Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

Türtk oyuncu, Sunucu, Yapımcı, Komedyen ve Seslendirme Gibi Tanrı Vergisi Yetenekleriyle “Arts & Entertainment” Dünyasının Yadsınamaz Kült İsmi. O, Türkiye'nin en hiperaktif şovmeni 7’den, 77’ye herkesin sevgilisi.

Fantastik tarzı, şık giyimi, sürekli kendini yenileyen görünümü ve değişime açık tavrıyla sahneler ve televizyon ekranları için yaratılmış, hakikaten sahneleri ve ekranları duruşuyla, koreografi kabiliyeti ve beden dilini müthiş kullanmasıyla dolduran batı sanatçılarımızdan biri, sadece televizyon, sinema, tiyatroda değil moda, edebiyat, güzel sanatlar ve felsefe dünyasında da hayranlarını sürükleyen yılların eskitemediği bir ikon. Türkiye’nin ulusal gururu ve müthiş Fenerbahçeli marka bir isim; İŞTE SAYIN MEHMET ALİ ERBİL.

Değerli Sanatçımızın muhteşem biyografisini şöyle bir hatırladığımızda;

Sayın Mehmet Ali ERBİL;  takvim yaprakları 8 Şubat 1957 tarihini gösterirken Tiyatro ve Sinema sanatçısı Sayın Saadettin Erbil bey ve Yurdagül hanımefendinin ikinci oğlu olarak İstanbul’da dünyaya gelir. Mutlu bir çocukluk yaşamadığını söyleyen değerli sanatçımızın çocukluğuna ilişkin hatırladığı ilk net fotoğraf, dört yaşında annesi ve ağabeyi Sayın Mustafa Erbil Bey ile birlikte bir taksiye binip, Yeniköy'deki baba evinden, Sarıyer'deki dede evine gidişidir. Çocuk gözü üç katlı evi kocaman görmüş, yıllar sonra yeniden gittiğinde, kibrit kutusu gibi bir kulübe ile karşılaşınca çok şaşırmış: ‘‘Ev o kadar büyük gelirdi ki, geceleri korkardık. Üçümüz aynı yatakta yatıp annemin okuduğu duaları tekrarlayarak uyumaya çalışırdık.’’ diyerek hatırlıyor o yılları. Derken eğitim hayatının ilk yılları başlar küçük Mehmet Ali’nin. İlköğretim sonrası ailede yaşanan ayrılık sonucu Annesi Sadettin Bey'den boşandıktan sonra bir subayla evlenir. Bu yüzden, küçük Mehmet Ali'nin İstanbul'da başlayan eğitim hayatı, Balıkesir'de devam eder ve Ankara'da biter. 14 yaşına ve lise çağına geldiğinde, üvey baba yanında daha fazla kalamayacağı anlaşılır. Ve değerli sanatçımız için yatılı okul formülünde karar kılınır: ‘‘Benim tiyatrocu olmak gibi bir niyetim hiç yoktu. Aslında hariciyeci olmak istiyordum. Ama aile beni yatılı okula göndermeye kararlıydı. Bu yüzden ağabeyimle birlikte konservatuar sınavlarına girdik. Ben kazandım, o kazanamadı. Tiyatro serüvenim böyle başladı.’’ diyen; değerli sanatçımız gittiği Konservatuara en az on altı, on yedi yaş sınırında öğrenci alırlarken küçük Mehmet Ali ise, henüz on dört yaşında bir üstün yetenek olarak, bu okula girenlerin en gençlerinden biri olur ve yatılı olarak okur. Hayatının en güzel beş yılını çok keyifli bir yatılı okul macerası olarak tadıp, Ankara Konservatuarı'nda geçirir. Hocalarının sayesinde, tiyatroyu hem tanır, hem sever, hem de kendisini geliştirir.

    

Tanrı vergisi üstün zekâsıyla küçük Mehmet Ali okulun fırlama, rahat, parlak öğrencilerinden biridir. Gençlik çağına merhaba dediği 16 yaşında hocası merhum Cüneyt Gökçer tarafından “Küheylan” oyunun başrolüne seçilir. Ruhsal sorunları olan bir genci canlandırdığı karakterle ödül aldığında daha 17 yaşındadır. Dünya döner yıllar geçer bizim Mehmet Ali; nihayet Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Yüksek Bölümü’nden mezun olarak eğitim hayatını tamamlar ve iş hayatı yıllarına merhaba der.

Mezuniyet sonrası ilk işi olan Ankara Devlet Tiyatrosu'na girer. Birkaç sene çalıştığı bu kurumda Tanrı vergisi fırlamalığı yüzünden sık, sık maaş kesme cezasına çarptırılır. 21 yaşına geldiğinde hayatının akışını değiştirecek bir karar vermek zorunda kalır. Ya Ankara'da kalıp tiyatro oyunculuğuna devam edecek ya da İstanbul'dan aldığı müzikal tekliflerini değerlendirecektir. Değerli sanatçımız İkincisini tercih eder ve bugünkü Mehmet Ali Erbil portresi adeta o dönemlerde yavaş, yavaş şekillenir. ‘‘Memurluktan bir ayda kazandığım parayı, müzikallerden bir gecede alıyordum. Hiçbir zaman idealist olmadım. Zaten benim yaptığım her işte teatral bir tat oluyor. Ne yani, aç mı kalsaydım’’ sözleriyle değerli sanatçımızın şov dünyasını tiyatroya tercih edişini açıklarken kullandığı gerekçelerdir. Yine de insan merak ediyor; Mehmet Ali Erbil tiyatroda kalsaydı, enerjisini, zekâsını ve yeteneğini yalnızca sahnede kullansaydı nasıl bir yere gelirdi acaba? Bu sorunun galiba cevabı yok gibi. Sanırım, onu Küheylan'da izleyenler bu soruyu sormaktan ve keşke demekten vazgeçmiyorlardır.

Ve hayatının büyük dönüm noktası olan Televizyon yılları başlar. 1980’li yıllara girdiğimizde değerli sanatçımızın televizyonla ilk tanışması Ankara'da olur. Beyaz ekranlı büyülü kutuya ilk adımını atmasını sağlayan, hem sunucu, hem de show-man olarak onu ilk keşfeden kişi Sayın İzzet Öz beyefendidir. İzzet beyin teşvik ve tavsiyeleri ile Televizyonu sever ve büyük ilgi duyar. Sayın Erbil’in televizyon macerası böylece başlamış olur. Sayın İzzet Öz beyefendi ile yaptıkları bu ilk müzik programı, tek kanallı yayın döneminde, TRT'nin en popüler müzik programı olarak kamuoyunda büyük yankı yapar. Daha sonra yine TRT’de ‘Metronom’ adlı eğlence programında Sayın Derya Baykal,1984 yılında da ise Sayın Çiğdem Tunç ile müthiş bir ikili oluşturarak Mehmet Ali Erbil ismi ülke gündemine oturur ve ünü yurt çapında duyulur. İlerleyen yıllarda değerli sanatçımıza Sinema sektöründen film teklifleri gelir. Hem babasının sinema sanatçısı olması hem de kendisinin sahip olduğu sanat alanındaki geniş yelpazesinden dolayı Sayın Mehmet Ali Erbil, sinema ve tiyatro oyunculuğu, stand-up show ve bunların yanında seslendirme dublaj gibi çok önemli yeteneklerini de başarıyla gündeme taşır ve büyük beğeniler alır. En zor koşullarda bile; maddi olanaklar yeterli olmamasına rağmen, uykusuz kalmak pahasına, yorulmak pahasına söz konusu yeteneklerini sergileyerek hem kendi egolarını tatmin eder, hem de “Arts & Entertainment” dünyasında büyük başarılara imza atar.

Bu arada Değerli sanatçımız için Televizyon süreci daha da güçlenerek devam eder. Özel kanalların gündeme gelmesiyle birlikte, TRT'den özel kanallara geçiş yapar. İlk olarak Kanal 6 Televizyonunda boy gösterip, ilgili kanalın marka değerine ciddi anlamda katma değer sağlar. Yaptığı programlarında sanatçılarıyla, ekibiyle birlikte Kanal 6 televizyonunu kısa sürede bir numara yapar. Daha sonra Star TV ve ATV gibi ulusal kanallara yaptığı dizilerle izlenme rekorları kırar. Ülkemizin diğer prestijli kanalı olan Show TV'ye yaptığı müthiş eğlence programlarıyla adeta televizyon izleyicilerini ekranlara çiviler. Her gittiği kanala müthiş kalite katan değerli sanatçımız bu kez Kanal D televizyonunda yaptığı “Çarkıfelek” programıyla uluslararası platformda önemli bir başarıya daha imza atar. Üç yıl süren bu program ile dünyada en çok seyredilen ve de en beğenilen "Game Show"lar arasında birincilik alır. Televizyon dünyasında yapmış olduğu güzel ve enteresan prodüksiyonlar, şov programları, ekranlarda sergilemiş olduğu koreografi kabiliyeti ve beden dilini müthiş kullanmasıyla yerli ve yabancı çeşitli organizasyonlarda hak etmiş olduğu çok sayıda “Premier Ödüller” alır.

  

Değerli sanatçımız Sayın Mehmet Ali Erbil; müthiş fantastik tarzı, şık giyimi, sürekli kendini yenileyen görünümü ve değişime açık tavrıyla televizyon ekranları için yaratılmış, hakikaten ekranları duruşuyla, koreografi kabiliyeti ve beden dilini müthiş kullanmasıyla dolduran batı sanatçılarımızdan biri olarak hünerlerini yerine göre resital, yerine göre sahne grup şovlarıyla tüm Avrupa’yı yıllarca sallayarak ülkemizin ulusal gururu olmuştur. İlave olarak Türkiye'de yayın yapan birçok televizyon kanallarında sunuculuk ve diziler yapmış tek Türk Şovmen'dir.

Değerli sanatçımızın yıllara göre tiyatro, sinema ve televizyon dizisi kapsamında Filmografisi ve oyunculuk kronolojisine baktığımızda;

Oynadığı tiyatro oyunları : Artiz Mektebi, Hisseli Harikalar Kumpanyası, Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Küheylan gibi oyunlar ilk göze çarpanlar olarak dikkatleri çekmektedir.

Oynadığı dizi ve filmler: Harem (dizi), Aşkım, Aşkım, Maskeli Beşler, Yıldızlar Savaşı, Emret Komutanım,  Dünyayı Kurtaran Adam'ın Oğlu,  Keloğlan Karaprens'e karşı, Hababam Sınıfı Üç Buçuk, Maskeli Beşler İntikam Peşinde, Hırsız Var, Hababam Sınıfı Askerde, Hababam Sınıfı Merhaba, Teberik Şanssız, Ömerçip, Büyümüş de Küçülmüş, En Son Babalar Duyar, Hastayım Doktor, Kahpe Bizans, Tatlı Kaçıklar, Bay E, Hülya, Hababam Sınıfı Güle, Güle, Aşk Dediğin Laftır, Şıpsevdi, Harakiri, Sevmek ve Ölmek Zamanı, Uyanıklar Dünyası, Fakir Milyoner, Babamız Evleniyor, Vatan Kucağında gibi eserlerdir.

Çalıştığı TV Kanalları ise; TRT 1 (1970-1992), Teleon (1992-1994), Kanal 6 (1994-1996), atv (1996-2001), Kanal D (1997-2003), Cine5 (1999), TGRT (2004), atv (2005), Star TV (2005), Show TV (2005-2007), Kanal 1 (2007-2008), FOX (Türkiye) (2008-2009), Flash TV (2009), Star TV (2009-2010), TNT (Türkiye) (2011) gibi ulusal kanalları görebiliriz.

Özel yaşamında da her yaptığı olay olan değerli sanatçımız Sayın Mehmet Ali Erbil Beyefendi;  aile yaşamında dört kez evlilik yapıp boşanır. Bu evliliklerden iki kız bir erkek olmak üzere üç evlada sahiptir. İlk evliliğini Devlet Tiyatroları'ndan istifa ettiği 20'li yaşlarının başında Sayın Muhsine Kamiloğlu hanımla yapar. Bu evlilikten Sezin adlı kız evladı olur. İkinci eşi ise eski mankenlerden Nergis Kumbasar hanımefendi olur. Yedi yıl süren bu evlilikten de değerli sanatçımızın Yasemin adında bir kız evlada daha sahip olur. Üçüncü eşi, Sayın Sedef Altuntaş hanımdan çocuğu olmazken, Son olarak 4. Eşi Sayın Tuğba Coşkun (Erbil) hanımdan olan en son çocuğu; “Chevrolet Corvette C5 model arabasını satmayıp ona miras bırakacağı şanslı oğlu” Ali Sadi’dir.

Bir röportajında “Kimin omzunda ağlıyorsunuz?” sorusuna, ‘‘sevgililerim’’ diye cevap veriyor. Omuzların sayısı arttıkça etkisi azalsa da şimdilik yapacak bir şey yokmuş. Aslında hem kadınların, hem de işlerin peşinde koşturmaktan o da yorulmuş. Ama yoğun temponun azalmasını hiç istemiyor, çünkü sevgiyi, sıcaklığı, huzuru işinde bulduğunu söylüyor. Bu yüzden diziler, reklam çekimleri, ekstralar, stand-up gösteriler, tiyatro adına bir şeyler yamak şimdilerde değerli sanatçımızı hem heyecanlandırıyor ve hem de mutlu ediyor. Değerli Sanatçımız Sayın Mehmet Ali Erbil beyefendinin tüm bu başarılara ulaştıran bireysel Sublimasyona baktığımızda;

Olağanüstülüğü yalnızca Tiyatro, Televizyon, Sinema Şov dünyasıyla sınırlı değildir. Sosyal yaşamındaki eşsiz bilgi ve kültür birikimiyle bir ikon olduğu dikkatlerden kaçmayan önemli bir nüans. Son derece enerjik ve hayat dolu bir tarza sahip ve ince zekâsının yanı sıra iyimser bir kişiliği var. Yaşam onun için cesaret gerektiren bir macera. Eğlenmesini dahası yaşamasını çok iyi biliyor. Başkalarına boyun eğmek onun için yabancı bir kavram. Son derece yaratıcı ve yetenekli, düşüncelerini bir an evvel yaşama geçirmek ve gerçekleştirmek için gerekli olan mücadeleci ruh onda kusursuz olarak mevcut. Başarılarının alt yapısında profesyonelliğin de ötesinde idealleri, çalışma disiplini, kalitesi, sağlam kişiliği, kendine özgü müthiş korteks kullanımı, stratejist özelliğiyle dünyaya geniş bir vizyondan bakarak gören, değişimci bir lider.

O mangal gibi yüreği “FENERBAHÇE SEVGİSİYLE” atan, takımını hiç çekinmeden gururla söyleyen ilk sanatçımız olan, sanat hayatı boyunca Tiyatro, Sinema ve beyaz ekranların güldüren yüzü olan ve Uluslararası çağdaş sanatın boyutlarını yakalayabilmek açısından çok yönlü ve çok derin kültür kaynaklarına eğilen, zamanının önemli bir bölümünü ayırıp, ciddi uğraşlar veren; çağdaş Türkiye sanatının yükselmesi için büyük çabalar harcayan mizah ve güldürü sanatının yadsınamaz kült isimi ve Türkiye’nin ulusal gururu olan, bir duayeni, bir markayı, Sayın Sanatçımız Mehmet Ali ERBİL beyefendiyi bizde, Fenerbahçe Dergisi olarak kutluyor; “AKADEMİK VİZYON”a konuğumuz olduğu için sayın şahsına teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz. 

SORU: Sayın Mehmet Ali Bey; İnsan ve kültür ilişkisini insanın yaşadığı, işlediği ve kullandığı her şeyi kültürün bir parçası olarak yorumladığımızda, hayatın güldürücü yönünü ortaya çıkaran bir sanat türü, insanı gülmeye sevk eden resim, karikatür, konuşma sadece şaka, güldürme maksadıyla söylenip, yazılıp, çizildiği gibi belli fikirleri ifade eden, hikâye roman, komedi nükte, fıkra, hiciv, taşlama gibi şekillerde karşımıza çıkan mizah ve güldürü sanatının sizce insan yaşamındaki yeri ve kültürün bir parçası olmasında ki önemi nedir?

YANIT: Mizah olmasa dünya ne kadar çekilmez olurdu bir düşünmek gerek öncelikle… İşte, okulda, yolda ve evde… Hayat o kadar acımasız ki… Mizah hayatın bu acımasızlığını bir nebze de olsa bize unutturan bir kavram… Mizah hayatta bir mola… Mizah hayatın cilvelerini bize hoş gösteren bir şey… Mizah sizinde belirttiğiniz gibi çeşitli formlarıyla ortaya çıkıyor ve insani duygulardan, durumlardan besleniyor. Mizahın gücüne ise bir başka sorunuzda değiniriz 

SORU: Tiyatro sanatı; insanın kendisini ve toplumla olan mücadelesini bir sahne aracılığıyla izleyicilere yansıtırken, toplumu ne şekilde eğitmeyi amaçlar? Ayrıca tiyatronun topluma eğitsel katkısı nedir?

YANIT: Sorunuzun cevabından önce Tiyatro ne demek? ona değinmek istiyorum. Tiyatro; çok genel ifadeyle “insanı, insana, insanca anlatan sanat”tır. Eskiden tiyatro hayatın aynasıydı. Artık aynı diyemiyorum, çünkü hayat artık öyle bir hal aldı ki, “insanı, insanla aldatma sanatı” oldu. Ne tarafa baksak birilerini kandırmaya çalışan insanlar görüyoruz. Bu haberlere konu oluyor, gazetelere manşet oluyor. Şimdi, tiyatro yaparak bütün hedefi bir şekilde köşeyi dönmek olan bu tarz insanı nasıl eğitebilirsiniz? Ve bu eğitim konusunda sadece tiyatro, bir başına ne yapabilir? Anca karınca kararınca elinden ne geliyorsa… O yüzden eğitim işini sadece tiyatroya yüklemek biraz hakkaniyetsizlik olur kanımca… Türkiye’de adım başı bir kampanya yapılıyor… Aslından bana göre, hepsinden önce “Eğitim ve Kültür Kampanyası” düzenlenmesi lazım… Eğitimli, kültürlü bireyler, nesiller yetiştirmek lazım. İşte o zaman tiyatronun toplumu eğitmesinden bahsedebiliriz. Yoksa bugün bütün tiyatrolar üstlerine düşeni fazlasıyla yapıyorlar. Hepsini ayrı, ayrı tebrik ediyorum. Zor şartlar altında, “Bu ülkeye, vatandaşlarıma neler verebilirim”in peşindeler… Ama yetmiyor… Yetmez de… İkinci Dünya Savaşı’ndan ağır yaralı ve yenik çıkan Almanya’da kütüphane sayısı 11.000’lerde… Türkiye’de 1.500’lerde… Almanya’da Bochum Şehir Tiyatrosu’nda Starlight Express müzikali, 1988’den beri 12.000.000 kişi tarafından izlenmiş… Biz de bu rakamın yanından geçen bir müzikal var mı? Teşekkürler… Başka sorum yok…

SORU: Ulusal kültürümüzden yola çıkarak evrensel sanata ulaşmak ve katkıda bulunmak için gerçek sanatçının görevi ve hedefleri ne olmalıdır?

YANIT: Ulusal kültürümüzü evrensel boyuta taşımak her sanatçının hayali, hedefi olmalı diye düşünsek bile bunu gerçekleştirmek çokzor. Çünkü biz Batı’yla “Ayrı dünyaların insanıyız.” Olaya mizah boyutundan bakarsak, evrensel başarıya ulaşmış bir mizahçımız yok maalesef. Nasrettin Hoca’yı ayrı tutuyorum. Mizah, evrensel olmasına rağmen bu konuda maalesef ülke olarak neredeyse hiç mesafe alamamışız. Ne bileyim, burada gişe rekorları kıran komedi filmlerinin Dünya’nın diğer ülkelerinde başarısız olmaları konusunda bir film yapmak mı lazım? Ya da evrensel mizaha neden ulaşamıyoruz konulu bir müzikal mi yapmak lazım? Bence bunu iyice bir araştırmak lazım.“Görev ve hedef” sorunuza gelince; sanatçı, bağımsız olursa sanatçıdır. “Bu senin görevin… Haydi bakayım, git şimdi şunları, şunları yap” denirse bunun bir sanat olup olmadığı tartışılır. Sanat da özgür bırakılmalı sanatçı da…           

SORU: Şimdi biraz özele gelelim. Hayata atılmanın ilk dönemlerinde yaptığınız şu meşhur ilk işiniz neydi?

YANIT: Profesyonel anlamda ilk işim ödül de aldığım “Küheylan”dı. Hayatımın dönüm noktası ve çok değerli bir tecrübeydi.

SORU: Yıllardır ekrandasınız, ilave olarak sinema, tiyatro, dizi ve sahne programlarınız, oyuncu, sunucu, yapımcı, komedyen ve seslendirme gibi Tanrı vergisi yeteneklerinizi içeren 35 yıllık sanat yaşamınızla daima gündemde olmanızın sırrı nedir?

YANIT: Öncelikle, bu övgü dolu cümleleriniz için teşekkür ederim. İkinci olarak; eğer Türkiye’de bir Mehmet Ali Erbil gerçeği varsa ve sanat yaşamında 35 yılı geride bırakmayı başarabiliyorsa, bu, değerli izleyenler sayesindedir. İşin sırrı olarak görülebilir mi bilmiyorum ama, gündemi yakından takip etmeye çalışırım. Aynı şekilde mizahtaki gelişimi de… Ekibimi iyi seçerim. Profesyonel insanlarla çalışırım. Yani aslında, profesyonel bir sanatçının yapması gereken neyse onları yaparım. Belki de işin sırrı, biraz da kendim olmam. Yani üzerime ben dışında farklı bir kimlik katmayıp, tüm çıplaklığımla önce kendim eğleniyor olmam. Bu enerji ve samimiyet izleyiciye geçiyor olabilir mi? Bir şey daha: Geldiğim yeri, hocalarımı ve verdiğim mücadeleyi asla unutmam.

SORU: Şu an Televizyonların gündeminde Osmanlı dizileri daha aksiyoner gibi. 'Muhteşem Yüzyıl' gösterdi ki, harem hayatı çok ses getiriyor. Sizin dizi "Harem"de çok iyi bir başlangıç yaptı ve çok iyi gidiyor. Buradan kadın entrikasının iş yaptığını çıkarabilir miyiz?

YANIT: Bizimki absürt bir komedi. Ama bazen absürtlük de onlar bizi geçebiliyor. Kadın entrikası her zaman iş yapar. Hem dizilerde hem gerçek hayatta. Zaten başımıza ne geldiyse, o entrikalar yüzünden geldi. En azından bu benim için böyle… İyi rating almış dizilere baktığımızda genelde güçlü bir kadın hikayesinin olduğunu görürüz. Tespitiniz doğru.

SORU: Türkiye’de sizi tanımayan birine rastlamak gerçekten çok zor. Deyim yerindeyse M. Ali Erbil mi, o da kim? diyene bir ton sopa atarlar. Kendimizi bildik bileli ekranlarda izlediğimiz, küçük büyük herkesin sevdiği, güldüğü mizah ve güldürü sanatının yadsınamaz kült isimi, Türkiye’nin ulusal gururu, büyük bir üstatsınız. Harem dizisi dışında ki süreçte; gerçekleştirmek istediğiniz yeni projeleriz var mı, varsa neler olabilir? Örneğin bir sit com dizi ya da sinema filminde oynamak veya eğlence formatlı yarışma programları hazırlayarak televizyonlara dış yapım olarak vermek vb. gibi?

YANIT: Şu an için yapımcılık gibi bir düşüncem yok. Ancak şartlar ileride ne gösterir bilemem. Yapımcılık dışarıdan nasıl görünüyor bilmiyorum ama, çok zorlu, meşakkatli bir iş. Hele şu dönemde… Bana “Şu an kimin yerinde olmak istemezdiniz?” diye bur soru sorulsa, “Dizisi yeni başlamış bir yapımcı” derdim…

SORU: Sosyal sorumluluk projelerine gönüllü olduğunuzu, Moda, Edebiyat, Felsefeye olan düşkünlüğünüzü biliyorum. Kültür ve sanatın zaten hep içindesiniz. Dilerseniz birazda bunların dışına çıkıp Fenerbahçe’ye geçelim. Ve Nasıl Fenerbahçeli oldunuz? Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Babam da gönülden bir Fenerbahçe taraftarıydı. Kulüpten birçok arkadaşı vardı. Kendisi görevde olduğu için doğum anımda annemi hastaneye yetiştiren babamın arkadaşı Mehmet Ali Has’dı. Ve onun adını vermişler bana… Yani doğuştan Fenerbahçeliyim. Taraftarlık manevi bir duygudur. İsmimin sorumluluğu ile geldiğimi düşünüyorum, bundan gurur duyuyorum. Bu kadar gönülden bağlı geniş bir taraftarı olan bir camiaya kendini ait hissetmek beni tabii ki gururlandırıyor.

SORU: Siz sadece bir taraftar değil, aynı zamanda kulübümüzün Genel Kurul Üyesisiniz. 3 Temmuz 2011 tarihinden bugüne kadar geçen süreçte malum medyanın Fenerbahçe’ye karşı bakış açısını Sayın Mehmet Ali ERBİL tarzıyla yorumlayabilir misiniz?

YANIT: Tatsız bir süreçti. Gerçi hala devam ediyor o süreç. Hiç istemediğimiz, beklemediğimiz olaylar. 3 Temmuz 2011’den itibaren hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak diyorum… O medyaya da sanırım KoMedya demek lazım.

SORU: Fenerbahçe’nin yapmış olduğu Sow gibi, Kuyt gibi, Krasic gibi, Meireles gibi, Mehmet Topal gibi Avrupa çapında kabul gören yabancı ve lejyoner transferlerinin takıma katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Sow’a şu aralar “Showman” demek lazım. Benim işimde gözü var gibi... Her maçta muhteşem hareketler yapıyor. Çok kızdırmasın beni, ben de Fenerbahçe’de santrafor oynarım. Kuyt’u başka gözle seyrediyorum. Yeşil gözlerimle Lens var, onları takıp öyle seyrediyorum. Hollanda’dan ille lale çıkacak hali yok ya, bir de süper star Kuyt çıkmış işte… Krasiç’i es geçiyorum ve bir an önce sahalarda esmesini bekliyorum. Meireles’i Chelsea nasıl oldu da bıraktı? Hala anlamıyorum. Çok iyi iş yapacaktır. Mehmet Topal da çok iyi iş çıkartıyor.

SORU: 2012/2013 Sezonunda gerek UEFA Avrupa Liginde ve gerekse Süper Toto Süper lig Ziraat Türkiye Kupa’sında nasıl bir Fenerbahçe Futbol takımı görmek istersiniz?

YANIT: Orada kupasız geçen senelerin acısını çıkartalım, bu sene şampiyon olalım diyorum… UEFA Avrupa Ligi’nde Bate Borisov’u eleyeceğimizi hissediyorum. Dizilerin aksine burada bir final yaparsak da iyi olur diye düşünüyorum. Rakiplerimiz iyi transferler yaptı ama biz Fenerbahçe’yiz. Yeter ki ruhumuzu sahaya yansıtalım, her zaman mutlu oluruz. Görmek istediğim Fenerbahçe, bu hedeflere oynayan bir Fenerbahçe olmalı. Atak, asla pes etmeyen, dur durak bilmeyen, ne olursa olsun moralini bozmayan bir Fenerbahçe…

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Gönülden bağlandığımız Fenerbahçeme her kulvarda sonsuz başarılar diliyorum. Bana buradan renktaşlarıma seslenme imkanı verdiğiniz için de size teşekkür ediyorum. Taraftarlarımıza sarı-lacivert günler diliyorum.

Bizde Fenerbahçe Dergi grubu olarak; bu güzel ve keyifli söyleşi için Türk Tiyatro ve Sinema dünyamızın kült ismi, Türkiye’nin ulusal gururu, mizah ve güldürü sanatının büyük üstatlarından ünlü şovmen ve değerli sanatçımız Sayın, Mehmet Ali ERBİL Beyefendiye teşekkürlerimizi iletiyor ve kendilerine sağlık, mutluluk ve başarı dolu güzel yarınlar diliyoruz.

                               İyi ki varsınız Sayın Mehmet Ali ERBİL Beyefendi.