Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

 

“O Bir Duayen, O Bir Marka, O Bir DEVLET SANATÇISI, O Bir Milyonların Sevgilisi Ve O Bir ÖZDEMİR ERDOĞAN.” 

 

 

 

Klasik batı müziği piyanisti bir Anne, keman ve piyano konçertolarıyla klasik batı müziği ve Türk müziğimize önemli eserler katan bir Dayı, özetle klasik müzik başta olmak üzere Türk müziğinin kilometre taşlarını oluşturan sanatçı bir ailenin çok sevilen bir evladı. Son derece sempatik, zeki, karizmatik, güler yüzlü hoş ve espritüel, kendine özgü müthiş korteks kullanımı, stratejist özelliği, mert ve delikanlı duruşu aynı zamanda sevgi dolu mangal gibi yüreğiyle Türk müziğinin yaşayan efsanesi. Jazz, Türk Hafif Müzüği, Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziğimizin ulusal gururu. Devlet Sanatçımız Sayın Özdemir ERDOĞAN’ı siz değerli taraftarlarımıza ayın VIP KONUĞU ettik.

        

Değerli Sanatçımızın kısa biyografisini şöyle bir hatırladığımızda;

Sayın Özdemir ERDOĞAN, Klasik batı müziği piyanisti bir anne, keman ve piyano konçertolarıyla klasik batı ve Türk müziğimize önemli eserler katan bir dayı, özetle klasik müzik başta olmak üzere Türk müziğinin kilometre taşlarını oluşturan sanatçı bir ailenin çok sevilen bir evladı olarak,17 Haziran 1940 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelir. Mütevazı ancak mutlulukla geçen çocukluk hayatının ardından gençlik yıllarını okumak ve müzik kültürüyle dolu, dolu yaşadıktan sonra eğitimini tamamlayarak askerliğini yedek subay öğretmen olarak Adıyaman, Besni Araplar köyünde başöğretmenlik göreviyle tamamlar. Yedek subay eğitimi gördüğü Denizli'de günümüzün; TRT hafif müzik ve jazz orkestrası üyesi bassçı Eray Turgay ile tanışır. Sayın Turgay’ın teşvik ve tavsiyeleri ile önce jazz sever olarak, jazz müziğine ilgi duyar. Sonrası müthiş jazz hünerleri ve o kadife sesiyle yerine göre resital, yerine göre sahne grup şovlarından oluşan harika konserleriyle tüm Avrupa’yı yıllarca sallayarak ülkemizin ulusal gururu olur.

   

İlk profesyonel orkestrasını, 14 Ekim 1968 yılında kurar ve aynı yıl en iyi gitarist ödülünü alır. O dönemlerin Türkiye’sinde müzikseverlerin bir numarası olan genç sanatçı Sayın Erdoğan’a bir onurda, o meşhur parçası olan, Türkiye’de satış rekorları kıran ve müthiş çıkış yaptığı  (Duyduk Duymadık Demeyin 45’lik eseriyle) 1969 yılında ilk altın plak ödülüyle gelir. Daha sonra 1971 – 72 yıllarında çeşitli uluslararası ödüller de alan sanatçımıza 1973’te kendi hazırladığı jazz LP si, Amerika'nın sesi (Voice of America) jazz saatinde dünyanın en büyük jazz otoritelerinden Willies Connover tarafından dikkate değer bir çalışma olarak defalarca yayınlanarak sanatçımıza karşı müthiş saygı örneği gösterilmiştir.

1972 yılından itibaren sanatçı Özdemir Erdoğan Türk Müziği, Türk Halk Müziği ve diğer etnik müziklerle ilgili çalışmalara başlar. O günlerin tek yayın organı TRT’nin yayın yönetmenliğindeki katı maddesine rağmen sanatçının Halk Müziği tarzında 1972 yılında çıkardığı “Gurbet” ve 1974 yılında ise “Uzun İnce Bir Yoldayım” düzenlemeleri, büyük övgü ve saygıyla TRT repertuarına girer. Takvim yaprakları 1975’i gösterirken ünlü sanatçının o muhteşem bestecilik yıllarının da başlangıcı olur. 1976 yılında, “Canım Senle Olmak İstiyor” albümü Milliyet gazetesince yılın albümü seçilir. 1979’da TRT hafif müzik ödülü gelir, 1990 yılında ise TRT Altın Anten yarışmasında birincilik ödülünü alır. 1991 yılında Amerika Birleşik Devletleri, Hollanda, Almanya, İsviçre ve Fransa'da çeşitli festivallerde Özdemir Erdoğan sentezi ile başarılı çalışmalar yapılarak, konserler, konferanslar ve çeşitli panellerde kültür ve sanatımıza mütevazı hizmetleriyle dünyada müthiş bir Özdemir ERDOĞAN rüzgârı eser.

1994 ve 1996 yılları arasında ülkemizde neredeyse ölmek üzere olan Türk Müziği ve Türk Halk Müziğinin ticari niteliğini kaybetti denilen bir ortamda, Sayın Erdoğan tekrar gündeme çıkar. Hem Türk Müziği yorumları ve hem de Türk Halk Müziği yorumlarını içeren kaset ve CD’lerini çıkartarak gençliğimizin kendi kültür değerlerinin farkına varması ve diğer plak şirketleri ve sanatçıların bu yolda çalışmalara özendirilmesi işlevini yerine getirir. Bu önemli ve başarılı kariyer geçmişinden dolayı Sayın Özdemir Erdoğan'a Aralık 1998’yılında T.C. Devlet Sanatçısı unvanı verilmiştir.

     

Uluslararası çağdaş boyutları yakalayabilmek açısından çok boyutlu ve çok derin kültür kaynaklarına eğilen, zamanının önemli bir bölümünü ayırıp, ciddi uğraşlar veren; çağdaş Türkiye sanatının yükselmesi için 45 yıldır sessizce ve büyük titizlikle sürdürdüğü çalışmalarından dolayı; Fenerbahçe Dergisi olarak Devlet Sanatçımız Sayın Özdemir ERDOĞAN’a teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz.    

Sayın Özdemir Bey; Müzik sektörünün bir duayeni olarak sizden öncelikle Müzik nedir? Dünya’da ve ülkemizdeki konumunu kıyaslayabilir misiniz?

İnsan estetiği ve emeğiyle düzenlenmiş ses titreşimlerine müzik adı verilir. Evrensel bir niteliğe ulaşabilmek için elimizde iki köklü malzeme vardır. Halk müziği ve Sarayda başlayıp aristokrat ortamlarda icra edilen klasik müziğimiz (TRT ve Halk deyişi ile Türk sanat müziği) bir eserin sanat olarak kabul edilebilmesi için evrensel yani bütün Dünya platformlarında benimsenmesi gerekir. Türk müziği kültürümüzün önemli bir parçasıdır ama bize mahsustur, evrensel değildir. Ulusal kültürümüzden yola çıkarak evrensel sanata ulaşmak, katkıda bulunmak gerçek sanatçının hedefi olmalıdır.

Türk toplumu müzik olgusuna nasıl bakıyor? Müziğin sanatsal değerinin bilinçli bir şekilde farkında olarak ilgilenenlerin yüzde üzerinden oranı nedir?

Türk müziğindeki evrenselleşme, 1800’lü yılların ortalarından itibaren başlamıştır. Dolayısıyla, daha çok işimiz vardır. Binlerce yıl tek sesli ve tek liderli bir kültürün çok sesli bir demokrasiye geçebilmesi kolay değildir. Zamana, zaman içinde eğitime, seçilmiş iyi örneklere ihtiyaç vardır.

Evrensel boyutta bir kalıcı eser yaratmak için, söz yazarı ve bestecinin sanatsal emeğine katma değer sunabilecek tamamlayıcı müzik enstrümanları ve stüdyo donanımları nasıl olmalıdır? Bu süreç Türkiye’de nasıl gerçekleşiyor?

1960’lı yılların ortalarından itibaren enstrüman ve stüdyo ortamları günümüze değin gelişme içindedir. Fakat aynı cep telefonları örneğinde olduğu gibi elektronik enstrümanları verimli ve bilinçli kullanacak eleman sıkıntısı söz konusudur. Müzikli ortamlarda inanılmaz bir ses kirliliği ve yüksek volüm problemleri vardır. Bu nedenle halkın kulağı kirlenmiştir. Ülkemizin en önemli problemlerinden biri güç kullanımıdır. Volüm ayarlamak güç gösterisine dönüşünce izleyici ezilmekte (mazoşizm) ve iyiyi, güzeli, çirkini ayırt edememekte adeta güce tapınmaktır. Bunun sanatla hiçbir ilgisi yoktur.

Bir eserin kalıcı olması için ne tür bir tarz gereklidir? Veya bir başka ifadeyle örneğin; Sizin yıllar öncede olsa, güncelde olsa yazıp bestelediğiniz ve o kadife sesinizle yorumladığınız eserleriniz daha dün gibi tazeliyor ve her yerde hem de hit bir trend kapsamında zevkle dinliyoruz. Söz konusu eserlerinizin bu kadar kalıcı olmasındaki nüans nedir?

Bir eserin kalıcı ve değerli olmasının, türüyle bir ilgisi yoktur. Özgün, kişilikli, mantıklı ve estetik olması yeterlidir.

Her ne kadar kızılsa da, güzel Türkçemizi ve Türk toplumunun ananelerini korumak adına bir zamanlar TRT denetimi vardı. TRT, en küçük bir Türkçe hatası olan veya sakıncalı bir anlam ifade edecek olan sözleri içeren eserleri denetimden geçirmez ve durdurdu. O yıllarda sizin tüm eserleriniz TRT tarafından büyük beğeniyle yayına alınırdı ve söz konusu kurumdan çok ödüllerde aldınız. Şimdilerde o kadar çok şarkılar, Türküler, sözüm onlara yorumcular çıktı ki, önüne gelen her türlü kelimeden her türlü argo sözlerden müstehcen olsun, argo olsun, Türkçesi yanlış olsun, ya da cümle tersinden söylensin hiç fark etmiyor düm düz gidiyorlar. Acaba bu realiteler Türk toplumunun hoşuna mı gidiyor? Yoksa tersi olarak müziğe biraz ilgisiz mi bırakıyor? Ya da üçüncü seçenek “Ben Özdemir ERDOĞAN’ıda dinlerim, Ankaralı TURGUT’uda dinlerim şeklinde karma bir kültür jenerasyonu mu doğuyor?

Bilindiği gibi, TRT devlet kurumudur. 60,70 ve 80’li yılların ortalarına kadar gelişmekte olan müzik sanayimizin denetlenmesine karar verilmiş ve Denetim Kurulları oluşturulmuştu. Zaman içinde bu kurullar ellerindeki denetim gücünü “Yaşşah Hemşerim” şekline getirdiler. Hafif müziğin özel bir bünyesi vardır. İçinde espri, yeni fikir, denemeler hatta çılgınlıklar olabilir. Estetik değerleri fazla zorlamamak kaydıyla bu denemelere geçit verilmeliydi. Fakat daha çok Batı Klasik ve Jazz müziği mensuplarının ağırlığı ile Denetim Kurulu vur deyince öldürmüştür. O devirde üretim yapan birçok sanatçı arkadaşımız ve yapımcılar sinir hastası olmuşlardır. Bu da üretime olumsuz yansımıştır. Günümüzde ise denetim kalkınca, medya yolgeçen hanı olmuştur. İfrat – Tefrit az gelişmiş toplumların en büyük problemlerinden biridir.

Siz, yalnızca müzik alanında değil, siyasetten toplumbilime, edebiyattan felsefeye, hatta spora değin birçok alana dair yetkinlikleri olan çok yönlü saygın sanatçımızsınız. Fenerbahçe gibi, siz de müzik sektöründe haksızlıklar yaşadınız. Bunlar hakkında yorumlarınızı alabilir miyim?

Bilinen bir husustur. Biz kökende göçebe bir toplumuz. Ecdadımız çadırda yaşardı. Çadır insana tam bir güvenlik duygusu vermez. Tedirginlik başat problemlerimizdendir. Tedirginlik, güvensizlik vs. ve bundan kaynaklanan kardeş kavgaları, ihanet vs. Muhteşem Yüzyıl’ın muhteşem sultanı Süleyman, Saraydaki iç çekişmelere çare olabilecek düzenlemeleri gerçekleştirememiş, çocuklarının kardeş ve saltanat kavgasına düşmeden ülkeyi kardeşçe işbirliğiyle yönetmesi hususuna yol açacak düzenlemeleri, konumları yürürlüğe koyamamıştır.

Günümüzde yaşananlar hep o devirlerden mirastır. Ya DENETLENEBİLİR bir büyümeyi kabul edeceksiniz ya da yıpratılıp yok edileceksiniz. FENERBAHÇE CUMHURİYETİ 25 milyonluk sivil toplum örgütü söylemleri gibi, Özdemir Erdoğan’ın denetim kabul etmez ruhu, birilerini tedirgin etmiştir. Mesela, 2006–2007 yıllarında rahatsızlığım sırasında ve sonrasında en zayıf anlarımda beni o görüntümle halkımıza göstermek için ellerini ovuşturarak yapılan röportaj teklifleri, iyileşip üretime başlayınca 3 Maymun’u oynayıp, bizi ve eserlerimizi görmezlikten gelmeye dönmüştür. 2009 ve 2011’in Ekiminde çıkardığım BOYABAT PİRİNCİ ve ANKARA’NIN TAŞINA BAK Albümlerim medya tarafından görmezden gelindi. Duyulmadı, duyurulmadı. “Ankara’nın taşına bak” albümündeki BAHARDA KUŞLAR GİBİ internette yüz binlere ulaşarak milyonlara koştu. Bize yapılanlar nice sanatçılara da yapıldı ama efsane yürüyor önü kesilmedi. Bundan önce de nice hainlikler yapıldı ama milyonluk satışlar klasikleşen şarkıların halkla bütünleşmesine mani olamadılar. Çalışmalar devam ediyor, edecek. Sanat, sanatçıdan hayatını ister. Bizde seve, seve verdik, veriyoruz. Hayatımızın hiçbir döneminde pop star olmayı düşlemedik. Müziği seviyoruz ve sıhhatimiz müsaade ettiği sürece bu devam edecek. Geçtiğimiz günlerde 86 yaşındaki Tony Benet ve 78 yaşındaki Leonard Cohen ülkemizde konser verdiler. Sayfalarca ve dakikalarca methiyeler yapıldı. Tamam, yazın çizin söyleyin ama yerli değerlerimizi unutmadan…

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; 25 milyonluk sivil toplum örgütü ve büyük stratejik güç olan Fenerbahçeli taraftarlarımıza ve Fenerbahçe camiamıza Sayın Özdemir ERDOĞAN olarak iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Fenerbahçe’nin uluslar arası kariyerinin (Şampiyonlar Ligi) bir çırpıda çizenler de aynı kafaya sahip insanlardır. Ama ne Özdemir Erdoğan’ın ne de Fenerbahçe’nin halkın gönlündeki yerine dokunamayacaklardır. Tüm Fenerbahçelilere sevgiyle…