Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN FAZIL SAY.

Absolut Bir Kulak, 4 Haneli Rakamları Çarpacak Üstün Zekâ, Duyduğu Tüm Ezgileri Kaydeden Güçlü Bir Hafıza, Olağanüstü Tanrı Vergisi Yetenekleriyle, “Global Arts & Entertainment” dünyasının yadsınamaz kült ismi. Beş Kıtada Sürekli Verdiği Konserleri Ve Yankı Yaratan CD’leriyle Türkiye’nin Adını Bir Kültür Elçisi Olarak Dünyanın Dört Bir Yanına Taşıdı. Rekor Sayıda Uluslararası Ödüller Alıp, Dünya Genelinde Milyonların Sevgilisi, Türkiye’nin İse Ulusal Gururu Oldu. Tıpkı, İsviçre Çikolatası Ve Bohemya Kristali Gibi Çok Özel Bir Marka. Klasik Batı Müziğinin Piyano Virtüözü, Besteci, Avrupa Birliği tarafından “Kültür Elçisi” unvanıyla onurlandırılan Dünya Sanatçımız, Müthiş Fenerbahçeli İşte Konuğumuz Sayın FAZIL SAY Beyefendi.

  

Bugün onur ve gurur duyduğumuz, tüm insanlığa ait bir sanatçı olan Fazıl Say beyefendi; takvim yaprakları 14 Ocak 1970 yılını gösterirken, edebiyatçı, şair ve yazar bir anne Sayın Gürgün Say hanımefendi ile yazar ve müzikolog eşi Sayın Ahmet Say beyefendinin erek evlatları olarak Ankara’da dünyaya gelir. Üç yaşına geldiğinde flüt çalmaya başlar. İlk çıkarmaya çalıştığı ezgi, babasının plaklarından duyduğu 40.Senfoninin ana temasıdır. Aynı zamanda Obua sanatçısı Ali Kemal Kaya ile ritmik müzikal oyunlar ve işitme alıştırmalarına başlamıştır. Dört yaşında iken Ankara Devlet Konservatuarı Piyano Bölüm Başkanlığı yapan Mithat Fenmen beyefendiden piyano dersleri alır. Mithat Fenmen beyefendinin kendisine uyguladığı müzik eğitim sistemini Fazıl Say “Uçak Notları” kitabında şöyle anlatmaktadır. “Olabilecek en iyi pedagogla başladım piyanoya… Dört yaşındaki bir çocuğa müziği sevdirmek, müziği bir oyun gibi göstermek, fazla çalıştırarak müzikten soğutmamak, ama aynı zamanda hızlı ve tutarlı bir çizgi tutturmak, neresinden bakarsanız bakın büyük hüner. Önce seslerin renklerini öğrenmek, seste “sesin rengini” hissedebilmek, sonra bunlarla bir şeyler anlatmaya yönelmek, doğaçlama yapmak… Dersin ilk bölümü doğaçlamayla başlar, teknik alıştırmalar ve klasik dağar çalışmasıyla devam ederdi. Sonunda ise işitme eğitimi yapardık. Henüz beş yaşındaydım beş sesli akortların seslerini sırasıyla söyleyebilirdim”

  

“Mozart pembe, Georges Bizet kırmızı, Beethoven mavi” Okuma yazma bilmeden takvim yapraklarına çizdiği renk ve şekillerle çalacağı eserlerin adlarını tanıyan küçük öğrencisini çalıştırırken Mithat Fenmen “Piyanoyla hadi anlat bakalım, bugün sokakta neler gördün” dediğinde küçük piyanist trafikteki duyduğu korna seslerini ya da bahçedeki kuş cıvıltılarını piyanosuyla seslendirmiştir… İlkokula başladığı dönemde Mozart ve Haydn sonatlarını ezbere söylemiştir bile...

 

Mithat Fenmen beyefendiden aldığı 8 yılı kapsayan piyano eğitimi süresince küçük Fazıl, piyano, solfej ve teorinin yanı sıra besteciliğe özendirme çalışmaları ve konser podyumlarına ısındırma amaçlı küçük dinletileri sürdürür. 12 yaşına geldiğinde 1982 yılında girdiği, Ankara Devlet Konservatuarı’nın Piyano Bölümü kulak sınavında 7-8 sesli çağdaş müzik akortlarını müthiş icra eder ve seslendirdiği Beethoven Sonat ile olağanüstü müzik yeteneğine sahip olduğunu kanıtlayarak sınav komisyonundaki tüm jürinin ve eğitimcilerin hayranlığını kazanıp seçmeleri büyük başarıyla geçer. 1982 yılında Ankara Devlet Konservatuar’ında uygulanmaya başlanan olağanüstü yetenekli çocukların eğitimi için “Özel Statü” olarak nitelendirilen üstün yeteneklilerin hızlandırılmış yoğun müzik eğitimi programı çerçevesinde piyano bölümüne kabul edilerek eğitimine başlar. Okula başlamasından birkaç ay sonra hocası Mithat Fenmen beyefendi hayatını kaybedince Küçük Fazıl, piyano çalışmalarına bu kezde Prof Kamuran Gündemir Bey ile devam eder. Değerli sanatçımız Sayın Fazıl Say Konservatuar eğitimi süresince Kamuran Gündemir beyefendiyle teknik becerisini geliştiren, stilleri kavratan, disiplinli ve bilinçli bir çalışma temposu içinde yine kitabında şöyle der; “Prof. Gündemir’in öğrencisi olmak büyük şanstı… 12 yaşındaydım iş ciddiye binmişti. Bu yıllarda müziği sindirmek gerekir. Muhiddin’le ben aslında zor öğrencilerdik. Göz, kulak, bellek, matematik, armoni, sezgi ve birazda eleştiri gibi yetilerimiz yüzünden, bizimle uğraşmak zordu… Öğrencisine inanan bir hoca… Hocamız müzikle edebiyat, müzikle resim, müzikle felsefe arasındaki bağlantıları bulup gösterirdi. Çağdaş müzik yapıtlarındaki anlatımları büyüteç altına alıp çözümlemesini, piyanodaki bin bir çeşit pedal kullanımını, renk ve ses, ses rengi… Artık müzik çalışıyordum: Müzikal ifade, tuşe özelliklerine ödünsüz bağlılık… Opus 109 Sonat’taki tonları, gökyüzünün renklerini nasıl seslendirmem gerektiğini, renkleri seslere nasıl dönüştürmem gerektiğini, yerli ve yabancı bestecilerin eserlerini, piyano edebiyatının bütün yapıtlarını yorumlayacak düzeye gelmiştik”

  

Sayın sanatçımız; Konservatuar eğitimi süresince yorum kavrayışı gerektiren yapıtlar üzerinde üst düzey bir değerlendirme ortamı yaratarak kompozisyon eğitiminin temeli olan teknik donanımları olan armoni, kontrpuan, form bilgisi, analiz, enstrümantasyon, orkestrasyon, antik modlar, Türk müziği makamsal ve ritmik sistemleri, caz armonisi, stil araştırmaları gibi müthiş bir alt yapıyla kendisini geliştirir. Çağdaş müzik stiller çalışmasıyla 10 yıllık konservatuar eğitimini 5 yılda bitirir.

 

1987 yılında Konservatuarı bitirdikten sonra Almanya’nın DAAD bursuyla yurtdışı eğitimi almak için Dusseldorf Müzik Akademisi’nde yüksek lisans programına başlar. Artık Sayın Say, Amerikalı piyanist David Levine‘nin öğrencisi olmuştur. “Yaratıcı yorumculuk” tipinin dünyanın önde gelen Mozart ve Schubert yorumcularından olan Levine ile piyano eğitimi süresince “Oda müziği” alanında Berlin’de çok sayıda etkinlik çalışması yapar. 1991 yılında “Konser Piyanisti” diploması alarak mezun olur. Değerli sanatçımız mezuniyet sonrası bir süre Berlin’e yerleşerek profesyonel müzik yaşamına atılır.  Bu dönemde üç piyano konçertosu, şan ve piyano için 25 şarkı, çok sayıda piyano solo eseri besteler konser repertuarının bir kısmını (Haydn, Mozart Konçertoları), 50 adet “Oda Müziği Konser Programı” çıkartır. Aynı zamanda Berlin’de Hochschule der Künste Müzik Okulunda eğitimci olarak çalışmaya başlar.

 

Uluslararası arenalarda çok sayıda “Premier Ödüller” alan değerli sanatçımız Sayın Fazıl Say Beyefendinin Uluslararası ilk başarısı 1991 yılında Avrupa Birliği’nin düzenlediği Avrupa Piyano Yarışmasında kazandığı “Jüri Özel Ödülü”dür. Bu dönemde besteleriyle dikkat çeken sanatçımız Berlin Senfoni Orkestrası’nın sipariş ettiği konçertosunun dünya premierini bu orkestra eşliğinde keman sanatçısı Götz Bernau ile kendisinin de solist olarak katıldığı konserle seslendirmiştir.1991-1994 yılları arasında Almanya’da vermiş olduğu konser ve resitaller üzerine adeta bir kitap oluşturacak kadar çok sayıda dünya basınında yayınlanan yazıları olur. 16 Haziran 1994’te David Levine’in anısına düzenlenen Berlin SFB Radyosunu konser salonunda Berlin Filarmoni Orkestrası’nın eşliğinde Thomas Brandis ve Wolfgang Bottcher ile birlikte sanatçımız Brahms’ın triosunu seslendirir. Bu muhteşem konserin sonunda kendisine hayran kalan Müzik Akademisi Müdürü Annerose Schmidt sanatçımızın kariyerinde dönüm noktası olacak olan Genç Konser Artistleri Avrupa Yarışmasına katılmasını önerir. Takvim yaprakları 6 Eylül 1994 yılını gösterirken değerli sanatçımız Leipzig’te yapılacak yarışmanın Avrupa elemelerine katılır ve kendi bestelediği eseri “Nasrettin Hoca’nın Dansları”ndan 3. ve 4. bölüm, Haydn sonat, Bach “Fransız Suit”inden Allemande ve Liszt Sonatın füg kısmını başarıyla seslendirip büyük övgüler toplayarak “Genç Konser Solistleri Avrupa Yarışması”nı kazanan üç piyanistten birisi olur ve Avrupa elemelerini kazanan üç piyanist aynı yarışmanın dünya finaline girmeye hak kazanır. 15 Ocak 1995 tarihinde New York’ta yapılan “Young Concert Artist” yarışmasına katılan değerli sanatçımız Sayın Say, 500 kişinin katıldığı bu yarışmada jüri üyelerinin hepsinden tam not alarak dünya birinciliğini kazanarak; Radio-France Beracasa Vakıf Ödülü, Paul A. Fish Vakıf Ödülü, Amerikan Vakıflarından “Maurice Clairmont Ödülü”, Boston Metamorphos Orkestrası gibi kuruluşların çok özel “Premier” ödüllerini alır. 1995 yılında kazandığı birincilikler sayesinde müzik kariyerinde büyük bir başarı elde ederek kendi deyimiyle bir “sıçrama” gerçekleştirmiştir. New York’a yerleşerek dünyanın ünlü müzik merkezlerinde, dünyanın önde gelen orkestralarından ve uluslararası Müzik Festivallerin’den aldığı davetlerle sanat etkinliklerine devam eder.

  

Değerli sanatçımız Sayın Fazıl Say’ın 1995’den günümüze kadar uzanan süreçte piyano virtüözü olarak yurtiçi ve yurtdışında sayısız konserleri, resitalleri ve turneleri olmuştur. Sanatsal etkinliklerinin sayıca çok fazla olması nedeniyle konser, resital ve turneleri, konser yaptığı ülkeler, çalıştığı ünlü orkestralar ve katıldığı Uluslararası festivallere şöyle bir göz attığımızda; Avrupa ülkeleri başta olmak üzere Amerika, Kanada, Meksika, Venezüella, Japonya vb dünyanın beş kıtasında konser etkinliklerine devam etmektedir. Yılda yaklaşık 150 konser vermektedir. Sayın Say’ın solist sanatçı olarak sürekli davet edildiği orkestralar arasında New York Filarmoni, Philadelphia, Detroit, Paris, Milano, Prag, St. Petersburg, Münih, Tokyo, Zürich ve Sydney orkestraları yer almaktadır. Katıldığı başlıca Uluslararası Festivaller arasında Salzburg, Seattle, Schleswig-Holstein, Ruhr, Montpellier, La Roque d’Antheron, Menton, Lizbon, Budapeşte, İstanbul ve Montreux Caz Festivali bulunmaktadır.

 

Klasik batı ve çoksesli müzik alanında ülkemizi yurtiçinde ve yurtdışında başarı ile temsil eden değerli sanatçımız ülkemizde orkestra eşlikli birçok konser ve resital vererek hem Anadolu’nun birçok ilinde icracı olarak evrensel çoksesli müziğin tanıtılması ve yaygınlaştırılması için çalışmalarda bulunmuş hem de sosyal sorumluluk projeleri kapsamında yaptığı konserin geliriyle Çağdaş Eğitim Vakfı’nın düzenlediği okuyamayan çocukları okula kazandırmak ve burs bekleyen çocukların eğitimine katkıda bulunmuş ilave olarak özürlü çocuklar için de çok sayıda konserler düzenleyerek onların sağlıklarına kavuşması için ciddi çabalar sarf etmiştir. Bizlerde Türk toplumu ve Fenerbahçe camiası olarak, değerli sanatçımıza katkılarından dolayı özel teşekkürlerimizi iletiyoruz ve iyi ki varsınız Sayın Fazıl SAY Beyefendi diyoruz.

Çağdaş Türk müzik sanatının gelişmesine önemli katkılar sağlayan değerli sanatçımızın kariyer biyografisinde en önemli göze çarpan atraksiyonlarına bir göz attığımızda ise; “Ülkemizde klasik müzik eserlerini popüler müziğin seçkin sanatçılarıyla birlikte “ikili” oluşturarak (Fazıl Say-Sertab Erener,Fazıl Say-Zuhal Olcay) gibi pop-klasik müzik buluşması, Sanatçımızın caz armonisi ve caz stilleri tarzında bestelediği çalışmaları “Paganını Varyasyonlar” ve “Rondo Alla Turca”(1993) eserleri, (Fazıl Say-Mercan Dede) çağdaş müzik-elektronik müzik buluşması, yine (Fazıl Say-Kudsi Ergüner) Caz müziği-Türk müziğinin buluşmasıyla verilen konserler; Pop müziği-klasik müzik birleşmesi, Sertab Erener’le birlikte türküleri çağdaş formda düzenlediği “Halk Türküleri Projesi kapsamında verilen konserler ve bu konserlerden Caz müziği alanındaki çalışmanın 2003 yılında CD kayıtlarını yapılması, Fazıl Say, “Türkiye Yollarında Bir Virtüöz” Projesi  kapsamında Samsun, Edirne, ve Gaziantep başta olmak üzere Adana, Ankara, İstanbul, Kayseri, Niğde, Diyarbakır, Erzurum, Bodrum, Aspendos olmak üzere toplam 12 ili kapsayan konserler verilmesi, söz konusu konserlerin bilet gelirleriyle okullarda sağlık taraması yapılması, ilave bir başka sosyal sorumluluk projesi kapsamında yapılan konserlerde sanatçımız okullarda klasik müzik öğrencileriyle “atölye çalışması” yaparak her ilin kendine özgü türkülerini klasik müzik formunda çalarak çoksesli müziğin tanıtımı ve geniş kitlelere duyurulmasının sağlanması, Çoksesli müziği sevdirmek amacı ile başladığı “İstanbul Okullarında 1000 Konser” Projesi kapsamında ilkokul ve liselerde yapılan etkinliklerde; çocukların ve gençlerin kulaklarını klasik müziğe alıştırmak amacıyla enstrümanları, bestecileri ve müzik alanındaki seçkin eserleri tanıtan konserler vermiştir.

 

Değerli sanatçımız Sayın Fazıl Say beyefendinin piyano virtüözlüğünün yanı sıra beste çalışmaları da olmuştur: “İpek yolu” adlı ikinci piyano konçertosu, “English Chamber Orchestra”, “Moskova Virtüözleri” gibi oda orkestralarının yanı sıra, birçok yabancı orkestra tarafından seslendirilmiştir. Fransız Ulusal Orkestrası’nın siparişi üzerine yazdığı yeni konçertosunun dünya premieri ise 2002 yılında Paris’te Kurt Masur yönetimindeki bu orkestra tarafından yapılmıştır. Ülkemizde ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın siparişi üzerine 2001 yılında “Türk Bestecilerinin Eser Üretimine Teşfik Projesi” kapsamında “Nazım” isimli destansı eseri hazırlamıştır. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Kültür Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu, TRT Radyosu Çoksesli Korosu ile birlikte Şef Naci Özgüç yönetiminde İstanbul, Ankara’da konserler vermişlerdir. Nazım adlı eserinin ikinci kaydı Bilkent Senfoni Orkestrası, eşliğinde 2002 yılında şef İbrahim Yazıcı yönetiminde Kültür Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu ile birlikte İstanbul, Ankara, İzmir (Efes), Antalya (Aspendos) da sergilenmiştir. Eserin aynı zamanda CD kayıtları (2001/2002) yapılmıştır. İkinci projesi “Metin Altıok Ağıtı”, Oda Orkestrası ve Kültür Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu ile birlikte, şef İbrahim Yazıcı yönetiminde, İstanbul’da dünya premieri yapılmıştır. Eserin CD kaydı da yapılmıştır.

 

Sayın Fazıl Say’ın yurtdışında yaptığı beste çalışmaları ise; Warner-Teldec için ürettiği Mozart, Bach, Gershwin, Stravinski CD’leri “bestseller” olmasının yanı sıra, Almanya, Fransa ve Avusturya’da “Yılın CD’si” ödülünü almıştır. Ayrıca 13 ödüle daha layık görülmüştür. Dünyanın önemli şirketlerinden Colombia sanatçımızın konser menajerliğini yapmaktadır. Warner-Teldec şirketleri sanatçımızın birçok eserinin CD kaydını yapmıştır.1998’de ürettiği Mozart/Fazıl Say, 1999’ yılında Bach/Fazıl Say CD’leri Fransa’da liste başı olmuştur.1999 yılında ise Teldec firmasının ürettiği Kurt Mansur yönetimindeki New York Filarmoni Orkestrası ile verdiği konserden yapılan kayıt,”Gershwin/Fazıl Say” CD kaydı dünya müzik piyasasında liste birinciliğine oturmuştur. Sanatçı son CD’sinde, Tchaikovsky’nin Piyano Konçertosu ve Liszt’in Si Minör Sonat’ını seslendirmiştir

 

Bitmedi dahası var. Dünyanın başlıca müzik dergileri olan Diapason, Repertoire ve Rondo, sanatçımızı kapak konusu yapmış, günümüze kadar dış basında Fazıl Say hakkında 600′den fazla yazı yayımlanmıştır. 2 Ekim 2003 tarihinde “Fazıl Say Fotoğrafları” sergisi açılmıştır. Kendisi için üretilen Bösendorfer marka “bilgisayara endeksli” konser piyanosu ile tek başına dört el seslendirmesini uygulayan piyanistimiz, bu projeyle bir dünya turnesi gerçekleştirmiştir. Milliyet gazetesinde 50 haftalık müzik makalesi yazmıştır. 1999 yılında “Uçak Notları” adlı kitabını yayımlamıştır.

 

1995 yılından günümüze uzanan süreç içinde tırmanışını sürdüren Sayın Fazıl Say, Fransa ağırlıkta olmak üzere Avrupa ülkelerinde ve beş kıtada etkinliklerini sürdürmekte, günümüzün önde gelen şef ve orkestralarının eşliğinde konserler vermekte, ünlü salonlarda resitaller sunmaktadır. Besteciliği üzerine öncelikle söylenmesi gereken, yazdığı piyano yapıtlarını daha sonra orkestra yapıtlarına dönüştürmesidir. Bu nedenle konçertolarının sayısı giderek artmaktadır.

 

2007 yılında Fenerbahçe Spor Kulübünün 100. Yıl kutlamalarına yapmış olduğu sonsuzluğa kadar yaşayacak muhteşem bir “Fenerbahçe Senfonisi” bestelemiş ve bu senfoni ilk defa bir Türk kulübünün senfonisi olarak tarihe geçmiştir.

 

Uluslararası çağdaş sanat çizgilerini yakalayabilmek açısından çok boyutlu ve çok derin kültür kaynaklarına eğilen, zamanının önemli bir bölümünü ayırıp, ciddi uğraşlar vererek çağdaş Türkiye sanatının yükselmesi için yaklaşık 35 yıldır büyük titizlikle sürdürdüğü çalışmalarıyla beş kıtada sürekli verdiği konserleri ve yankı yaratan CD’leriyle bütün dünyada aranan “Global Arts & Entertainment” dünyasının yadsınamaz kült ismi olan, 2008 yılında Avrupa Birliği tarafından Kültür Elçisi unvanıyla onurlandırılıp, Doğu ve Batı kültürleri arasında yeni bir köprü misyonu üstlenen Klasik Batı Müziğinin piyano virtüözü ve bestecisi, Dünya sanatçımız Sayın Fazıl SAY beyefendiyi kutluyor, Fenerbahçe dergi röportajımızı kabul ederek “Akademik Vizyon’a konuk olduğu için sayın şahsına özel teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz.

SORU: Sayın Fazıl Bey, sanat sosyolojisinin sınırları tam olarak çizilmemiş ve tanımlanmamışsa da yinede bu sosyolojinin içinde müzik felsefesi ve estetiğini nasıl tanımlıyorsunuz?

YANIT: Her toplumun sanata, felsefeye bakış açısını içeren farklı bir kültürel yapısı vardır. Müzik felsefesi, müzik alanında düşünmeye katkı sağlar ve müziğin ontolojik boyutunda, yaratma sürecine yönelik düşünme edimidir. Böylece düşünce ve beğeni ortaya çıkarak müzik estetiğini oluşturur. Müzik estetiği ise, güzellik yargısına katkıda bulunarak, beğenilerimizin biçimlenmesini kolaylaştırır. Müzik estetiği bir bakıma var olan eserlerin içerik ve yapısına yönelik güzeli arama, oluşturma çabasıdır. Müzik, evrensel bir dildir. Dünyanın neresinde olursanız olun, hüzünlü bir şey her yerde hüzünlüdür aynı şekilde neşe içerikli olgularda aynıdır. Çünkü insanlığın sahip olduğu ortak dil müziktir. Bu ortak dili de en iyi şekilde konuşanlar, dünyanın her yerinde tanınabiliyor diye düşünüyorum.

SORU: Ulusal kültürümüzden yola çıkarak evrensel sanata ulaşmak ve katkıda bulunmak için gerçek sanatçının görevi ve hedefleri ne olmalıdır?

YANIT: Bence bir sanatçı her zaman için kendi ülkesinin motiflerini taşımalıdır. Bu bağlamda sanatçının misyonu; örneğin, İstanbul’u veya Fenerbahçe’yi bütün dünyaya tanıtmak ya da Türk eserlerini, besteleri, şiirleri ve şairlerini hem dünyaya hem de Türkiye’ye tanıtmak olmalıdır. Tüm bunların dışında sanatçı, aynı zamanda birde sorumluluk görevi üstlenmiştir.  Ülkesinin sorumluluğunu da taşımak sanatçıya ait önemli bir özellik olmalıdır.

SORU: Sayın Fazıl Bey; Siz tam bir “Klasik Müzik” adamısınız. Klasik müzikle yaşıyor, onunla besleniyor, sanat hayatına da o pencereden  bakıyor, her şeyi o gözle yorumluyorsunuz. Piyano virtüözü ve besteci gibi çok görkemli sanatları ulusal ve uluslar arası arenalarda müthiş icra ediyor ve dün olduğu gibi bugünde ülkemizin ulusal gururu olmaya devam ediyorsunuz. Müziğe olan ilginizin çok küçük yaşlarda başladığı, dört yaşına geldiğinizde olağandışı müzik yeteneğiz, “Absolut” kulağınız, duyduğunuz her parçayı anında ve eksiksiz olarak piyanoya aktarabilme yeteneğiz tüm dünyaca biliniyor. Avrupa kökenli bir müzik türü olan, Klasik Batı Müziği eserlerini bir Türk piyano virtüözü olarak yorumlamak sizde nasıl bir duygu yaratıyor?

YANIT: Klasik Batı Müziği bestecileri Ludwig van Beethoven, Wolfgang Amadeus Mozart, Frédéric Chopin gibi besteciler, dünyanın her yerindeki sanatçılar tarafından yorumlanıyor olabilir. Biz de içinde bulunduğumuz, yaşadığımız ülkenin duygularını da esere katarak yorumluyoruz. Elbette güzel duygular bunlar.

 

SORU: Müzisyen ile enstrüman arasında nasıl bir ilişki vardır?

YANIT: Aslında enstrüman ile sanatçı arasındaki ilişki ömür boyu süregelen bir şeydir. Sanatçının hayat tarzıdır, enstrümanıyla yaşamak. Bizler bu şekilde kendimizi ifade ediyoruz.

 

SORU: Aidiyet duygusu icra etmede ne kadar önem taşımaktadır? Örneğin; diyelim ki, yurtdışında bir konser vereceksiniz. Piyanonuzu yanınızda götürmeniz ise zaten olanaksız. Konser öncesi sahnedeki enstrüman ile aranızda nasıl bir ritüel olur?

YANIT: Dünyanın çeşitli yerlerinde, bir yıl içinde 150-200 kadar konserim oluyor. Her gittiğimiz yerde farklı bir enstrüman oluyor. Bu konuda haklısınız. Bu enstrümana alışmak nereden bakarsanız bakın, 3-4 saat sürer. Üzerinde prova yapmanız ve onu kabullenmeniz gerekiyor. Böyle yapmak da bizlerin prosedürü oluyor aslında.

 

SORU: Piyanoda tercih ettiğiniz markalar hangileridir?

YANIT: Bir tercih olarak şu ve ya bu marka demek doğru olmaz. Nitekim söz konusu enstrümanlar ağaçtan olduğu için bulunduğu ortam da onun çıkaracağı sese etki edebiliyor. Enstrüman ayrı bir kişiliktir.

 

SORU: Klasik Batı müziğine olan Ülkesel kültür farkını değerlendirmek amacıyla, Yurt dışında vermiş olduğunuz konserlerde yaşanan atmosfer ve izleyici tepkileri ile ülkemizdeki konumu kıyaslayabilir misiniz?

YANIT:  Klasik Batı Müziği’ne yurt dışında şüphesiz çok yoğun ilgiler söz konusudur. Bütün konserlerimizde boş yer olmuyor. Söz konusu ilgileri Türkiye’de görmekte mümkün.  Buradaki konserlerimiz de doluyor ve biletler aylar öncesinden bitiyor. Tabii bu pozitif nitelikli olgular sanatçı olarak bizi memnun eden ve sevindiren güzel olgular.

SORU: Osmanlı’nın 19. yüzyılda Klasik Batı Müziği etkinlikleri gibi bir geleneği vardı. İstanbul ve İzmir’de operalar olurdu ve o nedenle Türkiye söz konusu müziği biliyor ve ona gerekli değeri veriyor düşüncesindeyim ancak Türkiye haricinde ki İslam dünyasının Klasik Batı Müziğine bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz? Klasik Batı Müziği bu coğrafyalarda hak ettiği değeri yeterince bulabiliyor mu?

YANIT: Öncelikle Türkiye diyelim; Çünkü Türkiye, çok farklı bir ülke. Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk gibi önemli bir kimliği, şahsiyeti görmüş bir ülke olduğu için farklıdır. Atatürk’ün ilkelerinden biridir; “Türkiye’nin her alanda dünya yarışında olması”. Bu nedenle Türkiye, müzik olgusunda diğer Orta Doğu ülkelerine oranla çok daha ileri seviyelere yön kırıyor. Orta Doğu’daki ilgi ya da bakış açısına gelecek olursak da, Orta Doğu’da Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere gittim ancak bu orada yaşayan yabancılara özel olarak gerçekleşen bir şey gibi. Yerel halktan katılım sayısı yok denecek kadar az. Türkiye’de ise Türk halkının ilgi gösterdiği bir tercih. Tabii bu da çok özel bir durum, ciddi bir uygarlık göstergesi ve kültür birikimini ön plana çıkartıyor.

 

SORU: Klasik batı müziğinin dünyaca ünlü piyano virtüözü olarak kulübümüzün 100. Yıl kutlama organizasyonunda gönül verdiğiniz renklerle birlikte sonsuzluğa kadar yaşayacak muhteşem bir “Fenerbahçe Senfonisi” bestelediniz. Bu senfoni ilk defa bir Türk kulübünün senfonisi olarak tarihe geçti. Böylesine muhteşem bir yapıt kimin aklına geldi, nasıl hazırlandı kısaca hikâyesini rica edelim.

 

YANIT: 2007 yılında, Fenerbahçe’mizin 100. yıl kutlama organizasyonları çerçevesinde ilk kez Lütfi Kırdar Kongre Salonu’nda çaldık. Bu eser için de 200 tane seslendirici gerekiyor. Bu eser 200 kişilik bir koronun ya da grubun seslendirdiği bir eserdir. Ben ve Sayın Başkan Aziz Yıldırım beyefendi, bu eserin olmasını çok istedik. Bütün projeyi beraber üstlendik.

 

SORU: Dilerseniz birazda kitaplar üzerinde değerli görüşlerinizi almak istiyorum. Avrupa ve Türkiye’nin tirajı yüksek gazetelerinde uzun süreçli müzik içerikli makaleler yazdınız,  1999 yılında “Uçak Notları” adlı popüler birde kitabınız yayımlandı. Kitap yazarlarında neler dikkatinizi çekiyor?

 

YANIT: Ben her zaman kendi anılarımı ve değerlendirmelerimi yazdım. Yazma işini 25’li yaşlarda üstlendim. Bugüne kadar iki tane kitabım yayınlandı. Ancak müzisyen kimliğimin dışında bu kitapların varlığı bir anıların toplamı denebilir. . Okuyuculuğun profesyonel bir iş olduğunu düşünürüm ve ben de profesyonel bir okuyucuyum. Herhangi bir yazarın bende nasıl bir ufuk açtığını söyleyemem ama iyi ki okuma merakım var, iyi ki insanlar kitap okuyorlar ve bu kadar zengin dünya görüşü olan insanın ruhuna dokunmasını bilen insanlarla arkadaş oluyorlar. Bir kitap okumak o yazarla arkadaş olmaktır. Baş başa oturuyorsun Örneğin; Yaşar Kemal ile baş başa oluyorsun, Orhan Pamuk ile, baş başa oturuyorsun Tolstoy,  Çehov, Dostoyevski, ve Honore De Balzac ile bütün bunlar senin arkadaşların ve evindeler. Alıyorsun, oturuyorsun onlarla söyleşiyorsun ve yazıyor, sana sesleniyor o adamlar. Kitabın böyle büyülü bir yanı var. Onun için okumadan dünyadan göçmek, derin dostluklar edinememektir. O yazarların hepsi bizim yakın arkadaşlarımız olurlar ve bu çok önemli olgulardır. İnsana vizyon verir, heyecan verir, kendisi ve dünya ile barışmasını sağlar.

SORU: Türkiye’deki kitap dünyasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ülkemizde kitap okunması ve satılması konusunda görüşleriniz nedir?

YANIT: Türkiye’nin çok iyi edebiyatçıları, şairleri, romancıları var. İsimlerini dünya edebiyat literatürüne yazdırmış çok özel insanlar ve isimler söz konusu. Tabii bunlar daha fazla okunabilir, bilinebilirlikleri arttırılabilir.

 

SORU: Sosyal sorumluluk projelerine gönüllü olduğunuzu, Moda, Edebiyat, Felsefeye olan düşkünlüğünüzü biliyorum. Kültür ve sanatın zaten hep içindesiniz. Dilerseniz birazda bunların dışına çıkıp Fenerbahçe’ye geçelim. Ve Nasıl Fenerbahçeli oldunuz? Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Ben, kendimi bildim bileli; Fenerbahçeliyim. Ailemde de Fenerbahçelilik var. Ben de fanatik bir Fenerbahçeliyimdir. Bundan daha güzel bir duygu ne olabilir ki?

SORU: Henüz daha erken ama 2013/2014 sezonda Fenerbahçe’nin şampiyonluk şansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Bu röportaj tarihini baz alırsak; 9 hafta kaldı ve 8 puan öndeyiz. Muhtemelen şampiyonluk geldi gibi bir şey diyebilirim. Büyük bir sürpriz, olağanüstü bir durum olmazsa ya da yeni bir Bizans senaryosu olmazsa Fenerbahçe 2013-2014 sezonunun şampiyonudur.  

SORU: Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

YANIT: Bizler Fenerbahçe taraftarı olarak, Fenerbahçe’ye yapılan haksızlıkların sonlanmasını ve bitmesini istiyoruz. Her şekilde adalet istiyoruz. Fenerbahçe’mizin Avrupa arenasında mücadele ederek, Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olmasını diliyorum. Sporun en iyi şekilde temsil edilmesi gerektiğini istiyoruz. Büyük camiamızı, değerli başkanımız Sayın Aziz Yıldırım beyefendi ve yönetim kurulumuzu, teknik heyet ve sporcularımızı, büyük sivil toplum örgütü ve müthiş stratejik güç olan harika taraftarlarımızı selamlıyor, herkese sağlık, mutluluk, başarılar diliyorum. Sevgiler.