Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

Türk Tiyatro ve Sinema Tarihine Yarım Asırlık Sanat Geçmişiyle Büyük Hizmetler Veren Mizah ve Güldürü Sanatının Yadsınamaz Kült İsimi. Türkiye’nin Ulusal Gururu, değerli sanat ustamız Sayın Müjdat Gezen.

“FENERBAHÇE CAMİASINA OFSAYTTAN GOL ATMANIN O KADAR KOLAY OLMADIĞINI GÖRDÜK. ORADAKİ DAYANIŞMAYI GÖZLERİM YAŞARARAK İZLEDİM.”

Evet; Sinema ve Tiyatro oyuncusu, Yazar, Öğretmen ve Şair Kimlikleriyle Çok Özel Bir Duayen. Makro Vizyonu, Şık Giyimi, Sürekli Kendini Yenileyen Görünümü, Değişime Açık Tavrıyla Tiyatro ve Sinema İçin Yaratılmış, Hakikaten Sahneleri ve Ekranları Duruşuyla, Koreografi Kabiliyeti ve Beden Dilini Müthiş Kullanmasıyla Dolduran Batı Sanatçılarımızdan Biri. Sadece Tiyatrocu ve Sinema Sanatçısı Kimliğiyle Değil, Devlet ya da Herhangi Bir Kurumdan Yardım Almaksızın, Tamamen Kişisel Birikimleriyle Kurduğu, Ücretsiz Hizmet Veren Müjdat Gezen Sanat Merkezi ve Yine Kendi Adını Taşıyan Tiyatroyla, Türkiye'deki Gösteri Sanatlarının Gelişimine ve Yeni Yeteneklerin Ortaya Çıkmasına Büyük Katkı Sağlayan Gençleri Yetiştirmeye Önem Veren Çok Saygın Bir Eğitmen. İlave Olarak; Moda, Edebiyat Ve Felsefe Dünyasında Hayranlarını Sürükleyen Yılların Eskitemediği Bir İkon. Son derece Son Derece Sempatik, Zeki, Karizmatik, Güler yüzlü Hoş ve Espritüel, Ayrıca Çok Keyifli, Onunla Birlikte Zaman Geçirirken İnsana Gerçekten Büyük Huzur ve Mutluluk Veren, Türkiye’nin Ulusal Gururu, Büyük Fenerbahçeli değerli Tiyatro ve Simena ustamız Sayın Müjdat Gezen Beyefendiyi Siz Değerli Taraftarlarımız İçin Ayın “VIP KONUĞU”nda Ağırladık.

Tiyatro yapmanın büyüsünden ayılmayı reddetmenin ciddiyeti, sorumluluğu ve çekiciliğiyle her zaman yaşamın anlamına, 'gülücükler' konduran bir muzır adam betimlemesiyle ön plana çıkan değerli sanatçımız Sayın Müjdat Gezen beyefendi; daha 10 yaşında sahneye adım attığı ilk günden bugüne kadar geçen 52 yıllık sanat hayatında, Tiyatro’dan Sinema’ya güler yüzlü, hoş, espritüel kişiliği, elastik zekâsı, kendine özgü müthiş korteks kullanım tarzıyla, her eserinde kahkaha tufanları estiren, her yaptığı olay olan, Türk ve dünya yazarlarının modern oyunlarını sergileyip yöneten, sanat yaşamı boyunca yerli ve yabancı arenalarda sayısız en iyi oyuncu, en iyi yönetmen, en başarılı yapım ödüllerini toplayan, anlatanla dinleyeni; oyuncuyla seyirciyi, uyuşmazmış gibi görünen şeyleri bir araya getirerek inanılmaz sinerjiler yaratan müthiş bir konuşma ustası. Sanat yaşamı boyunca; 50 yıllık Tiyatrocu, 42 yıllık sinema Televizyon oyunculuğu, 30 yıllık öğretim üyeliği, 20 yıllık köşe yazarlığı, yaptığı görevlerinin yanı sıra;  Yüz civarında filmde, elli civarında oyunda, binden fazla radyo ve televizyon skeç ve şovlarda rol aldı, bunların bir bölümünü yazdı ve yönetti. 25’den fazla oyun, 8 sinema filmi ve 5 TV dizisi yönetmenliği yaptı. Türk toplumunun gönüllerine "Azmi" ve "Darbukatör Baryam" tiplemeleriyle hafızalara kazınarak unutulmaz büyük bir duayenimiz oldu. İlave olarak değerli sanatçımız Sayın Müjdat Gezen Beyefendi; devlet ya da herhangi bir kurumdan yardım almaksızın, tamamen kişisel birikimleriyle kurduğu, ücretsiz hizmet veren Müjdat Gezen Sanat Merkezi ve yine kendi adını taşıyan tiyatroyla, Türkiye'deki gösteri sanatlarının gelişimine ve yeni yeteneklerin ortaya çıkmasına büyük katkı sağlamaktadır. Onu değil Türkiye, tüm dünya biliyor. Ancak biz yinede, hayatı, sanat yaşamı ve Türk Tiyatro ve Sinemasına yapmış olduğu katma değerleri, sinema filmleri, yayımladığı kitapları ve şiirleri,  T.C. sınırları içinde ve Yurtdışında sahneye koyduğu tiyatro oyunları, ulusal ve uluslararası arenalarda aldığı “Premier Ödülleri” içeren muhteşem biyografisini siz değerli Fenerbahçeli taraftarlarımıza yeniden bir hatırlatalım istedik.

Değerli Sanatçımızın muhteşem biyografisini şöyle bir hatırladığımızda;

Sayın Müjdat Gezen beyefendi, takvim yaprakları 29 Ekim 1943 tarihini gösterirken; İnce güzellikler ülkesi olan Türkiye’nin; dünya birincisi, eşi olmayan tek incisi, eğlence, zevk, neşe ve hayat dolu güzel İstanbul’umuzun tarihi yarım adası olarak bilinen (Suriçi) denen İstanbul şehrinin kurulduğu ve geliştiği bölgenin tamamını kaplayan ve İstanbul'un merkezi sayılan Fatih semtinde, TRT müzisyenlerinden Necdet Gezen beyefendi ile Macide Hanım'ın oğlu olarak dünyaya gelir. Eğitimine ilk adımını attığı yıllarda oyunculuk yeteneğinin farkına varan ilkokul öğretmeninin zoruyla ilk defa 1953 yılında, "Küçük Çiftçiler" adlı bir ilkokul piyesiyle sahnelere adım atar. Sanatın diğer dallarıyla da alakalı olan küçük oyuncunun yazdığı şiirler de, aynı yıl “Doğan Kardeş” adlı çocuk dergisinde yayımlanır. İlerleyen yıllarda, İstanbul Radyosu bünyesinde kurulmuş olan Çocuk Kulübü korosuna katılarak, şarkı söylemeye başlar. Eğitim hayatına başladığı Hırka-ı Şerif İlkokulu'ndan mezun olduktan sonra orta öğrenimine Karagümrük Ortaokulu'nda devam eden Gezen, ikinci sınıfta art arda iki defa kalınca, babası tarafından birçok sosyal faaliyetten men edilir. Küçük Müjdat’ın en ağırına gidense, konulan tiyatro yasağı olur. Çünkü o dönemlerde, amatör tiyatro topluluklarına katılıp ve çeşitli oyunlarda rol alır. Bu cezaya razı gelmek istemeyen küçük Gezen ile bir anlaşma yapan baba Necdet Bey, okulu daha fazla fire vermeden bitirmesi durumunda, kendi eliyle onu tiyatroya yazdıracağı sözünü verir. Böylece küçük Müjdat eğitim hayatına çok daha özen gösterir ve okulu dereceyle bitirir. 

Ortaokulun arından lise öğrenimi için, dönemin birçok ünlüsüne eğitim vermiş ve Türkiye'de ilk defa ders dilini Türkçeye çevirmiş okul olan Vefa Lisesi'ne giden Gezen, Uğur Dündar ve merhum Kemal Sunal ile burada tanışır ve arkadaşlıkları uzun yıllar boyunca devam eder. 1959 yılında, 16 yaşındayken, sahne sanatlarına duyduğu ilgiyi ve yeteneğini görmezden gelmeyen ve anlaşmaları uyarınca sözünü tutan babası Necdet Bey, onu İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'na yazdırarak arkadaşı olan sahne amiri Kemal Tözem beyefendiye emanet eder. Böylece, 1960 yılında profesyonel oyunculuk hayatına adım atmış olan değerli sanatçımızın kariyeri, bu dönemden sonra hızlı bir yükselişe geçer.

     

Sayın Müjdat Gezen beyefendi, 1961 yılında, İstanbul Belediyesi Konservatuarı'nın açtığı sınavı kazanarak Tiyatro Bölümü'ne girer ve eğitiminin yanı sıra burada sahnelenen oyunlarda rol almaya başlar. Ertesi yıl, yönetmenliğini Yılmaz Atadeniz'in yaptığı "Yedi Kocalı Hürmüz" filmi ile ilk defa kamera önüne geçer. Sonrasında, 1963 yılında, Muammer Karaca ve Münir Özkul tiyatrolarında oyunculuğa devam ederek, kamudan özel sektör sahnelerine adım atar. Aynı yıllarda, şiirleri ve bazı amatör tiyatro oyunları çeşitli kültür-sanat dergilerinde yayımlanır.

1964 yılında askerlik görevini yerine getiren değerli sanatçımız, o dönemlerde oyun yazarlığına ağırlık verir. 1966'da ise, Ulvi Uraz Tiyatrosu'nda rol almaya başlar.  Aynı dönemde, "Denizciler Geliyor" adlı komedi filminde oynar. Ertesi yıl, kendisi gibi oyuncu arkadaşlarıyla bir araya gelerek "Halk Oyuncuları" adlı bir oluşuma imza atar. Profesyonel oyunculuk yaşamının sekizinci yılında, (1968 yılında) ilk defa kendi adını taşıyan özel tiyatrosunu kurar. Öte yandan da İstanbul Tiyatrosu'nda rol almaya devam eder. Aynı yıl, Güzin Hanım'la hayatını birleştiren değerli sanatçımızın bu evlilikten iki yıl sonra Elif adını verdikleri bir kız evladı dünyaya gelir. 1969'da "Berduş" ve 1970 yılında da "Kara Gözlüm" adlı sinema filmlerinde rol alarak beyaz perdede boy gösterir. Bu dönemde, Uğur Dündar ve Perran Kutman ile birlikte, izleyici tarafından çok büyük ilgiyle karşılanan televizyon programları hazırlar. Bu ilginin nedeni ise, ülkenin sosyal durumuna yönelik eleştirel bakış açısını, komedi unsurlarıyla birleştirerek işlemesidir.

Hayat görüşü, tiyatro oyunculuğu, yaşamı ile ilgili birçok kitap kaleme almış olan değerli sanatçımız Sayın Müjdat Gezen, ilk kitabını 1975 yılında yayımlar. Sayın Savaş Dinçel beyefendi ile birlikte yazdığı, "Çizgilerle Nazım Hikmet" adlı kitap, dönemin çalkantılı siyasi ortamının, düşünce özgürlüğüne yönelik olumsuz yansımalarından nasibini alır ve Sayın Gezen tutuklanarak cezaevine gönderilir, kısa bir süre sonrada haklılığı anlaşılarak berat eder. Ancak bu durum, onun yazmasına ve üretmesine engel olamaz. 1982 yılında kendi yayınevini kurarak, yazdığı kitapları buradan yayımlamaya başlar.  Bu dönemden başlayarak uzun yıllar, İstanbul Belediye Konservatuarı ile İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda öğretmenlik yapar ve Türk Tiyatrosu derslerine girer. Ayrıca, 1980 yılında, ünlü meddah üstadı İsmail Dümbüllü adına her yıl düzenli olarak verilecek bir tiyatro ödülleri oluşturur.

Yine 1982 yılında o dönemler üniversitede öğretim görevlisi olan güldürü üstadı Kandemir Konduk beyefendi ile bir araya gelerek, "Güldürü Üretim Merkezi"ni (GÜM)’ü kurar. Televizyon programlarından tiyatro sahnelerine, gazetelerin ve dergilerin güldürü sayfalarına kadar birçok alanda hizmet veren GÜM, bu faaliyetlerinin yanı sıra, birçok genç mizah yazarına da kapılarını açar ve onların kariyerlerine önemli katkılarda bulunur.  Aynı zamanda, Türkiye'nin gündemini belirleyen belli başlı birtakım gazetelerin de mizah sayfalarının koordinatörlüğünü yapan Sayın Gezen, 1981 ve 1983 yıllarında, çok beğenilen "Gırgıriye" adlı seri filmlerde rol alır ve canlandırdığı "Darbukatör Baryam" tiplemesiyle hafızalara kazınır. 1984 yılında "Gülümseyen Dünya" ve 1986 yılında ise "Kobay" adlı filmlerin çekimi için bu defa kamera arkasına da geçen usta oyuncu, sinema çevrelerinin görüşüyle paralel bir şekilde, kendini yönetmenlik konusunda başarılı bulmaz. Kısa süren ilk evliliğinin ardından Sayın Gezen, 1988 yılında Sayın Leyla Turgut hanımefendi ile ikinci kez nikâh masasına oturur.

1991 yılına gelindiğinde, tüm malvarlığını satmasının yanı sıra, büyük bir borç yükünün altına girerek, İstanbul Kadıköy'de satın aldığı eski bir köşkü restore ettirerek "Müjdat Gezen Sanat Merkezi"ni (MSM) kurar. Ekranlarda ve sahnelerde gördüğümüz birçok başarılı yeni yeteneği bünyesinden çıkaran bu sanat merkezinin en güzel yanı, eğitimin ücretsiz olmasıdır. Ancak, o dönemlerde ücretsiz okul açmak yasak olduğu için, bu teşebbüsü nedeniyle Gezen, iki yıl boyunca hapis cezasıyla yargılandıysa da sonunda berat eder. (Canım Türkiyem benim) ve daha sonra okul da ücretsiz eğitim vermeyi sürdürür. 1992 yılında, MSM bünyesinde "MSM Ormanı"nı kurarak, başarılı bir sosyal projeye daha imza atar. Sanat yaşamı boyunca "Hamlet"i canlandırmak istemiş olan sanatçımız, rol aldığı üç oyunda da figüranlıkla yetinmek zorunda kalsa da, 1995'de kaleme aldığı "Hamlet Efendi" oyunuyla ödüle layık görülür ve bu oyun bir Sayın Müjdat Gezen’in adeta marka değeri olarak Devlet Tiyatroları'nda sahnelenir.

1996 ile 1998 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde mizah yazıları ve fıkralar yazan değerli sanatçımız Sayın Gezen, 1997 yılında ise, Devlet Tiyatroları'nda oyun yönetmenliği yapar. Bu dönemde yönettiği oyunlardan "Babam" adlı oyunla ödüle layık görülür. 1998 yılına gelindiğinde, yine oldukça yüklü bir maddi külfet altına girerek, ilk defa kendi adıyla özel bir tiyatro kurma hayaline kavuşur. 2000 yılında, "Bir Milyara Bir Çocuk", "Gerçek Niyazi" ve 2001'de "Hırsız" gibi televizyon yapımlarında rol alır. Aynı yıl, yine MSM bünyesinde, eski sinema ve tiyatro emektarlarının geri kalan hayatlarını daha sağlıklı ve huzurlu bir ortamda geçirmesi amacıyla bir huzurevi açar. 2002 yılında  "Abdülhamit Düşerken" ve "Papatya ile Karabiber" adlı sinema yapımlarında yer alan değerli sanatçımız, büyük beğeni toplayan "Cennet Mahallesi" adlı komedi dizisinde de, yine "Darbukatör Baryam" tiplemesini anımsatan "Yunus Baba" karakteriyle ekranlarda büyük beğeni toplar.

Yaklaşık 50 yıllık sanat hayatı boyunca, yüz kadar sinema filminde, elli civarında tiyatro oyununda binden fazla radyo ve Televizyon skeçlerinde yer alan Müjdat Gezen, görsel sanatların yanı sıra, yazın çalışmalarıyla da gündeme gelmiş ve 38 tane kitap kaleme almıştır. Bu kitapların dokuzu üniversitelerde yardımcı ders kitabı olarak okutulmaktadır. Özellikle Aziz Nesin'i anlattığı "Ç.Arkadaşım Aziz Nesin", "Ustalarım", "İki buçuk Lira İçin", "Komikler Ağlamaz", "Eşeğin Karnındaki Elmas", "Bir Bulut Olsam", "Şiirim Geldi Bırakın Beni" (şiir kitabı), "Artiz Mektebi", "Oyunculuk Eğitimi", "Oyuncunun El Kitabı", "Galiba Ben Sanatçıyım" yazdığı kitaplardan bazılarıdır. "Ağlama Palyaço Makyajın Bozulur Müjdat Gezen Kitabı" da Sayın Halit Kıvanç beyefendi tarafından kaleme alınmıştır. Değerli sanatçımız Sayın Müjdat Gezen beyefendi, adeta aşırı derecede simetri, denge ve hastalık takıntısı tarzıyla 25'in üzerinde tiyatro oyunu, 10 sinema filmi ve 8 TV dizisinin de yönetmenliğini bir Müjdat Gezen Marka stratejisiyle icra etmiştir.

Sayın Müjdat Gezen beyefendiyi tüm bu başarılara ulaştıran bireysel Sublimasyona baktığımızda;  

Sayın Gezen’nin, kişisel karakteristik betimlemesi; son derece yaratıcı, hevesli ve enerjik. Güçlü karizması ve ışıltılı karakterleriyle insanları kendisine çok rahat çekebiliyor. Yüksek idealleri, geniş görüş açısı, "her şeyi yapabilirim" iddiasıyla ilham verici ve etkileyici bir tipleme. Son derece cesaretli, girişken olduğu için canlılığı ve hayat gücünü kolay yönetiyor. Kuvvetli egoları ile ilgi merkezi olmak, özgürlüğüne ve bireyselliğine çok düşkünlüğü ise Sayın Gezen’in adeta yaşam tarzı. İlave olarak; Son derece sempatik, zeki, karizmatik, güler yüzlü hoş ve espritüel, kendine özgü müthiş korteks kullanımı, stratejisi özelliğiyle, değişen dış çevresel ve örgütsel koşul ve sorunlarla başa çıkmak için girişimci, temel tasarımcı, kaynak dağıtıcı, müzakere edici, rekabetçi, motive edici, ilham verici, stratejik politikalar yapıcı, yol gösterici, baş destekleyici rollerini ortaya çıkartarak stratejik sorunlara eğilen vasıflarıyla “Kurumsal Liderlik” bazında değişimci lider rolünü üstlenen örnek alınacak bir sanatçımız. Ayrıca çok keyifli, onunla birlikte zaman geçirmek insana gerçekten büyük huzur ve mutluluk veriyor. Aynı zamanda sevgi dolu mangal gibi yüreğiyle Türk Tiyatro ve Sinemasının yaşayan efsanesi olan, çağdaş Türkiye sanatının yükselmesi için büyük titizlikle sürdürdüğü çalışmalarından ve elde ettiği uluslar arası başarılarından dolayı; Fenerbahçe Dergisi olarak ülkemizin gözbebeği “Büyük Fenerbahçeli” Sayın Müjdat Gezen beyefendiyi kutluyor, röportaj teklifimizi kabul ettiği için sayın şahsına teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz.

SORU: Sayın Müjdat Bey; Çağdaş sanat sektörünün bir duayeni olarak sizden öncelikle Tiyatronun tanımı rica edelim. İlave olarak Dünya’da ve ülkemizdeki konumunu kıyaslayabilir misiniz?

YANIT: Türkiye her konuda dünyada neredeyse, tiyatro konusunda da orada.

SORU: Sizce; Tiyatronun insan hayatıyla olan ilişkisi nedir?

YANIT: Tiyatro insanı anlatır, insanca anlatır. O nedenle insanla ilişkisi direkttir.

SORU: Hem bir akademisyen hem de bir tiyatro duayeni olarak, güldürü duygumuz nedenli olarak beslenebilir? Güldürü duygumuzu geliştirebileceğimiz yöntemleri bizimle paylaşır mısınız?

YANIT: Kainatta sadece insan güler. İnsan sadece insana güler. Ola ki başka bir şeye gülüyorsa onda insanca unsurlar bulduğu içindir. Güldürme zekaya seslenen bir iştir.

SORU: Küçük yaşta başlamış olduğunuz ve pek çok sayıda radyo tiyatrosu oyunları yazan ve seslendiren geçmişte radyo tiyatroculuğu yapmış değerli bir sanatçımız olarak; ülkemizde onca yerel, bölgesel ve ulusal radyoların olmasına rağmen radyo tiyatroculuğu programlarına pek rastlayamadığımız şu günlerde sizce yapılmamasının nedeni nedir? Acaba radyo tiyatroculuğunun modası mı geçti yoksa radyolarda ki ticari kaygı mıdır?

YANIT: İkisi de olabilir. Ama ben bugün de dinlesem radyo tiyatrosundan çok zevk alırım.

SORU: Şimdi biraz özele gelelim. Oyunculuğa çok küçük yaşlarda, biraz da zorla başladığınızı biliyoruz. Kısaca oyunculuk yolculuğunuzu öğrenebilir miyiz ya da diğer bir ifadeyle Tiyatro merakınız nasıl doğdu?

YANIT: Tiyatroya 1953 yılında ilkokul öğretmenimin zorlamasıyla başladım. O çıktığım sahneden bir daha da inemedim.

SORU: Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin serüveni nasıl başladı? Size bu konuda kimler gaz verdi Ve nasıl cesaret ettiniz?

YANIT: İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarında hocalık yapıyordum. Kendi düşündüğüm eğitim istemini kendi okulumda daha rahat uygulayabileceğimi düşündüm ve MSM’yi açtım.

SORU: Ücretsiz bir sanat okulu açma fikri nasıl gelişti ve bu aşamada nasıl zorluklarla karşı karşıya kaldınız? Bir diğer sorumda; Okulla ilgili veya daha farklı, gerçekleştirmek istediğiniz ya da gerçekleştireceğiniz başka projeleriniz var mı?

YANIT: İstanbul Üniversitesi Konservatuvarı’nda Mustafa Uzunyılmaz adlı öğrencim harç parası yatıramadığım için sınava giremiyordu. Bu bana çok dokundu ve MSM’yi parasız yaptım.

Yeni bir projem var. 1881 adlı bir oyun yazdım. 29 Ekim’de sahnelemeye başlayacağım.

SORU: Günümüzde sahnelenen tiyatroların bir çoğu, estetik ve politik anlayışı, çalışma yöntemleri ve teknikleri hiç değişmeyen, alışkanlıklarını aynen sürdüren, sanat kaygısından çok kar amacı güden, toplumsal kaygıdan çok elit kesime hizmet eden, vasat oyunculukların sergilendiği “aperatif” tiyatrolar ağırlıklıyken Sayın Müjdat Gezen Tiyatrosu ise bu egemen kültüre karşı adeta yeni alternatif bir tiyatro konumunda. Aslında bu bir risk ancak siz bu riski nasıl göz ardı ederek tiyatro estetiğinizi sağlıyorsunuz? 

YANIT: Devlet yardımı almayan tek tiyatroyum. Bu nedenle daha kuvvetli olmam gerekiyor. Buna çaba gösteriyorum.

SORU: Ve Sinema. Bugüne kadar çok sayıda filmde başrol oynama başarısını gösterdiniz. O dönemlerin Türk Sinemasıyla bugünkü Türk Sineması’nı karşılaştırdığımızda; film yapımında kullanılan görsel efektler, kurgu, montaj, animasyon gibi teknolojik altyapı, senaryo kalitesi, finansman yatırımı, sanatçıya ödenen ücretler ve seyircinin sinemaya olan ilgisini içeren farklılıkları nasıl yorumluyorsunuz?

YANIT: Bugünün sinema tekniği eski devirlerden çok daha ileri. Buna karşılık eski film hikayelerinin dramatik yapısı daha iyiydi.

SORU: Günümüzde sinema filmlerine milyon dolarlarla ifade edilen ciddi yatırımlar yapılıyor ve vizyona girdiğinde ise gişe hâsılat rekorları kırılıyor. Sizce sinemanın Türk toplumu üzerinde bu denli cazibesi ya da büyüsü nedir?

YANIT: Ben 90.000TL’ya mal olan bir siyah-beyaz filmde oynamıştım. Şimdikiyle karşılaştırırsanız farkı anlarsınız. Bu nedenle şimdi ki yapımlar seyirciye cazip geliyor olabilir.

SORU: Dilerseniz birazda kitaplar üzerinde değerli görüşlerinizi almak istiyorum. Yıllarca gazetecilik yaptınız ve prestijli gazetelerde yayın yönetmeni oldunuz, yayın evi bile kurdunuz. Birçok popüler kitap yayımladınız. Kitap yazarlarında neler dikkatinizi çekiyor?

YANIT: Çok çeşitli kitap okurum. 188’i yazarken Atatük’le ilgili 10.000 sayfayı aşkın kitap okudum.

SORU: Türkiye’deki kitap dünyasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Popüler kitaplar yayımlıyorsunuz. Ülkemizde kitap okunması ve satılması konusunda görüşleriniz nedir?

YANIT: Ben daha çok konservatuvara yönelik, oyunculuğa yönelik ders kitapları yayınlıyorum. Ülkemizde çok kitap okunduğunu söylenemez.

SORU: Kolay okunan kitaplara yönelik ciddi bir ilgi gözleniyor, bunu neye bağlıyorsunuz? İlave olarak 12 Eylül döneminde yasaklanan ve hakkınızda dava açılan sonra da berat ettiğiniz şu meşhur “Çizgilerle Nazım Hikmet” adlı kitabınızın içeriği ve olayla ilgili yaşamış olduğunuz serüvenleri birinci ağızdan yani siz Sayın Müjdat beyden alabilir miyim?

YANIT: Kolay okunan kitapların ilgi gördüğü saptamanız doğrudur. Kenan Evren devrinde arkadaşım Savaş Dinçel ile birlikte cezaevinde yattık. Bu benim için iyi bir hayat deneyimi olmuştur.

SORU: Ve şiir.. Çok sayıda yayımlamış olduğunuz şiir kitaplarınız da mevcut. Yahya Kemal Beyatlı şiiri "Bildiğimiz musikiden farklı bir musiki" olarak tanımlarken, Cahit Sıtkı Tarancı'ya göre şiir "Kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır" Ahmet Haşim de şiiri "Söz ile musiki arasında olan fakat sözden ziyade musikiye yakın olan bir lisan" olarak tanımlar. Necip Fazıl Kısakürek ise şiir için "Mutlak hakikati arama işidir" der. Sayın Müjdat Gezen’e göre şiir nedir?

Aziz Nesin’in tarifiyle ‘’ülkemizde her beş kişiden altısı şairdir.’’ Ben de onlardan biriyim. Şiir sevilesi bir şeydir.

SORU: Tiyatro dedik, Sinema dedik, Köşe yazarlığı dedik, Kitaplar ve Şiirlerinizden bahsettik; şimdi dilerseniz birazda Spor diyelim ve Fenerbahçe’ye geçelim.

YANIT: Ben Fenerbahçe’de oturuyorum. Okulum, tiyatrom , bütün ailem bu yakada ve çoğuda Fenerbahçe’de.

SORU: 03 Temmuz 2011 tarihinde başlayan ve tüm Fenerbahçelileri derinden yaralayan o, negatif nitelikli kronik sendromu Sayın Müjdat Gezen tarzıyla yorumlayabilir misiniz?

YANIT: Fenerbahçe camiasına ofsayttan gol atmanın o kadar kolay olmadığını gördük. Oradaki dayanışmayı gözlerim yaşararak izledim.

SORU: 2012/2013 Sezonunda nasıl bir Fenerbahçe Futbol takımı görmek istersiniz?

YANIT:Şampiyon olan bir Fenerbahçe görmek isterim.

Fenerbahçe Dergi grubu olarak; bu güzel ve keyifli söyleşi için Türk Tiyatro ve Sinema Dünyamızın Kült İsmi. Türkiye’nin ulusal gururu, değerli Sayın, Müjdat Gezen Beyefendiye teşekkürlerimizi iletiyor ve kendilerine sağlık, mutluluk ve başarı dolu güzel yarınlar diliyoruz.

İyi ki varsınız Sayın Müjdat Gezen Beyefendi.