Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN İLYAS YALÇINTAŞ…

Son dönemlerde adından sıkça bahsettiren, Türk Pop müziğinin yeni gözdesi ve zirveden inmeyen hit şarkı “İncir”in mucidi… Sesi olağanüstü… O kadar güzel ki, başka bir enstrümana gerek yok… Yüksek enerjili… Yerinde duramıyor… Akıyor... Fışkırıyor... Sıçrıyor... Hayat dolu, yaratıcı ve çok yakışıklı bir genç… “X Factor Star Işığı” programında seslendirdiği sözleri romantik, müzik ritmi slow adeta ulusal marş gibi genç neslin dilinde pelesenk olan bu sıra dışı şarkıyla hem müzik dünyasına hem de sosyal medyaya damgasını bir vurdu, pir vurdu… Kısa zamanda herkesi kendine hayran bıraktı ve bir anda hayatı değişti... Teknik olarak Latin altyapılı, hafif müzik yapan ve Pop, Elektronik müzik, R&B tarzlarının harika bir gitar virtüözü o… Ayrıca diyafram nefesli ses tonuyla kulaklarımızın pasını silen şarkılarının yanı sıra düzgün fiziği ve yakışıklılığıyla da dizi yapımcılarının yakın kıskacında… Bir dolu teklifler geliyor ama şu an için tek ilgi alanı müzik ve zirve denilen noktada çıtayı sürekli bir üst seviyelere taşıma çabasında… Aynı zamanda sıkı bir Fenerbahçeli olan milyonların sevgilisi genç sanatçımız Sayın İlyas Yalçıntaş’ı bu ayın konuğu olarak röportaj Sponsorumuz Dalyan Club Tesislerinde konuk ettik.  

Hayal gücü... Zengin ve kıvrak bir zeka... Cesaret... Orijinallik... Beste ve söz yazarlığı… Harika ses… Güçlü yorum… Ve muhteşem birikim... Her şey var onda... En çok da, inceliği, esprisi, sadeliği, ileri görüşü… Özellikle de kelimeleri tane tane seçip çok dikkatli konuşuyor… İlk izlemin;  durgun kendi halinde biri gibi ancak sonradan açılınca da durdurması çok zor, o derece yani… Ama başka türlü de keşfedemiyorsunuz hani… Genç yaşta olmasına rağmen hayatın sırlarını çözmüş ve çok pozitif...  Zeki, komik, tatlı, bilgili ve çok kendine güvenli… Adeta bir hayat virtüözü gibi… Onda her şeyin çözümü var. Hayat mottosu “Yaşam o kadar komplike değil, hallederiz, yaparız, sıkma canını” tarzında… Çok sıcak ve samimi… Şefkatli bir gülümsemesi var… Ve pek tabii şahane bir sesi...  Genç neslin gözdelerinden ve Türk müziğinin yeni seslerinden sevilen sanatçımız Sayın İlyas Yalçıntaş…

“X Factor Star Işığı” yarışmasında kalplere dokunan “İncir” şarkısının ülke çapında büyük ses getirmesi sonrası yolları Enbe Orkestrası ve ünlü şefi klasik batı müziğinin piyano ve trompet virtüözü Sayın Behzat Gerçeker hocayla kesişiyor… İşte genç sanatçımızın müzik kariyerindeki dönüm noktası da burada başlıyor… Şarkının Cover’ını Behzat Gerçeker ve Enbe Orkestrası ile yeniden düzenleyerek DMC etiketiyle müzikseverlerle buluşturduğu Maxi Single Albüm müthiş bir çıkış yaparak bir anda; Fizy ve Türk Telekom Müzik’te en çok dinlenenler ve en çok indirilenler listesindeki 1. sırada kendine yer buluyor. Ayrıca dünyanın en önemli müzik platformlarından iTunes ve Apple Music’te de haftalarca rakiplerini geride bırakıp tek başına zirveye otururken yine en çok kullanılan müzik uygulamalarından Shazam’da da zirvenin sahibi oluyor…

Bu büyük başarının ardından değerli sanatçımız Sayın İlyas Yalçıntaş; “İçimdeki Duman” adındaki 15 şarkılık ilk solo albümünü piyasaya sürüyor ve de herkesin bahsettiği sevilen ve dinlenilen bir isime dönüşüyor… Ayrıca dünyaca ünlü bir karaoke programı olan,  Anne Marie’nin Rockabye, Luis Fonsi’nin Despacito gibi dünyayı kasıp kavuran eserlerinin yer aldığı, dünyaca ünlü bir müzik platformu Smule’ya  "İçimdeki Duman" eseriyle Türkiye’den sadece İlyas Yalçıntaş’ın seçilmesi değerli sanatçımız için ayrı bir guru verici prestij diyebiliriz…

Ve şimdilerde;  alışıldık albümlerden farklı bir formasyon kurgusu, özenilmiş aranje mantığının hakim olduğu bir sistem, global bir sound içerikli elektronik alt yapısı yoğun ve titiz çalışmalar sonucu bir yıllık bir zaman diliminde hazırlanan harika single albüm çalışması “Gel Be Gökyüzüm” ile karşımızda ve yine hayranlarını peşinden sürüklemeye devam ediyor…

Son dönemin hit olmuş şarkıların mucidi ve aromalı pop albümleriyle yankı yaratan, aşk şarkılarının prensi genç ve karizmatik sanatçımız Sayın İlyas Yalçıntaş’ı siz değerli taraftarlarımız için; İstanbul’un en köklü ve en prestijli mekânlarından; eğlence ve spor kompleksi “Dalyan Club Tesislerinde” ağırladık… Çağdaş sanat kültürü, bilimsel yorumları, o fantastik sanat hayatından naif albümlerine, hayata bakışı ve beklentilerini, korkularından, hataları, keşkeleri ve itiraflarına, ilave olarak Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuşup hakikaten ruhu çıplak bir röportaj yaptık. Buyurun buradan okuyun, pişman olmayacaksınız... Keyifli dakikalar…

  

SORU: Sayın İlyas Bey; sizden öncelikle müziğin insan yaşamındaki yeri ve kültürün bir parçası olmasında ki önemini rica ederek röportajımıza start verelim.

YANIT: Müzik, insan yaşamının her döneminde iç içe olduğu bir olgudur. İnsanı duygusal yönden geliştirdiği için onu daima iyiye, doğruya, güzele ve çalışmaya iten büyük bir psikolojik güçtür. Ses üzerine kurulmuş bir sanat dalı olduğundan dinleyenlerin kalplerine neşe ve sevinç verir. Onların organlarını titretir, nefislerini dinlendirir, sinirlerini rahatlatır, kederlerini unutturur, zihinlerini açar ve huylarını yumuşatır. Ayrıca bireyleri ve toplumları biçimlendirme, değiştirme ve geliştirmesindeki rolüyle de insan yaşamındaki yerini belirler. Bir kültür öğesi olarak baktığımızda ise; evrensel yönüyle tüm dünya kültürlerinin ve dillerinin tek anlatım-anlaşım biçimidir ve ona bağlı tüm eylem ve inançlar kültürün bir parçasıdır. Müzik sanatı, içinde oluşup biçimlendiği yaşama biçiminin özelliklerini taşıması, onları geliştirmesi, çeşitlendirip zenginleştirmesi, korunması ve kuşaktan kuşağa aktarılması gibi aksiyonlarıyla kültür bir parçası olmasında önemi büyüktür. Şeklinde özetleyebilirim.

SORU: Sizce müziği evrensel bir sanat yapan ana tema nedir?

YANIT: Müziği evrensel bir sanat yapan ana tema eserlerin etnik ve kültürel değerleridir. Müzik bir dildir. Farklı ülkelerden, farklı kültürlerden farklı insanların buluşabildiği, az veya çok anlaşabildiği tek dildir. Bu dile “müzikçe” denir. Müzikçe diller üstü bir dildir, bir başka ifadeyle “üst dil” dir. Bazen sözlerini anlamasanız bile ritim ruhunuza dokunur ve o şarkıyı ya da farklı dillerdeki versiyonlarını da seversiniz. İşte, müzik bu yüzden evrenseldir.

SORU: Sanat kombinasyonu içinde müzik felsefesi ve estetiğini nasıl yorumlarsınız?

YANIT: Müzik felsefesi, müziğin ontolojik boyutunda, yaratma sürecine yönelik düşünme edimidir ve müzikoloji alanında düşünmemize katkı sağlar. Böylece düşünce ve beğeni ortaya çıkarak müzik estetiğini oluşturur. Müzik estetiği ise, güzellik yargısına katkıda bulunarak, beğenilerimizin biçimlenmesini kolaylaştırır, var olan eserlerin içerik ve yapısına yönelik güzeli arama, oluşturma çabasıdır. Ayrıca Felsefe ve estetik yer yer değişebiliyor. Toplumlarda farklılık gösterebiliyor. Çevre etkisi ve kültür çok önemlidir. Yaşanılan coğrafya müzik tarzını değiştirebiliyor. Örneğin Kuzey ülkeleri ile Ortadoğu halkı kültürel yapısı ve tercihlerinin farklılıkları gibi. Sonuçta, müzik anahtar özelliğiyle her objeyi bir temelde birleştirebiliyor.

SORU: Bir Endülüs kültürü betimlemesiyle Mezopotamya'da ortaya çıkmış, Flamenko hatta Latin kültürüne dek çok değişik form, ölçü ve adlar altında kullanılan popüler enstrümanlardan gitarı, bir üstadı olarak bize nasıl tanımlarsınız?

YANIT: Henüz üstadı değilim ama üzerinde çalışıyorum. Tarihi 16. yüzyılda dayanan, kökeni “Ud” türü olan sorunuzda da belirttiğiniz gibi Mezopotamya'da ortaya çıkmış, Endülüs, Flamenko Latin ve Akdeniz kültürlerini kaynaştıran, süreçle birlikte Akustik, Elektro, Bas, Lap steel, Perdesiz, Telli ve Weissenborn gibi türleri olan çok yönlü ve çok popüler enstrümandır. Görsel ve teknik olarak genellikle ahşap gövdeli, sekiz şekline benzeyen yanları iki tarafı oyuk üzerinde ses perdeleri olan uzun saplı, altı teli olan, telleri parmakla çekilerek veya pena ile vurularak çalınan telli bir çalgı aletidir. Gitarlar genelde altı tellidir ve değişik ağaç türlerinden yapılırlar. En alt tel bazen bir oktavlık bir aralıkla akort edilirken, en üst tel çoğunlukla tektir. Aşağı yukarı her müzik türüne renk katan çok hoş ve çok naif özelliklere sahiptir. Onu icra etmek bana gerçekten büyük mutluluk veriyor.

SORU: Gitar çalmak zor mudur ve öğrenmede yaş sınırı var mıdır?

YANIT: Öğrenmenin yaşı yok. Gitar çalmak zor ama yeterli mesaiyi ayırırsanız, başarırsınız.

SORU: Sizin gitarla tanışmanızı ve icrası hakkında görüşlerinizi alsam…

YANIT: Bir batı enstrümanı olan gitarla 16 yaşında tanıştım. Müzik kariyerime Klasik gitarla başladım yani ve çelik telde çalışıyorum. Enstrümanlar ikiye ayrılır, solo ve çoklu ses. Gitarda insanın duyabileceği alt temeli çok iyi doldurabileceğiniz için size birebir şarkı söylemeniz için alt desteği çok iyi veriyor. Şarkıcının gitar çalarak söylemesi diğer enstrümanlara göre çok daha etkili oluyor. Şahsen bu bende böyle…

  

SORU: Şimdi biraz da kariyerinizden söyleşimize devam edelim…  Henüz 16 yaşındasınız ve bir gün annenizin kız kardeşinize aldığı bir gitar sayesinde müzikle tanışıyorsunuz ve bir daha da bırakamıyorsunuz… Gerisini sizden rica edelim.

YANIT: Lise yıllarımdı. Annem kız kardeşim heves etti diye ona bir gitar almıştı, ama kız kardeşim üzerine pek düşmedi. O gitar evde kaldı. Ben de o dönemler dışarıda top oynuyorum, internet kafeler vs. Ergenlik dönemi işte.  İlkokul 5. sınıfta iken o dönemlerde de türküler söylerdim Erzincan da. Bir gün ağabeyimin bir arkadaşı bize geldi. Gitar çaldığını söyledi. Bizim ses çıkaramadığımız gitarı çalmaya başladı. O kıvılcım bende çaktı. İçimde böyle bir yanardağ oluştu ve o gitarı çalmak için sanki o kıvılcıma ihtiyaç duyurmuşum… O gece uyuyamadım ama o gitarı öğrenmeliydim. Ertesi gün öylesine okula gitarla gittim. Hiçbir şey bilmiyorum. Ama çalmayı deniyorum falan… O gün hayatım değişti. Top oynamayı, bilgisayar oyununu bıraktım. Tamamen gitar çalmaya odaklandım. Tabii bu arada dersler de zayıfladı, arkadaşlarla arama mesafe koydum. Tüm uğraşım gitardı. Gitar çalanların yanına gidiyordum ve izliyordum nasıl çalındığını… Benim için o anım hiç bitmedi. Hala dün öğrenmeye başlamış gibi hep gitar üzerinde çalışıyorum ve bunun sonu yok. Oldum yok. Hedefim sürekli bir tık ileri ve çıtayı her geçen gün bir üste taşımak…

SORU: Şarkı sözü yazmak ve beste yapmak için özel bir eğitiminiz oldu mu?

YANIT: Ders almadım kesinlikle. Aslında Şarkı sözü yazmak ve beste yapabilmek; tamamen bir analiz yeteneği, toplumu tanıma, kendi duygularını melodililerle taşımak ve toplumun hoşlanacağı sözleri bir araya getirip bir eser yaratmaktır. Şarkıları genelde kalpten yapmak diye bir şey yoktur. Mantığınız ile yaparsınız. Çevreden etkilenerek derleme yaparsınız. En büyük sanatçıların bile mutlaka etkilendikleri hocaları ya da dış etkenleri vardır ya da olmuştur. Bu olgu, bir arının birçok çiçekten tat alması gibidir. Sonunda kendi peteğini örer. Bir kişiyi taklit ederseniz, bu sizi taklitçi yapar. Ama bir sürü kişiden etkilenip kendinize ait karma bir iş çıkardığınızda bu sizi, siz yapar ve kendi markanızı yaratırsınız. Özetle olay budur…

SORU: Şarkı sözü yazmaya ve beste yapmaya ne zaman başladınız?

YANIT: 18 yaşında ilk şarkımı yaparak başladım. Tamamen duygusaldı. O zaman bir ilişkim vardı ve kız arkadaşımla ayrılmıştık. O duygu durumunu şarkıya döktüm. Önce melodi gelir bana. Tabii bu kişiden kişiye de değişir ama bende böyle... Şarkı yapabilmek birazcık sanat adamı olabilmek, duyguları ne kadar yansıtabilmek, bunu karşı tarafa aktarabilmekle ilgili bir objedir. Bu herkesin öyle kolay kolay yapabileceği bir şey de değildir. Yani duyguların mantıkla bütünleştirilmesi muktedirliğidir...

SORU: Şarkı sözü ve bestelerde birde şiir olgusu var, şiirlerden de şarkı sözü ya da beste yapar mısınız?

YANIT: Şiirden şarkı sözü yazabilirim, böyle bir eserim olmadı ama birkaç arkadaşımın şiirini şarkıya çevirdim. O arkadaşlara özel kaldı, çıkarmadılar. Şiirden de şarkı yapılabilir bu tercih meselesidir.

SORU: Besteleriniz oldukça beğeniliyor. Sizden şarkı isteyen sanatçı dostlarınız oluyor mu?

YANIT: Beni arayıp şarkı isteyen çok kişi var. Bunlarda bir kaçını sayarsam örneğin; Sibel Can, Nilüfer, Rafet El Roman, Kutsi ve Ziynet Sali vb. gibi ünlüler istiyor. Ama benim yaptığım şarkılar o isimlerin profillerine çok da uyan şarkılar değil. Ben ısmarlama şarkı yapamıyorum. Ticari şarkı yapamıyorum. Böyle ticari besteciler de var. İşin o kısmında olamıyorum. Şarkıları gönderiyorum sonra kalıyorlar. Dönem değişti. Onların dönemi ile benim dönemim biraz farklı. Tecrübeliler genellikle eskilerle devam ediyorlar. Gönderiyorum dönüşü olmuyor. Böyle bir durum yani... Benimkiler benle çok özdeşlemiş ve daha çok yeni jenerasyona yönelik... Ve çok güzel işler de çıkıyor…

  

SORU:  X Factor Star Işığı yarışma programına katılmanız nasıl oldu?

YANIT: Bodrum’da canlı müzik yaptığım dönemlerdi. Hayatımı müzikten kazanıyorum. Müzik yarışmaları oluyor. Vaktim ve yeterli özgüvenim de yoktu. Maddi durumlar söz konusu. Cesaret durumunda sessiz sakin kalıyorsunuz. Yapımcılardan bir heyet geldiler. Canlı müzik yapan yerlere bu ekibi yönlendirmişler. Yanıma geldiler. Önce anlamadım. Yarışmadan bahsettiler. Daha sonra benim için bir hayli ısrarcı oldular. Seçmeler var diye bana mesajlar attılar. Orada, Antalya’da incir şarkısını söyledim. Çok etkilendiler ve böylece yarışmaya dâhil oldum. Programın ilk bölümünde de o şarkıyı söylemiştim, sonrasın da yer yerinden oynadı zaten…

SORU:  X Factor Star Işığı yarışması yarıda kalsa da siz birinciydiniz zaten. Bu başarının ne tür yansımaları oldu hayatınıza?

YANIT: öncelikle şu olguyu belirtmek isterim ki tam olarak birinci oldum sayılamaz… Finallere kalmıştım ancak X Factor Star Işığı yarışma programının karşısında diğer bir kanalda “O Ses Türkiye” vardı. Galiba reyting probleminden dolayı yarışma yayından kaldırıldı… O araya süreç girdi ben de yarışmadan çekilmek zorunda kaldım. Hayatıma yansıması ise, evet sanat yaşamım için bir dönüm noktası oldu diyebilirim. O dönemde albüm teklifi geldi. Konserler seri olarak gerçekleşti… Bir tık ötesi yolum ENBE ile kesişti… Özetle yansımalar pozitif oldu diyebilirim.

SORU:  DMC müzik koordinatörü Samsun Demir’den neden fırça yedin? Haydi, anlat bakalım.

YANIT: Sedat ağabeyciğim vallahi bravo yani senden de bir şey kaçmıyor hani; Pekii anlatayım o vakit…“gülüşüyoruz”… Yarışma yayından kaldırılmıştı ancak yarışmacıların bir yere ayrılmaması gerektiği ifade ettiler. Fakat benim “İncir” şarkımın yayınlandığı gece müthiş beğeniler geldi ve telefonum kitlendi. Ülkede farklı dalga oluştu. Beni çok arayanlar oldu. Sıkıldım telefonu kapatmıştım. Kendime göre başka planlar yapıyordum. Meğerse Samsun Bey beni arattırıyormuş. Çünkü Samsun Demir yarışmanın müzik koordinatörüydü. Birinci olana DMC’nin albüm yapma hakkı vardı. Samsun Bey Fatih Aksoy’a, “Bu çocuğu yolla, görüşeyim” demiş. Neyse beni buldular ve buluştuğumuzda önce beni azarladı. “Bu zamana kadar neredeydin, senin gibi adam arıyoruz” dedi. Olay budur yani…

SORU:  Sonra, Enbe Orkestrası ve ünlü şefi klasik batı müziğinin piyano ve trompet virtüözü Sayın Behzat Gerçeker hocayla yollarınız kesişiyor… Meşhur “İncir” Şarkınızın Cover’ını Behzat Gerçeker ve Enbe Orkestrası ile yeniden düzenleyerek DMC etiketiyle müzikseverlerle buluşturduğunuz Maxi Single Albümle müthiş bir çıkış yapıyorsunuz…

YANIT: Evet… “İncir” şarkımın tutulması sonucu ve internet ortamında performansım çok fazla ses getirince şarkının stüdyo versiyonunu vermemiz gerektiğine karar verdik. Yarışma yayında kaldırılmıştı ancak teknik olarak yarışmada olduğum için yarışmanın formatı buna müsaade etmiyordu. Yani yarışmacı elenmeden hiçbir şekilde Single Albüm çıkartamaz fakat başka birisiyle figuring yapabilir maddesi vardı. Böylece ENBE Orkestrasıyla bu işi yapmaya karar verdik, çünkü Behzat Gerçeker çok çalışkan bir hocadır. Mutlaka genç, yeni ve klas solistlerle sürekli çalışarak güzel işler yapan bir hocadır.  Aynı zamanda piyasada oldukça prestijli bir isimdir. Dolayısıyla ben de onlarla çalışmaktan dolayı bir sakınca görmedim. Daha sonra ENBE Orkestrası’nın ENBE 2015 albümünde çıkış parçası olarak “İncir” parçası yapıldı, bir de klip çektik ve o şekilde başarı geldi…

SORU:  Bu büyük başarının ardından 15 şarkılık “İçimdeki Duman” adlı ilk solo albümü piyasaya sürdünüz ve fena patladı. Youtube’da milyonlar tıkladı. Bu kadar sevileceğini tahmin ettiniz mi?

YANIT: Açıkçası tahmin etmedim. Ben X Factor’e çıkacağım zaman da patlayacağını tahmin etmedim. Ama “İncir” şarkısının beğenileceğini o sahneye çıktığıdaı hissetmiştim. Her zaman kendimi “Beğenilmeme” durumuna göre de hazır tutarım. Bir konuda şımarmamak, “Tamam oldum ben” düşüncesine kapılmanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar kendinizden emin olursanız olun ama her “Olmayabilir” düşüncesini de bir kenarda tutmak gerekiyor. Albüm çıkarken de bu kadar olacağını tahmin etmiyordum. Farklı bir şeyler yaparak insanların beğenisini toplamayı amaçlamıştım. Ama albüm çok tuttu ve konserler için ciddi referans oldu…

SORU: Yurt çapında tanınırlığınız, yani herkesin bahsettiği sevilen ve dinlenilen bir isime dönüşmeniz “İçimdeki Duman” adlı solo albümünüzle oldu desem acaba yalıyor olur muyum?

YANIT: Hayır, yanılmıyorsunuz aynen doğru… Şarkıyı yazarken gayet mütevazı tavırlarla yazdım. “Bu şarkı patlar, her yerde çalacak” demedim hiçbir zaman. Zaten albüme de sonradan ekledik. Albüm genel itibariyle slow duygusal şarkılardan oluşuyordu. Çıkış parçası “İçimdeki Duman” aynı zamanda albümün ismini de taşıyordu. Sözü ve müziği bana ait. Albümün çıkmasına çok az bir zaman kala Kadıköy vapurunda yazmış olduğum bir şarkıydı. Şarkıda birden fazla hikâye anlatılıyor ve iddialıydı. Şarkıyı son anda albüme yetiştirdik. Ben her ne kadar temkinli olsam da albümün patlayacağı ve iş yapacağı otoritelerce bana söylendi. Çıkınca da çok beğenildi ve aldı yürüdü yapılacak bir şey yok…

SORU: “Smule" adında dünyaca ünlü bir karaoke programı var. Anne Marie - Rockabye, Luis Fonsi - Despacito gibi dünyayı kasıp kavuran bu isimler ve eserleri seçildi bu program için. Türkiye'den de en çok dinlenen ve tıklanan şarkı olan "İçimdeki Duman" ile siz seçildiniz. Bunun için neler söylemek istersiniz?

YANIT: Evet, Smule, dünyaca ünlü bir müzik platformu. Genellikle çoğu insanın telefonunda olan bir uygulama. Bu uygulama sayesinde sevdiğini sanatçıların çekilmiş videolarıyla onların şarkılarını birlikte söyleyebiliyorsunuz. Türkiye’den ilk defa benimle çalıştılar, ben de “İçimdeki Duman” kaydını verdim. Zaten programın özelliği; profesyonel bir görüntü olmasına gerek yok, cep telefonu kamerasıyla kendiniz çekebiliyorsunuz. Bu şekilde kendi şarkınızı söylüyorsunuz. Boşluk bıraktığınız yerler oluyor ve oraları da düet yapmak istediğiniz kişi okuyor. Dediğim gibi Türkiye’den ilk defa benimle çalışmaları da çok güzel bir şey. Mutluyum…

SORU:  Şimdi geriye dönüp baktığınız da iyi ki bu albümü çıkartmışım diyebilir misiniz?

YANIT: Kesinlikle “İyi ki de yapmışım” derim.

SORU:  Sözü ve müziği size ait, global bir sound içerikli elektronik alt yapısı yoğun ve titiz çalışmalar sonucu bir yıllık bir zaman diliminde hazırlanan harika yeni bir single albüm çalışmanız “Gel Be Gökyüzüm” ile karşımızdasınız ve yine çok beğeni alıyor… Single’ın akustik versiyonunu da yapacak mısınız?

YANIT: Evet; Şu an için hazır, yapıldı. “Gel be Gökyüzüm” ün akustik versiyonunu yaptık ve hazır. Uygun bir zamanda onu da performans videosuyla müzisyen arkadaşlarım birlikte internet ortamında paylaşacağız.

SORU:  “Gel Be Gökyüzüm” Single albüm için bir de Klip çektiniz, içerik hayli renkli… Ana fikir hikâyesi, bir Rus mankenin size eşlik etmesi soğuk havada çekilme tercihi… Klipten biraz bahseder misiniz?

YANIT: Ben klibi beğendim. Her seferinde daha iyisini yapmaya çalışıyoruz. Kendimizi güncelleyerek ilerlemeye gayret ediyoruz. Klibi Hasan Kuyucu çekti ve klipte değişik ikonlar kullanmayı sever. Klipimizde oynayan Rus manken arkadaşımız da son derece bize uyum sağladı. Klipi, soğuk havada çektik ve sabah 06.00’da bitti çekimler. Yorulduk ama güzel oldu. Çünkü kliplerde ben çok fazla gösteriş yapmayı doğru bulmuyorum. Genelde kameraya çok bakmadığınız senkronları tercih etmeye çalışıyorum. Her zaman iyisini yapmaya özen gösteriyorum.

SORU: Gel Be Gökyüzüm" isimli şarkınızın düzenlemesini dünya çapında ilgiyle takip edilen sevgili Mahmut Orhan yaptı. Onunla yolunuz nasıl kesişti? Yeni işinizde de onunla mı çalışacaksınız?

YANIT: Mahmut Orhan ile 4 yıldır tanışıyoruz. İlk tanıştığımızdan bu yana sıkı bir arkadaşlığımız da oldu. Kendisi son derece düzgün bir karaktere sahip ve başarılı bir prodüktör. Dünya çapında ciddi dinleyici sayısına ulaşmış eserleri bulunmakta, iyi de bir sahne DJ’idir. Mahmut Orhan ile ileride belki bir parça üzerine daha çalışılabilir. Aytaç Kart diye bir arkadaşımız daha var ve son derece başarılı. Onun dışında Bulut Gürsoy var. Arkadaşlarımız hepsi müziğin içinde ve prodüktörlüğü yapabilecek bilgiye sahip insanlar. Hepsiyle bir şekilde çalışmak isterim.

SORU: Hüzünlü bir ses renginiz var ama alaturka değil tamamen Batılı bir ses. Neden yabancı pop şarkılarını da repertuarınıza almayı düşünmüyorsunuz? Belki de projenin sonu Grammy Ödüllerine kadar gidebilir; neden olmasın ki…

YANIT: Haklısınız, bu aralar çok fazla bana gelen bir şey bu ve denenebilir. Düşünmüyor değilim ama bir dili bilmeniz o dilin duygusuna ve vurgusuna hâkim olduğunuz anlamına gelmiyor. Şarkı söylerken o dilin duygusuna ve vurgusuna hâkim olmanız lazım. İngilizce şarkı söylüyorsanız onların konuştuğu dil ve sahip olduğu kültür, duygu çok önemlidir. O nedenle bu zaman alabilecek bir şey. Ama sırada bekleyen bir projem diyebilirim.

SORU: Kalbimdeki Deniz" isimli bir dizide gördük sizi konuk oyuncu olarak. Dizi oyunculuğunun devamı gelecek mi ya da sinema filminde oynamayı düşünüyor musunuz?

YANIT: Orada sadece konuk oyuncu olarak oynadım. Sinema filmi ilk etapta istediğim asıl şeydir. Ancak dizilerin genellikle sanatçının kariyerini öldürdüğünü düşünüyorum. Çünkü çok yoğun çalışıyorsunuz ya oyuncu olacaksınız ya da sanatçı olacaksınız. İkisinden birini seçmek zorundasınız. Ancak dediğim gibi sinema çok daha ayrı bir yerde duruyor. O nedenle dizilerde oynama konusunda şu anda mesafeliyim diyebilirim.

SORU: Yeni şarkınız ne zaman müzikseverlerle buluşacak? Düet mi olacak yoksa tek mi söyleyeceksiniz?

YANIT: ENBE Orkestrası’yla bir şarkı daha çıkaracağız. Birer ay arayla şarkı sözü ve müziği bana ait şarkı çıkaracağım. Şarkıların hepsini ben okuyorum ama figuring ENBE Orkestrası olacak. “Yağmur” şarkısı da muhtemelen figuring Aytaç Kart ile çıkacak. Aytaç Kart bir prodüktör ama o da projede figuring olarak çıkacak fakat şarkıları baştan sona ben söyleyeceğim.

SORU:  Harika… ve konserleriniz diyelim. Hakikaten muhteşem akustik konserleriniz çok beğeni topluyor ve gerek yurt içi gerekse yurt dışı bir hayli kalabalık oluyor; yorumlarınız…  

YANIT: İnsanlar benim onlara sunduğum müziği benimsedi diyebilirim. Benim duygularımda, düşüncelerimde kendilerinden bir şeyler buldular ve bunu şarkılarımın dinlenme oranlarından da görüyoruz. Konserlerde de oldukça ilgililer. Sadece müziğimle ilgili değil, dış görünüşüm, koreografi kabiliyetim ve beden dilini kullanmamla da bir beğeni söz konusu. Ancak benim için önemli olan müziğimin, şarkılarımın beğenilmesidir.

SORU: Dilerseniz birazda lifestyle, yaşam tarzınıza geçelim. Kendinizi nasıl tanımlarsınız’?

YANIT:  İdealistim diyebilirim.

SORU: Peki, çevreniz sizi nasıl tanımlar?

YANIT: Karşımdakiler beni genellikle zeki, güvenilir ve konuşkan olarak tanımlar.

SORU: Genç yaşta şöhret olmanın hayatınıza yansımaları…

YANIT: Şu an için bir popülerlik söz konusu diyebilirim.

SORU: Tanınan bir isim olarak şu an en çok neleri yapamamaktan şikâyetçisiniz?

YANIT:  Arkadaşlarım ve sevdiklerimle beraber dışarıda rahat vakit geçirememekten.

SORU: Bilinmeyen yönleriniz…

YANIT: Bilinmeyen yönlerim bilinmiyordur.

SORU: Kafa patlatmak mı, kafa değiştirmek mi?

 

YANIT:  Kafa patlatmak... Açıkçası ne kadar kafa patlatırsan o kadar başarılı olursun.

 

SORU: Umutsuzluğa kapılır mısınız? ya da umutsuz olduğunuzu düşündüğünüz zamanlarda ne yaparsınız?

YANIT: Umutsuzluğa bazen kapılırım ama artık kapılmamaya çalışıyorum. Çabuk demoralize olan bir adamım, sanırım karakterimle ilgili bir şey bu. Kendime çeşitli teknikler geliştirdim. Bir şekilde kafamı dağıtmaya çalışıyorum.

SORU: Nelerden korkarsınız? Korkuların karşısında ne tür aksiyonlar alırsınız?

YANIT: Yalnız kalmaktan korkarım. Ailemi ve arkadaşlarımı kaybetmekten çok korkarım. Eğer ki bir gün kimse benimle konuşmazsa ve benim için kötü değerlendirmede bulunurlarsa ya da birisi tarafından herhangi bir konuda yanlış anlaşılırsam bu beni çok korkutur.

SORU: Sizi en çok hırçınlaştıran olgu nedir?

YANIT: Kendime ayırdığım bir zaman diliminde dışarıdan bir müdahalenin olması.

SORU: Hatasız kul olmaz derler, hatalarınızı kabullenmede muktedirliğiniz ne sevidedir?

YANIT: Genel olarak hatamı kabul ederim ve hatalıysam kısa bir süre içerisinde bunu fark edip karşı taraftan özür dilerim.

SORU: Keşkeler Türk toplumunda adeta bir tradisyoneldir. Keşkeleriniz oldu mu?

YANIT:  Zaman zaman keşkelerim oldu.

SORU: Nasıl bir aşıksınız ve aşık olduğunuzda bünyeniz nasıl sinyaller verir?

YANIT: Bunlar zaman zaman kişinin yaşıyla orantılıdır. 18-20 yaş aralığındaki hisler, reaksiyonlar bambaşka olurken 25-30 arasında bambaşka olur. O nedenle net yanıt vermem yanıltıcı olur. Değişkenlik var yani…

SORU: Bir kadında aradığınız özellikler ve en tahammül edemediğiniz tutumlar nelerdir?

YANIT: Kıskançlık en tahammül edemediğim tutumdur. Beni sürekli boğması ve çevremle ilgili olarak sürekli bir şeylerden rahatsızlık duyduğunu ifade etmesi benim çok rahatsız eder. Beğendiğim özellikse, hoş görülü ve zeki olmasıdır.

SORU: Yakışıklı bir erkek olmak kariyerinizde fırsatlar yarattı mı?

YANIT: Evet yarattı.

SORU: Şöhret olmadan önce nasıl bir İlyas Yalçıntaş vardı? Çok hayal kurar mıydı?

YANIT: Çok hayal kurardım. Şöhret olmadan önce biraz daha keskin davranışları olan birisiydim.

SORU: Hayaller gerçek oldu mu?

YANIT: Evet, hayallerim gerçek oldu.

SORU: Karakterinizi hangi renkle tanımlarsınız?

YANIT:  Buz mavisi...

SORU: Yaşamınız filme alınsa hangi türde olurdu?

YANIT: Dram olurdu.

SORU: Ne tür müzikler dinlersiniz?

YANIT: Genellikle enstrüman içerikli müzikler olur. Elektronik müzik de çok severim.

SORU: Duygu olarak beslendiğiniz ülkeler, şehirler ya da semtler var mı?

YANIT: İstanbul’un Karadeniz kıyısını severim, bana iyi gelir. Temiz hava ve orman beni çok rahatlatır ve duygu olarakta besler…

SORU: Damak tadı ve lezzet zevkleriniz nasıl size hitap eden dünya mutfaklarından hangi yemek ve içkileri sever ve önerirsiniz?

YANIT: Türk mutfağının dışında İtalyan mutfağı ve özellikle de makarnası olabilir. İçki pek kullanmam ama zaman, zaman kırmızı şarap tercihimdir. Marka olarak Chateau Lafite, Royal DeMaria, Massandra, Chateau Mouton-Rothschild gibi Fransız şarapları favorimdir.

SORU: Ve şimdide geçiyoruz Fenerbahçe’ye. Nasıl Fenerbahçeli oldunuz ve Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Çok küçük yaşlarda Fenerbahçeli oldum. Açıkçası konuşmaya başladığım zamanlarda beni Fenerbahçeli yaptılar. Babam Beşiktaşlıydı ama annem Fenerbahçeliydi. Bir de benim çocukluğumda Fenerbahçe çok güzel sezonlar geçiriyordu. Biz de Fenerbahçeli olduk. Tabii annemin de payı büyüktür. Daha sonra belli bir yaşa geldikten sonra kulüpler arasındaki farklara bakmaya başlıyorsunuz. Ben, açık bir şekilde Fenerbahçe’nin diğer kulüplere nazaran çok daha farklı olduğunu görüyorum. Tarihiyle, Kulüp büyüklüğüyle, taraftarıyla, yapılanmasıyla, semtiyle… Tamimiyle kendine ait çok özel kupon bir camia… Anadolu yakasının kalesi gibi diyebilirim. “Fenerbahçe Cumhuriyeti” farkını, ayrımını yaratmış bir kulüptür. Dolayısıyla bu da Fenerbahçe’ye daha çok bağlanmanızı sağlıyor.

SORU: Yoğunluğunuzu biliyorum ama bir taraftar olarak Fenerbahçe’nin maçlarını ne ölçüde takip edebiliyorsunuz?

YANIT: Elimden geldiğince Saracoğluna maçlara gelmeye çalışıyorum ama çok sık gelemiyoruz, yoğunluktan dolayı. Genelde arkadaşlarımızla evde televizyondan izliyoruz.

SORU: Fenerbahçe’nin galip gelmesi için özel bir toteminiz var mıdır?

YANIT:  Aslında standart totemler diyebilirim. Örneğin; maçı izlememek gibi… Bir derbi maçı varsa benim en büyük totemim maçı izlememek. İzlemediğim maçlarda Fenerbahçe hep kazandı. Ama yine de dayanamıyor ve maçlarımızın büyük kısmını televizyondan da olsa izliyorum…

SORU: Sayın İlyas Yalçıntaş perspektifinden Fenerbahçe yorumu desem…   

YANIT: Fenerbahçe’nin kendisine ait bir kalitesi var. Benim gözümde Fenerbahçe çok ama çok prestijli bir kulüptür. Stadı, tesisleri, şirketleri, finansal yapısı, büyük ekonomisi, taraftarları, Avrupa çapında kabul görür star sporcuları, sportif başarılarıyla Fenerbahçe büyük kulüptür ve Fenerbahçe olmak ise bir ayrıcalıktır. Ne diyebilirim ki hayatımın her anında Fenerbahçe’m yanımda çok mutluyum…

SORU: Yeni teknik direktörümüz Sayın Aykut Kocaman yönetiminde bu sezon nasıl bir Fenerbahçe futbol takımı görmek istersiniz?

YANIT: Öncelikle şu olguyu belirtmek isterim ki Aykut Kocaman, çok başarılı bir teknik direktördür. Takıntı derecesinde disiplinli, belirli bir futbol felsefesine sahip olan, dünyayı futbolun penceresinden görüp algılamayı âdet edinmiş bir teknik deha. Benim beğendiğim de bir teknik adam. Kazanmaya endeksli ve başarıya yürüyen bir Fenerbahçe’yi yakın zamanda yaratacak ve biz bu realiteyi hep birlikte göreceğiz. Ancak bizdeki genel beklenti takımın başına getirdiğiniz ismin hemen başarılı olmasıdır, hâlbuki biraz zaman gerekir diye düşünüyorum. Aykut Kocaman’a güveniyorum. İlk döneminde çok başarılı olmuştu ve “Sen Bizim Kocaman Gururumuzsun” diye söylemiştik. Takımımız da çok güzel. Ben sonuna kadar inanıyor ve güveniyorum. Puan farkının çok önemli olduğunu düşünmüyorum. Lig uzun bir maraton ve zirve yarışının her zaman içinde olacağız. Fenerbahçelilik bunu gerektirir. Hocamıza ve takımımıza güveniyorum. Bakın şampiyonluk yarışında iddialı olan ve çok beğenilen malum takım bile 5 yedi. Böyle şeyler futbolun doğasında var. Köprünün altından daha çok sular akacaktır. Sabredelim, bekleyelim görelim. Mutlu son inşallah bizim olacak…

SORU: Euroleague ve Spor Toto Basketbol Süper Lig şampiyonu Erkek Basketbol takımımız ve Avrupa basketbolunun en başarılı baş antrenörü büyük deha Zeljko Obradovic hoca desem…

YANIT: Selam olsun derim… Obradovic, kral adam derim… Hastasıyım… Geçtiğimiz sene kazandığımız EuroLeague Şampiyonluğu’nun en önemli mimarlarından birisidir. Sorunuzda belirttiğiniz gibi Avrupa basketbolunun dehası… Bir ünlü için daha ne söylenebilir ki…

SORU: Bir de Fenerbahçe Dergisi hakkında görüşlerinizi alsak ne dersiniz hoş olmaz mı?

YANIT: Elbette hoş olur. Fenerbahçe, çok köklü bir kulüptür. Televizyonu, Dergisi ve Radyosu, sosyal medyasıyla güzel işlere imza atan bir camiadır. Fenerbahçe Dergisi’ni çok kaliteli buluyorum. Görsellik ve baskı kalitesiyle gerçekten hoş ve popüler bir dergi… Rakip takım dergilerini tirajlarıyla geriden bırakması bir başka başarı. Kulüp dergisi olmaktan çıkıp Türkiye’deki en ünlü dergilerindeki popülerlikten daha yaygın bir dergi formatına gidiş görüyorum. Kapsadığı konular içinde spor haberlerinin yanında magazin ve popüler kültür konularına da yer vermeniz gerçekten harika… Ayrıca ve böyle bir derginin sayfalarında yer alacak olmaktan dolayı da ayrıca mutluluk duyuyorum.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Takımımızı, taraftarımızı çok seviyorum. Taraftarımız, takımımızı desteklemeye devam etsinler. Maçlarda küfürden ve şiddetten uzak olmaya özen göstersinler. Her ne olursa takıma ve camiaya sahip çıkmalıyız. Fenerbahçe taraftarı büyüktür ve camiamızın takımlarımızın yanında durarak bu büyüklüğünü her zaman göstermiştir. Büyük başkanımız Aziz Yıldırım’a gelince; O, sadece kulüp başkanı değil aynı zamanda da toplumsal bir hareket lideridir ve bu yüzden de Büyük Başkandır. Demokrasi ve cumhuriyet değerlerine bağlılığı ve bu uğurda verdiği mücadele herkes tarafından takdir edilmiştir. Başkanımızın verdiği örnek mücadele ve gösterdiği direnç, tüm Fenerbahçe camiası için de bir gurur vesilesi olmuştur. Hakikaten zevk aldığım güzel bir röportaj oldu, ilginiz ve emeğiniz için size de teşekkür ederim. Tüm taraftarlarımıza, müziğin ve sanatın sporla buluştuğu güzel ve aydınlık günler diliyorum. Bu camiayı çok seviyorum. İyi ki Fenerbahçeliyim ve iyi ki Fenerbahçe’m var. Sevgiler…