Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN AYHAN SİCİMOĞLU.

Hastasıyım” kavramının mucidi. Güzel yerlerin, deniz insanlarının, hoş şarapların, farklı lezzetlerin, coşkulu müziklerin, Ege tarihinin, kısaca hayatın hastası o. Latinturco müziğinin yaratıcısı müthiş bir perküsyon üstadı.  Roma’dan New York’a, Simi’den Küba’ya kadar dostları olan ünlü bir seyyah. Dünyanın dört bir yanında, kültürler ve insanlarla kaynaştığı, izleyeni uzaklara götürdüğü üstat bir yapımcı. Ve en çokta denizlerde geçen maceralarına hastayız hepimiz. Kendisini “Modern Dünya Erkeğiyim” diye tanımlayan işte konuğumuz Sayın Ayhan SİCİMOĞLU…

Dünya onu “Latin Müzik Ustası Türk” olarak tanırken, biz ise O’nu “Hastasıyım” kavramıyla tanıdık. Aslında hepimizin yaşamına Ayhan Sicimoğlu farklı yönleriyle girmiştir; bir çoğumuz “Renkler” programıyla, bazılarımız “Radyo Oxi-gen”deki DJ’liğiyle, bir kısmımızda “Fotoğrafçılığı”, “Latin All Star Grubu”, veya “Perküsyon Ustası” kimliğiyle tanımıştır O’nu..

   

Çocukluğu Fenerbahçe ve Moda’da geçen, uzun yıllar Roma Milano ve son olarak New York’ta yaşamış, şimdilerde ise artık İstanbullu…  “Global Arts & Entertainment” dünyasında Ayhan Sicimoğlu rüzgârları estiren beşi bir yerde bir Mega Star o. Deniz tutkunu iyi bir yelkenci dalgıç ve sualtı arkeoloğu, usta bir aşçı ve gurme aynı zamanda iyi bir şarap degüstatörü, harika sesi, hit şarkıları, fantastik tarzı, değişime açık tavrıyla adeta gösteri sanatları için yaratılmış batılı bir müzik adamı, Üniversitelerde ders veren akademisyen kimliğiyle bir hayat hocası ve bütün hobilerini işe dönüştürmeyi başarabilmiş modern bir “Evliya Çelebi”..  Adeta duyar gibiyim; “Hayatı bu denli parçalayıp, sonrasında böylesine güzel bir bütün haline getirmek tam da ona yakışır bir tarz olsa gerek.” diyorsunuz galiba…

   

Yıllarca dilimizden düşürmediğimiz, MFÖ’nün “Peki Peki Anladık” şarkısındaki “Sen Neymişsin Be Abi”sinin, hatta “Deli Deli Kulakları Küpeli”nin “Delisi”nin de Ayhan Sicimoğlu olduğunu biliyor muydunuz? MFÖ’nün ilk albümünün kapak fotoğrafı da O’nun.. Yani deyim yerindeyse, tam bir keyif adamı. Hayatı dolu, dolu yaşıyor. Ona yazılan şarkıların hakkını veriyor adeta... Kendine özgü bir yaşam tarzı var. Kıyafetleriyle, konuşmasıyla farklı olduğunu hemen hissettiriyor. Yolda karşılaştıklarımız ona, kendisine ait meşhur sözüyle selam veriyor: Hastasıyım.

   

Yaptığı radyo ve Televizyon programlarıyla reytingler kıran bir fenomen olan, müziği ile kalplerimize dokunan, televizyon programları ile gönüllerimizi fetheden ülkemizin çok renkli ve nadir insanlarından biri olan dünya sanatçımız Sayın Ayhan SİCİMOĞLU Beyefendiyi siz değerli taraftarlarımız için bu ayın “AKADEMİK VİZYON” köşemizde ağırladık. Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk.

   

SORU: Sayın Ayhan Bey, çağdaş sanat sektörünün önemli bir sanatçısı ve düşünce adamı olarak sizden öncelikle müziğin dünya toplumlarının barışı ve sevgisi üzerindeki önemini rica edelim.

YANIT: Size şöyle bir örnekle yanıt vereyim.  Geçen yaz İtalya’nın Bologna şehrinde Türk Seramik Tanıtma Vakfı’nın her yıl düzenlediği ve Türk seramikçilerinin adeta gövde gösterisi yaptığı, bir fuar vardı. Dünyanın en büyük seramik üreticilerin katıldığı, dünyanın en büyük ve en görkemli fuardır. Oraya Türkiye’de katılıyor, büyük etkinlikler yapılıyor. Bologna’nın ana meydanında, Bologna’nın Taksim’inde diyeyim ancak orası 1600 yılından kalma çok daha eski bir meydan. Meydanda koca bir konser alanı var. Sağ olsunlar beni de davet ettiler ve Kerem Görsev ile birlikte harika bir konser yaptık. Dev bir sahne,  halka açık ve binlerce izleyici var. 8 kamera falan çekiyor. Ön tarafta; Vali, Belediye başkanı, Bologna ve hatta İtalya’nın önde gelenleri, yani VIP konuklar arka tarafta binlerce kişilik bir halk ordusu. Öyle bir konser yani. Gayet iyi İtalyanca konuşabildiğim için açılış konuşmasını ben yaptım. Ve dedim ki açılış konuşmasında “Bu karışık dünyayı savaşlardan, nefretten ve problemlerden kurtarma anahtarı sevgidir. Sevginin de anahtarlarından bir tanesi müziktir. Amerikalı dünya çapında ünlü saksafoncu Watss misafirimiz. (Kerem’in misafiri.) Adam Amerikalı. Benim solistim var, çok hoş bir kız. Müthiş sestir ve Kübalıdır. Bakın dedim İstanbul’dan biz, Amerika’dan saksafoncu, Küba’dan şarkıcı İtalya’da konser veriyorlar. Size bir şey anlatmıyor mu bu dedim. Size sevgi vermeyecek miyiz burada? Vereceğiz. Belki dünyayı bu müzikle kurtarma ihtimalimiz de vardır” gibi bir konuşma yaptım. Herkes alkışladı falan. Ertesi gün gazeteler konserden çok konuşmamdan bahsettiler. Biz Türk müziği bekliyorduk, mükemmel İtalyanca konuşan bir adam çıktı; müzisyen ve grubun şeflerindenmiş, dünya barışı ve sevgi üzerine mükemmel bir konuşma yaptı ardından da inanılmaz bir dünya cazı yaptılar. Türkiye’nin bir dünya ülkesi olduğunu biz orada anladık diye yazılar çıktı gazetelerde. Zannedersem sorunuza bu yeterli bir yanıt değil mi?

SORU: Müzik alanında ortaya konulan eserlerin içeriğinin, biçiminin ve dünya görüşünün evrensellikle ilişkilendirilmesi, günümüzde icra edilen müziklerde ne denli ön planda oluyor?

YANIT: Müzik biliyorsunuz çok dallı bir sanat türüdür ve evrenseldir. Ancak farklı segmentlerine baktığımızda örneğin; Halk müziğinden Pop müziğine. Bunların hepsi evrensel değil. Mesela Türk Halk Müziği evrensel değil çünkü Türkiye’ye ait. Türk pop müziği de evrensel değil çünkü maalesef şimdi biraz elektronik oldu. Klasik müzik evrenseldir, Caz evrenseldir. Latin müziği de üçüncü dereceden evrenselliğe giriyor. Bana sorarsanız Türkiye’nin daha çok toplumu alıştırması lazım, dünya müziğine yönlenmesi lazım. Hiçbir zaman Türk Halk müziğini, Türk Pop Müziğini yermiyorum ama bu müzikleri uluslararası arenalarda adamlara dinletemezsiniz. Onlar bizim ulusal müziğimiz. Biz de Amerikan Halk Müziği’ni (Country Müzik) dinlemeyiz. Bütün bu ülkeler dünya müziğinde Türkiye’den daha fazla yer alıyor Yunanistan dahil olmak üzere. Türkiye’nin orada payı az. Ama günümüzde icra edilen müziklerde örneğin bir Fazıl Say’ımız var. İdil Biret’imiz var. Kerem öyle, ben öyleyim. Dünya müziği için daha çok çarpışmamız lazım diye düşünüyorum. Daha çok Fazıl Saylar çıkarmamız lazım. Yurt dışında bütün müzik çevresinde ilk ondan bahsediyorlar. Toplum olarak ortak algıyı bu şekilde belleklerimize yerleştirirsek o vakit müzik alanında ortaya konulan eserlerin içeriğinin, biçiminin ve dünya görüşünün evrensellikle ilişkilendirilmesi çok daha ön planda olacaktır.

SORU: Sanat sosyolojisinin içinde din, töre, mitoloji, gelenek vb. toplumsal kurumlarla müzik arasında nasıl bir etkileşim vardır?

 

YANIT: Müzik olgusuna makro seviyeden baktığımızda; kendi içinde din, töre, mitoloji, gelenek hepsine sahip ve hepsini taşımaktadır. Bana abi sen Latin müziği yapıyorsun diyorlar. Latin müziği yapmıyorum ben. Benim yaptığım müziğin içerisinde Klasik Türk Müziğinden renkler var. Klasik Türk Müziği nereden geliyor şöyle bir eşeleyelim. Onun içerisinde Fars müziği var, Bizans müziği var, mitoloji var, gelenekler var. Bir zamanlar eski İstanbul Ortodoks Bizans Kilise müziği dinlemiş ve çok şaşırmıştım bir bakıma bizim müzik; yani o da var. Fars müziği, İran müziği de dinlerseniz onlara da bizimkiler dersiniz. Arap müziğinden bahsetmiyorum o başka. İşte bütün bu Klasik Türk Müzik olgularında din, töre, mitoloji, gelenek içerikli köklerin mevcudiyeti görülmektedir. İlave olarak Anadolu mitolojileri, Yunan mitolojileri, Ortodoks ve İslam dini gibi dinsel öğelerde vardır. Bakın enteresan gelebilir ancak hayatımda duyduğum en güzel melodi ezandır. Hiçbir melodi o düzeye çıkamaz. Hastasıyım ezanın ama Türk ezanı, Arap ezanı değil. Türk ezanında makam var. Arap ezanı koşma gibidir, biz onu dinleyemiyoruz. Bizde makam vardır ve ezanlar farklı makamlarla okunur. Akşam bilmem ne makamında, öğle ya da ikindi, bilmem ne makamında gibi. Bunun da en iyisini Sami Özer hocamız yapar.

SORU: Dilerseniz şimdi de biraz özele geçelim. Kültür ve sanata düşkün bir ailenin sevilen bir evladıydınız, dolayısıyla küçük yaştan beri sanat ve kültürün hep içinde yaşadınız Talas Amerikan Koleji’nde okurken bateri ile başladınız müziğe sonra perküsyonla devam ettiniz. Müzik merakınız nasıl doğdu ve ilerledi?

YANIT: İlkokuldayken ritimlere meraklıydım, izcilerin trampet başındaydım. 6-7 yaşlarındayım. Böyle başladı herhalde. Sonra Talas Amerikan Koleji’nde Olcayto Ahmet Tuğsuz benim sınıf arkadaşım, o da gitar çalıyordu bir orkestra kuralım dedi. 11-12 yaşlar..  Öyle başladı. Dediğim 1960-62 yıllarıydı sonra okul orkestrası, en iyi davulcu seçildim. İtalya’da profesyonel oldum. Müzik hayatımın yaşam eğrisini bu şekilde özetleyebilirim.

SORU: Bir rivayete göre Mazhar Fuat Özkan’ın meşhur “Sen neymişsin be abi” ile “deli deli” şarkıları size ithafen yazılmış, konunun hikâyesini rica edelim. 

YANIT: Mazhar orda benimle dalga geçiyor aslında, yeter artık her şeyi sen mi biliyorsun imasıyla. Bardakçı Koyu’nda çalıyorlar, bende Bodrum kalesinde dalgıcım. Bir beste yaptım şuna bir tane ritim bulsana diyor, ritimleri ben buluyorum. En derine sen daldın dediği dalgıcı orda. Ritimleri sen buldun.  İpucu diye bir grubumuz vardı. :Mazhar, Fuat, Özkan, Galip Boransu, Ayhan Sicimoğlu.. Beşli..45’lik plağımız var. Sonra İngiltere’ye gittim okumaya bir geldim kulağımda küpe var. yani deli, deli küpeli hikayesi. Beni kim kurtardı bu küpeden futbolcular. Saçlarımızda uzun. O dönemler yolda yürüyemezdik, ‘Karı mısın lan’ diye laf atarlardı. Futbolcular saçları bir uzattı biz yırttık. Futbola sevgim oradan. Uzun saçlı ve küpeli olma hürriyetini bize veren futboldur. Enteresanlığa bakar mısınız?

SORU: Siz, müzik literatürüne “Latinturco” müzik kavramını getiren bir sanatçımızsınız. Dolayısıyla tam bir “Latinturco Müzik” adamısınız. Latinturco müzikle yaşıyor, Latinturco müzikle besleniyor, sanat hayatına da o pencereden  bakıyor, her şeyi o gözle yorumluyorsunuz. Hızlı ve kıvrak ritimlerle adeta tüm sorunları unutturan bu güzel müziğin buluş hikâyesini fikir babasından rica edelim.

YANIT: İlk başta Latin vardı. Roma’da otururken oradaki arkadaşlarım Kübalılar, Roma bütün dünya müzisyenlerinin oturduğu şehirdir. Çok rahat bir yerdir. Dünya’nın her yerine uçak vardır. Bütün dünya müzisyenleri Roma’da oturur, sonra turnikeye çıkarız. Roma’da oturan bir sürü Latin kökenli müzisyen vardır. Çok da sıcak insanlardır. Ahbaplığımız vardır. Ondan sonra Latin Küba müziğine merak saldım. Amerika’da iki üniversiteye gittim. Müziği araştırdığınız zaman Endülüs’ten gelen oryantal Arap öğelerini buluyorsunuz Latin müziğinin içerisinde. Kuzey Afrika, Endülüs, oradan gitmişler Kuzey Afrika müziğini bunlar götürmüşler. İnsanlar niye Latin müziğini seviyorlar, bilinçaltından. Bizden bir şeyler var.  Onu biraz daha su yüzüne çıkardım. Ritimlerle popüler hale getirdim. Latinturco müziğin doğuşu da işte öyle oldu.

SORU: Müziğin dışında usta bir aşçı ve gurme aynı zamanda iyi bir şarap degüstatörü gibi yönlerinizle, damak tadı ve lezzet zevklerine hitap eden dünya mutfaklarından hangi yemek ve içkileri önerirsiniz?

YANIT: Akdeniz mutfağının hastasıyım. Tavsiyelerin o yönde olacaktır. Geçenlerde Portekizli bir şefle konuşurken bana “Akdeniz mutfağının anası Türk mutfağıdır” dedi. Akdeniz mutfağı en sağlıklı mutfaktır. Batıya giden zeytinyağı Antakya’dan gitmiş mesela.   Alkole çok meraklı değilim. Rakının kokusu yemeğin kokusunu bastırıyor. Şarap için aynı şeyi söylemem, çeşitli çok fazla.

SORU: Gelelim denizlerle olan sevdanıza; deniz tutkunu iyi bir yelkenci dalgıç ve sualtı arkeoloğusunuz. Bodrum Müzesinde bulunan birçok eski eseri denizden sizin çıkardığınızı biliyoruz… Nasıl geçiyor denizde hayat? İçinizdeki bu deniz felsefesini biraz açar mısınız?

YANIT: Benim ilk tecrübem Fenerbahçe koyunda olmuştur. Köşkte kalıyorduk. Orada balıkçı hasan, basit bir kayık ama yelkenli biz orda akşama kadar moda Fenerbahçe, Fenerbahçe moda hattı yapardık. Hattın dışarısına çıkmamız yasaktı. Allah’ın rüzgârının yürüttüğü tekneye binme zevki Fenerbahçe koyunda başlamıştır. o dönemler çok da hoş bir teknem vardı “Şimdi yok”. Eski antika, tamir ettik. Bütün egeyi onla dolaştım. Sonra Akdeniz’i turladık. Mersin’de Tarsus’ta okurken, kaçakçı teknesi bir ağabeyimiz almış. Bizle arkadaşlarımızla bu tekneyi boyadık, ettik. Yelkenler, direkler falan. Bir fırtına yersin, fırtınadan sığındık. 100 mil yaptık o tekneyle 17 yaşındayız. Şimdi yapamam. Kaptanın ehliyeti tecrübedir. Şu anda benim radarım bozulsa yıldızlarla bulurum yolu. Amerikalı bir arkadaşım geldi, müthiş bir tekneyle. Beraber Rodos’a gittik. Irak Savaşı’nda Amerikalılar GPRS’i kesitler. Kaldık orda. Tüm gemi elektronik. Paniklediler, ne yapacağız, ne edeceğiz diye. Dedim merak etmeyin, ben varım, yıldızlarla rotayı bulurum ve yıldızlarla tüm adayı dolaştık. Türkiye’ye geri geldik. Hayretler içerisinde kaldılar. Yani içimdeki deniz felsefeleri ve benzeri anılar çok, ama şimdilik bu kadarını yeterli kılalım…

SORU: Açık Radyo ve Radyo Oxi-gen’de çok keyifli programlar yaptınız. Türk televizyonlarının fenomeni olmuş “Renkler” programıyla izleyicileri ekranlara çivilediniz. Bu projeler nasıl doğdu bir başka ifadeyle size bu konularda kimler gaz verdi?

YANIT: Amerika’dan ilk geldiğim zaman okul arkadaşım sen yokken burada “açık radyo kuruldu” benimde çok matrak programım var dedi.  Programın adı da satmayan plaklar. Misafir olur musun dedi, kaka kiki.. Ondan sonra bir daha gel ondan çok ben konuşuyorum. Programlar 6 ayda bir değişiyor ikinci altı ayda programı beraber yapalım dedi yapalım dedim. Sonrasında 6 ay her hafta gece yarısı bir gün program yaptık. Sonra radyonun sahibi bana sen Latin müziğe meraklısın dedi ayrıca kendin tek başına program yapmak ister misin dedi. Yaparım dedim. Adını da Latin Lover koydum. Sonra her Çarşamba bıkmadan senelerce Türkiye’de olmayacağım zamanlar bant alıyordum. Olduğum zaman canlı yapıyordum. Dedim teknisyen istemiyorum. Her şeyi ben yapacağım. Ben gelinde teknisyenler çay molası veriyorlardı. Sonra Radyo Oksijen’de Cumartesi saat 8.00’de o başladı. Radyo oksijen satıldı ben açık radyoyu bıraktım. Geçenlerde Joy FM’den teklif aldım. Şimdi Latin Rover’ı oraya taşıdım. Her Cumartesi 17.00’de ordayım. 

SORU: Ve kitaplar. “Renkli Masallar’ isminde gezdiğiniz yerleri anlatan bir kitabınız var? Bu kitabı hazırlama sürecini anlatır mısınız?

YANIT: Kitapçılar bunu çok istiyorlardı, abi çok geziyorsun bir şeyler yazar mısın diye. Böyle yazamam da zaten boş zamanımda kendi başıma bir sürü hikâye yazıyorum. Bu hikâyelerin hepsi geziyle alakalı değil, benim hayallerim; İstanbul nasıl olmalı, olabilirdi? Toplum içindeki paranın el değiştirip tuhaf bir zengin kitlesinin hikayeleri nasıl olmuşlar gibi; .tuhaf, tuhaf kurgular. Dedim hepsinden bir kitap çıkar herhalde. Sonra gönderince dediler abi sen zaten kitap yapmışsın bir harfine bile dokunmaya gerek yok. Kitaba bir ad lazım dediler. Renkli masallar dedim adına öyle çıktı.

SORU: Kıyafetleriniz de çok ilginç, kendinize özgü bir stiliniz var. Nerelerden alıyorsunuz, nasıl oluştu tarzınız?

YANIT: Zaten hikâyelerin bir kısmı beyaz camdan da geliyor. Tarzımı kendimi oluşturuyorum moda takip etmem pahalı şey de giymem. Çok beğenirsem alırım da ben şu marka giyiyorum demem.

SORU: Renkli kişiliğiniz ve ilgi çekici yaşamınıza koşut olarak kendinizi “Modern Dünya Erkeğiyim” diye tanımlıyorsunuz, bu kavramı biraz açar mısınız?

YANIT: Dünya erkeğinden kastım dünya adamıdır. Hakikaten dünya adamı olmak lazım. Ülkemizin yerini ancak öyle belirleriz. Diğer kültürleri anlamamız ve çalışmamız lazım. Dünya’da birçok arkadaşın var. Herkesi tanıyorsun meselesi değil, yeni tanıdığın adamlarla da samimiyet kurabiliyorum. Yeni Zelanda’dan geliyorum.   Yeni Zelanda’nın yerlileri Maoriler’iyle kanka olduk. En büyük koruyucu ruhları çekiç kafa köpek balığının koluma dövmesini yaptılar adamlar. Türkiye’nin nerede olduğunu bilmiyor bile. Yani bir şekilde bu yerlere, bu adamlara ulaşıp ülke marka değerine katkı sağlamak gerekiyor. İşte bütün dava bu. 

SORU: Fenerbahçe'nin geleceğinde söz sahibi olmak ve de en önemlisi, Fenerbahçe'nin büyüklüğünü görmesi gerekenlere göstermek amaçlı büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendinin fikir babalığını yapıp tasarladığı “Hedef 1 Milyon Üye” projesi için taraftarlarımıza mesajınız nedir?

YANIT: Kelimenin tam anlamıyla Fenerbahçe Spor Kulübü’nü gerçek sahiplerine, yani taraftarlarına açan çok özel, farklı ve özgün bir proje modeli. Kulübü’nün kaderini tamamen değiştirecek ve global ölçeklerde hak ettiği büyüklüğü sağlayacaktır. Sayın başkanımızı tebrik ediyorum. Bravo benden 10 numara.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

YANIT: Fenerbahçe bir asrı deviren büyük camiadır. 108 yıllık bir çınar ve tarih. Bu herkesin dostluk, kardeşlik içinde birlikte paylaştığımız bir tarih. Futbol güzel ve keyifli bir oyundur. Bu olgunun ne kadar keyifle izlenebilir bir spor olduğunu görebilir ve kortekslerimizde yer verebilirsek o vakit çok daha keyifli bir hal alacaktır. Başkanımız Aziz Yıldırım beyefendi ise yaşadığı onca şeye rağmen hala dimdik ayakta durabilen naif bir insan. Bana göre Türkiye’de bu kadar zorluğa rağmen ayakta kalabilen bir başkan daha olamaz. Aynı şekilde Aziz Yıldırım gibi çok güzel projelere de imza atan bir başkan daha yoktur. Çok hoş ve naif bir söyleşi oldu, tüm camiamıza sevgi, saygılarımı iletiyor, teşekkür ediyorum.