Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN AHMET TANSU TAŞANLAR.

Küçük Kadınlar dizisi ile girdi hayatımıza.  Kara Para Aşk’ın gözü pek ve açık yürekli komiseri Arda betimlemesiyle taht kurdu tüm sevenlerinin gönlünde. En son rol aldığı proje Analar ve Anneler ile oyunculuk yelpazesinin ne kadar geniş olduğunu gösterdi. Aynı zamanda müthiş bir Fenerbahçe aşığı olan Sayın Ahmet Tansu Taşanlar Beyefendiyi röportaj sponsorumuz Dalyan Club Tesislerinde konuk ettik.

Değerli sanatçımız, Sayın Ahmet Tansu Taşanlar beyefendiyi, siz değerli taraftarlarımız için; İstanbul’un en köklü ve en prestijli mekânlarından; eğlence ve spor kompleksi “Dalyan Club Tesislerinde” ağırladık. Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk.

  

SORU: Sayın Tansu Bey; Sinema sanatı; insanın kendisini ve toplumla olan mücadelesini bir beyaz perde aracılığıyla izleyicilere yansıtırken, toplumu ne şekilde eğitmeyi amaçlar, sinemanın topluma eğitsel katkısı nedir?

YANIT: Sinema diğer sanat dallarına oranla çok daha geniş kitlelere çok daha kolay ulaşabilen bir sanat dalı. Bence her filmin bir derdi olmalı, bir şey anlatmalı ancak o zaman insanlara katkı sağlayabilir. Bugün sadece gişe yapsın diye çekilen filmler de mevcut, derdini anlatan filmler de. Sadece Türk Sineması için söylemiyorum bunu bütün dünyada bu böyle. Gişe kaygısını da anlamak mümkün çok ciddi paralar harcanıyor ve karşılığı alınmalı. İnsanlar bir film yazarken, çekerken, oynarken neden yapıyorum bunu sorusunu sorarsa ve cevabı kendini tatmin ediyorsa işte o zaman eğitsel katkısını konuşabiliriz. Ama şu an çekilen filmlerin birçoğu için bunu söylemek zor. 

SORU: Günümüzde sinema filmlerine milyon dolarlarla ifade edilen ciddi yatırımlar yapılıyor ve vizyona girdiğinde ise gişe hâsılat rekorları kırılıyor. Sizce sinemanın Türk toplumu üzerinde bu denli cazibesi ya da büyüsü nedir?

YANIT: “Aslında sinemanın bu kısmı Türkiye’de karşılık görmüyor. Milyon dolarlar ile ifade edilen filmler Hollywood’da yapılıyor, biz ise onların Catering’e ayırdıkları parayla film yapıyoruz.  Çok az insan var sinemaya ciddi harcamalar yapan. Çok ciddi platolar kuran, ciddi yatırımlar yapan ve sinemadan kazandığını tekrar sinemaya yatıran çok küçük bir topluluk söz konusu. Diğer tarafta çok daha ucuza mal edip, 10 gün gibi çok kısa bir sürede film çeken bir topluluk var. Bu 10 günlük sürede çekilen filmler ile Hollywood’daki filmleri kıyaslamamız mümkün değil. Tabii orada da ‘sabun köpüğü’ diye adlandırılan ve çok kısa sürede yaptıkları filmler var ve ben onu ‘vurgun sineması’ diye adlandırıyorum. Temelinde kar maksimizasyonu var. Ama diğer tarafta da sinemanın büyülü dünyasını yaratabilen, oluşturabilen bir kitlenin varlığından söz edilebilir. Eğer siz bir filmi izlerken bambaşka hayaller kurup, başka hayatlar yaşayabiliyorsanız işte büyü orada gizlidir. Önemli olan izleyenlerin hayal dünyasının genişletebilmek ya da hayal ettiklerimizin karşılığını beyaz perdede bulabilmek…”

  

SORU: Dilerseniz birazda Tiyatro diyelim. Tiyatro alanında ortaya konulan eserlerin içeriğinin, biçiminin ve dünya görüşünün toplumsal olarak temellendirilmesi, neden toplumsal olduklarının belirlenmesi, sosyal ve sınıfsal konumlarıyla ilişkilendirilmesi, günümüzde sahnelenen tiyatro oyunlarında ne denli ön planda oluyor?

YANIT;   Tiyatronun ayna olduğunu söyleriz her zaman ama tiyatro, aynadan daha da fazlasıdır. İnsan denilen varlığın tüm kusursuzluğunu ve kusurlarını aynı sahnede sergiler. Sürekli tiyatroya sorumluluklar yükleme çabası içindeyiz, insanları eğitmeli, bir şeyler öğretmeli. Hâlbuki böyle bir mecburiyeti yok hiçbir sanat eserinin. Bir eserden herkes farklı bir şey alır, en güzel yanı da bu bence.. herkesin hayatına farklı noktalardan dokunması..

SORU: Popüler magazin kültürünün, sinema, tiyatro ve dizi eksenindeki kurgusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Alışveriş Merkezlerinin içinde tiyatro sahneleri açılmaya başlandı, bu kolay ulaşabilir olması açısından güzel, tiyatroların kendi sahneleri olamayışı açısından üzücü bir durum. O, AVM sahnelerinde bir afiş görüp "aa bu kız falancanın sevgilisi, aa şu çocuk bu dizide oynuyor" diye o oyunu tercih ettiklerine rastlıyoruz. yani televizyonun meşhur ettiği karakterleri tiyatro sahnesinde görmeyi istiyor. aynı şekilde magazin değeri yüksek olan kişiler "rating" yapıyor gibi bir algı da söz konusu dizi ve sinemada.. 

  

SORU: Dizilere göz attığımızda, Bugünkü konjonktürde görünen o ki, yapımcılar ihtiyaca cevap verme telaşı içerisinde. Diziler her geçen gün cinselliği ve gerilimi daha çok ön plana çıkarıyor. Bunun sanatı bir güç olmaktan çıkarıp sadece bir zevk ve gerilim unsuru haline getirdiğini düşünüyor musunuz?

YANIT:  Bu tamamen arz-talep ilişkisi. Burada birilerini suçlamak yanlış olur. Hayatta karşılığı olan şeyler var bunlar zaten tvde izlediğimizde rahatsız etmeyen şeyler, ama bir de reyting denilen canavarı beslemek uğruna yapılan şeyler var ki bence itici ve irite edici bir durum. Herkes sürekli bu cinselliği ve gerilimi eleştiriyor ama baktığınızda en çok reytingi o yapıyor. bir gün reytingin size çizdiği değil de senaristin kimsenin karışmadan yazdığı hikayeler izleriz umarım.

SORU: Şimdi de biraz özele geçelim. Dizi aktörlüğü kariyerleriniz ön planda olsa da, siz öncelikle tam bir tiyatro adamısınız, sizi bu denli tiyatroya iten ana tema nedir?

YANIT: Tiyatroya tesadüf eseri başladım. 12 yaşımda bir oyun izlemeye gittiğim yerde kendimi bir şekilde sahnede buldum.  henüz 12 yaşındaydım ve 12 yaşında bi çocuk için başka biri olma hali dünyanın en güzel oyunuydu.. dört sene Osmangazi Kültür Merkezi'nde kursiyer oldum, ardından özel tiyatrolar sonra Konservatuar.. sanırım tiyatro sahnesine bu denli hayran olma sebebim; sahnedeyken seyirciyle birebir paylaştığınız o enerji.. o çok başka bir şey..

  

SORU: Ve tatlı hatıralar bırakan rahmetli Çolpan İlhan’la iki sezon oynadığınız “Sonbaharı Beklerken” tiyatro oyunu hakkındaki düşüncelerini rica edelim.

YANIT: Öncelikle ‘Sonbaharı Beklerken’ adlı oyundan bahsetmek isterim. 20.yüzyılın en önemli yazarlarından biri olan İris Murdoch’un hayatını anlatan bir oyun.O'nun aşkını, tutkusunu, hayata bakışını ve öyle bir dehanın Alzheimer gibi bir hastalığa yakalanması..  Çolpan İlhan ile çalışma kısmına gelirsek,  Aynı sahnede yer almak dünyanın en büyük lütfudur benim için. Çolpan İlhan tiyatroda herkesin annesi, hocası, ablası.. yeri hep başka.. hep güzel anılarla hatırlanacak..

SORU: Diziler için canlandırdığınız karakterlerde sizden de bir parça var mı? Ya da tüm rolü sektör mü belirliyor?

YANIT: Oynayacağınız karakter için bir analiz yazılmış oluyor, onun hal ve hareketleri, durumlar karşısında verdiği tepkileri, psikolojisi.. siz bu ruha beden olmaya çabalıyorsunuz.. ama tabii ki kendinizden parçalar ekliyorsunuz.. 

SORU: İş tekliflerini kabul ederken özellikle hangi kriterlere dikkat ediyorsunuz?

YANIT: Burada tek bir kriter söylemek çok zor.  Bu aslında kompleks bir şey. İyi bir yapım, iyi bir yönetmen, iyi bir senaryo, iyi bir cast kurulması gerekiyor. Seçme şansınız olduğunda da her oyuncu bunların tamamının iyi olduğu işte yer almayı tercih eder. Ama sıralama yapmak gerekirse sanırım ilk sırayı senaryo ve yapım şirketi alır.

  

SORU: Boş zamanlarınızda yaşam alanlarınız nereler? Duygu olarak beslendiğiniz şehirler ya da semtler var mı?

YANIT: Ben boş zamanlarımın çoğunu evde geçirmeyi tercih edenlerdenim. Tabir yerindeyse evcil bir insanım. Ev ortamını seven, evinde mutlu olmayı seven biriyim. Caddebostan sahilini çok seviyorum, çünkü çok fazla kültürden insanın bir arada olduğu bir yer. Tam bir mozaik diyebilirim. Benim için sahilde olmak, denize bakmak dünyanın en rahatlatan şeyi.  Benim için şehirleri güzel kılan içinde var olan insanlar, sevdiğim insanlar neredeyse en güzel şehir o benim için.

SORU: Ve şimdide geçiyoruz Fenerbahçemize; Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Fenerbahçelilik dünyanın anlatılması en zor duygulardan biri. İnsan aşkı da nasıl ki anlatamıyorsa Fenerbahçelilik duygusunu da anlatması zordur. Bu ancak onunla gülen onunla ağlayan https://ssl.gstatic.com/ui/v1/icons/mail/images/cleardot.gifinsanların hissedebildiği bir duygu. Fenerbahçelilik, babamdan en büyük miras bana.

SORU: Fenerbahçe’nin, bu sezon kadrosuna kattığı yerli ve yabancı futbolcular için görüşlerinizi alabilir miyiz?

YANIT: Bu sene Türkiye standartlarının çok üstünde bir takım kurduk. Çok farklı kültürlerden futbolcular bir araya geldi ve onların da birbirlerine alışma süreci uzun sürdü. Bu uyum süreci sezon sonuna kadar da sürecektir. Ama bu uyum sürecinde bile bu sezonu şampiyonlukla tamamlayacağımıza inanıyorum.

  

SORU: “Hedef 1 Milyon Üye” projesi için taraftarlarımıza mesajınız nedir?

YANIT: Fenerbahçe’nin hiç kimseye ihtiyaç duymadan, kendi içinde ve kendi taraftarıyla istediği futbolcuyu alıp, istediği teknik direktörü getirip, istediği futbolu sahada görebilmesi için “hedef 1 milyon üye” projesi çok büyük bir yatırımdır. Eğer istenilen hedefe ulaşılırsa Fenerbahçe için çok güzel günler yakındır.

SORU: 3 Temmuz 2011 tarihinde başlayan kumpas çöktü, oyun bitti görüşleriniz.

YANIT: 3 Temmuz sabahına uyananlar bilir aslında onu. Fenerbahçe taraftarı sabah kalktığında televizyonda hiç istemediği,  Fenerbahçe'ye hiç dokunduramayacağı şeyler izleyip, kırıldı, ağladı. Ve hiç kimse Fenerbahçe taraftarı kadar yıkılmadı. Önce Fenerbahçe taraftarı ayağa kalktı. Kulübü de Fenerbahçe taraftarı ayağa kaldırdı. O günkü dik duruşu için Başkanımız Aziz Yıldırım’a ardından Aykut Kocaman’a ve bütün yönetime sonsuz teşekkürler, taraftarın yüzünü kara çıkartmadığı için. Bu kumpasın çökmesiyle o günlerin en büyük lideri olan Aykut Kocaman’ın lafı ile cevap vermek gerekir: “Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır”  Biz sonuna kadar haklıyız, kazanacağız dedik ve kazandık.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Büyük Başkanımız Sayın Aziz Yıldırım, Fenerbahçe ve Türk Sporu için en büyük şanstır. Bugün bu stadlar, bu salonlar varsa çok büyük emeği var hepsinde. Tüm ulusumuzun ve büyük camiamızın yeni yıllarını kutluyor; Fenerbahçe’miz için de kupalarla ve yıldızlarla dolu başarılı bir yıl geçirmesini diliyorum. Sevgiler.