Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN FETTAH CAN.

Romantik şarkıların prensi. Popülaritesi çok yüksek olan genç, yakışıklı, karizmatik bir sanatçı, Türk şarkı söz yazarı, besteci, yorumcu, Klasik Türk Müziğinin gitar ve piyano virtüözü, modern müziğin filozofu ve duygu adamı. Milyonlarla ifade edilen genç neslin olmazsa olmazı, onların biricik sevgilisi. Kimseyle arasına mesafe koymadan yaşıyor. Adı Fettah; Allah'ın 99 isminden biri. “Karmaşıklıkları çözen, kapılar açan” demekmiş. O, kapıları şarkılarıyla, beste ve güfteleriyle delip geçiyor. Konser vermediği şehir adeta yok. Nereye gitseniz karşınıza çıkıyor. Bazen görkemli, çok şık ve pahalı gece kulüplerinde, bazen küçük bir sahil kasabasında ya da plajda, hatta bir genç kızın telefonunda, radyolarda, Televizyon ekranlarında... Şarkıları herkesin dilinde. Bugüne kadar pek çok kişiye beste yapmış. 300'e yakın şarkı sözü yazmış. Murat Boz'dan Gülben Ergen'e Hande Yener’den Sibel Can'a, Sezen Aksu ve daha nicelerine. Aynı zamanda müthiş bir Fenerbahçe aşığı “One of Us” yani bizden biri İşte Fettah Can beyefendi.

  

Değerli Sanatçımızın muhteşem biyografisini şöyle bir hatırladığımızda;

Fettah Can beyefendi; takvim yaprakları 12 Ekim 1975 tarihini gösterirken Bursa’nın Karacabey ilçesinde yaşayan Arnavut orijinli göçmen bir ailenin anne Fahriye Hanım ve baba Necati beyefendinin erkek evladı olarak dünyaya gelir. Değerli sanatçımızın müzik macerası henüz anne karnındayken başlar. Annesinin anlattığına göre; “Fettah doğduğunda öyle güzel çığlıklar atıyormuş ki, doğum ebesi bile, kesin günün birinde bu çocuk sarkıcı olacak demekten kendini alamamış.” Çocukluk yılları annesinin memleketi olan İnegöl’de mütevazı bir hayat ve mutluluk içinde geçen küçük Fettah’ın daha ilkokul çağlarında sesinin güzel olduğu eş dost çevresinde kabul görür. Çocuğa müzik eğitimi verilmesi gerektiği konusunda fikir birliğine varılır. Ancak küçük Fettah müzikten uzak birisidir. Sadece babasının Arnavutça söylediği şarkıları dinlemekle yetinip müziği hiç düşünmez bile. Ancak onda Necati Bey isminde öyle bir kararlı baba vardır ki akıllara zarar. Hani “mahalle baskısı” diye bir kavram vardır ya, işte benzeri baskıyı Necati Bey, oğlu Fettah üzerinde aynen kurgular. Ondaki yeteneğini keşfeden baba Necati Bey; “Ya hiç okumazsın, ya da Konservatuara gidersin, eğer Konservatuara gitmezsen eve gelme ” deyince değerli sanatçımızın başka seçeneği kalmaz ve el mahkûm tutar Konservatuar’ın yollarını. Genç Fettah mütevazılığı, naifliği ve birazda utangaçlığı içinde gizliden gizliye başlar sınavlara çalışmaya. Aslında o kadar çok utangaçtır ki toplum içinde şarkı söylemekten hep kaçar. Kimselerin göremeyeceği ıssız yerlerde özelliklede Apartman boşluğunda şarkılar söyleyerek sınavlara hazırlanır. Sınavda 300 kişi içinden ikinci olarak Bursa Belediye Konservatuarı Türk Müziği bölümünü kazanır. Konservatuar’a bir girer, pir girer bir daha oradan çıkmayan bir adam haline döner. Değerli sanatçımızın müzik yaşamı ve kariyeri de böylece başlamış olur. 17 yaşında ilk şarkısını besteler ve şarkı Ömer Danış'ın “Köyümün Yağmurları” albümünde yer alır. Yazdığı şarkıyı birinin okuması sanatçımızın hoşuna gider ve yaptığı iş bir anda şarkı söz yazarlığına dönüşür. Konservatuar’da şan derslerinin yanı sıra bir yandan da ud, gitar ve piyano çalar. Şarkı sözleri yazıp besteler yaparak adeta bugünkü ölümsüz eserlerinin sinyallerine daha o günlerden göz kırpar. Dört yıllık Konservatuar süreci sonrası iki yıl kadar da İstanbul Teknik Üniversitesi Bölüm Başkanı Sayın Nail Yavuzoğlu beyefendiden şan, işitme, kompozisyon, nota dersleri alır. Akademik hayatı, özel kurslar, eh birde içindeki Arnavut mayası birleşince gayet zarif ve naif parçalar içerikli farklı lezzete eserler üretir.

 

Müzik alanında daha etkili işler yapabilmek adına İstanbul'a yerleşen Fettah Can, ilk olarak Emel Müftüoğlu'na verdiği “Ara, Ara” isimli şarkısıyla ses getirir. Bursa'dan müzisyen arkadaşı Alper Narman ile birlikte Hande Yener'in 2002 yılında yayınlanan “Sen Yoluna, Ben Yoluma” isimli albümüne 11 şarkı birden yazarlar. Bu Albümün başarısının ardından Levent Yüksel, Gülben Ergen, Sibel Can, Murat Boz gibi marka isimlerle çalışmaya başlar. Gülben Ergen'in kendi ismini taşıyan 2006 tarihli albümünde söz ve müziği Fettah Can ve Alper Narman'a ait olan “Yalnızlık” şarkısında vokal yapması kendi albümünü çıkarması konusunda Fettah Can'ı düşündürmeye başlar ve ufkunu açar. Gülben Ergen’e verdiği bu şarkısında kendi sesini kullanmaları ise sanatçımızın kararında tam etkili olur. Ve Ergen, bir açıkhava konserinde onu sahneyi çağırır. Şarkıyı birlikte söylerler, insanların yine dinlemek istemeleri, olumlu tepkileri sanatçımızı bu yolda daha da kamçılar ve yorumculuk serüveni de böyle başlar. Bu oluşum Fettah beyde Antuan Şoriz’in genç dimağlara açık prodüksiyon mantığı bulma imkanını da beraberinde getirir. Özellikle 2010 yılının Temmuz ayında çıkardığı “Hazine” isimli ilk albümünde ilk klipler “Hazine ve Kahpe Diller” isimli şarkılara çekilir. Albüm listelerde üst sıralara yükselir ve seri üretim görüntüsü sağlayan sanatçımız kitlelerle en doğru iletişimi kurabilmek için türler arası harika bir rota izler. Aynı yıl, değerli sanatçımız Sayın Fettah Can beyefendi, ünlü Yunan şarkıcı Giorgos Mazonakis'in “Ta Isia Anapoda” albümüne üç bestesini daha verir. Albüm Yunanistan müzik listelerinde üst sıralara çıkar ve sanatçımıza Yunanistan'da Platin Plak Ödülü verilir. Değerli sanatçımızın yadsınamaz bu besteleri adeta Operet eserleri ile Anadolu Pop sınıflandırması altında kendini yeniden üretir ve senfonik rock ve rock opera tarzında olan yapıtları başlar. 2011 yılının Mayıs ayında “Sana Affetmek Yakışır” isimli teklisini çıkaran sanatçımız Kasım 2011'de “Boş Bardak” isimli teklisini de piyasaya sürerken Fettah Beyin, müziğine Anadolu Pop çerçevesinden çokta uzak olmayan “yerlilik” bağlamında bakıldığında sanatçının Klasik Türk Müziği kapsamında da getirdiği özgün bir yaklaşım ve yorum farkı olduğu görülür. 19 Mart 2012'de “Aklımda Kalanlar” ve 12 Eylül 2013 yılında ise “Yalanlar Cumhuriyeti” adlı albümlerinden oluşan Diskografisiyle; Müzik piyasasındaki kariyerinde müthiş çıkış yaparken, özellikle daha önce Işın Karaca'nın seslendirdiği "Mandalinalar" şarkısı ile beğeni kazandığı eseri, birebir bu türün ürünlerini de döneminin popüler müzik eğilimlerine uygun olarak yorumlamaya açık olduğunu göstermiştir. Özetle, değerli sanatçımız Fettah Bey, dünyada Tom Jones, Elvis Presley örneklerinde olduğu gibi günümüz popüler müzik kapsamında olabilecek her türlü işi içerecek yorumlama çerçevesine, anlayış ve kapasiteye sahip değerli bir yorumcu ve müzik adamımızdır.

  

Değerli sanatçımız 20 yıllık müzik yaşamı boyunca bugüne kadar yaptığı ve her biri kendi dönemlerinin hit şarkılarını içererek satış rekorları kırdığı CD’lerini içeren çok sayıda albümlerine Eylül 2013 yılında aşka özlem duyan hayranları için gayet zarif ve naif slow parçalar içerikli, Yalanlar Cumhuriyeti isimli en son ve muhteşem albümünü Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle çıkartmıştır. Değerli sanatçının müziğe karşı tükenmez tutkusuyla hazırladığı albüm, sound bütünlüğü olan bir çalışmayla piyasalara damgasını hemen şimdilerden vurmaya başlamıştır.

Sayın Fettah Can beyefendinin bireysel Sublimasyona baktığımızda; Başkalarına boyun eğmek onun için yabancı bir kavram. Son derece yaratıcı ve yetenekli, düşüncelerini bir an evvel yaşama geçirmek ve gerçekleştirmek için gerekli olan mücadeleci ruh onda kusursuz olarak mevcut. Son derece sempatik, zeki, karizmatik, güler yüzlü hoş ve espritüel, kendine özgü müthiş korteks kullanımı, stratejist özelliği, mert ve delikanlı duruşu, dobra, dobra oluşu, aynı zamanda sevgi dolu mangal gibi yüreğiyle günümüz Türk Pop Müziğinin önemli bir ikonu. Çağdaş Türkiye sanatının yükselmesi için büyük titizlikle sürdürdüğü çalışmalarından ve elde ettiği ulusal ve uluslar arası başarılarından dolayı; Fenerbahçe Dergisi olarak değerli sanatçımız Sayın Fettah Can beyefendiyi kutluyor, röportaj teklifimizi kabul ettiği için sayın şahsına teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz. 

  

SORU: Sayın Fettah Bey; sizden öncelikle müziğin tanımını rica edelim, İlave olarak müziği evrensel bir sanat yapan ana tema nedir?

YANIT: Müzik; en genel tanımı ile bir sesin biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış hâlidir. Başka bir deyişle de müzik, sesin ve sessizliğin belirli bir zaman aralığında ifade edildiği sanatsal bir formdur. Müzik aslında başka bir dildir. Kendine ait kelimeleri, sözcükleri olan ve biraz da ilahi olduğunu düşündüğüm bir bilim dalıdır.  Müzik dediğimizde, sonsuz denklemi olan, değişen iki notasıyla şarkının bambaşka bir formata dönüşebildiği dünyadaki herkesin ortak olarak kullanabildiği evrensel bir dildir. Müziği evrensel bir sanat yapan ana tema ise; teknik açıdan yorumlarsak dünyanın neresine giderseniz gidin, müzikte notaların oluşturduğu gam dizisinin başlangıcına yani “4 çizgi 5 aralık” arasına alttan ikinciye sıraya konulan sol anahtarıdır. Toplumsal açıdan yorumlarsak eserlerin etnik ve kültürel değerleridir diyebiliriz.

SORU: Takdir edersiniz ki, Müzik, Felsefe ve Estetikten oluşan sanat kombinasyonunu, toplum yapısı içinde birbirinden bağımsız olarak düşünemiyoruz, çünkü buna en güzel örnek sanat kavramının kendisi oluyor. Her ne kadar, sanat sosyolojisinin sınırları tam olarak çizilmemiş ve tanımlanmamışsa da yinede bu sosyolojinin içinde müzik felsefesi ve estetiğini nasıl tanımlıyorsunuz?

YANIT: Müzik felsefi olarak ilk ortaya çıktığı zaman ilahi anlamda söylendiği bilinmektedir. Bu olguyu güzel bir örnekle desteklediğimizde, Meksika’da bir rahip insanların üzüntü anlamında karışık ve anlaşılmaz sözleri daha anlamlı bir hale getirebileceğini keşfediyor. Zamanla da insanlar bir arada daha güzel bir şekilde aynı şeyi söylemeye başlıyorlar. Müziği evrensel yapan aslında içinde barındırdığı bu sonsuzluk oluyor sonraki süreçlerde her kültür grupları ve toplumlar başka enstrümanlar keşfediliyor ve şarkılar söyleniyor. Müziğin estetik yanı ise her toplumun kendi duygularını tarifinde kendi müzikal değerlerini ortaya çıkarması önemli bir rol oynar. Örneğin, Anadolu’ya baktığımızda farklı kültürler ve o kültürlerin sanatımıza kazandırdığı farklı enstrümanlar görülmektedir. Şunu da söylemek isterim, Klasik Türk Müziği olarak çok farklı bir yerdeyiz, çünkü dünya bir notayı ikiye bölerken, biz dokuza bölüyoruz ve onu duyuyoruz. Bu bağlamda müziğimizin estetik yanının çok fazla olduğunu söyleyebilirim.

SORU: İnsan ve kültür ilişkisini insanın yaşadığı, işlediği ve kullandığı her şeyi kültürün bir parçası olarak yorumladığımızda, sizce müziğin insan yaşamındaki yeri ve kültürün bir parçası olmasında ki önemi nedir?

YANIT: Bence müzik insanın olmazsa olmazlarından bir tanesidir. Her türlü duyguyu anlatabileceğini bir dildir müzik. Örneğin, çok mutlu olduğunuzda bunu bir şarkıyla da pekiştirebilirsiniz. Aynı şekilde çok öfkeli olduğunuzda da bunu bir başka melodi ya da müzikle anlatabilirsiniz. Kitleleri harekete geçiren bir güçtür müzik ve yokluğu insanların daha karamsar olmasını sağlayacak bir objedir. Bu nedenle müziğin var olması ve gelişiyor olması insan sağlığı açısından da çok önemli bir olgudur. Bir kültür öğesi olarak müzik, içinde oluşup biçimlendiği kültürün (yaşama biçiminin) özelliklerini taşır. Hem bireysel hem de toplumsal kültürü ve kültürel özellikleri oluşturur, geliştirir, çeşitlendirir, zenginleştirir. Ayrıca kültürel unsurların paylaşılması, korunması ve kuşaktan kuşağa aktarılmasında önemli rol oynar. Müzik kültürü kendi içinde çok türlülüğü ve zengin çeşitliliği olan bir yapıya sahiptir özetle müzik, manevi ve maddesel boyutuyla, ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan çok geniş yelpazeli bir disiplin rolünü oynayarak, yerel ve evrensel olarak önemi büyüktür.

SORU: Müziği detaylı irdelediğimizde, sizce müzik toplum tarafından bilimsel olgu olarak görülebiliyor mu? ya da toplumun bakış açısından, müzik yalnızca düzenli sesler, eğlence, ritüel vb. olayların aracı olarak mı betimleniyor?

YANIT: Osmanlı’da ve onun öncesindeki uygarlıklarda müzik çeşitli makamları olan, insanların dinledikleri müziğin ne olduğunu bilerek kulak verdikleri bilimsel bir olguydu. Ancak “popüler kültür” ağırlıklı geçen yıllarla beraber müzik Türkiye’de biraz dejenere oldu diyebilirim. Ama şimdilerde gençlerimiz tarafından bilinçli bir şekilde kullanılan internet sayesinde müziğin çok daha kaliteli bir noktaya geldiğine ve yeniden bilimsel disiplin unvanını kazandığına inanıyorum.

SORU: 300’e yakın şarkı sözü yazmış ve çok sayıda besteler yapmış bir sanatçımız olarak, Şarkı sözleri nasıl yazılır? Şarkı sözü yazılmasında kültür mü yoksa ilham mı ön plana çıkıyor?

YANIT: Şarkı sözü yazma işi tamamen bir hediyedir. İnsanın yaradılış özelliğinden bir tanesi olması gerekiyor. İçinde kültürde vardır ilham da. Eğer ki yazabilme yetisine sahipseniz, bu işi yapabiliyorsunuz ancak bu yeti yoksa olmuyor. Çünkü bu somutluluk sonradan öğrenilebilir ve öğretilebilir bir şey de değildir. Sadece geliştirilebilir bir özelliktir. Bunu da kendimde keşfetmemin sebebi babamdır. Bana, “bir şey yap, senin olsun” demişti ve ben de bunun üzerine bir şarkı yaptım. Ardından bunun geliştirilebilir olduğunu gördüm ve bugüne kadar da geldim.

SORU: Bir eserin popüler olmasında şarkı sözünün önemi nedir?

YANIT: Türkiye’de öncelik sözdedir. İkinci öncelik ise müziktedir. Çünkü Türkiye’de kulak kabartılan şey sözdür. Eğer ki bir şarkıya takıldıysak ya da sözler bizim içimize işlemişse onu sabahlara kadar dinleyebiliriz.

SORU: Şarkı sözlerinde birde şiir olgusu var, her şiirden şarkı sözü yapılır mı?

YANIT: Her şiirden şarkı sözü olmaz, çünkü şiir daha özgün bir olgudur. Şiirin sınırı yoktur; bu on sayfa da olabilir, tek dörtlükte olabilir. Ama şarkı böyle bir şey değildir. Bir buçuk dakika içinde ne söylemek istiyorsanız söylemelisiniz. Ama zaman, zaman da bir şiir şarkı sözüne dönüştürebilir ve bunda bir sakınca yoktur. Nitekim bunun örnekleri de vardır ama şiir ve şarkı sözü birbirlerinde farklı bambaşka iki dünyadır.

SORU: Şarkı sözü yazmak ve beste yapmak prosesinde öncelik sıralaması hangisindedir?

YANIT: Yaradılış aşamasında şunu söyleyebilirim; bazen bir söz size şarkıyı yaptırır, bazen de bir melodi üzerine söz yazdırır. Bu kuralı olan bir şey değildir. İlham dediğimiz şey de budur, bir ışık yansımasıdır.

SORU: Şarkılarınızda hep bizden bir şeyler var. Bizi, bizim değerlerimizi anlatıyorsunuz. Kendi motiflerimizi işliyorsunuz. Böyle bir yolu seçmenizin sebebi nedir?

YANIT: Ben bu ülkenin bir evladıyım. Çocukluğum birçok kültüre ait şarkıyı dinleyerek geçti. Arnavutça şarkı dinledim, Klasik Türk Müziği okudum, bunun sayesinde de bir harman oluştu diyebilirim.   Bunu da bu ülkenin bir evladı olarak kullanıyorum.

SORU: “Aşk” sizi şarkılarınızda nasıl etkiliyor? Konu “Aşk” olduğunda; daha verimli, daha güzel işler mi ortaya çıkıyor?

YANIT: Şöyle söylemek isterim ki, aşkın süresi, zamanı ve yeri çok da önemli değildir. İnsan her gün yeniden de âşık olabilir. Bana göre aşksız yaşamak ölmek demektir. O nedenle eserlerimde aşk içerikli şarkılar önemli ölçüde yer buluyor.

SORU: Gelelim üçüncü stüdyo albümünüz olan “Yalanlar Cumhuriyeti”ne. 2013 yılına damgasını vuran aşka özlem duyan hayranlarınız için gayet zarif ve naif parçalar içerikli, müthiş bir albüm çıkarttınız. Bu albümünüz uzun bir sürecin, çalışmaların, emeklerin, duyguların ürünüydü ve çok önemli isimlerle çalıştınız, şarkılarınız, dinleyicilerin sahibinin sesinden duymak istediği, daha önce değerli şarkıcılar tarafından yorumlanmış Fettah Can şarkılarının yanı sıra yepyeni eserleri de kapsıyor. Bunca emeklerin size geri dönüşünü, finansal ve prestij açısından karşılığını ne oranda alabildiniz?

YANIT: Bir albüm yapılırken, önce şarkılara karar veriliyor. Son albümüme de ismini verdiğim “Yalanlar Cumhuriyeti” şarkımın sözleri Cansu Kurtçu’ya aittir, müziğini de ikimiz yaptık. Yine Cansu’nun sözlerini yazdığı ‘Kalp Ağrısı’ ve ‘Söz’ diye iki şarkı var, onun dışında kalan 7 şarkının söz ve müziği bana aittir. Albüm düzenlemelerini ben yaptım ve orkestradaki arkadaşlarımla birlikte kaydettik. Benim için önemli olan kayıtların da canlı olarak yapılmadır. Bilgisayar kullanmıyorum ve kullanmak da istemiyorum. Çünkü müziğin çalınan bir şey olduğun düşünüyorum ve orkestradaki herkesin çok değerli olduğunu da söylemek isterim. “         Yalanlar Cumhuriyeti” albümüm canlı olarak yapılan bir değer diye düşünüyorum. Bu albümden beklediğimizi de alıyorum diyebilirim. Her gittiğim yerde, herkes şarkılarıma eşlik edip, ezbere biliyorlar. Bu da benim için finansal ve prestij açısından alınmış iyi bir geri dönüştür.

SORU: Müzik dedik, şarkı sözü yazarlığı ve bestelere değindik, üçüncü stüdyo albümünüz olan “Yalanlar Cumhuriyeti”nden bahsettik. Dilerseniz birazda bunların dışına çıkıp Fenerbahçe’ye geçelim. Ve Nasıl Fenerbahçeli oldunuz?

YANIT: Biliyorsunuz ben Bursalıyım. Bursaspor’un da benim gönlümde bir yeri var ve Fenerbahçe’den sonra ikinci takımım Bursaspor’dur. Buna değinmeden geçemem. Ama öncelik elbette Fenerbahçe’dir. Aslında benim babamın lakabı ‘Fenerbahçe’liydi. Babamı herkes Necati Can diye değil, Fenerbahçeli diye tanırdı.  Biz beşkardeşiz ve beşimizde de Fenerbahçelilik hat safhada devam eder. Fenerbahçelilik, benim çocukluğumdan beri büyük bir aşkla bağlı olduğum bir sevda diyebilirim. Esasında benim ismim Fenerbahçe’mizin efsane futbolcularından biri olan Cemil Turan’ın ismi olacakmış ancak daha sonradan dedem Fettah olsun deyince, Cemil yerine Fettah koymuşlar.

SORU: Fenerbahçe’nin, 2013/2014 sezonunda mevcut kadrosuna yaptığı takviye niteliğindeki yeni transferleri olan, Emmanuel Emenike, Bruno Alves,  Alper Potuk, Michal Kadlec, Samuel Holmen gibi yıldız oyuncular hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz? 

YANIT: Söz konusu futbolcularımızın hepsi Avrupa çapında kabul gören isimlerdir. Kaldec, forma şansı bulunca kalitesini öne çıkaracaktır. Bayer Leverkusen’deki o futbol zekâsı ve tekniğini Fenerbahçe’de kesin göstereceği kanısındayım. Holmen ilk birkaç hafta harika performanslar sergileyerek kendisini kanıtladı ve yeteneği olan bir oyuncu olduğunu gösterdi. Emmanuel Emenike içinse söylenecek bir şey yok, çünkü futbol zekâsı, gücü, tekniği yerinde olan bir futbolcu. O da yeni, yeni takıma ısınıyor. Alper Potuk ise Türk futbolunun yetiştirdiği kaliteli nadir futbolculardan bir tanesi. Alves için de söyleyecek hiçbir şey yok çünkü kalitesini bütün dünyaya ispatlamış bir sporcu.

SORU: Bu sezon Sayın Ersun YANAL hocamız yönetiminde nasıl bir Fenerbahçe Futbol takımı görmek istersiniz?

YANIT: Ersun Hocayı daha önceden de takip ediyordum. Hırslı bir teknik adam. Ersun hocanın aklındaki ve yapmak istediği “Futbolun temel prensipleri içinde var olan, rakibe sürekli önde baskı yaparak sıkıştıran, tempo yapan, skor üreten ve son derece kolektif bir oyun kurgusu sergileyen kompakt bir takım” formatını maçlara oturtursa o vakit çok özel bir Fenerbahçe göreceğiz diyebilirim.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

YANIT: Bu büyük camia, bu büyük kulüp bir asrı devirdi. 106 yıllık bir çınar ve tarih. Bu hepimizin tarihi aslında. Herkesin, hepimizin dostluk, kardeşlik içinde birlikte paylaştığımız bir tarih. Kendi tarihimize sahip çıkmak zorundayız. Eğer ki, Avrupa’da temsil ediliyorsak, benim için her takım kırmızı beyazdır. Futbol güzel ve keyifli bir oyundur. Bu olgunun ne kadar keyifle izlenebilir bir spor olduğunu görebilir ve kortekslerimizde yer verebilirsek o vakit çok daha keyifli bir hal alacaktır. Başkanımız Aziz Yıldırım beyefendi ise yaşadığı onca şeye rağmen hala dimdik ayakta durabilen biri. Bana göre Türkiye’de bu kadar zorluğa rağmen ayakta kalabilen bir başkan daha olamaz. Aynı şekilde Aziz Yıldırım gibi çok güzel projelere de imza atan bir başkan daha yoktur. Çok hoş ve naif bir söyleşi oldu, tüm camiamıza sevgi, saygılarımı iletiyor, teşekkür ediyorum.

Bizde Fenerbahçe Dergi grubu olarak; bu güzel ve keyifli söyleşi için değerli sanatçımız Sayın Fettah CAN beyefendiye ve röportajda büyük katkıları olan değerli basın danışmanı sayın Zeynep Altınçekiç hanımefendiye, teşekkürlerimizi iletiyor ve kendilerine sağlık, mutluluk ve başarı dolu güzel yarınlar diliyoruz.