Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

Türk Tiyatro, Sinema Ve Televizyon Dünyamızın Ünlü Komedyeni; Mizah Ve Güldürü Sanatının Yadsınamaz Kült İsmi, Ülkemizin Ulusal Gururu, İşte Sayın Oya Başar. 

Evet; “Oya Başar”Denildiğinde Akla Neler Gelmiyor ki. En Başta Türk Televizyonlarının Fenomeni Olmuş “Olacak O Kadar” Programındaki Kılıktan, Kılığa Girdiği Çok Sayıdaki Karakter Betimlemeleri..Sesini Çıkaramayan Türk Kadınının Sesi Olmuş, Sistemin Bozukluklarına Ayna Tutmuş Bir Kadın Olarak Hafızalarda Yer Etti. Otoriter, Dominant, Ama Sert Mizacının Arkasında Aslında Pırlanta Gibi Bir Kalbi Var Değerli Sanatçımızın.

Sanat Yaşamına Adım Attığı İlk Günden Bugüne Kadar Geçen Süreçte, Tiyatro’dan Sinema’ya, Sinema’dan Televizyon Ekranlarına Güler Yüzlü, Hoş, Espritüel Kişiliği, Elastik Zekâsı, Kendine Özgü Müthiş Korteks Kullanım Tarzıyla, Her Eserinde Kahkaha Tufanları Estiren, Her Yaptığı Olay Olan, Türk Ve Dünya Yazarlarının Modern Oyunlarını Sergileyerek İzleyenlerden Büyük Beğeniler Alan, “Premier Ödülleri Toplayan, Anlatanla Dinleyeni; Oyuncuyla Seyirciyi, Uyuşmazmış Gibi Görünen Şeyleri Bir Araya Getirerek İnanılmaz Sinerjiler Yaratan Müthiş Güldürü Ve Konuşma Ustası.

Makro Vizyonu, Şık Giyimi, Sürekli Kendini Yenileyen Görünümü, Değişime Açık Tavrıyla Tiyatro, Sinema Ve Televizyon Ekranları İçin Yaratılmış, Hakikaten Sahneleri Ve Ekranları Duruşuyla, KoreografiKabiliyeti Ve Beden Dilini Müthiş Kullanmasıyla DolduranBatı Sanatçılarımızdan Biri. Sadece Tiyatro, SinemaVe Televizyon Ekranlarında Değil Moda, Edebiyat ve Felsefe Dünyasında Hayranlarını Sürükleyen Yılların Eskitemediği Bir İkonu, Bir Duayeni, Bir Markayı, Özetle Değerli Sanatçımız Sayın Oya BAŞAR Hanımefendiyi Siz Değerli Taraftarlarımız İçin Ayın VIP KONUĞU’nda Ağırladık.

         

Değerli Sanatçımızın muhteşem biyografisini şöyle bir hatırladığımızda;

Onu değil Türkiye, tüm dünya biliyor. Ancak biz yinede, hayatı, sanat yaşamı ve Türk Tiyatro, Sinema ve Televizyon dünyasına yapmış olduğu katma değerleri, sergilemiş olduğu eserleri, rol aldığı “Filmografisi”ni ulusal ve uluslararası arenalarda aldığı ödülleri, içeren muhteşem biyografisini siz değerli Fenerbahçeli taraftarlarımıza yeniden bir hatırlatalım istedik.

Takvim yaprakları, 11 Şubat 1956 yılını gösterirken; İnce güzellikler ülkesi olan Türkiye’nin; dünya birincisi, eşi olmayan tek incisi, eğlence, zevk, neşe ve hayat dolu güzel İstanbul’umuzda Sayın Nevin hanım ve Sayın Cezmi beyin güzel bir kız evlatları olara dünyaya gelir. Çocukluk yılları gayet mutluluk içinde geçen küçük Oya’nın daha o yaşlarda sergilediği olağan dışı mimik verebilme ve ben başarabilirim deme yeteneğini sergileyen doğaçlama tiyatral hareketleri, eş dost çevresinde kabul görür. Çocuğa tiyatro eğitimi verilmesi gerektiği konusunda fikir birliğine varılır. Ve değerli sanatçımız 8 yaşına geldiğinde; sanat kariyeri ilk, orta öğrenimi ve Üniversite mezuniyetini içeren gittiği İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda başlar. Uzun ve başarılı geçen eğitim yıllarının ardından değerli sanatçımız Sayın Oya Başar hanımefendi o müthiş mizah, güldürü içerikli gösteri sanatı kariyerine tiyatro ile start verir.

İlk dönemler çeşitli tiyatrolarda çalıştıktan sonra, kariyerinde ciddi izler bırakacak olan Devekuşu Kabare, İstanbul Tiyatrosu, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu gibi oldukça prestijli tiyatrolarda sahneler alır, birbirlerinden önemli başrol eserlerini icra eder. 1985 yılına gelindiğinde ise değerli sanatçımızın gönül macerası başlar ve sektörden rol arkadaşlığı yaptığı kendisi gibi son derece başarılı ve topluma mal olmuş değerli sanatçımız Sayın Levent Beyefendi (Sayın Levent Kırca) ile hayatını birleştirir.

Ancak bu evlilik değerli sanatçımız için adeta sahnelerde sergilediği bir oyunu andırırcasına son derece renkli, tatlı ve bir o kadar da ilginç olur. Çünkü evlendikten yaklaşık beş yıl sonra yani takvim yaprakları 2000 yılını gösterirken çift boşanırlar. Sonrasında ne olur, ne biter bilenmez ama 8 ay sonra tekrar nikâh masasına oturan değerli sanatçımız Sayın Oya Başar hanımefendi aynı kişiyle ikinci kez evlenir ve belirli bir süreç sonra tekrar boşanır. Ama Sayın Levent Bey ile hep dost kalır. Sonraki yıllarda Türk toplumunca çok beğenilen müthiş televizyon dizileri yaparak ciddi çıkışlar yakalar. Bu başarılı trendin hemen arkasından Sayın Levent beyefendi ile “Levent Kırca - Oya Başar Tiyatrosu" kurarlar. Çünkü televizyon ne kadar etkili olsa da, diziler ne kadar bağımlılık yaratsa da değerli sanatçımızın korteks yapısında ve gönlünde tiyatronun yeri her zaman farklı ve başkadır.

Sayın Oya Başar hanımefendinin konuyla ilgili vermiş olduğu bir röportajında; "Tiyatro insanı insana insanla anlatma sanatıdır. O kadar değerli ki insanın var olmasını sağlıyor. O yüzden ben ülkemdeki tiyatronun gidişatını da her zaman iyi görüyorum. Çünkü tiyatro zevki hiçbir şeyde yoktur. Televizyonda dizi izlemekle tiyatroda oyun seyretmek farklıdır. Zaten onu ayırt edebilen tiyatroya geliyor. Tiyatronun keyfini alabilen tiyatrodan vazgeçmiyor. Ayrıca tiyatroda, iyi, kaliteli ve güzel yapıtlar ortaya konduğunda mutlaka seyirci ile buluşuyor ve gişe sorunu yaşanmıyor. Örneğin; siz televizyonda kişinin evine misafir gidiyorsunuz, tiyatroda ise kişi sizi seçiyor, beğeniyor, parasını veriyor, geliyor izliyor, bu çok önemli.Televizyonda dizi izlerken telefon çalıyor ve oynadığınız o sahne bir anda gidiyor. Oysa tiyatroda öyle değil, onun tılsımını bozamazsınız. Seyirci ile sanatçı arasında nefeslerin aynı ortama karıştığı farklı bir iletişim var. O nedenle tiyatronun yerini hiç bir şey tutamaz. Çünkü en yüksek seviyedeki sanat dalı tiyatrodur diye düşünüyorum." Sözleriyle tiyatronun toplum üzerindeki popüler realitesini bir başka şekilde pekiştiriyor.

Dünya dönüyor, yıllar geçiyor ve geliyoruz 1988 yılına. Değerli sanatçımız bu kez de Olacak O Kadar TV dizisinde de oyuncu, yönetmen ve yapımcı olarak çalışıyor. “Olacak O Kadar” yıllarında da karakterden karaktere girerek başarılı performanslar icra eder. “Olacak O Kadar” yılları değerli sanatçımız için önemlidir ama yinede Levent Kırca, Oya Başar ikilisinin, ikinci kişisi olarak anılır. Oysa değerli sanatçımız; tek başına daha etkin bir başrol alması, kendi marka değerini daha fazla artıracağı kendi başına da iş yapması gerektiği felsefesini kanıtsar. O nedenle farklı nefeslerle oynama, yeni bir şeyleri ve yeni insanlar tanıma arzusuyla, Sayın Kemal Kocatürk ile başrolü paylaştığı Oya Başar'ın Kemal Kocatürk markasıyla sahnelenen politik komedi oyunu olan devletin işleyişini, bürokrasiyi ve tüm bunların üzerinden ülkeyi, ülke politikalarını ve politikacılarını komik bir dille sorgulayan “Kadın ile Memur” adlı oyunla, beş yıl aradan sonra tiyatroya döner. Ve değerli sanatçımız Sayın Oya Başar, Devlet Tiyatroları 13. Sabancı Uluslararası Tiyatro Festivali kapsamında, "Kadın ile Memur" adlı oyunu ile premier ödülünü de alır.

Değerli sanatçımızın sanat yaşamı boyunca rol aldığı eserlerine bir göz attığımızda;

Kadın ile Memur: BKM, Yedi Kocalı Hürmüz: İstanbul Şehir Tiyatrosu, Üç Baba Hasan: Oya Başar Levent Kırca Tiyatrosu, Seferi Ramazan Beyin Nafile Dünyası: Oya Başar Levent Kırca Tiyatrosu, Gereği Düşünüldü: Oya Başar Levent Kırca Tiyatrosu, Morfin(oyun) : Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, Haneler(oyun): Devekuşu Kabare dikkatlerden kaçmazken;Filmografisi ise: şu anda vizyonda olan kahkaha tufanı Alemin Kralı (Televizyon Dizisi), 2008 yılında sergilenen Benim Annem Bir Melek (Televizyon Dizisi), 2006 yılında vizyona giren Sev Kardeşim (Televizyon Dizisi), 2004 yılında “Kendini Bırak Gitsin” 2002 yılında “Ah Yaşamak Var Ya”,  2001 yılında “Son” 2000 yılında “Ölürsün Gülmekten” ve yine aynı yılda “ Sokak Şarkıcıları” 1985 yılında “Mavi Muammer” 1982 yılında “Gözüm Gibi Sevdim” ve “Berduşlar” gibi eserleri T.C. sınırları içinde ve yurt dışında tiyatro severlerin beğenilerine sunularak büyük övgüler toplamış ve ödüller almıştır. Sayın Oya Başar hanımefendi; son dönemlerde Şehir Tiyatrosu'na tekrar dönerek, müzikal oyun Yedi Kocalı Hürmüz oyununu sergilerken aynı zamanda ise Televizyon, Sinema ve tiyatro çalışmalarına aktif olarak devam etmektedir.

      

Değerli Sanatçımız Sayın Oya Başar hanımefendinin tüm bu başarılara ulaştıran bireysel Sublimasyona baktığımızda; 

Sayın Başar’ın olağanüstülüğü yalnızca Tiyatro, Sinema ve Televizyon dünyasıyla sınırlı değildir. Siyah Beyazlı “Yeşilçam” Sinema setleri ve Televizyon ekranlarından “Kadın ve Moda” dünyasına, Edebiyat’tan tüm sanatlara, eşsiz bilgi ve kültür birikimi, yüzlerce roman ve tiyatro eseri içeren geniş repertuarı belleğinde taşıması, yalnız ve yalnız kendisiyle yarışması, bağımsızlığı ve özgürlüğü onu olağanüstü kılıyor. Öncü, lider, yol gösterici ve planlayıcı tarzıyla gerçekten güçlü bir kişiliğe sahip olan Sayın Oya Başar hanımefendinin yeri kelimenin tam anlamıyla kaptan köşkü.

Kişisel karakteristik betimlemesi; son derece yaratıcı, hevesli ve enerjik. Güçlü karizması ve ışıltılı karakterleriyle insanları kendisine çok rahat çekebiliyor. Yüksek idealleri, geniş görüş açısı, "her şeyi yapabilirim" iddiasıyla ilham verici ve etkileyici bir tipleme. İlave olarak son derece cesaretli, girişken olduğu için canlılığı ve hayat gücünü kolay yönetiyor. Kuvvetli egoları ile ilgi merkezi olmak, özgürlüğüne ve bireyselliğine çok düşkünlüğü ise Sayın Başar’ın adeta yaşam tarzı. Profesyonelliğin ötesindeki idealleri, çalışma disiplini, kalitesi, sağlam kişiliğiyle dünyaya geniş bir vizyondan bakarak gören, zirve denilen noktada çıtayı sürekli bir üst seviyelere taşıyor. Başkalarına boyun eğmek onun için yabancı bir kavram. İlave olarak; Son derece sempatik, zeki, karizmatik, güler yüzlü hoş ve espritüel, kendine özgü müthiş korteks kullanımı, stratejist özelliği, mert ve delikanlı duruşu, dobra, dobra oluşu, aynı zamanda sevgi dolu mangal gibi yüreğiyle Türk Tiyatro, Sinema ve Televizyon dünyamızın yaşayan efsanesi olan, çağdaş Türkiye sanatının yükselmesi için büyük titizlikle sürdürdüğü çalışmalarından ve elde ettiği uluslar arası başarılarından dolayı; Fenerbahçe Dergisi olarak, değerli sanatçımız, ülkemizin gözbebeği Sayın Oya Başar hanımefendiyi kutluyor, röportaj teklifimizi kabul ettiği için sayın şahsına teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz. 

SORU:Sayın Oya Hanım, Tiyatro sanatının önemli bir duayeni olarak sizden öncelikle; insan ve kültür ilişkisini insanın yaşadığı, işlediği ve kullandığı her şeyi kültürün bir parçası olarak yorumladığımızda tiyatronun, insan yaşamındaki yeri ve kültürün bir parçası olmasında ki önemini rica edelim.

YANIT: Tiyatro insan denilen yaratığın dünya üzerinde görülmesi ile başlamış en eski sanat dalıdır ve insanın olduğu her yerde illa ki varolmuştur. İnsanın yaşadığı her çağda o çağın toplumsal bilincini oluşturmada tiyatro her zaman baş aktör konumunda bulunmuştur. Bu durum günümüzde de böyledir ve insanoğlu varoldukça da böyle olmaya devam edecektir.

SORU: Tiyatroyu detaylı irdelediğimizde, sizce tiyatro toplum tarafından bilimsel olgu olarak görülebiliyor mu? ya da toplumun bakış açısından, tiyatro yalnızca düzenli sesler, eğlence, ritüel, temsil edilen eser,  oyunculuk, sahne düzeni, ışıklandırma, dekor, kostüm, müzik gibi unsurların bütünlüğü, konuşma ve eyleme dayalı sıradan bir gösteri sanatı olarak mı betimleniyor?

YANIT: Tiyatroyu sadece bilimsel bir olgu ya da sadece bir gösteri sanatı gibi betimlemek yanlış olur. Tiyatro tüm sanatların anasıdır ve hepsi bir şekilde tiyatronun içinde vardır, tiyatro da hepsinin içinde vardır. Tiyatroyu bu bütünlüğünden çıkararak tek bir olgu halinde görmemek gerekir. Zaten bu bütünlüğüdür ki tiyatroyu insanlıkla yaşıt yapar. Bir çok sanat veya gösteri dalı zaman ve mekân kavramlarına bağlı olarak değişir, biter, yok olur ama tiyatro her zaman vardır.

SORU: Bir toplumun sosyal yapısında meydana gelen erozyonun tiyatroya yansıması ve doğal olarak tiyatroda kirlenmenin sosyal kirlenme ile başlaması, “örneğin, “aperatif” tiyatrolar gibi” toplumun aile yapısında, eğitim kurumlarında, hukuk anlayışında, dilini kullanmasında, manevi değerlerinde, düşünce yapısında, örf, adet ve geleneklerine bakış açısında meydana gelen yozlaşmaların tiyatronun sanat anlayışında oluşan bu negatif çözülmelere önlem alınması bağlamında yozlaşmaya karşı çıkan bir sanatçımız olarak sizce nasıl bir strateji izlenmelidir? 

YANIT: Elbette ki, tiyatro toplumu oluşturan köşe taşlarından biri olarak toplumun sosyal yapısındaki değişimlerden etkilenir ancak onu en eski ve en önemli sanat dalı yapan şey sağlamlığıdır. Toplumların sosyal yapılarında oluşan erozyonlar elbetteki tiyatroyu da etkiler ancak o tür erozyonların kötü etkilerinin giderilmesinde ve toplumun sağlıklı hale gelmesindeki en büyük silahlardan biri de gene tiyatrodur. Bu konudaki en iyi strateji tiyatroya bağlı kalmaktır çünkü tiyatro kendi içindeki bozulmaları bile kendisi düzeltir. Ben iyi bir tiyatro öğesinin toplumların kirlenmesinin en önemli engeli olduğunu düşünürüm.

SORU: Tiyatro sanatı; insanın kendisini ve toplumla olan mücadelesini bir sahne aracılığıyla izleyicilere yansıtırken, toplumu ne şekilde eğitmeyi amaçlar? Ayrıca tiyatronun topluma eğitsel katkısı nedir?

YANIT: Öncelikle tiyatroya eğitim görevi yüklemek yanlış olur. Elbetteki tiyatronun içinde vardır bu eğitme öğesi ama “ben bu seyirciyi eğiteceğim” şiarıyla yola çıkmak yanlıştır. Her sanat dalı içinde bir eğitme öğesi barındırır, tiyatroda bu oran çok daha yüksektir. Yani siz toplumu eğiteceğim diye tiyatro yapmayın, “tiyatro yapın” toplumu eğitirsiniz.

SORU: Ulusal kültürümüzden yola çıkarak evrensel sanata ulaşmak ve katkıda bulunmak için gerçek sanatçının hedefi ya da hedefleri ne olmalıdır?

YANIT: Klasik müzik, dans gibi bazı sanat dallarını bu genellemenin dışında tutarsak maalesef bizler “Türk’ün Türk’e propagandası” şablonunu bir türlü aşamıyoruz. Örneğin dünyada en önemli savaşlardan biri olan Çanakkale savaşları hakkında bir sürü film yapıyoruz ama hepsi Türk’ün kahramanlığını anlatıyor. Oysa Türk’ün kahramanlığı bir Hollanda’lıyı, bir cezayir’liyi, bir Kanada’lıyı çok ilgilendirmez. Önemli olan “iyi bir hikayedir”. İyi ve beynelminel bir hikaye. Biz hep bu noktayı atlıyor, iç piyasada gişe yapıp para kazanma noktasına takılıp kalıyoruz. Evrensel sanata katkıda bulunmak için ilk yapılması gereken “iyi hikaye” üzerine gitmektir.

SORU: Dilerseniz şimdi biraz özele geçelim. Oyunculuğa çok küçük yaşlarda, 8 yaşındayken başladığınızı biliyoruz. Kısaca oyunculuk yolculuğunuzu öğrenebilir miyiz ya da diğer bir ifadeyleTiyatro merakınız nasıl doğdu?

YANIT: Benim için yaşamak tiyatrodur. Bu çok küçük yaşlarımdan beri böyledir. Yani şöyle özetleyebilirim, ben doğdum, tiyatro yapmaya başladım ve yapıyorum. Benim için hayatın özeti bu. Sanırım ve umarım ölürken de tiyatro yapıyor olacağım.

SORU: Kariyerinizde ciddi izler bırakacak olan Devekuşu Kabare, İstanbul Tiyatrosu, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu gibi oldukça prestijli tiyatrolarda sahneler alıp, birbirlerinden önemli başrol eserlerini icra ettiğinizde, daha o günlerde usta bir tiyatrocu olacağınızın sinyalleri sizde sanat ve şöhret adına nasıl duygular oluşturmuştu?

YANIT: Gerçekten bu yola baş koymuş biri için şöhret filan çok önemli değildir. Önemli olan “yapmak” olayıdır. Ötekiler kendiliğinden gelir yani bu önceden planlanmaz. Gerçek bir tiyatrocu ya da içeriği genişletirsek gerçek bin sanatçı “ben şunu yapayım da şöhret kazanayım” diye yola çıkmaz. O sanatını yapar şöhret ve diğer artılar arkasından gelir.

SORU: Türk televizyon ekranlarında “Benin Annem Bir Melek” ile adeta ilk sayılacak bir aile dizisi gerçekleştirdiniz. Daha sonra bu tür diziler çoğaldı ama "Benim Annem Bir Melek" dizisi sayın şahsınızın performansıyla 60 bölümü aşan, çok yüksek reytingler alarak reyting listelerinde zirveyi altüst ediprüştünü ispat etmiş bir dizi oldu. Bu enteresan başarının sırrı neydi?

YANIT: Benim annem bir melek 65 bölüm sürdü ve sanırım toplumun her kesimi tarafından çok beğenildi. İyi bir senaryo ve iyi bir oyuncu kadrosu çok önemli idi ancak bence bu başarının sırrı doğru seçimdir. Toplumdaki herkesin ilgisini çekecek, herkesin kendi çevresinde görebileceği bir ana çatışma seçtik ve asla gerçekçilikten sapmadık. Mümkün olduğu kadar abartmamaya çalıştık ve hayatın içinde her zaman görülebilecek reel hikâyeler seçtik. Sanırım başarının sırrı bu.

SORU: İtalyan yazar Aldo Nikolai’nın kaleme aldığı “Kadın ile Memur”u günümüze uyarlayarak müthiş ve bir o kadar da iddialı oyun sahnelediniz. Bu oyunda iki önemli olguyu da ön plana çıkartmayı ihmal etmediniz. Birincisi, uzun yıllardır tiyatro metinleri erkek oyuncular üzerine kuruluydu, bu oyunla kadını daha baskın bir karakter haline getirdiniz. İkincisi ise uzun zamandır tiyatro sahnelerinde dahi söylenmekten sakınılan eleştirileri ve gerçekleri, herkesin adeta yusuf, yusuf attığı bu dönemde usta bir dillin, ince esprilerin hakim olduğu devletin işleyişi, bürokrasi gibi ülke siyasetini sorgulayan, inanılmaz bir cesaretle politik taşlamalar sergilediniz. Acaba Bu oyun ile nelerin altını çizdiğinizin farkında mısınız? 

YANIT: Böyle bir genelleme yapmayalım bence Lysistrata, Asiye nasıl kurtulur, Yedi kocalı Hürmüz, Kafkas Tebeşir dairesi, As you like it (beğendiğiniz gibi)  gibi oyunlarda da kadınlar ön plandadır. Ben de bir kadın olduğum için kadını daha baskın bir karakter haline getirecek oyunlar seçmem doğaldır. İkinci şık olarak koyduğunuz “korkmama” olayı ise bana hiç yabancı bir nokta değil, 20 yılı aşkın bir süre Olacak O kadar’larda bu konuda tarih yazmışızdır.

SORU: Gelelim; Sayın şahsınızın asalet rolündeki huysuz kayınvalide tiplemesiyle göründüğünüz her sahnede adeta oyunculuk serüveninizin en şahane evresinde olduğunuzu ispatlarcasına şahane bir komedi dizisi olan ve ekranlara renk katıp, izleyicilere kahkahalar attıran “Alemin Kıralı” adlı televizyon yapımına.. 40. Bölümünü tamamlayarak sezon finaline giren dizi setinde görev alan her oyuncu son derece mutlu ve istekli. Böylesine bir takım ruhunun oluşmasını neye bağlıyorsunuz? Oya Başar etkisi bu sinerjinin neresinde bulunuyor?

YANIT: Çok mütevazı olmayayım, benim olduğum tüm setlerde oyuncusundan set işçisine kadar herkes mutlu ve istekli olur ve set bir yuvaya dönüşür. Bu sadece benim etkim değil benim etkime gelen tepkilerin de ürünüdür. İyilik, doğruluk, dürüstlük bulaşıcı etkenlerdir. İktisatta çok önemli bir söylem vardır. Kötü para iyi parayı kovar derler. Bu hayatın her aşamasında böyledir. Oya Başar kötü olursa iyileri de kovar ve sette kötülük hakim olur, tabi bunun tersi de doğru olduğu için bizim setlerimiz hep dostluk kardeşlik yuva havasındadır.

SORU: Sosyal sorumluluk projelerine gönüllü olduğunuzu, Moda, Edebiyat, Felsefeye olan düşkünlüğünüzü biliyorum. Kültür ve sanatın zaten hep içindesiniz. Dilerseniz birazda bunların dışına çıkıp Fenerbahçe’ye geçelim. Ve Nasıl Fenerbahçeli oldunuz? Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Valla benim babam Fenerbahçeli idi ve babam sayesinde Fenerbahçeli oldum. Fenerbahçeli olmanın nasıl bir duygu olduğunu tanımlayamam çünkü başka bir duygu bilmiyorum ki. Benim bildiğim tek duygu Fenerbahçeli olmaktır. Hatta kızım küçükken “anne biz nereliyiz” diye sorar ben de “bahçeliyiz kızım” derdim. Biz hep Bahçeliyiz yani…

SORU: Bir taraftar olarak Fenerbahçe’nin maçının olduğu gün, yani maç gününe nasıl hazırlanıyorsunuz? (Örneğin; Fenerbahçeli taraftarlar, maç günü sabahtan Fenerium lisanslı ürünleri olan; Forma, Sweatshirt, T-Shirt, Atkı, Şapka vb. gibi giysilerini giyerek, toplanırlar seçtikleri bir restoranda kendilerine sabah kahvaltısı & branç ziyafeti düzenlerler, maç saatine kadar restoranda grup olarak şarkılar, marşlar söyleyerek çok güzel bir atmosferde hoşça vakit geçirirler, sonrada stada geçerek maçlarını izlerler) tabii ki, boş zamanınızda arkadaş ve dost gruplarıyla sizin böyle bir geleneğiniz var mıdır? İlave olarak; Fenerbahçe’nin galip gelmesi için özel bir toteminiz var mıdır?

YANIT: Yok, ben pek öyle totem filan yapmam. Fenerbahçe iyi oynar kazanırsa mutlu olurum.

SORU:03 Temmuz 2011 tarihinde başlayan ve tüm Fenerbahçelileri derinden yaralayan o, negatif nitelikli kronik sendromu Sayın Oya Başar tarzıyla yorumlayabilir misiniz?

YANIT:Müsaade ederseniz ben bu konuda hiç yorum yapmak istemiyorum. Gelişmiş ve modern ülkelerde böyle şeyler olmamalı.

SORU: 2012/2013 Sezonunda nasıl bir Fenerbahçe Futbol takımı görmek istersiniz?

YANIT:Sadece ülkemizde başarılı olmakla yetinmeyip dünya çapında başarılara imza atarak bizleri gururlandıracak bir Fenerbahçe görmek isterim.

Fenerbahçe Dergi grubu olarak; bu güzel ve keyifli söyleşi için Türk Tiyatro, Televizyon ve Sinema dünyamızın kült ismi, Türkiye’nin ulusal gururu, değerli sanatçımız Sayın, Oya Başar Hanımefendiye teşekkürlerimizi iletiyor ve kendilerine sağlık, mutluluk ve başarı dolu güzel yarınlar diliyoruz. İyi ki varsınız Sayın Oya Başar Hanımefendi.