Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN BURHAN ŞEŞEN.

GRUP GÜNDOĞARKEN Müzik Grubunun, adını işitmemiş, özellikle “Ankara’dan Abim Geldi” şarkısını dinlememiş, ya da dinleyip de ezgisine vurulmamış aramızda kaç kişi vardır acaba? Sanırım pek azımız. İşte o efsane grubun kurucusu, hit şarkıları, fantastik tarzı, nezaketi ve gülümsemeleriyle yıllardır hiç değişmeyen o bildik sesi, şarkılarından da hepimize geçen içtenliğiyle Müzik Yorumcuları Meslek Birliği “Müyorbir”in başkanı, dünya sanatçımız müthiş Fenerbahçeli sayın Burhan Şeşen beyefendiyle harika bir renk daha katıldı “Akademik Vizyon” Klasiğimize…

  

Evet; Sayın “Burhan Şeşen” denildiğinde akla neler gelmiyor ki? En başta Türk müzik dünyasının fenomeni olmuş “Grup Gündoğarken” topluluğunun kurucusu, söz yazarı, besteci, yorumcu, tiyatrocu, gazeteci ve televizyon yapımcısı gibi tanrı vergisi yetenekleriyle “Global Arts & Entertainment” dünyasının yadsınamaz kült ismi. Gazetecilik kökenli; SES ve HAYAT dergileri eski haber ve foto muhabiri, köşe yazarı, NOKTA dergisi ve GÜNEŞ gazetesi müzik yazarı GRUP GÜNDOĞARKEN ile beraber dokuz, solo olmak üzere iki albüme imza atmış olan efsane sanatçımız.

Bitmedi dahası var; Sayın Levent  Kırca tiyatrosu ve orta oyuncularla pek çok kabarelerde sahne almış, sahnelere adım atışıyla bir rüzgâr gibi esen, izleyiciyi büyülercesine tesiri altına alan, batıda bile ender rastlanılacak gerçek bir müzikal satırı O.  İnsanları hafif tebessüm ettirme ve iyiliğe teşvik etme amacıyla SKYTURK ekranlarında “Burhan Şeşen’le İyi Haberler” i hazırlayıp sunarken izleyicilerin gönlünde taht kuran değişime açık tavrıyla adeta gösteri sanatları için yaratılmış, batı sanatçımız.      

Egolarından sıyrılmış, kaprislerinden arınmış bir insan. Tüm şöhret ve başarılarına rağmen hala içten ve samimi. Güler yüzlü, ayrıca çok keyifli, onunla birlikte zaman geçirirken insana gerçekten büyük huzur ve mutluluk veriyor. Bu ayda; Dünya sanatçımız Sayın; Burhan ŞEŞEN Beyefendiyi siz değerli taraftarlarımız için “AKADEMİK VİZYON” da ağırladık. Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk.

  

SORU:  Sayın Burhan Bey, çağdaş sanat sektörünün önemli bir sanatçısı ve düşünce adamı olarak sizden öncelikle müzik olgusunu, dünya toplumlarındaki yeri ve kültürün bir parçası olmasında ki önemini rica edelim.

YANIT: Müzik insanlara en çabuk ulaşabilen bir sanat dalıdır. Sinema gibi bir tekniğe tiyatro gibi bir dekora ya da edebiyat, kitap, roman vb. gibi enstrümanlara ihtiyacı yoktur. Yolda ıslık çalarak bile bir meramınızı, derdinizi anlatabilirsiniz. Onun için halka ulaşmada en direkt sanat alanı müziktir. Bu yüzyıllardır, belki de binlerce yıllardan beri gelen somut bir olgudur. Bu realiteyi görmek için ilk çağlara mağara dönemine kadar gidebiliriz. Müzik, insan yaşamının ve evrenin varoluşunun her döneminde olmuştur. O nedenle müzik; dünyayı kucaklayan çok yaygın bir sanat dalıdır ve evrenseldir. Ayrıca, Müzik, tüm dünya kültürlerinin ve dillerinin tek anlatım-anlaşım biçimidir. Müzik ve ona bağlı tüm eylem ve inançlar ise kültürün bir parçasıdır. Müzik bir kültür öğesi olarak, içinde oluşup biçimlendiği kültürün (yaşama biçiminin) özelliklerini taşır. Hem bireysel hem de toplumsal kültürü ve kültürel özellikleri oluşturur, geliştirir, çeşitlendirir, zenginleştirir. Ayrıca kültürel unsurların paylaşılması, korunması ve kuşaktan kuşağa aktarılmasında önemli rol oynar. Müzik kültürü kendi içinde çok türlülüğü ve zengin çeşitliliği olan bir yapıya sahiptir. Benim için kültürün tamamı müzik olduğu için, bir defa bütün sanat dallarıyla büyük etkileşim içinde. Bazen bana nasıl beste yaptığımı soruyorlar? Çok iyi filmler seyrederek, çok iyi romanlar okuyarak beste yapıyorum. Bunun için dinamikler açısındaki etkileşim kaçınılmaz.

SORU: Sizce müziği evrensel bir sanat yapan ana tema nedir?

YANIT: Müziği evrensel bir sanat yapan ana tema eserlerin etnik ve kültürel değerleridir. Müzik bir dildir. Farklı yörelerden, farklı bölgelerden, farklı ülkelerden, farklı kıtalardan; farklı kesimlerden, farklı topluluklardan, farklı toplumlardan, farklı uluslardan; kısacası, farklı kültürlerden farklı insanların ve insan kümelerinin (topluluklarının) buluşabildiği, birleşebildiği, az veya çok anlaşabildiği tek dildir. Bu dile “müzikçe” denir. Müzikçe diller üstü bir dildir, bir başka ifadeyle “üst dil” dir. Bazen sözlerini anlamasanız bile bir şarkıyı sevmeniz mümkündür. Onun sizi etkilemesi an meselesidir. Eğer ki o şarkı güzelse ve gerçek anlamda “Best of” olacaksa sizi alır ve bambaşka bir yere de götürür. Müzik bu yüzden evrensel bir takım değerlere sahiptir. Yani sözlerini anlamasınız dahi o ritim ruhunuza dokunur ve dünyanın neresinde olursanız olun, o şarkının farklı dillerdeki versiyonlarını da seversiniz. Benim görüşümce müziğin evrensellik gösteri ise Klasik müziktir.

SORU: Müzik alanında ortaya konulan eserlerin içeriğinin, biçiminin ve dünya görüşünün evrensellikle ilişkilendirilmesi, günümüzde icra edilen müziklerde ne denli ön planda oluyor?

YANIT: Bir defa çok hızlı bir tüketim çağındayız. Onun içinde günümüzde icra edilen müziklerdeki amaç sanatsal değerlerden ziyade tamamıyla ticaridir. Satış ve daha çok satışa odaklıdır. Aslında kapitalist sistemin günümüze dayattığı bir hikâyedir bu.  Yani bir “Pop Müzik” modası. Çok hızlı tüketildiği için farkındaysanız hep yeni, şarkılar, yeni klipler gündemi oluşturuyor. Ya da satılan bir ürün üzerinde Tarkan gibi Sezen Aksu gibi yan figürler ortaya çıkıyor. Günümüzde müzik sadece popülizme hizmet ediyor. Müziğe en başından itibaren ticaret olarak bakılıyor. Bizim dönemimizde veya 70’li yılların pop müziğine bakarsanız, önce müzik bir sanat eseriydi, ondan sonra pazarlanırdı. Şimdi tam tersi dönüş var. Önce pazarlaması düşünülüyor. Yapılan pop müzik şu anda dünyanın toplumsal sorunlarıyla ilgili müzik türü değil.

SORU: Müziği detaylı irdelediğimizde, sizce müzik günümüz Türk toplumu tarafından bilimsel olgu olarak görülebiliyor mu? ya da toplumun bakış açısından, müzik yalnızca düzenli sesler, eğlence, ritüel vb. olayların aracı olarak mı betimleniyor?

YANIT: Dediğiniz gibi kesinlikle ikincisi. Müziğe bilimsel bir olgu demek günümüzde belki de çok doğru bir şey değil. Çünkü müzik duyguyla ilgili bir hikayedir. Günümüzde yapılan müzik eserlerinin bilimselliği belki şarkıyı üretenlerde ortaya çıkabilir, çünkü beste yaparken matematiksel formlar vardır. Toplumların bakış açısı ise, “özellikle üçüncü dünya ülkeleri diyeceğim”, daha çok tüketime, daha çok eğlenmeye daha çok düşünmemeye itiyor yani müziğin işlevi son zamanlarda bilimsel olgu yerine maalesef eğlence, ritüel vb. olayların aracı konumunda ve onun için birinci değil ikinci dediğinize katılacağım.

  

SORU: Evrensel boyutta bir kalıcı eser yaratmak için, söz yazarı, besteci ve yorumcuların sanatsal emeğine katma değer sunabilecek tamamlayıcı müzik enstrümanları ve stüdyo donanımları nasıl olmalıdır? Bu olgu Türkiye’de nasıl gerçekleşiyor?

YANIT: Artık internet denilen bir olgu var, onu atlamamak lazım. Biz eskiden ne doğru dürüst enstrüman, ne de bir dokümantasyon bulabiliyorduk. Şimdi hepsi fazlasıyla var. Müziğin şartları kolaylaştı ama ortaya çıkan üretim aynı şekilde aynı orantı da gitmedi. Dokümantasyonu bulmak kolaylaştıkça müziği de belki biraz daha kolay bir olguya götürdü. Çok hızlı bir dönüşüm, çok hızlı bir çağ var. Onun içinde ortaya çok kalıcı şarkılar çıkmıyor. Aslında bütün hayatımızda da anlamsız bir hız var. Hep bir koşturmaca, kimse kimseyle oturup bir akşam yemeği bile yemiyor onu da bırakın neredeyse evlerde akşam yemeği öğlen yemeği yenmiyor. Bu negatif olgu sadece müzikte değil, hayatın her alanındaki realite bu maalesef.

SORU: Müzik Yorumcuları Meslek Birliği “Müyorbir”in başkanısınız; dilerseniz “Müyorbir”i yetkili ağızdan kısa bir tanıyalım. Kimlerden oluşur? Kimler finanse eder? Amacı, misyonu nedir? Neler yapılır? 

YANIT: Burası 5846 sayılı kanuna göre kurulmuş bir meslek birliği. Türkiye’de alanında tek meslek birliğidir. Türkiye’deki bütün yorumcuların haklarını takip ediyoruz. Bunun içinde Sezen Aksu, Tarkan, MFÖ’de var, rahmetli Müslüm Gürses, Arif Sağ da var. Türkiye’deki neredeyse bütün yorumcuların haklarını temsil ediyoruz. Burada televizyonlardan, radyolardan, internet ortamı, “Turkcell, Vodafone, Avea TTNet” gibi GSM operatörleri hizmetlerindeki üyelerimizin eserlerinin çalınma oranına göre o paraları alıp, dağıtıyoruz. Kısaca hak takibi yapıyoruz ve üyelerimize dağıtıyoruz. Yönetim kurulumuz Edip Akbayram, Belkıs Akkale, Kubat, Onur Akın, Metin Özülkü, Suavi, Tolga Sağ ben ve Hüseyin Turan’dan oluşuyor. Çoğunluklu Fenerbahçeli yönetim kurulumuz var yani. Hepsi birbirinden değerli insanlar. Ben başkan olduktan sonra 15 Nisan sürecinden sonra 4 meslek birliği MESAM, MÜYAP, MSG ve ortak lisanslar birliği kurduk. Müzik sektörü için çok önemli gelişmedir bu. Ortak lisanslama yapıyoruz, Emek ve emekçinin hakları için en önemli aksiyonumuz budur.

SORU: İyi bir kitap okuyucusunuz, genellikle ne tür kitaplar okursunuz?  Ülkemizde kitap okunması ve satılması konusunda kitap dünyasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Türkiye’deki kitap durumunu çok umut verici olarak görüyorum. Japonya, Fransa, İngiltere vb. gibi dünya ülkeleri ile kıyaslanamaz ama çok önemli genç bir okur kitlesinin olduğunu görüyorum. Eğitimli genç kuşaklarla zaman sürecinde okur kitlesinin daha da çoğalacağını düşünüyorum. Dediğiniz gibi iyi bir kitap okuruyum. Kitapların her türlüsünü okumaktan çok büyük haz alırım ama haz etmediğim bazı kişisel gelişim kitapları oluyor. Çünkü uzmanlığı olmayan birçok insan o konuda insanları yanlış yönlendirebiliyor. O yüzden kişisel gelişim kitaplarını örneğin Doğan Cüceloğlu gibi birkaç isim dışındakilerini beğenmiyorum. Onun dışında Orhan Pamuk, rahmetli Oğuz Atay gibi, o kadar iyi edebiyatçılarımız var ki, Elif Şafak özellikle benim çok sevdiğim. O kadar çok isim var ki örneğin; Zülfü Livaneli ağabeyin bütün kitaplarını okudum. Müziği kadar yalın yazan edebiyatçıdır. Onun edebiyatı ve yazım tarzını çok beğenirim. Şarkıları gibi yazıyor, çok yalın ancak çok insanın içine dokunan tıpkı İran filmlerindeki senaryolar gibi kitaplar yazıyor ve ben çok beğeniyorum.

SORU: Şarkılarınıza adeta deniz sinmiş gibi.. Aşk, bahar, umut, ada, dalga, deniz, yelken… Bir kaptanlık edası var sanki o şarkılarda, hepsi birbirinden güzel gayet zarif ve naif parçalar. Böyle bir yolu seçmenizin sebebi nedir?

YANIT: Müziğimizin her yönü tartışılabilir, ama tartışılmayacak tek olgusu var ki o da samimiyeti ve duygusudur. Müziğimizin samimiyeti tartışılmaz. İnsanları yakalayan yegane objede işte bu. Herkesin içinde bir şeyler var. Müzik olur, resim olur, şiir olur, edebiyat olur. Yeter ki onu dışarı çıkarabilelim. Biz genellikle Akdeniz’i, Ege’yi, Bodrum’u, Marmaris’i çok seviyoruz.  Genellikle oralarda üreten insanlarız. Ya da orada yaşadıklarımızı, içimize çektiğimiz havayı, belki İstanbul’da şarkı olarak dışarı veriyoruz. Çok barışçıl ve naif insanlar olduğumuz için öyle vurdulu kırdılı şarkılarımız olmuyor. Sorunuza özet yanıt olarak tarzımız diyebilirim.

  

SORU: Şimdi de biraz özele geçelim. Boş zamanlarınızda yaşam alanlarınız nereler? Duygu olarak beslendiğiniz şehirler ya da semtler var mı?

YANIT: İstanbul’da Kanlıca ve Kuzguncuk’u çok, çok ayrı tutarım ve ikisini de çok severim bende özel yerleri vardır. Datça’da Palamut bükü, yine Datça-Selimiye, Bodrum da Gölköy, Mardin, Antakya da favorilerim arasındadır. İstanbul gibi çok büyük metropolde yaşıyoruz, sürekli anlamsız bir koşuşturma, zamanla yarış. Oraların sakinliği, doğası, denizi, sıcakkanlı insanların çok naif yaklaşımları ruhumu okşuyor beni kendime getiriyor.

SORU: Sayın BURHAN ŞEŞEN beyin hobileri nelerdir?

YANIT: Ben boş zamanlarımda caz müziği dinlemeyi ve film seyretmeyi çok severim, bir dönem sinema televizyon okudum Eskişehir’de. Sinemaya çok meraklıyım. Özellikle son zamanlarda, İran filmlerine ve fotoğrafçılığa meraklıyım. 1981-82 yıllarında foto muhabirliği ve müzik yazarlığı da yaptım. 10 senedir de motosiklet sürücüsüyüm. Bir tek o iyi haberler dediğiniz programda da motosikletle Türkiye’yi gezmiştim. Motoru da hiç süratli kullanmadım, çünkü tadına varacaksınız. O rüzgarın farkına varacaksınız. Arabaları da öyle kullandım. Ayrıca çok iyi bir uçuş simülasyoncusuyum. Babam da emekli kaptan pilot olduğu için bir hava yolunun da sanal pilotuyum zaten. Bir tek profesyonel uçuş ehliyetim yok. Ehliyeti almak biraz pahalı 40-50 bin lira civarı. Ama değerli sanatçımız Kubat bana sponsor olacak, bunu okuduğunda zaten hiç şansıda kalmayacak ve sanırım sponsorum olacaktır. Çünkü, 40 bin lira civarı deyince Kubat “ağabey ben sana sponsor olurum” dedi. Söz delikanlının ağzından bir kez çıkar, o vakit Kubat sayesinde uçuş ehliyetimde tamamdır diyebiliriz.

SORU: Caz ve piyano virtüözü denildiğinde birkaç dakika susup saygıyla anılacak ilahi müzisyen Keith Jarrett hayranısınız, bunun dışında kimleri dinlersiniz?

YANIT: Nereden buldun bu soruyu Sedatcığım, müthiş ya, tebrikler. Bak şimdi onunla ilgili aklıma enteresan bir anıyı getirdin. Evet, Ben Keith Jarrett’ın hakikaten çok büyük hayranıyım. Bir gün ülkemize konsere gelmişti. Benimde elimde on adet CD’si vardı, imzalatmak için yanına gittim, hepsini bir anda imzalamadı sadece bir CD’yi imzaladı ötekiler için tur atta gel dedi ve bana Kabe’yi tavaf eder gibi on tur attırdı, böyle bir adam ya Keith Jarrett. Onun dışında İsveçli Esbjörn Svensson Trio EST adında müthiş caz grup var onları çok seviyorum. R&B şarkıcısı Rihanna var onu çok seviyorum, yine İngiliz Rock grubu Pink Floyd sevdiklerim ve dinlediklerim arasındadır. Pek tabii İdil Biret ve Fazıl Say benim için ayrı yerlerdedirler. Türkiye’de ise çok sevdiğim arkadaşım olan Bülent Ortaçgil ve benzeri diğer saygın sanatçılarımızı dinlerim. 

SORU: Ve şimdide geçiyoruz Fenerbahçemize; nasıl Fenerbahçeli oldunuz? Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Benim nüfus cüzdanımda mahallemiz Fenerbahçe. Bize rahmetli büyükbabamızdan kalan en büyük miras o. Fenerbahçe kazara mağlup olursa evde çıt çıkmaz. Cenaze evi gibi olur ama yense pastalar, kutlamalar… Öyle bir Fenerbahçeliydi rahmetli büyükbabam. Ondan sonra babam. Ben 30 yıla yakındır Kulüp üyesiyim. İslam Çupi’nin çok güzel bir lafı var; ‘Fenerbahçe’nin büyüklüğü öyle bir büyüklüktür ki’ diye. Hakikaten öyledir. Aslında çok enteresandır. Her şeyini değiştirebilirsin ama takımını asla. Beni öldürseler Fenerbahçe dışında bir takım tutmam. Bu duygu öyle bir duygu ki, bir insan her şeyini Fenerbahçe’nin maçlarına göre planlar mı? O da babamdan gelen bir şey. Babam Türk Hava Yolları’nda pilotken bütün ekibi babamı taşırdı. Bütün bu Ziyalar, Cemiller zamanı falan bütün işleri babam ona göre ayarlardı. Hep babam götürürdü onları ve babamın bir Şeşen kokteyli vardı. Yendikten sonra 5 litrelik bir termos. Onu Uçak’ta dağıtırdı. Babam Amerika’da yaşıyor şuanda, ben Amerika’ya gittiğim zaman falan kesin maçları buluruz bir yerden ve izleriz. Televizyonda maçı izlerken televizyon bayraklarla kaplanır. Formalar giyilir, şapkalar takılır. Sürekli totem. Babamın bu enteresan Fenerbahçeliliği beni de Fenerli yaptı işte. Fenerbahçe duygusu dünyanın en güzel zevkidir. Kutsal bir aşktır.

 

SORU: Fenerbahçe'nin geleceğinde söz sahibi olmak ve de en önemlisi, Fenerbahçe'nin büyüklüğünü görmesi gerekenlere göstermek amaçlı “Hedef 1 Milyon Üye” projesi için taraftarlarımıza mesajınız nedir?

YANIT: Kulübümüze finansal gelir ve Fenerbahçe toplumunun bütünleşmesi açısından çok özgün ve prestijli bir proje. Sayın başkanımıza çok teşekkür ederim. Her Fenerbahçelinin Hedef 1 Milyon Üye projesine destek vermesi lazım. Hatta 1 milyon değil hedef 5 milyon olmalı.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

YANIT: Benim hayatımda övündüğüm birkaç şeyin başında Fenerbahçeli oluşum vardır. O kadar futbol ve siyasetin içinde bulundum ve hiç kavga etmedim. Bir onunla övünürüm bir de Fenerbahçeli olmaktan övünürüm. Sayın Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’ye yaptığı katkılar unutulmaz. Yaptığı hamlelerle, tesislerle, transferlerle, bütün amatör dallara verdiği destekle; bütün Fenerbahçe tarihinde sayılabilecek Başkanların başında gelebilecek önemli bir isim. O nedenle tüm yaptıkları için başkanımız Sayın Aziz Yıldırım’a teşekkür ediyorum. Elbette büyük camiamızı, yönetim kurulumuzu, teknik heyet ve sporcularımızı, muhteşem taraftarlarımızı selamlıyorum. Biz büyük bir aileyiz. Dünyanın neresinde olursa olsun Fenerbahçe forması giymiş birini görünce içim kaynıyor o kişiye. Biliyorsun ki ondan zarar gelmez, çok büyük bir ortak yönümüz var o da Fenerbahçeli olmak. Büyük camiamıza saygı ve sevgilerimle.