Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN İLHAN ŞEŞEN.

Harika sesi, hit şarkıları, fantastik tarzı, değişime açık tavrıyla adeta gösteri sanatları için yaratılmış, batı sanatçımız. Popüler Türk müziğinin nam-ı diğer amcası. Günden güne zorlaşan hayat şartlarında, asık suratlarla gezen insanların çoğaldığı, umutların tatile çıktığı, sosyal yaraların arttığı bir dönemde kendimize sorduğumuz soruyu, O ikinci solo albümünde sevdiği insana sormuştu; “Neler Oluyor Bize?”

  

Evet, söz yazarı, besteci, yorumcu ve oyunculuk gibi tanrı vergisi yetenekleriyle “Global Arts & Entertainment” dünyasının yadsınamaz kült ismi. Duygularını içinden geldiği dışa vuran, hiçbir şeyden çekinmeyen, yer yer küçük bir çocuk kadar agresif hayatı, sevgiyi, aşkı tüm yoğunluğu ile yaşayan önemli sanat ve düşünce adamı.  Müthiş korteks kullanımı, yüksek espri standartları, geniş kültür birikimi, kullandığı düzgün Türkçe, olgun hayat tecrübesi, sağlam kişiliği, yaratıcı, hevesli,  enerji dolu güçlü karizması, ışıltılı karakterleri, hoş ve nazik beyefendi betimlemeleriyle yılların eskitemediği müthiş bir ikon. Her şeyden önemlisi o mangal gibi yüreği Sarı Lacivertli renklerin sevgisiyle atan müthiş bir Fenerbahçe aşığı. İşte, Dünya sanatçımız Sayın; İlhan ŞEŞEN beyefendi. Siz değerli taraftarlarımız için “AKADEMİK VİZYON” da ağırladık. Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk. Çağdaş Türkiye sanatının yükselmesi için büyük titizlikle sürdürdüğü çalışmalarından ve elde ettiği uluslararası başarıları ve “Premier Ödüllerinden” dolayı; Fenerbahçe Dergisi olarak Sayın İlhan ŞEŞEN beyefendiyi kutluyor, röportaj teklifimizi kabul ettiği için sayın şahsına teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz.   

  

SORU:  Sayın İlhan Bey, insan ve kültür ilişkisini insanın yaşadığı, işlediği ve kullandığı her şeyi kültürün bir parçası olarak yorumladığımızda, sizce müziğin insan yaşamındaki yeri ve kültürün bir parçası olmasında ki önemi nedir?

YANIT: Kültür bir sebep değil sonuçtur. Müzik sanatı ise var olan kültürlerin sonucudur. Kuşaktan kuşağa toplumların kültürel hafızalarını taşıma görevi yapar. Hiçbir şey olmaksızın sadece sesimizle iletebileceğimiz somut bir objedir. Eğer söz konusu olan insan hayatı ise müzik, kesinlikle vardır. Ulu önder Atatürk’ünde söylediği gibi; “Mûsikî, hayatın neşesi, ruhu, sevinci ve her şeyidir” O nedenle Müzik evrenseldir. Müzik, tüm dünya kültürlerinin ve dillerinin tek anlatım-anlaşım biçimidir. Dolayısıyla, Müzik ve ona bağlı tüm eylem ve inançlar kültürün bir parçasıdır. Çünkü müzik, insan yaşamının ve evrenin varoluşunun her döneminde olmuştur.

SORU: Sizce müziği evrensel bir sanat yapan ana tema nedir?

YANIT: Müziği evrensel bir sanat yapan ana tema eserlerin etnik ve kültürel değerleridir. Müzik bir dildir. Farklı yörelerden, farklı bölgelerden, farklı ülkelerden, farklı kıtalardan; farklı kesimlerden, farklı topluluklardan, farklı toplumlardan, farklı uluslardan; kısacası, farklı kültürlerden farklı insanların ve insan kümelerinin (topluluklarının) buluşabildiği, birleşebildiği, az veya çok anlaşabildiği tek dildir. Bu dile “müzikçe” denir. Müzikçe diller üstü bir dildir, bir başka ifadeyle “üst dil” dir. Bazen sözlerini anlamasanız bile bir şarkıyı sevmeniz mümkündür. Onun sizi etkilemesi an meselesidir. Eğer ki o şarkı güzelse ve gerçek anlamda “Best of” olacaksa sizi alır ve bambaşka bir yere de götürür. Müzik bu yüzden evrensel bir takım değerlere sahiptir. Yani sözlerini anlamasınız dahi o ritim ruhunuza dokunur ve dünyanın neresinde olursanız olun, o şarkının farklı dillerdeki versiyonlarını da seversiniz. Burada önemli olan obje; hangi milletten olursa olsun insanların, müzik konuştuğunda aynı dili konuşuyor olmasıdır. Bir müzisyenle müzik konuşurken, müziğin akademik dilini bilmeyene başka bir dil gibi gelebilir ama ben çok rahat bir Amerikalı, bir Rus ya da herhangi bir milletten herhangi biriyle müzik konuşabilirim. O nedenle müzik bir dildir ve evrensel sanattır.

 

SORU: Şarkı sözü yazmak ve beste yapmak prosesinde öncelik sıralaması size göre hangisindedir? Şarkı sözlerinde birde şiir olgusu var, her şiirden şarkı sözü yapılır mı?

  

YANIT: Sondan başlayayım, Her şiir müzik olabilir ancak yapılan eserin iyiliği ya da kötülüğü tartışılabilir. Her şiir, her söz, her cümle bestelenebilir, ama bazıları kötü oluyor. Benim bakış açımda önce söz gelir. Örneğin bir sohbet esnasında birisi konuya göre hoş bir söz eder, ben o cümleyi alırım ve o cümlenin altını üstünü doldurarak şarkı yapabilirim. Benim başıma çok gelmiştir. Sohbet esnasında arkadaşlarımın söylediği bir lafı aklımda melodilerle geçiririm ve o an ben bulunduğum ortamdan zaten kopuyorum. Bir yalnızlık gerektiriyor ancak o zaman şarkı yapabiliyorsun falan filan… Benim müzik anlayışımda önce söz iyi olsun, söz bir şey anlatsın, umutsuz bir söz olmasın o vakit mutlaka bir kenarında gülümseten bir dolu açık kapılar kalır, güzel şarkı sözleri ve besteler peş peşe gelir. 

SORU: Şarkılarınızda hep bizden bir şeyler var. Bizi, bizim değerlerimizi anlatıyorsunuz. Kendi motiflerimizi işliyorsunuz. Böyle bir yolu seçmenizin sebebi nedir?

  

YANIT: Çünkü sizden biriyim. Ortak duygularımızı biliyorum. Sadece kendi duygularımı değil, toplumun duygularından da hoş bir ilham alarak bu eserleri üretebiliyorum. Bu konuda güzel bir örnek vereyim Sedatçığım sana, bizim barmen bir arkadaşımız vardı Sinan, Bir gün Bodrum’da benle dertleşirken sevgilisinden ayrılmış, ne yapıyorsun dedim.  “Sevgilimden ayrıldım, amiral yara aldı” be ağabey dedi. O gün ya da ertesi gün Amiral battı diye bir şarkı yaptım. Bu tamamen arkadaşımın söylediği “Amiral yara aldı” lafından ilham alınarak yapılan şarkıydı. Bunu ben şarkı haline getirdim. Ben bir hırsızım, ben çalıyorum. Yalnız yaptığım hırsızlık suç değil. Ortaya güzel eserler çıkıyor ve tüm toplum yararlanıyor.

SORU: Vallahi süpersiniz be İlhan Ağabeyciğim; Pekii, “Aşk” sizi şarkılarınızda nasıl etkiliyor? Konu “Aşk” olduğunda; daha verimli, daha güzel işler mi ortaya çıkıyor?

  

YANIT: Kesinlikle evet.  Aşk şarkıları kolaylaştırıyor. Hele bir de terk edildiysen bütün niyet, öyle bir şarkı yapıyım ki geri dönsün haline geliyor. Hayaller, yalnızlık.. Esprili gibi görünüyor ama bu bir gerçek. Aşk duygusu öyle bir şey ki herkes bir şey söyleyebilir, belki de üzerinde anlaşmaya ihtiyaç olmayan tek kelime aşktır. Aşk öyle bir duygu ki olduğun zaman kendini tanımıyorsun. Hatta benim bir lafım var; Ben seni çoktan terk ederdim ama senle beraberken ben, ben değilim ki. Dolayısıyla aşk şarkıları yapmama çok yardımcı oluyor.

 

SORU: Yedi yıl aradan sonra hayranlarınızla buluşturduğunuz ve 5. solo albümünüz olan “GEL”in çıkış şarkısı olan “Acıdır Aşk” parçasında daha önceki solo çalışmalarından farklı olarak gitar ağırlıklı akustik bir sound tercih edildi. Proje nasıl doğdu?

  

YANIT: Proje ihtiyaçtan doğdu. İhtiyaç nedir? Ben şarkı yapıyorum. Bu gerçek bende kabul ediyorum. Şarkı yapıyorum evde duruyor. Ben niye şarkı yapıyorum o zaman, yayınlanması lazım. Şarkı birikmişti ve yaklaşık 5 senedir bu albüm sürünüyordu ancak bu döneme nasip oldu ve çıkabildi. Gel albümümüm piyasalarda prestij açısından iyi bir geri dönüşü oldu. O da bize yetti.

SORU: “GEL” albümünde ayrıca Kürşat Başar’ın saksafonu ve Burçin Büke’nin piyanosu eşliğinde seslendirdiğiniz “Aşk Bitti” isimli şarkınız ise adeta farklı bir projenin habercisi gibi yer alıyor; Başka albümlerde gelecek mi?

  

YANIT: Habercisi değil sonucu diyelim. Gel albümüne ben artık eski albüm gözüyle bakıyorum çünkü geçen yıllardan o kadar şarkı birikti ki, şu anda yayınlanmamış 20’den fazla şarkı kesin var. Şimdilerde bu şarkılara başladım. Kürşat’la konserler veriyoruz, Burçin de çalışıyor. Vedat Sakman’la da konserler veriyoruz. Geçenlerde Vedat’ın yerinde buluştuk. Burçin 4 şarkı seçti. 4’ünü tek piyano eşliğinde çalıştık. Provasını yaptık, harika oldu. Biliyorsunuz, Burçin Buke dünya çapında muhteşem bir piyanist. Benimde fikirlerim oluştu. Şimdi bu albüm öyle geliyor. Bu kış döneminde çıkartmayı düşünüyoruz. Bunun dışında aslında benim bütün niyetim ve yapmak istediğim son derece Primitif bir albüm. Bütün ömrüm boyunca bunu istedim. Sözünü ettiğim albümde bir tane keman var bir tane akustik gitar, bir klasik gitar, bir bas, perküsyon aletleri o kadar. Son derece set bir albüm olacak. Benim niyetim bu. Çünkü “İnsan, iş kendisini bırakmadan o işi bırakmalı” diye düşünüyorum. Bu 20 şarkıyı birden koyuyorum ve 20 şarkılık bir albüm daha yapacağım ve şarkı yapmayı bırakacağım. Çünkü herkesin söylediği bu güzel lafa dikkat etmekten sıkıldım.

SORU: Sizi üzmeyeceksem affınıza sığınarak adeta bir vasiyet şarkısının öyküsüne değinmek istiyorum. Sizin aynı zamanda sinema oyunculuğu yönünüzün olması açısından soruyorum; Geçtiğimiz yıllarda talihsiz bir şekilde aramızdan ayrılan genç ve yetenekli müzisyen merhum Serhan Şeşen’in düzenlemesini yapmış olduğu ve GEL albümünde yer verdiğiniz “Mış Baba”yı bir dizi yapmayı ve dizide rol almayı hiç düşündünüz mü ya da düşünür müsünüz? 

  

YANIT: Hiç düşünmedim, ama iyi fikir. Teklif gelirse değerlendirebiliriz. Onun gerçek hikayesi şudur; Serhan 16 yaşındaydı ve çok iyi bir müzisyendi. Dedim ki oğlum şu şarkıyı düzenle de bir getir bakıyım.  Her şeyi orada kendisi çaldı. O kadar güzel bir düzenleme ki yapılmasa olmazdı. Bütün aileyi çağırdım onu yaptık. Ama o şarkının asıl adı Arnavut Kaldırımları. Ve o şarkının eksik lafları var. Koymadım. Çünkü daha evvelki yıllarda Arnavut Kaldırımları diye bir şarkı yapılmıştı.

SORU: Sosyal sorumluluk projelerine gönüllü olduğunuzu, Moda, Edebiyat, Felsefeye olan düşkünlüğünüzü biliyorum. Kültür ve sanatın zaten hep içindesiniz. Dilerseniz birazda bunların dışına çıkıp Fenerbahçe’ye geçelim. Ve Nasıl Fenerbahçeli oldunuz? Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

  

YANIT: Fenerbahçeliliğim ve Fenerbahçeli olmam babamdan kalan bir mirastır diyebilirim. Küçüklüğümden beri ve her Fener galibiyetinden sonra babamı şöyle hatırlarım; Fenerbahçe galip geldiği hafta babam eve pasta getirir, pasta kesilir. Babam neşeli olur. Fenerbahçe yenildiği zaman ise babam üzgündür. Evde dolanır ama sessiz sedasız dolanır, pek dokunmayız dolayısıyla babam böyle bir Fenerliydi. Bende ondan esinlendim. Takım tutmak zaten sonradan olacak iş değil tamamıyla bir hevestir. Zaten birçoğumuz babadan, ağabeyden ya da aile büyüklerinden takımımızı belirleriz. Fenerbahçe dendiği zaman futbolun akla gelmesini ben yadırgamıyorum. Çünkü benimde aklıma o geliyor. Zaten okuyoruz görüyoruz amatör branşlarda da benim oğlum Fenerbahçe’de kürek çekti, kaç tane madalyası var, falan filan. Yani ailemizde böyle bir Fenerbahçelilik var.  Eski dönemlerde 7-8 kişi toplanır her Fener Galatasaray maçına giderdik. İçimizde Galatasaraylısı da vardı, Fenerbahçelisi de. Birbirimizle dalga geçerek, Vapurla karşıya geçerdik. “İnönü Stadyumuna” Maç gündüz 3’de biz kuyruğa 12’de giriyoruz. İç içeyiz. Dalga geçiyoruz. Yerlerimizi tutuyoruz. Bir maçta Galatasaray’a 1-0 mağlubuz, tabi üzülüyoruz. 2 ön sırada oturan adam döndü bize euu yapıyor. Nasıl yendik gibi işaretler yapıyor, derken Osman frikikten bir gol attı ben üstüne oturduğum gazeteyi aldım kıvırdım, iki sıra öndeki adamın kafasını dürttüm. Ne oldu ne oldu diye. Bizim birbirimize dokunabilme, şaka yapabilme özgürlüğümüz bununla sınırlıydı, yenen takımın taraftarı yenilen takımın taraftarıyla dalga geçerdi, öyle dönerdik. Şu anda düşünce özgürlüğü, düşündüğün her şeyi söylememe hakkı olduğu için bazı şeyleri söylemiyor insan. Ama anlattığım hatıralarla şimdiki gördüğümüz manzara arasında dağlar kadar fark var. Bu dağlar kadar fark nerden doğdu? Futbolun bir sektör haline gelmesinden ve paradan bu fark doğdu. Başka bir şeyden doğmadı herhalde. Ama bunu anormal mi karşılıyorum, hayır çünkü futbol dünyanın her yerinde kabul edilmiş bir gösteri sanatı. Bu gösterinin içinde çok büyük olarak yer almak, tuttuğun takımda iyi olunca bundan güzel duygu mu olur. Benim nüfusumda bile mahallem Fenerbahçe yazar. Ben Fenerbahçe’ye mahallemin takımı olarak, bakarım. Bizim mahallenin takımı ama dünyaca meşhur.

SORU: Fenerbahçe’nin galip gelmesi için özel bir toteminiz var mıdır?

  

YANIT: Totem var, hayatta söylememem totemin manası kalmaz. Yaptığım bütün totemlerde de Fenerbahçe galip gelmiştir, şaka ya galip gelmemiştir tüm maçlarda ama totemim var. Benim totemin Fenerbahçe maçında ekran başında başlama vuruşunu görecem. Gördüğüm zaman genelde kazanıyoruz. Ben onu görüyüm maçı izlemesem de olur. Ondan vazgeçemiyorum. Konser vs gibi işler oluyor, başlama vuruşunu göremediğim zamanlarda totemi yapamadım diyorum ama gene Fener yeniyor.. Çünkü bu Fener, toteme moteme bakmaz, yener.

SORU: Fenerbahçelilerin artık kankası durumuna gelen (FENERIUM) mağazaları aracılığıyla dünyada milyar dolarlık iş kolu olan markalı ürünlerin satışını içeren  “Merchandising Pazarlamasını” ülkemizde Fenerbahçe’nin ilk gören kulüp olması ve müthiş kreatif becerisiyle sektörde hızlı yol alarak ciddi gelirler elde etmesi, bir Fenerbahçeli olarak sizi nasıl duygulandırıyor?

  

YANIT:  İnanın çok, çok güzel. Feneriumlar her Fenerbahçelinin gurur duyacağı bir konsept. Tebrikler. Ben, çok zevk alıyor ve ürünlerimizle gurur duyuyorum. Fenerium mağazaları Türkiye’de ya da yurt dışında yaşayan, müthiş bir sivil toplum örgütü ve stratejik güç olan, sayıları yaklaşık 25 milyon ile ifade edilen Fenerbahçe taraftarları ve Fenerbahçe toplumunun farklı kesimlerinde, özellikle genç neslin yenilik ihtiyacını, inovasyon arayışını karşılamak üzere oluşan Moda Kreasyonu oluşturmuş. Gördüğüm ve çok beğendiğim Koleksiyon ürünlerimiz var ki onlardan bazıları; Reflex T-shirt ve Swit Shirt gibi, ilave olarak evde kullanılmak üzere homewear,  sokakta gezmelik eşofman takım kreasyonları, ceket, yırtık kot pantolon, spor dar smokin, gömlek ve kravat, küpe, kolye, saat, kitaplar Müzik CD’si vb. gibi farklı, yenilikçi giyim ve aksesuar kreasyonları ile uzun süreçli sportif modaya yön verecektir. Böyle bir değer yarattığı için başta Sayın Başkanımız Aziz Yıldırım beyefendiye bir taraftar olarak teşekkür ediyorum. Ve emeği geçen tüm arkadaşlarımızı kutluyor, başarılarınızın devamını diliyorum.

  

SORU: Fenerbahçe'nin geleceğinde söz sahibi olmak ve de en önemlisi, Fenerbahçe'nin büyüklüğünü görmesi gerekenlere göstermek amaçlı “Hedef 1 Milyon Üye” projesi için taraftarlarımıza mesajınız nedir?

YANIT: Bu kampanya hakkında düşünmeye gerek yok taraftar olarak bana ve kulübüme sağlayacağı faydalar ortada. Burada da gerçek Fenerbahçelilik ortaya çıkıyor. Üye olursan gerçek Fenerbahçelisin, üye olmazsan bilmiyorum. Ama ben büyük keyif ve gururla olacağım.

SORU: İyi bir Fenerbahçe taraftarı olarak, başarıya endeksli bir takım olan Fenerbahçe’nin; Spor Toto Süper Ligin son dokuz haftalık sürecindeki sergilemiş olduğu futbol performansını nasıl buluyorsunuz?

  

YANIT: Müthiş. Tek kelime ile bayılıyorum. Bunu bir Fenerbahçeli olarak söylemiyorum. Kim ne derse desin, ne düşünürse düşünsün şu anda Türkiye’nin en iyi futbol oynayan takımı Fenerbahçe. Bir Fenerbahçeli olarak bu beni mutlu ediyor, müthiş oynuyorlar. Sayın başkan, değerli yönetim kurulumuz, teknik heyet hocamız ve tüm futbolcularımızı kutluyorum.

SORU: Bundan sonraki süreçte Sayın İsmail KARTAL hocamız yönetiminde nasıl bir Fenerbahçe futbol takımı görmek istersiniz?

YANIT: Sayın İsmail hocamız bir takımı şampiyon yapmasını çok iyi biliyor. 1. Ligde Sivasspor’uda şampiyon yapan teknik adamdı. Hele ki Fenerbahçe’yi bu kadro yapısıyla, sayın başkanın bu kadar gayreti ve desteğiyle bu sezon kesin şampiyon yapacaktır ve sayın hocamıza güvenim tam. Şampiyon olmuş ve 4. yıldızı takmış bir Fenerbahçe görmek en büyük arzumdur.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Deminde bir şarkı mırıldandım ya. Sayın Aziz başkanımıza da bütün Fenerbahçe camiasına da o şarkımı vereceğim. O şarkım sevilirse muazzam mutlu olurum. Benim için Fenerbahçe, yani hakikaten duygularımı anlatamıyorum. Belki diğer takım taraftarları çok kıskanacak bu nasıl bir duygudur? Diye; ama Fenerbahçelilik böyle bir şey, müthiş bir sevgi. Sadece seviyorum. Yenildiği zaman üzülmüyor muyum? Diğer amatör dallarda şampiyon olduklarında sevinmiyor muyum? Bunlar küçük ama hayatımıza renk katan olgulardır. Takım tutmak böyle bir şey. Başkanımızı çok seviyorum. Bazen haklı çıkışları da oluyor ama böyle bir camiayı yönetmekte kolay değil. Tabii ki üzüntüsünü belli edecek tabii ki taraftara ya da bir takım kurumlara bir takım sitemde bulunacak. Bunların hepsi Fenerbahçe içindir. 3 Temmuz süreci yaşandı. Sayın başkan hiçte hak etmediği bir dolu Bizans senaryolarının kurbanı olup yeterince bedel ödedi. Dolayısıyla Başkanımız hakkında denebilecek hiçbir olumsuz şey yok. Son derece kibar ve alçak gönüllü bir beyefendi. Tüm camiamıza başarı dileklerimle sevgi ve saygılar.