Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAMİ SAVNİ ÖZER.

İnsan ruhunu mest eden sesiyle televizyon ekranları ve minarelerden okuduğu ezanları, kalplere huzur veren muhteşem ilahileri ile Türk halkının kayıtsız kalamadığı naif bir hafız. Türk Klasik ve Tasavvuf müziğinin en önemli üstadı. Uzun yıllarını büyük ölçüde unutulmuş fakat çok zengin bir hazine olan Osmanlı Mistik Müziği ve Türk Tasavvuf Musikisini yeniden hayat bulmuş dünya müziği ile kaynaştırmaya adayan, aynı zamanda müthiş bir Fenerbahçe aşığı olan Sayın Sami Savni Özer Hocamız ile harika bir renk daha katıldı “Akademik Vizyon” Klasiğimize..

  

Repertuarında etkin olarak Tasavvuf müziği ve şiirlere yer veren ve aynı zamanda çağdaş müzik ile de solist olarak ilgilenen adeta popüler bir rock sanatçısı betimlemesiyle sahneleri koreografi kabiliyeti ve beden dilini müthiş kullanarak dolduran batılı bir tipleme. Senfonik müzik çalışmalarını doğu ve batı kültürlerinden aldığı daha geniş enstrümantal kurguyla arka plan kullanarak çağdaş ritimler bütünlüğü içinde Klasik Tasavvuf müziğinin sınırlarını genişletmiş ve kendi özgün stilini katarak dünyanın beğenisine sunmuştur.

İlahiler ve kasideler içeren sekizinci albümünün kayıtlarında her zaman kullandığı enstrümanlar ile birlikte ney, Hind sitarı, Azeri duduk, klasik batı flüt, cello ve arp gibi enstrümanlara da yer vererek farklı müzik geleneklerinden derlediği enstrümanlar ile özgün ve yeni bir kompozisyon ortaya koyuyor.

Bazen otuz kişilik bir orkestra eşliğinde bazen de semazenler ile solo konserlerinde ve müzik festivallerinde icralarını sıklıkla devam ettiren değerli hocamız ve dünya sanatçımız Sayın Özer; etkinliklerini Türkiye’de, komşu Balkan Devletleri’nde, Fransa, Hollanda ve Almanya’yı içeren Avrupa’da, ayrıca Güney Amerika ve ABD’de gerçekleştirerek; Türkiye’nin adını bir kültür elçisi olarak dünyanın dört bir yanına taşıyıp, rekor sayıda uluslararası ödüller alarak dünya genelinde milyonların sevgilisi, Türkiye’nin ise ulusal gururu olmaya devam etmektedir.   

  

SORU: Sayın hocam, çağdaş sanat sektörünün önemli bir sanatçısı ve düşünce adamı olarak sizden öncelikle Tasavvuf müziğinin tanımı, nasıl doğduğu ve gelişme evrelerini rica edelim.

YANIT: Şimdi Sedatçığım; müzik olgusu, dünya kurulduğundan beri vardır. Yani Allah bizim ruhlarımızı yarattığında “elestu-bi-rabbikum” hitabındaki güzel ses ile müzik oradan doğmuştur. Gelişme evreleri için uzun anlatımlar gerektirir ancak en net ve kısa bir örnek vermem gerekirse ilk tasavvuf müziği olarak Hz. Muhammed’in (SAV) Medine’ye teşrifinde bütün Medinelilerin sevinçten okuduğu “Taleal- bedru aleynâ, Min seniyyâti-il vedâ, Vecebe'ş-şükrü aleynâ, Mâ deâ lillahi dâ” dır. Yani Tasavvuf müziğindeki ilk örnek Medinelilerin okuduğu “Taleal- bedru aleynâ’dır. Bundan sonraki süreçte gelişme evreleri Abu Nasr Muhammad al-Farabi ve Buhurizade Mustafa Itri ile devam ederek Osmanlı saraylarına kadar girmiştir. O dönemler Sultan Yavuz Selim, Türk müziğinin gelişmesinde çok katma değerler sağlamıştır. Osmanlı’yı biliyorsunuz, bütün ülkelerin insanlarından oluşan ve tevhidi temsil ile yönetilen bir devletti Osmanlı İmparatorluğu. Yani, insanlar arasında din ve etnik köken ayrımı olmasın diye ülke yönetiminde tevhidi temsil vardı ve tevhitten de bu müzik doğdu. O müziğin içinde pek tabii Balkanlardan, Rumeli’nden, oluşan çeşitli kültür mozaikleriyle, uzun süreçler geçirerek Tasavvuf müziği günümüze kadar gelmiştir şekilde özetleyebiliriz.

SORU: Klasik Türk musikisi ile Pre-Klasik Batı Müziği arasındaki benzerlikler nelerdir?

YANIT: İki müziğin melodileri hep aynıdır ancak solfej farkları vardır. Solfej olarak şu değişkenlikler dikkatleri çeker. Klasik Türk Müziği’nde çeyrek sesler vardır, batı müziğinde ise bunlar yoktur, onların yerine minör, majör ve yarım sesler vardır. Yani Klasik Türk musikisi ile Pre-Klasik Batı Müziği arasındaki benzerlikler makam olgusudur. Örneğin popüler ABD'li şarkıcı, sözü yazarı ve caz piyanisti Nat King Cole’in söylediği “Confess” adlı bir şarkı vardır; işte bu parça nihavent makamıdır ve nihavent makamına çok güzel bir örnek teşkil ederek söz konusu müzikler arasındaki benzerliğin en net kanıtıdır. Dolayısıyla nihavent makamı bizde de vardır ve insanlar müzikte birbirinden hakikaten etkilenmişler.

SORU: “Allah'ın adını yüceltmek anlamına gelen” İ'lây-ı kelimetullah”ın Tasavvuf müziği ve ilahilerde ki yeri ve önemi nedir?

YANIT: O tasavvuf müziğinde ve Ezan-ı Muhammedilerde vardır. Bizim yaptığımız konserlerde kendine yer buluyor. Tasavvuf musikisi içinde ve okunan ilahilerde çok önemli mesajları içermektedir. Peygamber aşkı ve insanların karşılıksız birbirlerini sevmelerini betimler. Tevhidi anlatan en önemli objedir.

  

SORU: “Besteyi nota değil, Allah yaptırır” sözleriniz ilginç ve manidar, hatta biraz da iddialı gibi. Bu mesajla neyi kastediyorsunuz?

YANIT: Elbette öyledir. Beste ilhamla gelir. İlhamı ise Allah verir. Allah vermese insan bir şey yapamaz ki. O yüzden besteyi Allah yaptırır. İsterse o kuluna yaptırır, istemezse kalıcı hiçbir eser çıkmaz. Bakın günümüze örneğin bir müzik şirketi bir müzisyeni arıyor; “Bana, önümüzdeki ayın 5’ine kadar 10 tane beste hazırla, sanatçım var O’na şarkı yaptıracağım.” diyor. Böyle beste olmaz. O ancak sabun köpüğü gibi bir şey olur. Bugün dinlenir, yarın dinlenmez, yok olur gider. O nedenle beste Allah’ın lütfudur ve o kadar basit bir şey değildir.

SORU: Kâinatın musikisi nedir ve bunun farkına nasıl varabiliriz?

YANIT: Ben Beykoz- Dereseki’de oturuyorum. Ormanın içinde bir evimiz var, Allah nasip etti. Sabah namazını kılınca üst balkonun camlarını açıyorum. Sedatçığım; O kuşların sesini bir dinleyeceksin, nasıl bir zikirdir. “Orman orası.” Nasıl bir kâinatın müziğidir o.  Örneğin; bizim orada çok bülbül var. Kaside okuyorum ben, bülbül de karşıma geliyor o naif sesiyle adeta benimle yarış yapıyor. Kuşlar ne melodiler çıkarıyor. Kelebekler sema ediyorlar. İşte kâinatın musikisi budur, Allah’ın yaptığı müziktir. Düşünürsek rüzgârın sesi de müziktir, kuşlar müziktir, yağmurun sesi bir müziktir. Müziksiz insan yaşayamaz. Tabiatımız müziktir. Dolayısıyla çevremize biraz duyarlı olabilirsek o vakit kâinat müziğinin farkına varırız.

SORU: Sayın Ayhan Sicimoğlu Ağabeyimle yaptığım bir röportajımda “Sami hocanın ezanlarının hastasıyım en makamlı ezanları ondan dinleyeceksin” demişti. Şimdi bende soruyorum Sami hocama; Ezan makamları nelerdir ve hangi ezan hangi makamda okunmalıdır?

YANIT: Sedatçığım; ben ezan okumaya 7 buçuk yaşımda başladım. Yüce Allah’ın bana bahşettiği yetenekle elimden geldiğince okumaya çalışıyorum. Sabah ezanı Saba makamında okunur ve Saba makamının “Dilkeşhâveran” vb. gibi yakın kardeşleri vardır ama temel makam Saba makamıdır. Öğlen ezanı Hicaz da olur, Uşak da olur. Genelde Hicaz okunur. İkindi ezanı Uşak makamında okunur. Kim çıkarttı bilmiyorum ama uyduruk bir Rast makamı okuyorlar. Osmanlı döneminden bu tarafa öyle bir tarz yoktur. Akşam ezanı Segâh makamında okunur. Ya da Segâh, Hüzzam karışık okunur. Yatsı da yine Uşak ya da Hicaz makamında okunur.

  

SORU: Şimdi de biraz özele geçelim. İlahileri çok sesliliğe taşımak ve arp gibi farklı bir enstrümanı kullanmak nereden geldi aklınıza? Ya da bunun bir fikir babası mı vardı?

YANIT: Bunun fikir babası vardır. Beni yetiştiren Safer Efendi Hazretleridir. Bu yolu da o açmıştır. Tasavvuf müziği daha önceleri klasik sazlarla okunuyordu. Tambur, ud, kanun, ney, kudüm vb. gibi enstrümanlarla yapılıyordu. 500 kişi falan dinliyordu. Gençler pek dinlemezdi. Safer Efendi, bu organizasyona yaylı enstrümanları koydurdu. Tenkit edenler oldu, ritimler az olmuş, falan diye. Safer Efendi tenkit edenlerin yanında, öbür albümde birkaç ritim daha koy sen dedi. Efendim, Hakka yürüdü, rahmetli oldu. Yaptığımız ilahiler senfonik olsun, arp koyalım dedim. “Eşim arpist aslında. Türkiye’de çalmıyor ama Amerika’da çok konserleri oldu.” Tabii arpı koyunca bütün senfoni enstrümanlarını da koyduk. Hakikaten bunu yaptığımız zaman ses getirdi. Bütün gençler tasavvuf müziğini sever oldu ki “Hû” albümü öyle çıktı. O zamanlar biliyorsun Uzanlar vardı, onların katkılarıyla oldu ve Rumeli Hisarı konseptinde Hû albümü bir ilk olunca albümün de popülaritesi arttı. Ondan sonra da hem yurt içinde hem de yurt dışında büyük senfoni konserleriz oldu. Global bir kitleye hitap edilerek büyük beğeni toplandı.  

SORU: Şimdi Hû albümüne geliyorum; yaptığınız albümler içinde biri vardı ki çok önemliydi. “Hû Albümü”. İlahilere senfonik altyapıyı ilk kez getiren çok başarılı bir çalışmaydı. Sizi popüler kültürle de tanıştırdı. Sizce nasıl bir adımdı bu?

YANIT: Muhteşem bir adımdı. Şimdi Allah için doğruyu söylemek lazım bu albümün popüler olmasına Sayın Hakan Uzan sebep oldu. Albümün tanınırlığı için hiçbir fedakârlıktan kaçınma diye Erol Köse’ye talimat vermiş. Hakikaten çağdaş kesime Türk Klasik ve Tasavvuf müziğinin müthiş PR’ını yaptırdı yani. O dönemler Star TV en büyük televizyon, Kral TV’de öyle, düşünün onca popüler starların klipleri arasında bir ilahi klibi Kral TV’de “Demedim mi” klibi Top 10’da 1’e çıktı. Şimdi Yiğidi öldür hakkını yeme derler ya, Hakan Uzan’ın çok büyük katkısı oldu. O nedenle Hû albümü için bu aksiyon çok büyük bir adımdı.

SORU: Hû albümünden sonra diğer albüm çalışmalarınız da olmuştu, şimdilerde yeni bir albüm daha çıkartmayı düşünüyor musunuz?

YANIT: Hû albümünden sonra güncel moda trendlerine uygun butik bir senfoni albüm yaptım. 111 kişi çaldı. Tamimiyle akustik eserleri kapsadı. Ondan sonrada POL Prucdtion “Feryad-ı Gam” albümünü çıkardık. Bu albümün tüm maliyetlerini kendi bütçemden karşıladım. Ancak albüm çıkartmak çok maliyetli bir proje, finansal geri dönüşte pek olmuyor. Belki bir sponsor bulunursa yeni bir albüm çıkartmayı düşünebilirim.

SORU: Boş zamanlarınızda yaşam alanlarınız nereler? Duygu olarak beslendiğiniz ülkeler, şehirler ya da semtler var mı?

YANIT: Evle beraber 450 metrekare bir bahçemiz var. Botanik bir bahçe ve hanımın biraz domatesi, fasulyesi var çeşitli çiçekler ve güller var. Patagonya’dan bile gül getirdim. Boş zamanlarımda onlarla uğraşıyorum. Duygu olarak beslendiğim ülke ve şehirler hususunda ise, en çok sevdiğim ve etkilendiğim şehirler elbette Mekke ve Medine’dir. Onların yerini hiç bir şey doldurmaz. Sonra eşimin ülkesi olan Lübnan diyebilirim, gayet naif ve zarif ülke. Onun haricinde Arjantin’i çok severim. Birkaç kez gittim otantik ve mistik bir atmosferi var ve orayı da çok seviyorum. Ayrıca Patagonya var o da enteresan bir ülke. Ve pek tabii İnce güzellikler ülkesi olan Türkiye’nin; dünya birincisi, eşi olmayan tek incisi, eğlence, zevk, neşe ve hayat dolu güzel İstanbul’u da seviyorum.

SORU: Sayın Sami Savmi ÖZER hocamızın hobileri nelerdir?

YANIT: Bülbüller. Geliyorlar, konuşuyoruz onlarla. Yemek yerken geliyor, bakıyor bana. Kaçmıyor. Bazen sevdiriyor bile kendini. Tabii ki bütün hayvanları seviyorum ama evimde beslemiyorum. Evimde piyanom var, ofisimde çok güzel bir müzik setim var. Orada bütün dünya müziklerini dinliyorum. Klasik Batı Müziği, Klasik Doğu Müziği, Caz… Kulağa hoş gelen seslerin hepsini dinlerim. İşte benim hobilerimde bunlar Sedatçığım.

  

SORU: Ve şimdide geçiyoruz Fenerbahçe’mize; nasıl Fenerbahçeli oldunuz? Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Fenerbahçeli olunmaz. Fenerbahçeli doğulur bir kere bunu baştan söyleyeyim Sedatçığım. Ben 7 yaşlarımda, yani ezan okumaya başladığım yaşlarda, sarı laciverti gördüm ve hasta oldum o renklere. Hâlbuki orada sarı kırmızı da vardı, siyah beyaz da vardı ama ben sarı laciverti sevdim. Demek ki ruhumda bu vardı. O yüzden biz doğuştan Fenerbahçeliyiz.  Fenerbahçelilik duygusu sevgilerin en güzeli. Gençliğimde arkadaşlarla maça giderdik. Biz Fenerbahçeliyiz, Galatasaraylısı vardı, Beşiktaşlısı vardı. Bizde, birbirine küfür falan yoktu. Mesela diyelim ki, Fenerbahçe Galatasaray’ı yendi, “bir baba hindi hey Allah, Galata’ya bindi hey Allah”, sonra git Kanlıca’da beraber yoğurt ye. Bu olgu sonradan Türkiye’nin sosyo-ekonomik toplumsal yapısıyla birlikte taraftar kitlesi ve tepkisi de çok değişti. İnşallah bundan sonraki süreçlerde barışçıl bir toplumsal birliği ve kültürü stadyumlarda görürüz. İyi ki, Fenerbahçeliyim çünkü bu duygu hiçbir değerle ölçülemez kadar çok güzel. 

SORU: Tesisleşmeden Şirketleşmeye, Kurumsal Kimlikten Markalaşmaya ve Sportif başarılara kadar Fenerbahçe Spor Kulübünün başarı trendini nasıl buluyorsunuz?

YANIT: Çok güzel buluyorum. Türkiye’de ilk defa, kendi öz kaynaklarıyla ülkedeki en güzel stadı yapan Fenerbahçe’dir. Ötekilerin yapılan statları devlet destekli kendi öz kaynaklarıyla değil yani. Fark burada. Sayın Başkan Aziz beyefendi, Allah selamet versin Fenerbahçe toplumuna hakikaten çok güzel katma değerler yaptı. Stat olsun, sportif tesisler olsun, Fenerium mağazaları, GSM iletişim hizmeti sunan Fenercell olsun; bunlar sadece Türkiye’de değil global ölçekli dünya ülkelerinde ciddi bir kurumsal kültür ve marka değeri oldular. Hem kulüp hem de Türkiye adına ulusal bir gururdur. Olaya bu açıdan da bakmak gerekiyor. O nedenle dünyanın her yerinde Fenerbahçe değerli. Benim eşim Lübnanlı, gidiyorum orada herkes Fenerbahçe’yi biliyor ve seviyorlar. Dünyanın her yerinde Fenerbahçe seviliyor ve sevilmeyecek bir takım da değil. Bazı fesat adamlar olmasa daha da sempatik bir takım ve kulüp olacağız. Zamanla bunlarda düzelir inşallah.

SORU: Fenerbahçe'nin geleceğinde söz sahibi olmak ve de en önemlisi, Fenerbahçe'nin büyüklüğünü görmesi gerekenlere göstermek amaçlı “Hedef 1 Milyon Üye” projesi için taraftarlarımıza mesajınız nedir?

YANIT: Allah güzel taraftarlar nasip etsin. Hoşgörülü, tenkitini edep içinde yapabilen insanlar nasip eylesin Fenerbahçe’mize. 1 milyon değil 3 milyon üyemiz olsun inşallah. Allah’tan onu niyaz ediyorum.

SORU: Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

YANIT: Fenerbahçe çok güzel bir takım. Çok eski, Osmanlı’dan bu tarafa olan bir kulüp. Benim taraftarlardan ricam, spor muhabbeti içerisinde taraftar olalım. Birinin anasına babasına küfür etmek aslında kendi annene babana küfür etmektir. Bizde kötü söz sahibinindir diye bir atasözü var. Hoşgörülü, yapıcı tenkitler olmasını diliyorum, yıkıcı tenkit değil. Sayın Aziz Yıldırım’a başarılar diliyorum. Kendisini gıyaben tanıyorum. Allah başarılarını daim etsin. Sami Özerler, Sedatlar, Aziz Yıldırımlar hepsi geçici. Baki olan bırakılan hizmettir. Hizmetin, arkandan konuşulursa bu çok güzel bir şeydir. Allah inşallah arkamızdan güzel konuşulacak şekilde hizmetler edip gitmeyi hepimize nasip etsin.

Fenerbahçelilere de, Fenerbahçeli olmayanlara da hayırlı ramazanlar diliyorum. Sıhhatli, bereketli, huzurlu, barış içerisinde, kardeşçe bir ramazan diliyorum. Halden anlayan Müslümanlar olmalarını diliyorum. Dilencileri değil, fakir fukaraya gidip onların bulunup yardımlar yapılmasını, böyle bir ramazan ayı geçirilmesini diliyorum. Hepimiz geçiciyiz, kalıcı olan Allah’tır ama hizmetler, yapılan hayırlar ve eserlerde önemlidir. Ayrıca herkesin Ramazan Bayramı’nı da kutluyorum. İnşallah bütün zamanımızın Fenerbahçe’nin daha iyi yerlere gitmesini görmek ve her anımızın bayram havasında olmasını diyorum. Sağlık, mutluluk, bereket ve huzur dolu nice bayramlara, Sevgiler.