Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN DR. AHMET ÖZHAN.

“Kapat gözlerini, kimse görmesin / Yalnız benim için bak yeşil yeşil..” Bu efsane Türk Sanat Müziği eseriyle özdeşleşmiş muhteşem bir isim. Yeşilçam’ın en romantik ve cool jönlerinden Türk sinemasının en özgün ve bol ödüllü usta aktörü. Beş kıtada sürekli verdiği konserleri, yankı yaratan CD’leri, İnsan ruhunu mest eden sesiyle kalplere huzur veren muhteşem ilahileri ile Türk halkının kayıtsız kalamadığı Türk Klasik ve Tasavvuf müziğinin en naif ve en önemli üstadı. Global gösteri sanatları için yaratılmış batı sanatçılarımızdan bir ikon. En çokta senfonik süite dönüştürülen müzikal eserlerine hastayız hepimiz. Yüzündeki, gözündeki, sözündeki, özündeki anlam ve bilgi birikimi gün geçtikçe yerini mütevazılığa bırakıyor ve o hiç eskimeyen bir değer olarak karşımızda durmaya devam ediyor. Biz de onu alkışlamaya ve hayran olmaya devam ediyoruz... Aynı zamanda müthiş bir Fenerbahçe aşığı olan T.C. Devlet sanatçımız, Sayın Dr. Ahmet Özhan Hocamızı röportaj Sponsorumuz Dalyan Club Tesislerinde konuk ettik.  

T.C. Devlet Sanatçısı sayın Dr. Ahmet Özhan beyefendi denildiğinde akla neler gelmiyor ki? Sinema sanatı başta olmak üzere, müzikten baleye, resimden edebiyata uzanan sanat kombinasyonunda, kültür olgusunu hayat felsefesi temalarıyla yaşayan, Uluslararası çağdaş sanat kriterleri kapsamında çok boyutlu ve çok derin kültür kaynaklarına eğilen, zamanının önemli bir bölümünü ayırıp, ciddi uğraşlar veren; çağdaş Türkiye sanatının yükselmesi için 47 yıldır sessizce ve büyük titizlikle çalışmalarını sürdüren önemli bir sanat ve düşünce insanı.

1970’li yılların popüler Türk Müziği yorumcusu olarak Türk halkının gönlünde taht kuran, ilerleyen yıllarda plak çalışmalarının yanı sıra sinema filmleri, televizyon dizileri, konserleri, radyo çalışmaları ile çeşitli televizyon kanallarının müzik programlarında yorumcu, programcı ve yönetmen olarak görevleri icra eden ve şöhreti iyi taşıyan müthiş bir Mega Starımız. Fantastik tarzı ve değişime açık tavrıyla sahneler ve televizyon ekranları için yaratılmış, batı sanatçılarımızdan. Türkiye'deki gösteri sanatlarının gelişimine ve yeni yeteneklerin ortaya çıkmasına büyük katkı sağlayan gençleri yetiştirmeye önem veren çok saygın bir eğitmen. 1980’li yılların başından itibaren tasavvuf müziği çalışmaları ile ülkemizde yeni bir akımın da öncüsü olmuş, büyük ölçüde unutulmuş fakat çok zengin bir hazine olan Osmanlı Mistik Müziği ve Türk Tasavvuf Musikisini yeniden hayat bulmuş dünya müziği ile kaynaştıran değerli bir Etnomüzikolog.

Repertuarında etkin olarak Tasavvuf müziği ve şiirlere yer veren ve aynı zamanda çağdaş müzik ile de solist olarak ilgilenen adeta popüler bir Rock sanatçısı betimlemesiyle sahneleri koreografi kabiliyeti ve beden dilini müthiş kullanarak dolduran batılı bir tipleme. Senfonik müzik çalışmalarını doğu ve batı kültürlerinden aldığı daha geniş enstrümantal kurguyla arka plan kullanarak çağdaş ritimler bütünlüğü içinde Klasik Tasavvuf müziğinin sınırlarını genişletmiş ve kendi özgün stilini katarak dünyanın beğenisine sunmuştur.

  

İlahiler ve kasideler içeren albümlerini kayıtlarında her zaman kullandığı enstrümanlar ile birlikte ney, Hind sitarı, Azeri duduk, klasik batı flüt, çello ve arp gibi enstrümanlara da yer vererek farklı müzik geleneklerinden derlediği enstrümanlar ile özgün ve yeni bir kompozisyon ortaya koyuyor.

Bazen otuz kişilik bir orkestra eşliğinde bazen de semazenler ile solo konserlerinde ve müzik festivallerinde icralarını sıklıkla devam ettiren değerli hocamız ve dünya sanatçımız Sayın Özhan; etkinliklerini Türkiye’de, komşu Balkan Devletleri’nde, Fransa, Hollanda ve Almanya’yı içeren Avrupa’da, ayrıca Güney Amerika ve ABD’de gerçekleştirerek; Türkiye’nin adını bir kültür elçisi olarak dünyanın dört bir yanına taşıyıp, rekor sayıda uluslararası ödüller alarak dünya genelinde milyonların sevgilisi, Türkiye’nin ise ulusal gururu olmaya devam etmektedir.  

Bugün onur ve gurur duyduğumuz, tüm insanlığa ait önemli bir Rönesans adamı olan müthiş Fenerbahçeli T.C. Devlet sanatçımız, Sayın Dr. Ahmet Özhan hocamızı, siz değerli taraftarlarımız için; İstanbul’un en köklü ve en prestijli mekânlarından; eğlence ve spor kompleksi “Dalyan Club Tesislerinde” ağırlayıp; Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk. Hakikaten ruh pası silen harika bir söyleşi oldu.

SORU: Sayın Hocam, önce Sinema diyelim; Sinema sanatı; insanın kendisini ve toplumla olan mücadelesini bir beyaz perde aracılığıyla izleyicilere yansıtırken, toplumu ne şekilde eğitmeyi amaçlar, sinemanın topluma eğitsel katkısı nedir?

YANIT:  Sinemaya eğitsel katkı çerçevesinde yaklaşıldığında bunun sosyolojik bir mesele olduğunu görürüz. Evvela ülkenin sosyal durumunu iyi irdelemiş olmak ve dünya konjonktüründe ülkenin pozisyonunu iyi gözlemlemiş olmak lazımdır. Ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda halkın eğitilmesi, farkındalık kazandırılması için sinemanın kullanılması ve çağdaş bir senaryo diliyle dünya ölçeğinin yakalanması gerekir. Hem içeride hem de ülkenin dünya sahnesindeki temsilini gözetmek gerekmektedir. Çağımızda sinema, teknolojik olarak fevkalade ilerlemiş durumdadır. Bu duruma ayak uydurmanın çarelerini bulmak lazımdır.

Meseleye kendi tarafımdan bakacak olursam şunları söyleyebilirim. Bütün dünyada meşhur olmuş müzisyenlere sinema filmi yaptırılır. Bunun sanatsal bir boyuttan ziyade ekonomik bir boyutunun olduğunu söyleyebiliriz. Fakat sinema özelinden değil de dizi özelinden konuşacak olursam, Hacı Arif Bey dizisi ile ben, 80’li yıllarda Hacı Arif Bey eserlerini popüler hâle getirme eğilimini yakalamış biri olarak hâlâ o mutluluğu yaşıyorum. “Vücut İkliminin Sultanı Sensin”, o dizi sayesinde tekrar tanınmış oldu. Çok şükür bugün her platformda söylenen bir şarkı hâline gelmiştir. Değerlerimizi sinemada ve dizilerde ısrarla tekrar edecek olursak, halkımıza ulaştıracak olursak bu değerlerimizi güncellemiş oluruz. Bu açıdan sinemanın topluma eğitsel olarak ciddi bir katkısı olduğunu düşünüyorum.

    

SORU: Şimdi bir paradoksa değinmek istiyorum, bizim, dalga geçtiğimiz Hint sinemasından çok iyi, kaliteli filmler çıkıyor ve dünya sinemalarında vizyona girip Oscar alırken, Ülke sınırları içinde bu kadar güzel işler yapan Türk sinemasının uluslararası arenalarda neden adı bile geçmiyor Hocam?

YANIT:  Hem iç sahada hem dünya ölçeğinde teknik olarak yeteri kadar sanatsal, insani, kreatif ve günün sinema dilini yakalayamayan bir durumdayız. Bu sebeple dünya ölçeğinde yokuz. Bunu ben üzüntü ile gözlüyorum. Çok çalışmak gerek.

SORU: Ve müzik diyoruz,  Müziğin insan yaşamındaki yeri ve kültürün bir parçası olmasında ki önemi nedir?

YANIT: Güzel sanatlar diye meseleye bakacak olursak sinema, tiyatro, müzik ve resim birbirinden çok farklı amaçlar gütmez. Sinema perdede, tiyatro sahnede, kitap ve şiir sayfada, resim tuvalde, fotoğraf makinede görülen bir şey olduğu gibi müzik de melodik olarak hayatı bir çeşit okumadır. O yüzden olmazsa olmaz derecede önemli bir şeydir. Müzik hem ruhi bir estetiktir hem de sosyal, eğitsel ve işlevseldir. Müzik insanlar tarafından tarih boyunca kullanılmış olan bir argümandır.

SORU: Klasik Türk musikisi ile Pre-Klasik Batı Müziği arasındaki benzerlikler nelerdir hocam?

YANIT: Oluştukları dönemlere baktığımız zaman bir tarafta Avrupa tarihi, bir tarafta Şark tarihi olduğunu görürüz. Dünyaca tanınmış çok önemli iki müzikolog vardır. Biri Simon Karas. Diğeri de Albert Schatz. Onun sözü. “Dünya da iki tane klasik musıkî sistemi vardır. Biri Klasik Batı Müziği, diğeri Klasik Türk Müziği.” Bütün Şark’ı coğrafya olarak klasik Türk müziği temsil eder klasizmde. Batı müziği de orta Avrupa’da vardır; Almanya, Avusturya gibi. Tabi ki Rusya’yı da unutmamak lazım. Pyotr İlyiç Çaykovski’yi yok saymak mümkün değildir. Batı klasiği polifonik müzik olarak, çok seli müzik olarak melodi sıkıntısını armoni ile çözmüştür. Halbuki Şark müziği tek sesli müzik gibi görünse de bir tam ses arasında muhteşem bir genişlik vardır. Klasik Türk Müziği de Klasik Batı Müziği de iki farklı inanç ve duruşu simgeleyen müzik türleridir. Bu açıdan ikisi de saygı değerdir.

SORU: Tasavvuf müziğinin tanımı, nasıl doğduğu ve gelişme evrelerini rica etsem?

YANIT: Tasavvuf musikisi sadece müzik olarak irdelenecek bir tür değildir. Tasavvuf müziği Zikrullah’a tatbik edilen bir türdür. Zikrullah’ta Allah’ın Esmâü’l Hüsna dediğimiz isimleri bir takım koreografiler ile (devran, kıyam, sema, semah vb.) musıkî eşliğinde zikredilir. Zikrullah’ın gelişim süreci, sosyalleşmesi ve kurumsallaşması, insanların meşreplerine göre oluşmuştur. Tasavvuf müziği; Efendimiz’in (s.a.v) Medine-i Münevvere’ye teşriflerinde Ensar’ın Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) “Taleal bedru aleyna” diye karşılamasıyla başlamış, tasavvufi hayatın yoğun olarak yaşandığı dönemlerden geçerek, zaman içerisinde günümüze kadar gelmiştir. 1925-26 yıllarından itibaren tasavvuf koreografileri sema haricinde yasaklanmıştır. Ancak bu koreografilerin olmayışı, müziğin olmayacağı anlamı taşımaz. Burada Cenâb-ı Allah’a (c.c) şükrederek söylemek durumundayım ki; 1980’lerin başında Tasavvuf müziği adı altında başlamış olan Ahmet Özhan konserleri yüzlerce arkadaşın emeğiyle birlikte Tasavvuf müziğinin bugünlere gelmesine vesile olmuştur. Bugün Tasavvuf müziği insanların gönüllerini hoş ederek, onların mutlu olduğu ve manevi iklimlerini süslediği bir müzik hâline gelmiştir.

SORU: “Allah'ın adını yüceltmek anlamına gelen” İ'lây-ı kelimetullah”ın Tasavvuf müziği ve ilahilerde ki yeri ve önemini yorumlar mısınız hocam?

YANIT: Allah’ın ismini yüceltmek kimsenin haddi değildir ancak o yüceliği hissedebilmek ve hissedebildiği kadarını açığa çıkararak bu melodik yapılar içerisinde insanlara servis edebilmek söz konusudur. Bir inancın yaşantısında hem koreografi olarak hem düşünsel boyut olarak her zaman tasavvuf musıkîsinin yeri vardır, her zaman da olmalıdır. Allah’ın lütfettiği bir latifliktir, bu nedenle hayatımızda bulunması gerekir.

Tasavvuf musıkîsi dediğimiz zaman aklımıza yalnızca müzik gelmesi doğru değildir.  Meselenin çok önemli kısmı sözel yani nutku şerif kısmıdır. Evliyaullah Hazeratının yaşadıklarını, seyr-i sulûk dediğimiz dervişlik yaşam biçimi safhalarını anlattıkları nutku şerifleri vardır. Bu nutku şeriflerin toplandığı nice divanlar vardır. Bu divanları ilk sayfadan son sayfaya kadar okuduğumuzda bir kişinin kemâle erme sürecini ayan beyan görürüz. Tasavvuf müziği, sözel yapı ve melodik yapının örtüşmesiyle insanın derunundaki Cenâb-ı Hakk gerçeğini şuurlarımıza aksettirir.

  

SORU: Kâinatın musikisi nedir ve bunun farkına nasıl varabiliriz?

YANIT: Kâinatın musıkîsi Sünnetullah denilen işletim sistemidir. Cenâb-ı Hakk, Kur’ân-ı Kerîm’de “Sizin için İslam’ı beğendim” buyurmaktadır. Beğendiği İslam’ı ve kâinatın bütün devinimi olan Sünnetullah musıkîsini, melodisini hissedebilen gönüller Allah’ı tanır, O’nu (c.c) tanıyanlar bu âlemde sonsuz, evvelsiz ve ahirsiz bir hayata adım atarlar. Cenneti her âlemde yaşayan bir kişi hâline gelirler.

SORU: Hocam dilerseniz birde Ezan konusuna değinelim; Bildiğiniz gibi Türk Ezanları makamlı oluyor ve en makamlı ezanları okuyan bir üstadımız olarak; Ezan makamları nelerdir ve hangi ezan hangi makamda okunmalıdır?

YANIT: Ezan makamları günümüzde pek kullanılmıyor maalesef. Ben Haliç Üniversitesi konservatuvarında bu konu ile ilgili bir sertifika programı başlattım ve neticelendi. Ancak bu bir dönemlik bir eğitim programı olarak kaldı ne yazık ki. Oysaki bu nevi programların sürekli olması lazımdır. Bu konuda çalışsan çok genç arkadaşımız var ve çok başarılı olduklarının altını çizmem lazım.

Ezan makamlarıyla ilgili şunları belirtmek gerekir; mesela Sabah ezanı hep Saba makamında okunur. Saba ve sabah kelimelerinin birbirine yakınlığından kaynaklı bir mesele olarak düşünülebilir bu durum. Hâlbuki sabah ezanı vakti bütün mükevvenatın tekrar hayata, yeni bir güne, yeni bir oluşuma hazırlandığı bir vakittir. Saba makamı kendi içerisindeki perde özellikleri ile insanı daha çok dinginliğe, durgunluğa, iç selliğe dönüştürdüğünden dolayı, Sabah ezanı makamı olarak aslında doğru bir tercih değildir. Sabah ezanının Saba makamı yerine Gerdaniye, Hüseyni, Muhayyer gibi insana dinçlik veren makamlar da okunması daha doğru olur. Vaktin insan üzerindeki etkisiyle ilişkili olarak makamları düşündüğümüzde Öğle ezanı Hicaz ya da Uşak makamında okunabilir. İkindi ezanı için Bayati makamı tercih edilebilir. Akşam ezanı için Segâh ya da Rast makamı tercih edilebilir. Yatsı ezanı da bu makamlardan biriyle okunabilir. Bunlar birer estetiktir, inceliktir. Bu incelik ve estetik sadece ezanla sınırlı değildir. Namazları kıldırırken imam efendilerin de cehri vakitlerde bu makamlara itibar etmeleri gerekir. Makamların gök haritasıyla uyum içinde olduğunu unutmamalıyız. İbadetimizi bu şekilde gerçekleştirdiğimiz zaman beyinlerdeki algının, varlığı okumanın, İkra’nın karşılığını vermenin fevkalade birliği ortaya çıkmış olur.

SORU: Sosyalleşmenin yeni yüzü ve yeni nesil iletişimi olan twitter, facebook, Instagram gibi sosyal medyanın sinema, müzik, edebiyat gibi, sanat kültürü eksenindeki kurgusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Sosyal medyanın hukuki platformu tam manasıyla oturmadığı için maalesef bu konularda yeteri kadar olumlu söz söylemek mümkün değildir. Mesela henüz telif konusunda sanat eserlerini koruyucu ve besleyici bir biçim ortaya konamamıştır sosyal medyada. Türkiye’nin çok büyük meseleleri vardır. Bunlardan biri de sosyal medyanın daha etik bir platforma oturtulmasıdır. Ama iletişim itibari ile ulaşım itibari ile sanata da fevkalade faydası dokunduğu kanısındayım. Birtakım ulaşım imkânları ile o anda aklıma gelmeyen veya merak ettiğim bir şeye ulaşabilme kolaylığını da yaşıyorum ama hukuksuz hiçbir şeyin gerçek tadına varılamayacağı konusunda da bir fikir sahibiyim.

SORU: "Okumaya Doyamadım" dediğiniz eserlerinizi özenle seçilmiş ilahileri, Taşkın Sabah'ın müzik yönetmenliğinde modern altyapılarla yeni bir soluk kazandıran ve tüm gönülleri bir araya getiren yıllarca unutulmayacak müthiş bir proje olan son albümünüz “Best of İlahiler ve Düetler” projesi nasıl doğdu? Şarkıların seçimini nasıl yaptınız?

YANIT: İlahi seçimi konusunda o kadar çok malzeme var ki elimde çok fazla zorlanmadım doğrusu. “Best of İlahiler ve Düetler” meselesi daha çok popla ilgilenen genç kesime de birtakım şeyleri dinletebilme, onların da kulaklarına bir frekans yollayabilme, bir sözcüğü taşıyabilme gayreti içerisinde olan bir çalışma programıdır. Burada da bilinmeyen ilahilerden ziyade bilinen ilahileri, onların alıştıkları sound ile onlara servis etmeye gayret ettim. Düetlerde de sevgili arkadaşlarımla birlikte çalıştık. Nasipse şimdi de yoğun bir klip yayını trafiğimiz olacak. “Best of İlahiler ve Düetler” projesinde bütün dava gençlere de kendi alışık oldukları sound da bir şeyleri servis edebilmekti.

  

SORU: Şimdi de biraz popüler magazinsel sorulara ve özele geçelim; 70'lerdeki Ahmet Özhan tarzı ve tavrıyla şu anki arasında büyük farklar var. Kariyerinizi neden böyle yönlendirme gereği hissettiniz hocam?

YANIT: Bu bir gereklilikten ziyade, hayatın akışı içerisinde oluşan bir şey oldu. Kendi zevklerim, kendi inançlarım ve konjonktür beni bu hayata yönlendirdi. Buna parantez içinde kader de diyebiliriz. Ama şartları da göz önünde bulundurmalıyız. Gazinoların hayatını tamamladığı, benim de solo konserlerime başladığım bir dönemdi. İki bölümden oluşan bir konserime küçük bir tasavvuf müziği bölümü koymuştum. Tasavvuf müziği halk tarafından talep gördü ki önceki klasik ve arkasındaki popüler müziği de kapsadı. Tasavvuf müziği alanında hizmet ve ibadet tadıyla 30 yıldan fazladır sürdürdüğüm çalışmalarım oldu. Bu çalışmalarım ilk günkü aşk ve neşeyle hala devam ediyor. Sanatın görevciliğini ve hizmet anlayışını hem Klasik Türk musikisi hem Tasavvuf musikisi icrasında yaşayan mutlu sanatçılardan biriyim.

SORU: Size "Çocukluk aşkım" diyen pek çok kadın hayranınız var; Bu yüzden başınıza ilginç olaylar geliyor mu?

YANIT: Benim için çok şirin anlardır onlar. Aşağı yukarı bütün hanım seyircilerin aynı iltifatlarıyla karşılaşıyorum. “Çocukluğumda size âşıktım” diyorlar. Ben de “sonradan niye vazgeçtiniz” diyorum. Gülüşüyoruz karşılıklı. Samimiyetlerinden zerre kuşkum yok. Benden emin olmaları da beni çok memnun ediyor. Hatta öyle erkek arkadaşlar geliyor ki “Ahmet Bey bizim hanım sizi çok sever, bir imzanızı verirseniz çok sevinir” diyorlar. Beni gururlandıran, gözlerimi yaşartan bir şeydir bu. Demek ki benden eminler. Aslan gibi arkadaşlarım dahi sevgili eşleri için benden resim ve imza isteyebiliyorlar. Bu Allah’a şükredilmesi gereken ve gurur duyulması gereken bir durumdur. Elhamdülillah.

SORU: Maşallah hocam; hem yakışıklı, hem dindar, hem de çapkınsınız; yani kokteyl gibi bir şeysiniz bravo vallahi, bayan hayranlarınızla karşılaşınca ne hissediyorsunuz? Nasıl diyaloglar geçiyor aranızda?

YANIT: Tabi, röportajda böyle durumların da olması lazım diye düşünmüş bu soruları soruyarsunuz, güzel. Onlar benim annelerim, kardeşlerim, çocuklarım durumundadır. Hepsini sevgiyle, muhabbetle karşılıyorum. Onlar da bana sevgi de saygı da hiç kusur etmiyorlar. Yüzümüzü kızartacak bir şey olmadığından dolayı onlarla fevkalade geçim içerisindeyiz.

SORU: İkili ilişkilerde çok dile getirilir ve romantizm aranır hep, siz romantik misiniz hocam?

YANIT: Romantiktim ama İslam’da romantizm yoktur, realizm vardır İslam’da. Mantıkla ve disiplinle yaşayan bir insanım.

SORU: Aşk, hayatınızda nasıl bir yer tutuyor. Aşk ne demek sizin için?

YANIT: Aşk benim için Hz. Muhammed (a.s) demektir, Hz. Mevlana ve buna mümasil kişiler demektir. Eğer onları tanırsanız, onları severseniz her şeyi seversiniz. Her şeye de gereken sevgiyi ve muhabbeti gösterirsiniz.

SORU: Bir kadında aradığınız özellikler ve en tahammül edemediğiniz tutumlar nelerdir?

YANIT: Tahammül edemediğim tutumları hiç söylemeye gerek yok ama aradığım özellikler o kadını yaratan Cenâb-ı Hakk’ın onda aradığı özelliklerden başka bir şey değildir.

SORU: Vazgeçemediğiniz yakışıklılık ritüelleriniz var mı hocam?

YANIT: Hayır, doğal hâlim idare ediyor.

SORU: Karakterinizi hangi renkle tanımlarsınız?

YANIT: Yeşil.

SORU: En büyük hayaliniz?

YANIT: İman ile göçmek.

SORU: Yaşamınız filme alınsa hangi türde olurdu hocam?

YANIT: İlginç olurdu.

SORU: Boş zamanlarınızda yaşam alanlarınız nereler? Duygu olarak beslendiğiniz ülkeler, şehirler ya da semtler var mı?

YANIT: Biz boş zaman lafını kullanmayız çünkü her an bir şey ile meşgul olmak durumundayız. Kitap okuruz, tefekkür ederiz, müzik dinleriz, konser veririz, seyahat ederiz… Arkadaşlarımızla sohbet ederiz. Vücudumuzu dinlendirmek için biraz istirahat ederiz, uyuruz. Müslümanın boş zamanı olmaz. Her anı doludur Müslümanın. Her yönüyle beslendiğim memleketler olarak Medine-i Münevvere, Mekke-i Mükerreme, Kudüs-ü Şerif, Konya, İstanbul, Bursa ve Edirne’yi sayabilirim.

SORU: Ne tür müzikler dinlersiniz? Yerli ya da yabancı olarak hangi şarkıcı için “bu benim adamım” dersiniz?

YANIT:  Klasik müzikleri tercih ederim. Türklerden benim hayran olduğum Alâeddin Yavaşça, Bekir Sıtkı Sezgin. Bekir Beyi kaybettik, Alâeddin Hoca’yı Allah başımızdan eksik etmesin. Yabancı sanatçılardan ise Julio Iglesias’ı takip ederim.

SORU: Damak tadı ve lezzet zevkleriniz nasıl size hitap eden dünya mutfaklarından hangi yemek ve içkileri sever ve önerirsiniz?

YANIT: Yemeğe çok düşkün değilim, temiz olan tüm yemekleri yerim ama baharatlıları midem kabul etmediği için yiyemiyorum.

SORU: Ve şimdide geçiyoruz Fenerbahçe’ye. Nasıl Fenerbahçeli olduk, Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Fenerbahçeli olunmaz, doğulur. Kendimi bildim bileli Fenerbahçeliyim.

SORU: Sayın Dr. Ahmet Özhan perspektifinden Fenerbahçe yorumu desem.. 

YANIT: Bu sıralar bütün Fenerbahçeliler için içimiz buruk ama istikbale güvenle bakmamız lazım. Büyük bir firma, bu firma layık olduğu şekilde temsil edilmeli. O günleri de inşallah en kısa sürede görelim.

SORU: “Hedef 1 Milyon Üye” projesi için taraftarlarımıza mesajınız nedir?

YANIT: Takımını seven üye olsun. Bununla birlikte 1 milyon üyesi olan bir takımın nerelere kadar gidebileceğini düşünsün taraftarımız.

SORU: Bir de Fenerbahçe Dergisi hakkında görüşlerinizi alsak ne dersiniz hoş olmaz mı hocam?

YANIT: Fenerbahçe Dergisi sevdiğim renklerin ve tutuğum takımın bir dili ve bir görselli. Gönül dolusu başarılar diliyorum.

  

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Büyük başkanımızın büyük hizmetleri var. Bu yüzden kendisine teşekkür ediyoruz. Kendisine sağlık ve selamet diliyoruz. Tüm Fenerbahçelilerden ise takımın durumu ne olursa olsun tribünleri doldurmasını rica ediyoruz.