyi Naxos firmasıyla kayda alır. Bu kayıt 1995 yılında Varşova’da gerçekleştirilen “Chopin Diskleri Büyük Ödülü” çerçevesinde, Sayın İdil Biret’e jüri özel ödülünü kazandırır. Değerli sanatçımız daha sonra Brahms (1997, 12 CD) ve Rachmaninoff’un (2000, 10 CD) tüm piyano yapıtlarını külliyat halinde kaydederek romantik piyano edebiyatı literatürüne kendi damgasını vurur. Bu CD’ler kısa sürede uluslararası müzik piyasasının aranan kayıtları haline gelir. 1995 yılında Boulez’in 3 sonatı için yaptığı kayıt Paris’te her yıl düzenlenen “Altın Diyapozon” ödülünü kazanır. Ve “Le Monde” gazetesi bu diski yılın en iyi kaydı seçer. 1997’de Brahms’ın ölümünün yüzüncü yılı nedeniyle, bestecinin piyano eserlerinin tamamını Almanya’da 5 resitalde icra eder. Ayrıca bir konserde Brahms’ın iki konçertosunu birden çalarak bunu yapabilmiş çok az sayıda piyanistin arasına girer. 1998 yılında, Beethoven’ın 5 piyano konçertosunu 3 günlük konser dizisinde art arda seslendirir. Sayın Biret, ayrıca 7 günlük bir konser dizisinde Beethoven’in tüm piyano sonatlarını art arda çalar. Beethoven’in 32 Piyano Sonatını da kaydetmiş olan piyanist, bu projesiyle dünyada Beethoven’ın piyano için yazdığı sonat, konçerto ve senfoni uyarlamalarının tamamını seslendiren tek piyanist unvanına sahiptir. Sanatçı son olarak 2002 yılında da György Ligeti’nin piyano etütlerinin kaydını yapar. Olağanüstü bir hafıza, mükemmel bir teknik ve yorumlama gücüne sahip olarak nitelendirilen Sayın Biret dünyanın en geniş repertuarlı piyanisti unvanını taşımaktadır. Sanatçı şu anda Brahms’ın senfonilerinin piyano uyarlamalarını yazmaktadır. Kendi etütlerini de bestelemiş olan ve bir süre sonra gün ışığına çıkartacağını söyleyen Biret, 100’e yakın LP/CD’si ve 3 milyonu aşan satış rakamıyla klasik müzik dünyasının en çok sevilen ve aranan yorumcularından birisi konumundadır.

  

Fransız yazar Prof. Dominique Xardel'in değerli sanatçımızın hayatını ve görüşlerini anlatan "İdil Biret-Une pianiste Turque en France” (Fransa’da bir Türk Piyanist İdil Biret) kitabı 2006 yılının Eylül ayında Fransa'da yayınlanmıştır. 2007'de "Dünya Sahnelerinde Bir Türk Piyanisti: İdil Biret" adıyla Türkçe olarak da yayınlanmıştır. İdil Biret'in de yer aldığı "Piyanistler" adında birçok piyanistle yapılan söyleşilerden oluşan bir kitap yazarı Dominique Xardel, yalnızca Sayın İdil Biret'i anlatan bu yeni kitabında sanatçının hayatı ve kariyerinin yanı sıra birçok değişik konudaki düşüncelerini de aktarmaktadır. Kitap 2007'nin Ekim ayında Stacatto-Verlag yayınevi tarafından Almanya'da "Idil Biret: Eine Türkischen Pianistin auf den Bühnen der Welt" adıyla yayınlanmıştır. Sanatçı hakkında ayrıca Sayın Üner Birkan'ın yazdığı "Piyanodaki Harika" adlı bir başka kitap daha bulunmaktadır.

Değerli sanatçımız, Sayın İdil Biret hanımefendi bugüne kadar, “Kraliçe Elisabeth (Belçika), Van Cliburn (ABD), Busoni (İtalya), Liszt (Almanya) gibi birçok uluslararası piyano yarışmasında jüri üyeliği yapan İdil Biret'in aldığı ödüller arasında "Lili-Boulanger" (Boston), "Harriet Cohen/Dinu Lipatti" (Londra), Polonya hükümetinin "kültür liyakât " ve Fransız hükümetinin "Chevalier de I'Ordre National de Merite" nişanları ve onur ödüllerine sahip olmuştur.”

Sayın İdil Biret, 1971 yılından beri Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı'dır.

Sayın İdil Biret’in olağanüstülüğü yalnızca müzik dünyasıyla sınırlı değil. Edebiyat’tan tüm sanatlara, felsefeden hukuka eşsiz bir bilgi ve kültür birikimi, yüzlerce orkestra eseri içeren geniş repertuarı belleğinde taşıması, yalnız ve yalnız kendisiyle yarışması, bağımsızlığı ve özgürlüğü onu olağanüstü kılıyor. Biret’in güçlü kişiliği, düşüncelerindeki özgünlük, müzik ve dünya üstüne açıklamalarının yoğunluğu, çok boyutlu ve çok derin kültür kaynaklarına eğilmesi, zamanının önemli bir bölümünü ayırıp, ciddi uğraşlar vererek, olağanüstü yönlerini tüm dünyaya kabul ettiren, dünyada eşine ender rastlanır bir belleğe ve absolut bir kulağa sahip olan, çağdaş Türkiye sanatının yükselmesi için büyük titizlikle sürdürdüğü çalışmalarından ve elde ettiği uluslar arası başarılarından dolayı; Fenerbahçe Dergisi olarak Devlet Sanatçımız Sayın İdil Biret hanımefendiyi kutluyor, röportaj teklifimizi kabul ettiği için sayın şahsına teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz.    

Sayın Biret Hanım; Müziğe olan ilginizin çok küçük yaşlarda başladığı, dört yaşına geldiğinizde olağandışı müzik yeteneğiz, “Absolut” kulağınız, duyduğunuz her parçayı anında ve eksiksiz olarak piyanoya aktarabilme yeteneğiz tüm dünyaca biliniyor. Avrupa kökenli bir müzik türü olan, Klasik Batı Müziği eserlerini bir Türk piyano virtüözü olarak yorumlamak sizde nasıl bir duygu yaratıyor?

YANIT: Kendimi hatırladığımdan beri zaten etrafımda hep bu müzik vardı. Annem piyano çalardı, Chopin, Beethoven Liszt gibi bu tür isimler evde çok sık duyulurdu ve bizim evde genellikle hep klasik müzik dinlenirdi. Anneannem doğaçlama yapardı. Kendisi bizim geleneksel müziğimize karşı da çok yetenekli bir insandı. Ayrıca o da bütün çok sesli Avrupa müziğini çok severdi. Annemin ailesinde özellikle herkes müziğe çok yetenekliydi ancak hepside amatörlerdi. İşte ben böyle bir ortamda büyüdüm. O bakımdan başka bir müzik bilmediğim için Avrupa kökenli bir müzik türü olan, Klasik Batı Müziği bu nedenlerden dolayı bana gayet doğal geliyor.

Müzisyen ile enstrümanı arasında nasıl bir ilişki vardır? Sizce aidiyet duygusu icra etmede ne kadar önem taşımaktadır? Örneğin; diyelim ki, yurt dışında uluslararası bir festivale katılıp konser vereceksiniz. Piyanonuzu yanınızda götürmeniz ise zaten olanaksız. Konser öncesi sahnedeki enstrüman ile aranızda nasıl bir ritüel olur?

YANIT: Piyanistlerin en büyük problemi piyano ya da klavye bulamamaktır. Ondan çok sıkıntı çekeriz. Konuyla ilgili olarak son zamanlarda Kore’de yapılan rulo piyanolar hakkında bir şeyler anlatacağım ancak buna geçmeden önce şu önemli nüansı açıklamam gerekiyor. Uzun seneler ben sessiz piyanolarla dolaştım. Hatta bu yüzden komik hikayeler başıma geldi. Hiç unutmam bir seferinde, hava alanında yapılan bir kontrolde  “piyano ile girmiştir” diye pasaportuma bile yazdılar. Böyle komik şeyler oldu. Oysa piyanonun sesi çıkmıyor. Ve ondan sonra dedim ki; sesi çıkmayan bir piyanoya piyona denilemez? Sonradan bir metot keşfettim. O da Kore’de yapılan böyle asıl rulo piyanolardı. Yani bir rulo haline getiriyorsunuz. Plastikten piyano. 5 oktav. Bir tahta masa üstüne koyduğunuz zaman çalışma imkanı bulabiliyorsunuz. Fevkalade bir enstrüman, hatta sesi bile çıkıyor. Piller yeni oldukça, o şekilde çalışmak imkanı oluyor. Tabii, gittiğim yerlerde bir piyanodan daha fazla bir klavye arıyorum. Elektronik Nova gibi bir şeydir.

Sahnedeki enstrüman ile aranızda nasıl bir ritüel oluyor? sorunuza gelince; Sahnede hangi enstrüman ile karşılaşacağınız hiç belli değildir. Kafanızda ideal bir piyano hayal edersiz ama hiçbir zaman o piyanoya rastlamazsınız. Onun için kafanızda yaratmak istediğiniz şey ses olmalıdır. Kafanızdaki kurguladığınız o sesi piyanoda çalmaya çalışırsınız. Onu yaparken de birçok şeye başvurursunuz. İşte bu olgu çok önemlidir. O nedenlerden dolayı ben fazla iyi piyanolarda çalışmanın zararlı olduğuna inanıyorum. Çünkü güzel sese alışıyorsunuz ve her zaman aynı kalitede bir ses bulmadığınızda çok yadırgayabiliyorsunuz. Onun için en güç en fena şartlarda çalışmanın bazen iyilikleri vardır ve oluyor.

Piyanoda tercih ettiğiniz markalar hangileridir? Hatırladığınız kadarıyla bugüne kadar kaç enstrüman üzerinde çalıştınız, kayıt yaptınız ve konser verdiniz?

YANIT: İşin fena tarafı ne yazık ki tam hatırlamıyorum. Ama Chopin düzenlemelerini Imperial Bösendorfer ile yaptım, Brahms ve Rachmaninoff’'lar ise Steinway ile yapıldı. Daha fazla Steinway kullanıyorum. Steinbach'de çaldım; Gaziantep’te kullandım. Fevkalade güzel kalitede bir enstrümandı. Her markanın güzel bir piyanosu oluyor ve karşılaştığınız zaman çok memnun oluyorsunuz. Örneğin, Fazioli piyanosunu söyleyebilirim, el yapımı ve İtalyan. Ayrıca her bakımdan çok konforlu, kullanılışı kolay ve kaliteli bir enstrüman. Yani piyano biraz da şans meselesidir. Bazı piyanolarla çok uğraşılıyor. Çünkü el yapısı olduğundan bazen netice o kadar da parlak olmayabiliyor. Ama genelleme yapmamak gerekir sadece bir yerde yapılan her şeye rağmen tamamen tesadüf olgulardan bir tanesi diyelim.  

Klasik Batı müziğine olan Ülkesel kültür farkını değerlendirmek amacıyla, Yurt dışında vermiş olduğunuz konserlerde yaşanan atmosfer ve izleyici tepkileri ile ülkemizdeki konumu kıyaslayabilir misiniz?

YANIT: Bence dinleyici faktörüdür. Dünyanın her tarafında iyi dinleyici, her zaman iyi dinleyici oluyor ve öyle de kalıyor. İsterseniz dünyanın en uzak bir ülkesinde çalın. Eğer sizi dinleyen topluluk iyi bir dinleyici kültürüne sahipse sorun olmuyor. İyi dinleyiciden kastım; sessiz dinleyici, dikkatli dinleyici, yani nefes almaktan çekinen bir dinleyicidir. Bence tepkiler kaliteli dinleyicilikten oluşuyor. Ayrıca dinleme kalitesinden ne alıyorsunuz o da çok önemli. Biliyorsunuz bizde eskiye dayanan bir saygı geleneği ve merak âdeti vardır. Bu olgu çok önemlidir ve en büyük artistler bu geleneklerden geçmişlerdir. Hem de Liszt’en itibaren, yani 1847’den beri bu olgu devam ediyordu. Onun için çok iyi bir dinleyici kriterimiz vardı. Hakiki melomanlar vardı, şimdi daha başka türde bir dinleyici jenerasyonu oluştu, belki o eski kalitedeki insanlar kadar meraklı değiller. Ama bu dünya genelinde bir problemdir. Benim yaptığım müzik türü daha çok Çin, Japonya ve Kore’ye doğru kaydı. Hatta Hindistan’a... Ve o ülkelerin insanları şimdi bu müziğe çok daha meraklılar. Onun için diyorum ki dünyanın bazı kriterleri zaman, zaman değişiyor. Avrupa’da ve Amerika’da maalesef eskisi kadar bu tür müziğe merak yok. Şimdi anlatırsam çok uzun olur. Ama bir fikir vermek için bu konuya değindim.  

Osmanlı’nın 19. yüzyılda Klasik Batı Müziği etkinlikleri gibi bir geleneği vardı. İstanbul ve İzmir’de operalar olurdu ve o nedenle Türkiye söz konusu müziği biliyor ve ona gerekli değeri veriyor düşüncesindeyim ancak Türkiye haricinde ki İslam dünyasının Klasik Batı Müziğine bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz? Klasik Batı Müziği bu coğrafyalarda hak ettiği değeri yeterince bulabiliyor mu?

YANIT: Şimdi bakın ben başka memleketlerden bahsedeceğim. Özellikle mesela Mısır aklıma geliyor. Ben Mısır’a 1960 yılların sonundan itibaren sürekli giderim. Konserler verip, orkestralara çaldım. Çok iyi orkestraları var. Kahire’de çok güzel opera binaları var. Orada hakikaten Klasik Batı Müziği’ne çok meraklı insanlar da var. Fakat bu çok sesli müzik halk arasında daha tam olarak yayılmamış. Biliyorum ki Suriye’de bir orkestra var. Şam’da da bir orkestra var. Kaliteleri de iyi. Şimdi bazı Arap emirliklerinde orkestralar kuruluyor. Arap emirliklerinde çok meraklı olan biri var. Bir şeyhti galiba. Şimdi ismini hatırlayamadım… Örneğin Borneo lideri bu müziğe çok meraklıydı. Buna benzer çok meraklı insanlar var. Ama bu müzik türü henüz halka yayılmamış. “Persepolis Festivali” olduğunda İran’a gitmiştim, iyi bir organizasyondu ve dinleyici kitlesi gayet çok meraklıydılar ve müthiş ilgi gösterdiler. Dünya’nın her tarafından insanlar geliyorlardı. İyi kompozitörler çıkıyor bu ülkelerde. Dinleyici profilleri son derece elit sınıftaki insanlar. Onu da bir nüans olarak vurgulamak gerekiyor.

Klasik Batı Müziği’nin 1450’lerden başlayarak günümüze kadar olan evrelerini oluşturan Rönesans, Barok, Klasik, Romantik ve Modern dönemlere damgalarını vuran ve ünlü bestecileri olarak hafızalarımızda kalan;  Guillaume DufayKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriJohannes OckeghemKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriGiovanni Pierluigi da Palestrina, Carlo Gesualdo, Antonio VivaldiKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriJohann Sebastian BachKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriGeorge Frideric Handel, Georg Philipp Telemann, Joseph HaydnKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriWolfgang Amadeus MozartKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriChristoph Willibald Gluck, Muzio Clementi, de Franz SchubertKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriCarl Maria von Weber, Gioacchino Rossini, Franz LisztKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriFelix Mendelssohn BartholdyKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriNiccolo PaganiniKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriRobert SchumannKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriFrederic ChopinKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriJohannes Brahms, Mikhail GlinkaKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriAleksandr BorodinKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriModest MusorgskiKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriNikolay Rimski-KorsakovKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriPeter İlyiç Çaykovski, Bedrich SmetanaKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriAntonin Dvorak, Edvard GriegKlasik Batı Müziği Hakkında Bilgiler Nelerdir? Klasik Batı Müziği Müzik AletleriJean Sibelius gibi daha isimlerini sayamadığım pek çok büyük duayenlerin eserlerini icra etmek ve yorumlamak hakikaten zorluk derecesi oldukça yüksek bir performans olgusudur. Acaba her hangi bir konserinizde söz konusu eserleri icra etme ve yorumlama esnasında hata ya da bir konsantrasyon kaybı yaşadınız mı? Eğer böyle bir oluşum gerçekleştiyse olayı nasıl toparladınız kısa bir anekdotunuz var mı? Ya da ilerleyen süreçte gerçekleşirse olayı nasıl toparlarsınız? 

YANIT: Bu tip şeylere hazırlıklı olmak lazım. Ben küçük yaştan itibaren büyük kompozitörlerin stilinde doğaçlama yaparım.. Ve bunu tam bir şey bilmeden duyduğum şeylerden esinlenerek çocukken yapardım ve sonradan tabii doğru olanını ve her kompozitörün kendi stilini öğrendim. Bugün doğaçlamaya yeterince önem verilmiyor. Doğaçlama yapmanın bir iyiliği, böyle bir anda herkesin başına gelebilir. Yorgunluktan, hava değişiminden böyle şeyler olabilir. O anda o stilde sizin o eseri devam ettirebilmeniz lazım.  Bakın hocam Wilhelm Kempff’in başına gelen bir şeyi size anlatacağım. Almanya'da konser veriyordu, üç tane F.Schubert sonatı çalıyordu. Konser başlamadan önce konser odasına gittim, dedi ki bana; “Şu ikinci Schubert sonatı çalacağım, sonatın ikinci kısmı nasıl başlıyordu, notaları otelde bırakmışım”  Bunun üzerine bende oturdum orada bir piyano vardı, onu çaldım. Orada birinci sonat fevkalade güzeldi, sonra benim çaldığım ikinci kısmı yani ikinci sonat başladı, evet tonalitesi doğru fakat aynı tonaliteden Schubert stilinde başka bir eser; Anladım ki doğaçlama yapıyor. Yaklaşık elli saniye o doğaçlamayı yaptı, kimse farkına varmadı. Sonra toparladı. Ancak çalışmış olduğunuz bir eserse anlarsınız. Bu çok önemli. A.Rubinstein'da aynı şeyi anlatıyor anılarında. Çok gençken, bir gün verdiği bir konserde sonatın tamamını unutuyor ve bir anda aklından her şey gidiyor. Başlıyor doğaçlama yapmaya. Müthiş etkileyici şeyler yapıyor ve eseri bitiyor. Ama hocası da kuliste onu bekliyor; Seni gidi seni diyor. Ama çok beğeniyor. Bu çok önemli bir şey. O anda devam ettireceksiniz. Bunun daha da başka versiyonu Bera Bartok ile olmuş. Bera Bartok eşi ile iki piyano için yazdığı sonatı orkestra ile çalıyor. Orkestra ile çaldığı zaman, bir enstrüman yanlış çalıyor. Aklına bir fikir geliyor, diyor ki, buradan ben yeni bir şey üretebilirim. Konserin ortasında doğaçlama yapmaya başlıyor. Bütün partisyonu bildiği için doğaçlama doğru geliyor. Doğaçlama yaparken orkestra şefi Fred Steiner baygınlıklar geçiriyor. Çünkü bundan riskli bir şey olamaz ve Bera Bartok’a “Ne hakla bunu yaparsın. Bizi nasıl bu tehlikeye atabilirsin.” diyor hemen arkasında da ama ne kadar hoşuma gitti, yepyeni bir şey yarattım diyor. Bu da artık en extrem vaka. Özetle demek istiyorum ki hazırlıklı olacaksanız ve korkmayacaksınız. O stilde çalacaksınız. Bunu yapmak içinde galiba öğrenmek lazım.

Harika, sorularıma beklediğim tarzda çok açık, gayet zarif ve naif yanıtlar alıyorum çok teşekkür ederim. Sayın Biret Hanım; izninizle şimdi şu meşhur IBA soruma geçmek istiyorum. Mesleki kariyerinizin yolu gerçekten de tehlikeli ve Nadia Boulanger'nin sezdiği gibi muhteşem bir güzellikte olduğu hakikaten de adeta bir melek tarafından engellenemez bir şekilde korunduğunuz kamuoyunda hep söylenir. Albrecht Dürer'in melek figürlü kabartmasının IBA amblemi olma fikri nasıl ortaya çıktı? Bu ilginç konuda özet bilgi alabilir miyim?

YANIT: 1959 yılı sonunda Paris’te hocam Nadia Boulanger bana bir Noel/yılbaşı tebrik kartı yolladı. Kartta Albrecht Dürer’in yaptığı bir melek resmi vardı. Hocam, başlamakta olan piyanist kariyerime atıf yaparak “Çıkmakta olduğun bu güzel ve tehlikeli yolculukta Meleğin seni koruması dileğiyle” yazmıştı kartın üzerine. Yıllar sonra Naxos firması tarafından dünya dağıtımı yapılacak olan kendi plak etiketimi (İdil Biret Arşivi) kurmak üzere olduğumuzda eşim Şefik Bey, bu kart üzerindeki melek resmini etiketin amblemi yapmayı teklif etti. Profesyonel bir çizim ile bu gerçekleştirildi.         

Muhteşem yapıtlarınızdan birisi olan 19 CD’lik Beethoven Edisyonu, İdil Biret Arşiv CD'leri Türkiye'de Naxos dağıtımcısı, Almanya'da JPC tarafından ve Internet sanal market aracılığıyla da tüm dünyaya dağıtılmıştı. Beethoven serisinde 3 sonat ve 6 CD'lik bir kutuda yer alan Beethoven senfoni uyarlamaları 2001 tarihinden itibaren de piyasaya sunulmuştu, ancak aradan uzun zaman geçti. Acaba bu muhteşem eserinizi satın almak isteyen başta hayranlarınız olmak üzere tüm Klasik Batı Müziği severler için satış noktalarını güncelliğine binaen bize söyleyebilir misiniz?

YANIT: Türkiye’de İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde Kitap/Plak satan büyük mağazalarda bulunuyor. Geçtiğimiz günlerde Ankara Kızılay’da Dost Kitapevinde bu ve diğer kayıtlarımın mevut olduğunu gördüm. Naxos Türkiye dağıtıcısı AKMüzikten de temini mümkün  www.akmuzik.com.tr ve info@akmuzik.com.tr

Beethoven Konçerto’larının kayıtları nasıl gerçekleşti? Beethoven’e karşı özel bir tutkunuz mu var yoksa Beethoven yorumlamaları sizce ayrıcalık mıdır? İlave olarak Beethoven Senfonileri’nin Liszt tarafından yapılan piyano uyarlamalarının önemi nedir? CD kitapçığı için yazdığınız yazıda “bir yapıtı piyano için düşünülmüş gibi uyarlamak önemlidir” diyorsunuz. Bu konuyu biraz açabilir miyiz?

YANIT: Şimdi burada aslında bir kaç tane çok güzel sorular var. İlk başta nasıl bu gerçekleşti diye soruyorsunuz. 1986 yılı, Liszt’in 100. ölüm yıldönümü oluyordu. O zamanlar çok plaklar çıkardılar. Çok şeyler yaptılar. Fakat bu tür senfonileri pek yapılmıyordu. Benden de Belçika’da üç senfoni yapmamı istediler. Bende Liszt’in "I. IV. ve V. Beethoven piyano uyarlamalarını" plağa aldım.  Sonra bütün senfonileri istiyorlar şeklinde bir haber daha geldi. Ama ilerleyen süreçte bir takım aksilikler oldu ve yapım gecikti sonunda çok kısa zamanda bütün senfonileri yapmam gerekti. Belki 3 ayda her şeyin bitmesi gerekiyordu. Öyle ki, Brüksel'in dışında, bir kırık camdan kuş seslerinin bile duyulduğu yani akustiği çok iyi, bir kilisede geceleri sabahın 4’üne kadar zaman, zaman kayıt yaptığım çalışmalarım oluyordu. Özetle bu eser, biraz maceralı bir şekilde geçse de sonunda tamamlamayı başardım.

Beethoven’e karşı özel tutkuya gelince; Ben çocukken annem evde Beethoven’in sonatlarından çok çalardı. Özellikle, Beethoven’in "Pathetique Sonatı"nı çalardı,  "Ay Işığı"nı çalardı. Sonra oda müziği çok duyardım. Gene kuzenler ve annem oda müziği yaparlardı. Ayrıca da Paris’e geldiğim ilk sene, Kempff geldi ve yedi seansta bütün Beethoven sonatlarının otuz ikisini birden çaldı. Beni konserlerin hepsine götürdüler. Ben de o zaman 8 yaşındaydım. Sanıyorum salonda o yaştaki tek çocuk bendim ve çok dikkatle dinliyordum ve ondan sonra öyle bir şey oldu ki; Beethoven etrafımda hep olağan obje haline geldi. Bütün eserlerine yıllarca çalıştım. Özellikle "Hammerklavier"e müthiş bir merakım vardı. Çok büyük, müthiş bir eser; ona çok çalıştım. İlk çaldığımda 20–21 yaşındaydım. Şuna da bakıyorum ki, her zaman önemli eserleri bir hayat boyu çalmak ve anlamak için, en detaylı bir şekilde eserin içine girmek adeta onu yaşamak gerekiyor.

Beethoven senfonilerinin Liszt tarafından piyano uyarlamalarının önemi içinde özetle şunları söyleyebilirim. Bir kere demin bahsettiğim "Hammerklavier"in devamı gibi. Yani Beethoven kendisi yapsaydı bu uyarlamaları herhalde Liszt’in yaptığı şeylerden çok uzak olmayacaktı. O kadar fevkalade ve gayet sadık kalarak yapılmış ki, o vakit bu değerli eserlerin bütün bu senfonilerini piyanoya uyarlamak gibi bir düşünce tarzı gerekiyor. Çünkü fazla büyük sesler çıkarmaya çalışırsanız piyanodan orkestra ile rekabet etmeye durumu iyi olmuyor. Çok çirkin şeyler çıkıyor. Eserin nasıl yazıldığı ve her şey ne kadar transparan bir şekilde çıkarsa o kadar güzel oluyor. Hiç bir zaman orkestranın aldığı masif sesle rekabet edemezsiniz. Onun için her şeyin gayet pırıl,  pırıl duyulması gerekir.

Daha önceleri galiba Beethoven Edisyonu öncesi olabilir, Naxos firması tarafından Chopin, Brahms ve Rachmaninov’un komple eserlerini yapma teklifi almıştınız ve yaptınız. Ben eserleri yapmaya meraklı değildim ancak öyle gelişti şeklinde bir açıklamanız olmuştu. Acaba o seride Chopin, Brahms ve Rachmaninov’un tüm eserleri var mıydı yoksa önemli olanlarını mı icra ettiniz? 

YANIT: Hayır. Bütün bu 3 kompozitöründe baştan en küçük çocukken yazdığı eserlerden en son günlere kadar hepsini plağa aldım. Bir yerde ben bunu yapmaya meraklı değildim değil, zannedersem yanlış anlaşılıyor. Aslında tüm eserlerin çalınmasında bazılarının daha zayıf olduğunu vurgulamak istedim, hepsi o kadar. Chopin'in o kadar çok çocukluk eserleri var ki, onların sonraki eserleriyle kıyas edilebilmesi kalite açısından pek mümkün değil. Örneğin bu bağlamda, Otto Brahms, beğenmediği bazı eselerini kendi eliyle yok ediyordu. Kurtarabildikleri elbette birkaç eserler var. Onlarda belki en önemli Brahms eserleri değil ama insana yine de fikir veriyor. O bakımdan insan, bazı seçtiklerini çalmayabilir ama hepsi çalındığı vakit bir kompozitörün nasıl geliştiğini görme bakımından çok ilginç, çok öğretici ve kompozitörün anlaşılabilmesi için çok daha derinlemesine önemli bir takım olgular gelişiyor kanısındayım.

Bir insan çok donanımlı ve marka olunca, özellikle de bu isim Sayın İdil Biret hanımefendi olunca doğal olarak sorularda bitmek bilmiyor. Çünkü kariyeriniz o kadar dolu ve renkli ki, sizi yakalamışken affınıza sığınarak sormadan geçemiyorum. Yerli ve yabancı değerli yazarlar sayın şahsınızı, kariyerinizi, felsefi görüşlerinizi kaleme alarak sizi dolu, dolu anlatan kitaplar yazdılar. Bunlardan Fransız ünlü yazar Dominique Xardel'in "İdil Biret-Une pianiste Turque en France” (Fransa’da bir Türk Piyanist İdil Biret) kitabı olurken Üner Birkan'ın yazdığı "Piyanodaki Harika" adlı bir kitap daha okurlarıyla buluştu. Her iki kitap sizde nasıl bir duygu ve izlemim bıraktı? Ve bir gün Sayın Biret olarak, bu kitaplarda varsa eksik kalan bölümleri ya da bu kitaplardan çok daha farklı bir İdil Biret’i betimleyen bir kitapta siz yazmayı düşündünüz mü veya düşünür müsünüz?

YANIT: Şimdi bu kitapların da, tıpkı benim kafamdaki hep gelişen ve değişime uğrayan plaklarım gibi olmasını arzularım. Hani bir şey yaptığınız zaman o anın fotoğrafı gibi. O demek değildir ki bir süre sonra değişiklik yapmayacaksınız. Onun için her zaman yeni bölümler koymak, insanın aklına geliyor. Ama ben kendi hakkımda kitap yazmayı düşünmem ve hiç aklıma bile gelmez. Ancak belki başka bir şekilde daha başka yaratıcı şey düşünülebilir. Ben kendimi o kadar önemli bir konuma koymuyorum, doğrusu.

Gerçekten çok mütevazısınız Sayın İdil Biret hanımefendi. Geçtiğimiz ay yaklaşık bir ay süren Güney Amerika turnesinden döndünüz. Bu turnede Bogota (Kolombiya), Lima (Peru), Santiago (Sili), Buones Aires (Arjantin) ve Sao Paolo (Brezilya) şehirlerinde konserler verdiniz. Bu turneniz hakkında düşüncelerinizi taraftarlarımızla paylaşır mısınız? 

YANIT: Güney Amerika’ya 3 sene önce ilk defa gittim. Caracas (Venezuella)'da orkestral bir konser verdim. Ve o zamanda müthiş doğa ve muazzam bir enerji hissetmiştim. Bu sefer çok daha fazla kısa bir zamandı tabi konserlerin hepsi 21 gün içine sığdırıldı. Fakat yinede etrafı görme imkanım her şeye rağmen oldu.

Öncelikle, insanların müziğe karşı müthiş dinamik ve doğal ilgilerini gözlemledim. Çok iyi dinleyiciler var. Bu realite de beni çok sevindirdi ve çok hoşuma giden bir turne oldu. Ayrıca Peru’da büyük bir medeniyet var. Kolombiya’da öyle. Örneğin, Buenos Aires fevkalade ve çok güzel bir şehir. Gayet medeni. Hakikaten müzik hayatı Sao Paulo’da müzik hayatı hakikaten çok ileri seviyede. Brezilya’da da aynı hisse kapıldım. Fakat bütün gezdiğim yerlerde Bogota’da bir seri yapıyorlar. Kaç seneden beridir söz konusu seriyi yapıyorlar bilmiyorum ama dünyada en önemli kim varsa; piyanist yahut da oda müziği bakımından hit sanatçıların hepsi o salonda çalmış, hepsinin resmi var. Bu müthiş fantastik bir şey ve bir sanatçı ya da müziksever olarak insanın çok hoşuna gidiyor. Ayrıca Venezüella’daki orkestralar beni çok etkiledi. Okullara da gittik gezdik. Çocukların nasıl eğitildiklerini gördük. Üç yaşındaki çocukları bile birlikte çaldırmaya başlatıyorlar. Mesela kemancı, altocu orkestraya hazırlıyorlar. Geçen sene buraya da geldiler. Hakikatten müthiş bir orkestra. Çünkü orkestranın müzisyenleri havaya bakıyorlar, gözlerini kapatıyorlar. Ezbere çalıyorlar. Müthiş bir şey müzik kalitesi kendiliğinden gelen bir şey oluyor. Hakikatten çok büyük bir keyifti. Bogota’dan sonra Lima’ya gittim. Lima'da Gençlik Orkestrası ile burada da uzun zaman orkestra şefliği yapmış olan ve ismini şuan için hatırlayamadığım donanımlı bir sanatçıyla çaldım. Ne kadar hoş bir sürpriz ki orkestra şefi Türkçe konuşuyordu. Ve ne güzel öğrenmişler lisanımızı ve bunu görünce çok hoşuma gitti. Ayrıca çok güzel ve adeta büyüleyici bir opera binaları var. Sanıyorum bu konserimiz operanın açılışı içindi. Çok keyifli bir beraberlik oldu. Rachmaninoff'un 2. Piyano konçertosunu çaldım. Ayrıca Sao Paulo konser salonundan da bahsetmek istiyorum. Nefis bir konser salonuydu. Eski istasyon binasını konser salonu haline getirmişler. Ve gördüğüm en iyi akustiklerden biriydi. Bütün yerler tahtadan. Her şeyi fevkaladeydi. 1700 kişilik müthiş bir salon. İnsan diyor ki keşke eski binaların bazılarından insanlar daha fazla yararlanılsa.

Dilerseniz birazda müzik dışına çıkıp özel hayata geçelim. Sayın İdil Biret hanımefendi piyano çalmak dışında neler yapar? Edebiyat ve Tarih’e düşkünlüğünüzü biliyorum. Kültür ve sanatın zaten hep içindesiniz. Peki ya spora olan ilginiz nedir?

YANIT: Çok okuyorum ve hızlı da okuduğum için birkaç kitabı aynı anda okuma şansım oluyor. Ve bunun dışında tiyatro resim ve bunların hepsiyle yakından ilgileniyorum. Spora karşı her zaman çok büyük bir merakım oldu. Uzun yüzmeyi çok seviyorum onun dışında her zaman jimnastik yapıyorum. Bunlar günlük uğraşlar. Bir ara Nordic kayak yani; göl üzerinden uzun bir süre kayıp, bir köyden başka bir yere gidiyorduk. O da büyük bir keyifti tabii. Biz ailece Moda ve Mühürdar'da büyükanneler ve büyükbabalarımız zamanından beri oturduğumuz için; her zaman Fenerbahçe’ye bir sempati duyduk. Babam da her zaman koyu bir Fenerbahçe taraftarıydı. Ben futbolun çok estetik bir görüntüsü olduğunu düşünüyorum. Seyrettiğiniz zaman büyük bir zevk alıyorsunuz. Futbol, hakikaten güzel oynanan ve göz zevkine hitap eden bir spor. Bir bale kadar güzel olabiliyor.

03 Temmuz 2011 tarihinden bugüne kadar Türk futbol dünyasını sarsan şu meşhur şike ve teşvik olayları kapsamında Sayın Başkanımız Aziz YILDIRIM Bey ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nün hiçte hak etmediği hoş olmayan durumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Bu konuyu Fenerbahçe Spor Kulübü Divan heyeti üyesi eşim yakından takip ediyor. Kendisi futbolda teşvikin uzun yıllardır Türkiye’de mevcudiyeti bilinen bir uygulama olduğunu, Türkiye ve Avrupa’da yüz milyonlarca doların transfer ücreti olarak her yıl el değiştirdiği bir ortamda çeşitli şayiaların sürekli dolaştığını ve bu ortamın tertemiz olduğunun iddia edilemeyeceğini, bütün bunlar bilinirken aniden ağırlıkla FB ve başkanı üzerinden bir şike/teşvik suçlamasının başlatılmasının sebeplerinin araştırılması gerektiğini, özellikle bunun için neden 2012 yılı Haziran ayında yapılan seçimin sonrasının beklendiğini merak ettiğini söylemekte ve burada spor dışı başka etkenlerin de olabileceğini ifa etmektedir. İkimiz de bu hoş olmayan durumun sona erip, Sayın Başkanımız Aziz Yıldırım bey’in bir an evvel kulübümüzün başına dönmesini diliyoruz.

Dünya’da Manchester United kulübünden sonra tahvil çıkartan ikinci kulüp olan Fenerbahçe Spor Kulübü’nün nominal değeri 100 Milyon TL olan tahvil ihracı 3 gün gibi kısa süreçte Fenerbahçeli taraftarlarca anında tüketilerek kulübe ciddi fon kaynağı sağlandı. Fenerbahçeli taraftarların bu inanılmaz desteği ve özverilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?  

YANIT: Hakikaten muhteşem bir sadakat örneğidir. Bu konuda eşimle birlikte, taraftarlarımızın kulübümüze ne kadar sevgi ile bağlı olduğunun net bir göstergesidir diye yorumluyoruz.      

Ve geçelim Sarı Meleklerimize, (Avrupa Voleybol Konfederasyonu - CEV) Kadınlar Voleybol Avrupa Şampiyonlar Ligi Final maçında Fransa'nın RC Cannes ekibi ile karşılaşan Fenerbahçe Universal Bayan Voleybol Takımı, kupasının müdavimi ve güçlü rakibi Cannes'ı 3–0 mağlup edip, Avrupa Şampiyonu olması ülkemizde ve Fenerbahçe Camiasında büyük coşku yarattı. Bir dünya starı ve sayısız uluslarlarası ödüllerin sahibi olan siz Sayın İdil Biret hanımefendide bu duygu nasıl yankılandı?

YANIT: Fevkalade, müthiş bir başarı. Çok hoşuma gitti gayet memnun oldum ve güçlü rakipleri RC Cannes’ı bu kadar parlak bir şekilde mağlup etmeleri büyük gurur tablosuydu. Bayan voleybol takımımızı kutluyorum.

Bizim meslekte ise başarı başka türlü bir tarzdadır. Yani rakibe karşı mücadele etmiyoruz, elimizden gelenin en iyi şeyi yapmaya çalışıyoruz. Voleybol veya sportif karşılaşmalarda olduğu gibi, bizde rakibe yani karşı mücadele yoktur. Bunun için düşünüyorum da ancak konkura (yarışmaya) girmiş olsaydım bu olurdu. Fakat hiçbir zaman maalesef diyeceğim hocalarım benim konkura girmemi istemediler. Çünkü bunun da sebebi çok küçükken konser vermeye başlamış olmam. Konservatuarı bitirince konserler başladı. Ondan önce de hiç yapmadım. Müsaade etmediler. Çünkü çalışmam, okumam önemliydi. O bakımdan kimseye karşı mücadele etmedim. O bambaşka bir his. Ama mücadele edersen, bu da sportif ve centilmence “fair-play” normları içinde ve başarıya endeksli sonuçlanınca güzel bir duygu oluyor kanısındayım.  

Kulübümüz Divan Kurulu Üyesi Sayın eşininiz Şefik Büyükyüksel beyefendinin merhum babası ve Fenerbahçe’nin 1936–1940 yıllarında formasını giyerek 38 maçta 39 gol atan yıldırım hızında vurucu müthiş forvet oyuncusu olan ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nün, Yüksek Divan Genel Kurulu Üyesi, eski Yönetim ve Sicil Kurulu üyelerimizden merhum Bülent Büyükyüksel beyefendiyi anma açısından bir anekdotunuzu alabilir miyiz?  

YANIT: Bu konuyla ilgili şimdi aklıma gelen bir hikâyeyi anlatayım. Merhum kayınpederim Bülent Büyükyüksel, bir gün bir maçta, çok yakın bir arkadaşı olan zaman, zaman kelimelerle şaka yollu takıldığı maçın kaleciyle, birebirde girdiği bir gol pozisyonunda kaleci, kayınpederime topu “bırak” diyor. Kayınpederimde bırakıyor. Onun üzerine "ma" diyor. Ama kayınpederim topu bırakmış oda kurtarmış oluyor. Sonra dönüyor kayınpederime "Neden bıraktın" diyor. Kayınpederimde ona, "E sen dedin ya bana bırak diye, ben de bıraktım" diyor. Ama bu hikâyenin doğru olmadığını ve tersi olduğunu bu anlatımdan sonra bize söylemişti. O nedenle merhum kayınpederimden söz edildiğinde hep bu neşeli anekdot aklıma geliyor.

Gerçekten çok güzel ve enteresan bir anı aktardınız. Dilerseniz bu keyifli söyleşimizin finalinde; Fenerbahçe camiasına ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Fenerbahçe kulübünün 1907 yılından bu yana bütün spor dallarındaki başarılı çalışmalarının ve şampiyonluklarının devamını diler, bu arada Voleybolda Avrupa şampiyonu olan kız takımızı ve Teledünya Erkekler Voleybol Türkiye Kupası finalinde Galatasaray Yurtiçi Kargo’yu yenerek şampiyon olan Fenerbahçe Grundig Erkek Voleybol Takımımızı tebrik ediyorum. Ayrıca “Süper Final”de futbol takımımıza şans ve başarıların en iyisini diliyor, tüm Fenerbahçe camiasına ve büyük taraftarlarımıza sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

Bizde Fenerbahçe Dergi grubu olarak; bu güzel ve keyifli söyleşi için Klasik Batı Müziğinin Piyano Virtüözü, Türkiye’nin Ulusal Gururu, Devlet Sanatçımız Sayın, İDİL BİRET Hanımefendiye teşekkürlerimizi iletiyor ve kendileri sağlık, mutluluk ve başarı dolu güzel yarınlar diliyoruz.

 

İyi ki varsınız Sayın İdil Biret hanımefendi.