Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN PINAR AYLİN.

Türk Pop Müziğin gönüllerde iz bırakan kült ismi. Dünya’da Tom Jones, Elvis Presley örneklerinde olduğu gibi popüler müzik kapsamında olabilecek her türlü işi içerecek ses sanatçısı, söz yazarı, besteci ve müzik yorumcusu ve Televizyon yapım ve sunucusu kimlikleriyle çok boyutlu bir marka.  Mükemmel vokali birbirinden kaliteli ve romantizmi ölümüne sevgiyi anlatan gayet zarif ve naif şarkıları yorumlayarak Türkiye’nin tartışılmaz en iyi vokali. Masum ve çocuksu yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesi, hayata bağlılığı ve içtenliği ise, tam bir İzmirli olduğunun açık göstergeleri. Her şeyden önemlisi yüreği Fenerbahçe sevgisiyle dolup taşan değerli sanatçımız,  Sayın Pınar AYLİN hanımefendiyi siz değerli taraftarlarımız için bu ayın konuğu olarak “AKADEMİK VİZYON” da ağırladık.

Değerli Sanatçımızın muhteşem biyografisini şöyle bir hatırladığımızda;

  

Onu değil Türkiye, tüm dünya biliyor. Ancak biz yinede, hayatı, sanat yaşamı ve Türk Müzik ve Sinema dünyasına yapmış olduğu katma değerleri, sergilemiş olduğu eserleri, “Diskografi ve Albümlerini”, rol aldığı “Filmografisi”ni ulusal ve uluslararası arenalarda aldığı premier ödülleri, içeren muhteşem biyografisini siz değerli Fenerbahçeli taraftarlarımıza yeniden bir hatırlatalım istedik.

Takvim yaprakları, 12 Mayıs 1972 yılını gösterirken; “Plajları ve termal merkezli Çeşme’si, Antik çağların en ünlü kenti Efes’i ve Tüm İyonya kültürünün zenginliklerini bünyesinde barındıran, yoğun sanatsal etkinliklerle adını duyuran, Türkiye’de yenilikleri ve demokrasiyi tüm illerden önce benimseyip kabul eden,  "Güzel İzmir", "La Perle De l'Ionie" (İyonya'nın İncisi) İzmir’de dünyaya gelir.

Küçük Aylin’in müzik macerası henüz anne karnındayken başlar. Annesinin anlattığına göre, “Aylin doğduğunda öyle güzel çığlıklar atıyormuş ki, doğum ebesi bile "kesin günün birinde sarkıcı olacak" demekten kendini alamamış.” İlave olarak daha küçük yaşlarda sergilediği olağan dışı mimik verebilme ve ben başarabilirim deme yeteneğini sergileyen doğaçlama tiyatral hareketleri, eş dost çevresinde kabul görmesi sanatçı ruhunun dışa vurumunu daha o yıllarda gösterir. Annesi Hülya Hanım, ilkokul öğretmenidir. Eğitim hayatı ise, İlkokula 5 yaşında gidip öğretmen annesinin öğrencisi olmasıyla başlar. Son derece sakin, terbiyeli ve çalışkan bir öğrencidir. İlk ve orta öğrenimini başarı dereceleriyle bitiren küçük Aylin, Lise eğitimini İzmir özel Türk Koleji'nde tamamlar. Özel Türk Kolejine gittiği yıllarda yaşının küçük olması onu kısa zamanda okulun maskotu haline getirir. Koleji bitirdiğinde16 yaşında artık genç ve sarışın güzel bir kız olan değerli sanatçımız, Üniversite sınavlarında 3.tercihi olan, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü kazanır. Üniversite hayatına küçük sayılacak bir yaşta adımını atarak hayatının en aktif yılları olan üniversite sürecine merhaba der.    

O sıralar reklamcılık adına yaratıcı bir şeyler yapacağını düşünürken ve daha öğrenci iken TRT'den gelen bir teklifle televizyonculuk kariyerine ilk adımını atarak TRT İzmir Televizyonu'nda gençlik programları sunmaya başlar. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü’nden mezun olunca da Kanal Ege 'de kendi programlarını hazırlayıp sunar. Daha sonra 22 yaşında 1994 yılında İstanbul'a gelerek müzik dünyasına girer. Bir kamyonetin arkasında çektiği ve oldukça sevimli göründüğü "Deliler Gibi" şarkısının klibiyle bir anda şöhreti yakalar. Albüm o yıllarda müthiş satış rekorları kırar, çok sayıda ödüller alarak ülke gündemine oturur ve ünü bir anda yurt çapında duyulur.  

Bu başarıdan dolayı iyice cesaretlenen değerli sanatçımız Pınar Aylin hanımefendi, müzik hayatına çok hızlı girer ve 10 yıla 5 albümü sığdırabilmeyi başarır. “Ben Bahara Hazırım”, diyerek müzik dünyasına merhaba diyen sanatçı, çok geçmeden "Güneşten" ve "Ay Işığında" albümlerini çıkarır, bu albümleri "Çöl Fırtınası" izler. 2004 yılında ise "No.5" adlı albümüyle müzik piyasasında yer bulan ünlü sanatçı, "Aslolan Ben" albümüyle 2007 yılında sevenleriyle buluşur. 2009 yılında Masal Bu Ya ve 2011 yılında Hit 70'ler ile büyük patlama yaparak satış rekorları kıran albümüyle müzik dünyasında şöhretin zirvesine oturur. Sayın Aylin’in Diskografi performansına bakıldığında 6 albüm ve 1 maxi single’lı dikkatlerden kaçmamıştır.

  

Değerli sanatçımız Pınar Aylin’in, Yalan Rüzgar'nın yakışıklı Dany'si, Michael Damian'la birlikte, "Don't Make Me Wait" İngilizce ve Türkçe olarak yapığı düet müzik kariyerinde önemli bir aşama olmuş, parçanın klibi, Türk kanallarının yanı sıra Amerikan MTV ve E Channel'da sık, sık yayınlanarak değerli sanatçımıza Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi'nin düzenlediği 1. Bahar Şenliği Özel Ödülleri'nde "En İyi Pop Kadın Sanatçısı Ödülüne" layık görülmekle birlikte Türkiye, Avrupa ve Amerika gibi ulusal ve uluslararası arenada çok sayıda “Premier Ödüller” getirmiştir. Değerli sanatçımızın Filmografisi ise, 2009 yılında beyaz perdeye uyarlanan “Bez Bebek” filminde Matematik Öğretmeni Mimi canlandırması ise Oscar ödülünü almasıdır.

Kadife sesi ve hit şarkıları, fantastik tarzı, şık giyimi, sürekli kendini yenileyen görünümü ve değişime açık tavrıyla sahneler için yaratılmış, hakikaten sahneleri duruşuyla, koreografi kabiliyeti ve beden dilini müthiş kullanmasıyla dolduran batı şarkıcılarımızdan biri. Mesleğine karşı hevesli ve enerjik olması, yeni fikir ve kavramlarla her konuda yeni akımlar getirebilme yeteneği, adeta doğuştan liderlik özelliği, güçlü karizması ve ışıltılı karakteriyle insanları kendilerine çekebilen, geniş görüş açısı, tutkusu ve iddiaları, ilham verici ve etkileyici özelliğiyle, sadece müzikte değil moda, edebiyat ve felsefe dünyasında hayranlarını sürükleyen yılların eskitemediği Türkiye’nin ulusal gururu ve müthiş Fenerbahçeli değerli sanatçımız Sayın Pınar AYLİN hanımefendiyi Fenerbahçe Dergisi olarak kutluyor, röportajımızı kabul ederek “Akademik Vizyon’a konuk olduğu için sayın şahsına özel teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz.   

SORU:  Sayın Pınar Hanım, İnsan ve kültür ilişkisini insanın yaşadığı, işlediği ve kullandığı her şeyi kültürün bir parçası olarak yorumladığımızda, sizce müziğin insan yaşamındaki yeri ve kültürün bir parçası olmasında ki önemi nedir?

YANIT: Bu sorunuza yanıtı Müziğin insan yaşamındaki yeri ve önemini en çarpıcı biçimde ifade eden Ulu Önder Atatürk’ün 14 Ekim 1925’de İzmir Kız İlk öğretmen Okulu’nda öğrencilerle görüşürken onlara aktardığı şu güzel betimleme ile vereyim. Kendisine öğrenciler tarafından yöneltilen “Hayatta mûsikî lâzım mıdır?” şeklindeki bir soruya Ulu Önder şöyle cevap vermiştir: “Hayatta mûsikî lâzım değildir, çünkü hayat mûsikîdir. Mûsikî ile ilgisi olmayan yaratıklar insan değildir. Eğer söz konusu olan insan hayatı ise müzik, kesinlikle vardır. Mûsikî, hayatın neş’esi, rûhu, sevinci ve her şeyidir” der. O nedenle Müzik evrenseldir. Müzik, tüm dünya kültürlerinin ve dillerinin tek anlatım-anlaşım biçimidir. Müzik ve ona bağlı tüm eylem ve inançlar kültürün bir parçasıdır. Çünkü müzik, insan yaşamının ve evrenin varoluşunun her döneminde olmuştur. Popüler açıdan ise, Sanatın her dalının insan hayatında çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sanat adeta gökkuşağının renkleri gibi her rengi ayrı güzel, ayrı anlamlı ve o gökkuşağının ışıltısı neyse hayatımızda sanatın her dalının da aynı derecede hayatımıza pozitif etkisinin olduğunu düşünüyorum. Tabii müzik de bunların içinde en önde olanıdır. Müzik, her şeyimizi paylaştığımız bir dost misali yanımızda olan şeydir. Aslında bir bakıma müzikle birlikte hayatı paylaşıyoruz. Evet, müzik kültürel faaliyetlerin en önemlilerinden bir tanesi ama ben müziği en yukarıda görüyorum.

SORU: Müziği detaylı irdelediğimizde, sizce müzik toplum tarafından bilimsel olgu olarak görülebiliyor mu? ya da toplumun bakış açısından, müzik yalnızca düzenli sesler, eğlence, ritüel vb. olayların aracı olarak mı betimleniyor?

YANIT: Müzik, toplumu oluşturan bireyler arasındaki etkileşimleri, toplumların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyip, toplumsal ve toplumlararası anlaşma, dayanışma, paylaşma ve kaynaşmayı sağlar. Bireyler arasında bağ kurma, duygu, düşünce, tasarım ve izlenim alışverişini sağlama ve giderek ortak duygu, düşünce, tasarım, izlenim oluşturma tarzıyla bireyin toplumsallaşmasını kolaylaştır ve onların müzikli etkinlikler yoluyla grup çalışmalarına katılmalarını, grubun üyesi olmalarını grubun içinde toplumsal güven kazanmalarını sağlar. Müziğin, toplumsal iletişimi kolaylaştırması, hızlandırması ve yoğunlaştırması törenlerde, şölenlerde, radyoda, televizyonda günün belli saatlerinde belirli müziklerin yer alması gibi temelde böyle bir iş görüden kaynaklanması ise elbette bilimsel bir olgudur.

Ayrıca, son dönemlerde fark ettiğim bir somut olguyu dile getirerek sözlerime devam edeyim; son dönemlerde birbirine benzer müzikler ve şarkılar ortaya çıktı diye düşünüyorum. 2000’lerden sonra özellikle Türk Pop müziğinde 90’ların tadını maalesef ki bulamaz olduk. Yurtdışına baktığımızda her sene bir yenilenmenin içerisine girerken nedense biz o 90’larda yaşanan ve ciddi anlamda ivme kazanan müziği 2000’lerde devam ettiremedik diye düşünüyorum. Bunun da sebebi zannediyorum ki, internetin hayatlarımıza dâhil olması. Yani harcadığımız emeğin sadece bir ‘tık’ ile yok olmasından kaynaklanıyor. Bizim hala aynı müzikleri, şarkıları dinliyor olmamızın sebebi sektöre dönen çok fazla bir paranın olmayışıdır ve bunun da nedeni yasalar gereği sanatın arkasında durulmamasıdır. Örneğin, Amerika’da bu şarkı indirilen sitelere ciddi anlamda cezalar geldi ve her şey yasal yollarla yapılıyor. Buradan hareketle ülkemizde sanata verilen değerin dünya standartlarında olmasını arzu ederdim.

SORU: Müziği evrensel bir sanat yapan ana tema nedir? Dünya’da ve ülkemizdeki konumunu kıyaslayabilir misiniz?

YANIT: Müziği evrensel bir sanat yapan ana tema eserlerin etnik ve kültürel değerleridir. Müzik bir dildir. Farklı yörelerden, farklı bölgelerden, farklı ülkelerden, farklı kıtalardan; farklı kesimlerden, farklı topluluklardan, farklı toplumlardan, farklı uluslardan; kısacası, farklı kültürlerden farklı insanların ve insan kümelerinin (topluluklarının) buluşabildiği, birleşebildiği, az veya çok anlaşabildiği tek dildir. Bu dile “müzikçe” denir. Müzikçe diller üstü bir dildir, bir başka ifadeyle “üst dil” dir. Bazen sözlerini anlamasanız bile bir şarkıyı sevmeniz mümkündür. Onun sizi etkilemesi an meselesidir. Eğer ki o şarkı güzelse ve gerçek anlamda “Best of” olacaksa sizi alır ve bambaşka bir yere de götürür. Müzik bu yüzden evrensel bir takım değerlere sahiptir. Yani sözlerini anlamasınız dahi o ritim ruhunuza dokunur ve dünyanın neresinde olursanız olun, o şarkının farklı dillerdeki versiyonlarını da seversiniz. Benim geçen sene çıkan Hit 70’ler albümümdeki bütün şarkılar, uluslar arası hit parçalardı. Çünkü ülkemizde o yıllarda dinlenen şarkıların birçoğu adaptasyon şarkıları idi ve harika sözler yazıldı o müziklerin üzerine… Güzel şarkı her zaman güzel oluyor.  Dediğim gibi geçen sene çıkardığım albüme ciddi anlamda emek verdim ve benim için çok özel bir yeri vardır. Ayrıca bir başka konu ise ülkemizdeki gençlerimize baktığımızda da yabancı müzik dinlediklerini görüyoruz. Aslında bu çok doğal çünkü az önce de dediğim gibi sürekli kendini yenileyen bir yapıya sahip yurtdışındaki müzik.  Benim tek isteğim daha kaliteli işler yapabilmek.

SORU: Ulusal kültürümüzden yola çıkarak evrensel sanata ulaşmak ve katkıda bulunmak için gerçek sanatçının görevi ve hedefleri ne olmalıdır?

YANIT: Gerçek sanatçı dediğimiz zaman sanatçının duruşunun çok önemli olduğuna inanıyorum. Ayrıca sanatçı kendi karakteri ve müziğiyle sevenlerinin karşısına çıkmalıdır. Aynı zamanda cesaret de gerekir. Sanatçı demek, öncü bir insan demektir. Bizim yaptığımız iş sadece insanları mutlu etmek değil, aynı zamanda topluma rol model olmak. Özetle sanatçının örnek olması çok, çok önemli diyebilirim.

SORU: Şarkılarınızda hep bizden bir şeyler var. Bizi, bizim değerlerimizi anlatıyorsunuz. Kendi motiflerimizi işliyorsunuz. Böyle bir yolu seçmenizin sebebi nedir?

YANIT: Duygularımızı dile getiriyoruz. Hatta kendi duygularımızın ötesinde etrafımızdan esinlenerek ortaya çıkardığımız eserler ortaya çıkıyor. Kimsenin önemsemediği bir şey bizim için bir eseri ortaya koyma adına değerli olabilir.  Bizim ülkemiz o kadar güzel özelliklere sahip ki, her şeyden esinlenebiliyorsunuz.

SORU: “Aşk” sizi şarkılarınızda nasıl etkiliyor? Konu “Aşk” olduğunda; daha verimli, daha güzel işler mi ortaya çıkıyor?

YANIT: Şarkıların yüzde 80’i, 90’ı aşk üzerine kurulu diye düşünüyorum. Çünkü aşk her daim insanoğlunun yeme-içmeden sonra en önemli ihtiyacı diye düşünüyorum. Bu hayatta herkes ruh ikizini bulma peşinde, çünkü mutluluğun oradan geçtiği düşünülüyor. Ben aşk ile insanın tamamlandığını düşünüyorum. Üstelik duygularınız yoğunsa ve kalbinizle hareket edenlerdenseniz, aşk hayatınızdaki olmazsa olmazlardandır.

SORU: Son albümünüz Hit 70’ler’ projesi nasıl doğdu? Şarkıların seçimini nasıl yaptınız?

YANIT: Benim bütün konserlerimde söylediğim bir bölüm vardı, o da ‘ne varsa eskilerde var’ diye. Her konserimde de bunları söylemekten keyif alıyorum. Bu şarkılar herkes tarafından özel kabul edilen eserler ama ben bir de kendi sesimden dinlemeyi seviyordum ve kalıcı bir şey yapmak istedik. Aslında bu albümdeki bütün repertuarı birlikte hazırladığım kişi benim eşim Süleyman idi. Sürekli söylediğim bu şarkıları biraz daha geliştirerek albüm yapmayı istedik ve Berlin’de ciddi bir çalışmanın sonunda bu albüm ortaya çıktı. Tabii uzun bir süreç oldu bizim için çünkü o eserler için tek tek izinler alındı ve repertuar oluşturuldu. Burada Hakan Eren’in ismini söylemeden edemem çünkü bu şarkılar için izinlerin alınmasında çok önemli bir etken oldu. Bu anlamda telif haklarıyla ilgili ciddi yardımları oldu. Ve şunu söylemeden edemeyeceğim, albümüm yeterli ilgili görmedi. Dinleyen insanlar çok beğendiler çünkü farklı bir işle karşılaştılar. Şarkılarımız aynıydı ama altyapılar çok farklıydı. Şarkıların var olan görkemine biz de bir şeyler katabilmek için çaba harcadık. Ancak albümün hak ettiği yeri bulduğunu düşünmüyorum.

SORU: Hit 70’ler adlı albümünüzde çıkış parçası olarak son derece ritmik ve güzel bir nostalji olan ‘Palavra’yı setçiniz. Alışıldık coverlardan da farklı bir formasyon kurguladınız. Her şarkıyı ayrı, ayrı ele alıp yeniden aranje etme mantığından hareket eden bir sistem, alt yapısı yoğun ve titiz çalışmalar sonucu bir buçuk yıllık bir zaman diliminde albümü ortaya çıkardınız. Albüm sonrası bir dizi yapmayı hiç düşündünüz mü? 

 

YANIT: Dizi sektörü çok farklı gerçekten. Bu şarkıların hepsi her şeyde kullanılabilecek türden, çünkü bu şarkılar klasikler diye tabir ettiğimiz türden. Ama açıkçası bu şarkıdan da dizi olur mu diye hiç düşünmedim.

 

SORU: Sosyal sorumluluk projelerine gönüllü olduğunuzu, Moda, Edebiyat, Felsefeye olan düşkünlüğünüzü biliyorum. Kültür ve sanatın zaten hep içindesiniz. Dilerseniz birazda bunların dışına çıkıp Fenerbahçe’ye geçelim. Ve Nasıl Fenerbahçeli oldunuz? Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Benim Fenerbahçeliliğim babam sayesinde oldu. Babam gerçek anlamda Fenerbahçeli idi. İzmir’de yaşarken babamla birlikte Fenerbahçe’nin her maçına giderdim. Üstelik büyük bir keyif alarak da giderdim. Fenerbahçeli olmak çok ayrı bir duygu. Üstelik Mustafa Kemal Atatürk’ün takımı olmasından dolayı çok ayrı bir yerdedir. Benim en çok gurur duyduğum şeylerden bir tanesi de Fenerbahçeli olmaktır. Takımımızın başarısı zaten ortada, buna dair pek fazla söz söylemeye gerek yok diye düşünüyorum.

SORU: Bir taraftar olarak Fenerbahçe’nin maçlarını ekran başında mı yoksa statta mı takip ediyorsunuz? İlave olarak; Fenerbahçe’nin galip gelmesi için özel bir toteminiz var mıdır?

YANIT: Aşırı yoğunluktan dolayı pek fazla maça gelme şansım olmuyor, ama inşallah yeni sezonda kızımla birlikte tribündeki yerimizi alacağız. Özel bir toteminde yok. Çünkü Fenerbahçe’me güveniyorum.

SORU: Fenerbahçelilerin artık kankası durumuna gelen (FENERIUM) mağazaları aracılığıyla dünyada milyar dolarlık iş kolu olan markalı ürünlerin satışını içeren  “Merchandising Pazarlamasını” ülkemizde Fenerbahçe’nin ilk gören kulüp olması ve müthiş kreatif becerisiyle sektörde hızlı yol alarak ciddi gelirler elde etmesi, bir Fenerbahçeli olarak sizi nasıl duygulandırıyor?

YANIT: Ben Fenerium için çok güzel şeyler düşünüyorum. Fenerbahçe’ye yakışır bir şekilde gidiyor.  Bu camia böyle bir şeyi istiyor ve bekliyordu, dolayısıyla da Fenerium gibi ciddi bir kurumun olmasından dolayı çok mutluyuz. Fenerbahçeli olan arkadaşlarımıza Fenerium’dan hediye alıp da götürdüğümüzde çok mutlu oluyorlar. Bu nedenle iyi ki böyle bir kurum var.

SORU: Sizinde sahibi olduğunuz, Fenerbahçeli taraftarların adeta kimlik kartıyla özdeşleşen “Fenerbahçe Kart” ve Dünya’nın en çok taraftar GSM abonesine sahip olan “Fenercell” mobil telefon aboneliği için taraftarlarımıza önerileriniz nedir? 

YANIT: Fenerbahçe Kart ve Fenercell için de şunu söylemek gerekir; onlar da çok önemli yerdeler. Ticari gelirleri yadsınamaz bir realite olmakla birlikte, prestij açısından da Fenerbahçe Spor Kulübünün diğer bir “Merchandising Pazarlama” kültürünün dışa vurumudur. Ben bunların da taraftar açısından güzel birer hediye, ciddi bir gurur kaynağı olduğuna inanıyorum ve tüm taraftarlarımıza desteğe devam diyorum.

 

SORU: Futbol takımımıza döndüğümüzde; 2012/2013 sezonunda Fenerbahçe futbol takımımızın UEFA Avrupa Ligi, Süper Lig ve Ziraat Türkiye Kupası gibi 3 kulvarda göstermiş olduğu başarı performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Geçtiğimiz sezon harika bir Fenerbahçe izledik. Tek kelimeyle muhteşem idi. Her şeye rağmen ayakta kalabilen bir kulübüz. Göz yaşartan bir başarı oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

SORU: 2012/2013 sezonunda Fenerbahçe futbol takımında teknik, taktik, tempo, disiplin ve oyuncu performansı açısından en çok beğendiğiniz futbolcular kimler oldu sizce?

YANIT: Mehmet Topal ve Gökhan Gönül’ün isimlerini özellikle telaffuz etmekte fayda var. Tabii sadece bu iki oyuncu değil, emek veren bütün takımı kutlarım. Emre Belözoğlu, Avrupa Kupalarında görev alamadı ama Lig’de ve Türkiye Kupası’nda sergilediği performans ortada. Aynı şekilde Kalecimiz Volkan,  Egemen, Yobo ve pek tabii genç starımız Salih. Özetle bütün takıma huzurunuzda elde ettikleri başarıdan dolayı teşekkür ederim.

SORU: Fenerbahçe’nin, 2013/2014 sezonunda yine 3 kulvarda daha da büyük başarılara imza atmak için, mevcut kadrosuna yaptığı takviye niteliğindeki yeni transferleri olan, Bruno Alves,  Alper Potuk, Michal Kadlec, Samuel Holmen gibi yıldız oyuncular hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz? 

YANIT: Fenerbahçe’nin mevcut kadrosu, zaten Avrupa çapında kabul gören futbolculardan oluşuyordu. Bu mevcut kadroya sizin de değininiz gibi yeni sezonda yeni isimler takıma katıldı. Hepsi de kaliteli oyuncular. İyi bir Fenerbahçeli olarak transferleri de yakından takip ediyorum. Yapılan transferler yerine nokta atışlar yerine göre alternatif oyuncular. Bu transfer politikası ise kadro genişliği ve gerekliliği açısından Fenerbahçe’mizin büyük takım olma özelliğini bir kez daha kamu oyuna kanıtlıyor ve takdirle karşıladım. Yeni sezonda da iyi işler yapacağımıza inanıyorum.

SORU: 2013/2014 yani önümüzdeki sezonda nasıl bir Fenerbahçe Futbol takımı görmek istersiniz?

YANIT: Teknik açıdan değerlendirirsek; “Tempolu, mücadeleci, yardımlaşan saha parselizasyonu iyi yapan, kanat beklerinin hücuma katkısı olan, topun olduğu yerde çoğalan, savunma hattını öne çıkartarak alan daraltan, organize takım presi, akıcı pas oyunu gibi modern futbolun gereksinimlerine sahip olan, fiziksel, taktiksel, psikolojik açılardan takım olarak performanslar gösteren, çoğu takımda olmayan herkesin aradığı kolektif ruh ve kolektif oyun yapısını maçlara çok iyi yansıtan bir Fenerbahçe takımı görmek isterim.” İlave olarak gönlümden geçenlerse, Ben yeni sezondan çok ümitliyim. Yine her şeye rağmen Takımımızı şampiyon olarak görebileceğimize inanıyorum. Geçtiğimiz sezon kıl payı kaybedilen bir Avrupa Kupası finali oldu. bu sezon şu UEFA engelini hayırlısıyla bir aşabilirsek bu sene Avrupa çok ses getireceğimize inanıyorum.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Biz çok büyük bir camiayız. Müthiş bir stratejik güç ve inanılmaz bir sivil toplum örgütü olan Fenerbahçe camiasının Türkiye’de çok önemli bir yere sahip olduğuna inanıyorum. Beşiktaş’ın ve Galatasaray’ın taraftar gruplarına da sevgilerimi gönderiyorum ama Fenerbahçe camiasıyla ve taraftarıyla gurur duyduğumu söylemek isterim. Başkanımızın da çok önemli işlere imza attığını dile getirmek isterim. Onunla her zaman gurur duyduk. Fenerbahçe’mize uzun yıllardır yapmış olduğu katkılarından dolayı teşekkür ediyor kendisine sağlık ve mutluluklar diliyorum. Tüm camiamıza, Fenerbahçe dergisi aracılığıyla sevgi ve saygılarımı iletiyorum. 

Bizde Fenerbahçe Dergi grubu olarak; bu güzel ve keyifli söyleşi için değerli sanatçımız Sayın Pınar AYLİN hanımefendiye teşekkürlerimizi iletiyor ve kendilerine sağlık, mutluluk ve başarı dolu güzel yarınlar diliyoruz.