Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN IŞIN KARACA HANIMEFENDİ.

Müziğin en beğenilen efsane kadın seslerinden biri o. Adeta Şeytan tüyü var onda. Onu gören herkes çok seviyor. İçtenliği, samimiyeti ve doğallığını, agresif ve neşeli halini… Gerçekten insanda saygı uyandıran çok özel bir isim… Unutulmayan şarkıların ödüllü söz yazarı, yorumcu, aranjör ve bestecisi. Pop, Elektronik müzik, R&B tarzlarının gitar ve piyano virtüözü. Akademik kariyeri, zarafeti ve güzelliğiyle çok hoş bir hanımefendi. Bir markayı bunca yıl başarıyla taşımak her şeyden önce sıkı bir zeka gerektirir. Zaman zaman, özgüven patlamaları yaşasa da, o hep eğlenceli… Bir de son zamanlarda acayip kilo verdi, çok güzelleşti. İlgili, bilgili, komik ve tatlı… Çok boyutlu bir Star… Konser de veriyor, Klipte çekiyor, Televizyon programı da yapıyor... Ayrıca bir Sosyal Medya fenomeni… Instagram ve Twitter’ı en iyi kullanan ünlülerden biri. Çıkardığı her albümünde getirdiği aromalı pop şarkılarıyla müzik listelerini sallıyor ve hiç şüphesiz şarkıları hep hit oluyor. Verdiği her konserinde diyafram nefesli ses tonu, koreografi kabiliyeti ve ritmik danslarıyla hayranlarını büyülüyor. Aldığı yerli ve yabancı “Premier” ödüllerinin yanında sıkı bir Fenerbahçeli olan dünya sanatçımız Sayın Işın KARACA hanımefendiyi bu ayın konuğu olarak röportaj Sponsorumuz Dalyan Club Tesislerinde konuk ettik.   

Aslında, Sayın Işın Karaca röportajları pek normal olmaz, zordur. Kendi içinde bir patlaması vardır yani… Sezgileri çok kuvvetli bir hanımdır. Tatlı tatlı durur orada. Ama eğer soru, yıllardır taşıdığı Işın Karaca markasına zarar verecek bir şeyse, birden içinden bir ‘yaratık’ çıkar ki; Aman Allah’ım yanarsınız, perişan eder vallahi. Dilinin kemiği yoktur, demediğini bırakmaz. Böyle de bir erkek tarafı var hani… Ben onu sinir edecek, ısıracak pek bir şey sormadım, şimdi Allah’ı var o da herhangi bir kapris yapmadı. Hoş ve saygın bir söyleşimiz oldu.

Evet… Işın hanım; çok uluslu bir dünya vatandaşı… Kıbrıs orijinli olan, İngiltere-Londra’da doğan, gençlik yıllarından itibaren Türkiye’de yaşayan batılı bir sanatçımız Sayın Işın Karaca… Hani derler ya; “içi dışı bir” aynen öyle bir insan. Duygularını içinden geldiği gibi dışa vuran, hiçbir şeyden çekinmeyen, yer yer küçük bir çocuk kadar agresif hayatı, sevgiyi, aşkı tüm yoğunluğu ile yaşayan, çok fazla medyatik olmayı sevmeyen önemli bir sanat ve düşünce insanı.

Söz yazarı, besteci ve yorumculuk, televizyon sunuculuğu, sinema oyunculuğu, yazarlık ve sosyal sorumluluk projeleri gönüllüsü gibi tanrı vergisi yetenekleriyle “Global Arts & Entertainment” dünyasının yadsınamaz kült ismi olan değerli sanatçımız Sayın Işın Karaca hanımefendiyi siz değerli taraftarlarımız için; İstanbul’un en köklü ve en prestijli mekânlarından; eğlence ve spor kompleksi “Dalyan Club Tesislerinde” ağırlayıp; Çağdaş sanat kültürü, bilimsel yorumları, o fantastik sanat hayatı ve naif albümüne, korkularından, hataları, keşkeleri ve itiraflarına, ilave olarak Müzik ve Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk. Keyifli dakikalar…

  

SORU: Sayın Işın Hanım; sizden öncelikle müziğin tanımı ve evrensel bir sanat olmasındaki ana temayı rica ederek röportajımıza başlayalım.

YANIT: Müzik; insanın duygu ve düşüncelerini ses aracılığı ile yansıtmakla birlikte bir insan felsefesidir, toplumsal bütünlük sağlayan birleştirici bir dil objesidir.  Algılamak için sözü anlamanıza gerek yoktur. Bir eserin sözlerini anlamasınız dahi ritmiyle, akorduyla, armonisiyle, enstrümanıyla, melodisiyle o ritim ruhunuza dokunur ve dünyanın neresinde olursanız olun, o şarkının farklı dillerdeki versiyonlarını da sevebilirsiniz. Müzik ayrıca barış ve sevgi sembolüdür. Örneğin; 70’li yıllarda barış diye gezinen bir kitle vardı ve çok haklılardı. Aslında başka türlü barış anlatamıyorlardı. Müziği evrensel bir sanat yapan ana tema ise, eserlerin etnik ve kültürel değerleridir ve tek dil olmasıdır. Farklı ülkelerden, farklı kıtalardan; farklı topluluk ya da toplumlardan, kısacası, farklı kültürlerden farklı insanların buluşabildiği, birleşebildiği, az veya çok anlaşabildiği tek dil kurgusudur. Bu dile “müzikçe” denir. Müzikçe diller üstü bir dildir, bir başka ifadeyle “üst dil” dir. Ancak günümüz konjonktürde müzik başka platformlarda kullanılıyor ve popülariteyle de müziğin amaçları çok değişiyor. Bu olguya da dikkat etmemiz gerektiği kanısındayım. 

SORU: Sanat kombinasyonu içinde müzik felsefesi ve estetiğini nasıl yorumlarsınız?

YANIT: Müzik felsefesi, müziğin ontolojik boyutunda, yaratma sürecine yönelik düşünme edimidir ve müzikoloji alanında düşünmemize katkı sağlar. Böylece düşünce ve beğeni ortaya çıkarak müzik estetiğini oluşturur. Müzik estetiği ise, güzellik yargısına katkıda bulunarak, beğenilerimizin biçimlenmesini kolaylaştırır, var olan eserlerin içerik ve yapısına yönelik güzeli arama, oluşturma çabasıdır. Ayrıca müziğin bireyler ve toplum için güzellik ve beğeni serüvenine yönelik çalışır. Eserlerin yapısına (sistem) ve anlamına (kültüre içkin) göndermelerde bulunarak kompozitörün yaratma sürecine katkı sağlar. Ses kümelerini kendisine alan olarak seçerek müzik bilimine de katkıda bulunur.

SORU: Çok sayıda şarkı sözü yazmış ve besteler yapmış bir sanatçımız olarak, sizce şarkı sözleri nasıl yazılmalıdır?

YANIT: Şarkı sözü yazmada genelde pek kurala bakılmaz ama ben yine de insanın içinden yüreğinden akan kelimeleri bir formel yapıya dönüştürerek icra edilmesinin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Şarkı sözleri yazmada bir takım teknik ve üslup kriterleri vardır. Teknik açıdan hece ölçüsü önem arz eder ve genelde 7’li, 8’li ve 11’li ölçülerden oluşur. Üslup olaraksa derinleştirilmiş edebiyat ve felsefeden uzak durup olayın net, sade ve basit bir biçimde ifade edilmesi gerekiyor. Yani sözlerin bir slogan gibi olabildiğince çok insan tarafından anlaşılması önem arz ediyor. Şarkı sözlerinin basitliği ve anlaşılırlığı dinleyici kitlenin duygularına taşınmalı. Özellikle müzik kitlelerini etkileyen pek çok Türkçe Pop şarkı oldukça basit sözlerden oluşmaktadır. Çünkü dinleyici kitle tüm enerjisini müzik ritmine ve yorumcu sesine odaklıyor.

SORU: Merhume Aysel Gürel ile olan anınızı da katarak şarkı söz yazarlığı ve yorumculuk performansınız hakkında Işın Karaca üslubuyla bir değerlendirme alsam…

YANIT:  Sevgi ve şefkatle andığım rahmetli Aysel Gürel, ben ilk söz yazmaya başladığımda şöyle bir cümle kurmuştu; “Sevgili Sezen Aksu çıraklarına her şeyi öğretir, tek öğretmediği bir şey vardır, o da ustalığa geçiştir. Sen ne enteresan bir kızsın ki; ustalığa geçişi kendi kendine öğrenmişsin.” Kelimelerin gücüne hep inanmışımdır. Ben yaşamadığım hiçbir şeyi anlatamam. Hep ilhamdır. Yaşadığım yüreğimde barındırdığım kelimelerdir aslında yazdığım. Yaşadığım acıdır, tatlıdır, derstir. Ben bir müzisyenim, bir yolculuğum var. Ben yazarak buraya geldim. Tamam, ilk albümüm Sezen Aksu’nun söz yazarlığındaydı ama ikinci albüm itibarıyla kendim yazmaya başladım. İnsan kendi hayatını anlatmaya başlayınca tadı çok başka oluyor. Sizinle birlikte aynı duyguları yaşayan o kadar çok insan var ki. Aynı derinlikte olmanız bütün konuyu özetliyor. Eskiden daha derin yaşıyorduk her şeyi. Aşk Mektubu diye bir şey vardı. Tütsülü kalemlerle yazılırdı. Postaneye gider, teslim eder sonra Postacı kapılarda beklenirdi. Şimdi öyle bir dünya yok. Çağa ayak uydurarak gelmek gerekiyor ama gelirken de buna verilen değerleri bir tarafa koyarak değil bir şeyler ekleyerek ve yeni jenerasyona da anlatarak gelmek gerekiyor. 70’li yıllarda doğan çocukların en güzel özelliği, anne babalarından dayak yiyen son jenerasyondur ve çocuklarına en çok konuşma yapan jenerasyondur. Ben 73 doğumluyum ve ben, öldüğü zamana kadar babamın önünde dizimi kaldırıp oturmadım, yatmadım koltukta. Babaya saygıdır, evimizin eridir. Annemin bir bakışıyla ne anlatmak istediğini bilen bir çocuktum. Çok yaramazdım ama diğer taraftan da aile değerlerimi hiçbir zaman yok saymadım. Yazdıklarımın içerisinde bunu da anlamaya çalışıyorum. Çünkü size bir misyon veriliyor. O kalemi kağıdı elinize alıp anlatıyorsunuz ama bir şey de veriyor olmanız gerekir. Alan alır, almayanın keyfi bilir. Ben yaşadığım tüm duyguları anlatmakla yükümlüyüm. Bana verilen görev budur.

SORU: Popüler kültür ile müzik eserleri eksenindeki kurgusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT:  Popüler kültür aslında çok farklı, başka bir obje. Bu kültürde temel vurgu ise, yapmış olduğunuz albümler, kim olduğunuz önemli değil, kimi tanıdığınızdır önemli olan. Ritim, popüler mecralardaki satın alınan reklamlar vb. gibi etik olmayan şeyler… Geçtiğimiz günlerde Basın Danışmanımla konuşuyorduk; 10 sene önce Hürriyet Gazetesi bana röportaj vermiyorsa ben 25 tane yerel gazeteye röportaj vermek mecburiyetindeydim. Neden? Çünkü o zaman o gazete okunduğu için röportajın çıkınca Türkiye seni öğreniyordu. Şu anda birçok televizyon mecrasında müzik kanalı yok. Sosyal mecra yetiyor. Eskiden gerçekten bir meziyeti olan insan ünlü olurdu. Şimdi ise herkes ünlü oluyor. Bu eksen bu kadar basit işte…

SORU: Şarkı sözü ve bestelerde birde şiir olgusu var, her şiirden şarkı sözü ve beste yapılır mı?

YANIT: Yapılır. Son dönemde eşimin zoruyla yeniden yazmaya başladım. Çünkü bazen insan konuşamıyor. Çok suskun olduğum dönemlerim vardır, anlatamıyordum. Bir buçuk, iki yıldır annemin kanser hastalığı falan derken pek zaman ayıramamıştım…

SORU: Ve müzik kariyeriniz; Işın Karaca’yı ilk olarak Yıldız Tilbe'nin vokalisti olarak tanıdık, ama öncesinde kariyer başlangıcınız Panik Atak grubu olmuştu, hani geçmişi hafiften şöyle bir özetlesek…

YANIT: Üç yaşımda şarkı söylemeye başladım. Eve gelenlere, “size bir şarkı söyleyeceğim” deyip masaya çıkarmışım. Benim ne olacağım zaten belliymiş. Hayattaki tek mücadelem, Allah’ın bana verdiği sesi daha da güzelleştirmek, daha çok çalışmak. Ses bir iletişim aracı. Ben hayatı şarkı söyleyerek karşılıyorum, başka bir iş bilmiyorum. Eğitimimi Londra’da tamamladım. İngiliz Dili ve Edebiyatı ile Müzikal Tiyatro olmak üzere çift lisans diploma sahibiyim. Fakat ben hep şarkıcı olmak istiyordum. Üniversite bir kültür yuvasıdır. Orası o anda benim için kitapların büyülü dünyasıydı. “Bu arada lafı açılmışken kitap okumayı da çok seviyorum. Çocuklarıma hala aktardığım çok kıymetli bir değerdir kitaplar. Kitap seven insanlar kitabın o büyülü kokusunu bilirler. Çok kıymetlidir. Başımın ucunda hep kitaplarım vardır. Buradaki insanların kitap okuması çok sahtedir. Biz kopyacılıkta çok iyiyiz.” Konumuza döndüğümüzde ben hayatımı başka şekilde karşılamayı tercih ettim. Ve yorumculukta karar kıldım. Çok çalıştım, çok ürettim halende üretiyorum. Tek başıma var oldum. Çünkü başka bir iş yapmak mecburiyetinde de kalmak istemiyorum. Bugün hala kurumsal şirketlerin çok tercih ettiği bir isim olmamın çok sebebi vardır. Çok iyi bir şarkıcıyım ve bir taraftan da çok iyi bir şovmenim. Çok iyi bir sahnem vardır. Mütevazı olmak istemiyorum. Sahne insanı başka bir iştir. Bu yüzden ben de büyüyor ve konjonktüre ayak uydurmaya çalışıyorum.

Bizim Ozan Doğulu’nun doğum günü vardı, sahneye çıkacaktık. “Ben de Londra’ya dönmüştüm, o dönem Sezen Aksu’yla çalışıyoruz. Sezen’in hasta olduğu bir döneme denk geldi, bir yıl çalışmayacak. Türkiye’de ekonomik kriz var, iş yok. Londra’ya döneyim, orada bir grupta şarkı söyleyeyim derdindeyim. Londra’dayım”; Ozan’ın doğum günü var, o var, bu var derken ben döndüm. Bizim keyif olarak başladığımız grup, birden Türkiye’nin en çok aranan gruplarından biri oldu. Ekstralara gidiyoruz, koşturuyoruz, işlere falan gidiyoruz ama onlar star ben hep vokalist. Dönemim en büyük müzisyenleri ve ben tıfıl bir vokalist. Ama panik atağı sırtlayan da ben şarkıcı olarak Bora Uzer ile birlikte. Daha sonra egosantrik kavgalar başladı. Ben her zaman hakkını arayan bir kadındım, her zaman da öyle olacağım. Elimi masaya vurup, “siz o kadar kazanıyorken ben neden bu kadar para kazanıyorum” demek mecburiyetindeydim. Herkes hakkını arayacak tabii bu hayatta. Yaptığın işin hakkını almakla yükümlüsün çünkü. Panik Atak dağıldı. Benden sonra çok denediler başka solistlerle, olmadı. Bu senenin başında Ozan beni aradı; “Mart’ın 8’inde saat 8’de buluşalım, Panik Atak’ı tekrar birleştirelim” dedi ama olmadı. Beceremedik. İnşallah yeniden bir Panik Atak işi yaparız. O sahne çok enteresan, büyülü bir şeydir. Disipline çok önem veririz. Yaptığımız işe çok saygılıyızdır. İşin önemini ve kıymetini biliriz. Allah benim rızkımı kesmez diye düşünüyorum….

SORU: Etkileyici bir özetti… Peki ya, Sayın Sezen Aksu’nun rahle-i tedrisinden geçmek, desem…

YANIT: Sezen Aksu anlatılmaz yaşanır… Sezen Aksu Okulu derler ya. İşte Sezen Hanım öyle bir okul aslında. Sezen seçiyor. Sezen iyi sesler seçer. Nitekim prodüktör olarak şarkı ve albüm yaptığı insanların diskografisine baktığınızda Aşkın Nur Yengi ile başlayıp Işın Karaca ile biten bir skala… Ben Işın’ım. Bende bir marka çalışanıyım. Markayı bende temsil ediyorum. Ama çok zor oldu. İlk albümüm çıktığında bana dedi ki, “Sana birkaç öğüt vereceğim; Şu piyasada kimseye borcun kalmasın. Çünkü herkes konuşur. Makyözcünden kameramanına, kıyafetini getireninden orkestrana kadar kimseye borcun kalmasın. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti içerisinde ne yaparsan yap TRT kanalına çık. Bahsettiğimiz zaman özel kanalların yeni ortaya çıkmaya başladığı zamanladı. Akıllı olun, öğrendikleriniz hep kulağınıza küpe olsun. Bildiğiniz doğru sizin doğrunuzdur.” 7 Mart doğum günüm, 8 Mart’ta teyzem vefat etmişti. 9 Mart’ta Sezen Aksu beni stüdyoya kapattı. Bana 10 tane şarkı verdi, bunları İngilizce’ye çevir dedi. Bana 1 hafta boyunca acımı müzikle unutturdu. Müziğin gücünü orada anladım. O çok başka bir insan ve Sezen hanımın rahle-i tedrisinden geçmek, o kadar da kolay değil yani… Sayın Sezen Aksu’ya saygım sonsuzdur.

SORU: Harika biraz dokunca neler çıkıyor… Şöhretinizi tam anlamıyla yurt çapına yaydığınız 2001 yılındaki ilk stüdyo albümünüz “Anadilim Aşk” ve albümün hit olan çıkış parçaları "Tutunamadım" ve ardından "Başka Bahar "ile gelen büyük başarı. Sürecin bugünlere yansıyan para ve prestij yönü açısından yorumlarınız…

YANIT: Ömürsün vallahi Sedatçığım… Hamdolsun sahneden paramı hep kazandım. İlk albüm tanıtımdır. Tanınırsın. Bu ülkede ikinci albümdür seni kalıcı kılan. İki de yapman gerekiyor ki benim ikinci albümüm Yetinmeyi bilir misin? Albümün olduğu Başka Bahar ilk, Anadilim Aşk’ın ikinci şarkısıydı. İkisi de çok kıymetli şarkılardı. Hangi aklı yerinde olan kadın ters psikoloji uygulayarak ‘Tutunamadım’ diye bağırır. “Zayıflayayım mı?” dedim Sezen’e, “Aman ne zayıflayacaksın, herkes 90-60-90 olmak zorunda değil ya” dedi. 110 kiloydum o zaman. Şu anda 70 kiloya indim. Tek fark sağlıklı oluşum. Eskiden de iş yapıyordum, şimdi de iş yapıyorum. O günden bugüne şan şöhret hep var oldu. Albümlerden biz para kazanamıyoruz. Genelde yapımcılar kazanıyor… Hem de çok güzel kazanıyorlar. Olsun, Hayat, yiyebildiğin ekmek kadar değil midir? Bir evde oturabiliyorsun, bir arabaya biniyorsun, bir tabak yemek yiyebiliyorsun. Kocaman evde 3 kişiydik, annem, kardeşim ve ben. Annem hep çok yemek pişirirdi. Benim arkadaşlarım gelirdi, kardeşlimin arkadaşları gelirdi. O sofra hep dönerdi. “O ocak her gün yanacak, o sofraya her gün pişirip bir şey koyman gerekiyor” derdi annem… Bizim evde de hep öyledir. 25 çalışanım var. Çok şükrediyorum. Ne kadar kıymetli ki ben bu insanlara ekmek sağlayabiliyorum. İki çocuğum var. Biri 24 diğeri, 6 yaşında. Oğlumun ilk doğduğu gün itibarıyla kendime bir söz verdim: Ben çocuklarımın başını yere eğdirmem. Benim ne annem ne de babam başımı yere eğdirdi. Haliyle bugüne dek bu yolculuk esnasında çok düşman kazandım. Çok da umurumda değil. Sen benimle dost olsan ne olur ki, dostluğu bilmedikten sonra. Ben evimi çok seviyorum. Evciyim. İnsan zaman içinde o kadar çok kazık yiyor ki. Adını, sanını, ününü kullanıyorlar… Menfaat dünyası. O basamakları çıkarken bastığın yere çok dikkat etmen gerekiyor. Karıncayı incitmemen gerekiyor.

SORU: Bu da güzel… Pekii, Albüm sonrası farklı projelerle karşımıza çıktınız. Örneğin; 2004 yılında Erdem Yörük, Eda ve  Metin Özülkü ile beraber çocuklara masal anlatan “Masalcılar Grubu” kurdunuz ve ilk albümünüz "Masalcılar - 1"i piyasaya sürdünüz. Aslında güzel bir projeydi ancak devamı gelmedi. Neden?

YANIT: O dönemde biz tam albüme başladık, Eda hamile kaldı. Ne kadar zorluklarla hamile kaldığını biliyorsunuz. Arkasını getirecektik ama olmadı. Şimdi ben kendi Youtube sayfamda Mia’nın annesi olarak masallar okumaya başladım. Youtube’a girildiğinde yeni versiyonlarda izlenebilir… Anneler olarak kitap okumuyoruz, vakit kalmıyor. Çok doğru bir fonetik ve anlatımla anlatmak gerekiyor çocuklara duygusal olarak anlamaları için. Benim kızım benim masal okumama bayılır. Ben araya doğaçlamalar koyuyorum, cümleler katıyorum, bir şeyi empoze etmeye çalışıyorsam araya onu koyuyorum vs. Mia, “Anne bunları Youtube’a koysana” dedi. Şimdi onunla ilgili çalışıyoruz. “Mia ve Annesi Mutfakta “diye bir kitabımız ve DVD’si çıkıyor. Yani şimdilik Youtube’tayız, bakarsınız bir gün bir kanalla oturup görüşebilirim de yani…

SORU: 2004 yılında İlk defa kendi bestenize yer verdiği ikinci albümünüz “İçinde Aşk Var”ı çıkardınız. Aysel Gürel, Suat Suna, Ümit Sayın gibi ünlü isimlerle çalıştığınız albümde şöhretinizi iyice taçlandırdınız. Bu başarı özgüveninin ne tür yansımaları oldu hayatınıza?

YANIT: Çok ünlü oldum. Benim en büyük şansım, menajerimin kardeşim olması. İki kardeş bu yüzden başarlıı olduk. Biz hiç bir zaman büyük pazarlamalara girmedik. Alan alıyor zaten. Gel arabesk yapalım dedi Akın. Akın ben bu arabesk şarkıları söylemem dedim. Orhan Gencebay, Selami Şahin, nasıl söylerim.9 ay stüdyoda çalıştım. Üst üste 3 yıl en çok satan kadın oldum.

SORU: Hüzünlü bir ses renginiz var ama alaturka değil tamamen Batılı bir ses ve müthiş bir sopranosunuz. 2015 Yılında tarzınıza aykırı ancak güçlü yorumunuzla adeta dillere pelesenk olan “Ey Aşkın Güzel Kızı” adlı harika bir Türk Sanat Müziği albümü çıkardınız ve çok tutmuştu. Bir ters köşe daha yapıp bir de Türk Halk Müziği albümüne ne dersiniz?

YANIT: Onu aslında düşünüyorum. Toprağımıza ait bütün renkleri bende öğreniyorum. Hele bu yarışmadan sonra halk müziği ve türküler üzerine. Yanımda Mustafa Keser vardı. Adam canlı kütüphane. Bende iyi bir öğrenciyim ve söylediklerini araştırıyor, cevabını veriyorum. Türk sanat müziğine ihanet etmeden okumalıydım. Türk halk müziğini istiyorum, yapabilirim. Mustafa Keser haber ver dedi.

SORU: Başarı öyküsü dolu bohem ve müzikalite sınırlarını zorladığınız gerçek bir başyapıt formasyonlu örneğin “Uyanış” albümü başta olmak üzere diğer albümleriniz de oldu. Uzun bir aradan sonra çıkış şarkısı "Çakma" olan bir Pop Müzik albümü "Eyvallah"ı müzikseverlerin beğenisine sundunuz. Albümün konserlere yansıma ne durumda?

YANIT: Bir zamandan sonra bu albümleri sadece kimliğinize artı olarak yapıyorsunuz. Sahneye çıktığımda hala eskiler. Popüler müzik artık çok hızlı yol alıyor. Benim 17-18 sene önce yaptığım şarkı hala ilk kez dinleniyormuş gibi. İlk albümler konserlerde ezber ama ben popüler kültüre çok ayak uyduramıyorum. Yaşlanıyor muyum diye soruyorum bazen kendime… Yaşlanmıyorum, sadece olgunlaşıyorum ve olgunlaşarak yeni denemeler yapmaya çalışıyorum. Milletin bana eşlik edemediği şarkıları söylememi seviyorlar. Büyük şarkılar söylemek mecburiyetindeyim ben. Eşlik edilemeyecek şarkılar. Zeki Müren’in her şarkısına eşlik edemezsiniz. Söyleyemezsiniz. İnsan bir çekinir ya. Bu yüzden ben bildiğim yoldan devam ediyorum. ‘Eyvallah’ albümüme iki yeni şarkı daha ekledim (Albüm önümüzdeki ay çıkıyor). Çünkü şarkı eklemek istedim, biraz daha romantik şarkılar koymak istedim. Toplam dokuz şarkı var.

SORU: "Az Bi Mesafe", "Güzelim" ve "Sevmekten Anladığım" Single'lar ile büyük başarılar elde etmiştiniz… Kariyerinizin 4. Remix Single çalışması olan, son derece güçlü yapısı ve dinamizmi ile yazın coşkusunu daha da fazla hissettirip bambaşka bir atmosfere sahip "Çakma" ile daha şimdilerden müzik listelerini alt üst ediyorsunuz. Duygularınız…

YANIT:  Güzel duygu tabii ki çok mutluyum. İyi şarkı yapınca, o şarkı tutunca… Yaptığı işin tutulmasını istiyor insan.

SORU: Londra’dan Türkiye’ye uzanan bir müzik kariyeriniz var. Bugünden baktığınızda iyi ki de müziğe Türkiye’de devam etmişim diyebilir misiniz?

YANIT: Kesinlikle. Dünyanın başka hiçbir yerinde yaşamak, bu sanatı icra etmek istemem. Bir marka üretmek için 25 yılımı verdim ve bunu kendi topraklarımda yaptım. Kimsenin üzerine basmadım sadece Allah’ın bana verdiği sesle yaptım. Denedim, Avrupa’ya gittim ama mutsuzdum. Ben, benim insanımla benim toprağımda benim kültürümle ben olabiliyorum. İngiltere’de doğmuş, büyümüş olabilirim. Dünyanın dört bir yanına gitmeye bayılıyorum ama döndüğümde, “Çok şükür evime geldim” diyorum. Çok seviyorum ülkemi.

SORU: Ve Kitaplarınız… Uzun süreçtir konuşulan bedeniniz ile ilgili mücadelenizi anlatan  “Büyümek için Küçülmek Lazım” ve “Mia ve Annesi Mutfakta” isimli kitaplarınızı ne zaman okurlarınızla buluşturacaksınız acaba?

YANIT: Yeni yılda, “Büyümek İçin Küçülmek Lazım” da bazı pürüzler yaşadım. Bu kitap 20 yıllık bir günlük. Ben hala tam istediğim bedende değilim. Ne yazık ki metabolizmik problemleri olan, “Haşimato Tiroidi hastası bir insan olduğum için çok zorluklarla bu kiloları verdim.  İlk tüp mide ameliyatı olduğumda 115 kiloydum ama şimdi öyle moda oldu ki 80 kilo olan da giriyor, bir çıkıyor 50 kilo. Ben verdim ama tiroidim var hala. Hala bir mücadelem var. Hala vereceğim 10 kilom vardır. Kitap, neredeyse bitmek üzere. Artık kendimi sıvı diyetine mi vereceğim bilmiyorum. “Mia Ve Annesi Mutfakta” çok keyifli, okunurken zevk alınacak türden. Bu çağda çocuklarımıza sağlıklı bir şey yediremiyoruz.

SORU: Dilerseniz birazda lifestyle, yaşam tarzınız diyelim. Kendinizi nasıl tanımlarsınız’?

YANIT:  Ev Kuşu.

SORU: Peki, çevreniz sizi nasıl tanımlar?

YANIT: Deli.

SORU: Kafa patlatmak mı, kafa değiştirmek mi?

YANIT: Kafa değiştirmek...

SORU: İnsan ruhunun dehlizlerine girdiğinizde, sizi en çok ne şaşırtır?

YANIT: Hiçbir şey artık şaşırtamıyor. Her şeyin en kötüsünü gördüm.

SORU: Sizin için ihanet ne anlam taşır?

YANIT: Namusa, mahreme ihanet çok ağırdır. Hiçbir kadın ve erkeğin yaşamaması gereken bir kavramdır. Şimdiki ilişkimde çok rahatım. Çok aşığım, çok seviyorum. Ama dünyada en çok kavga ettiğim adam. Kıskancım ama çok da cılkını çıkartacak kadar değil. Her şeyin şifresi bende yani… Her şeyi bilirim. Evlenmeden önce 25 yıllık arkadaşımdı. Her şeyini bilirim. Biz evlenmeden önce her şeyimizi ortaya koyduk. Dürüstlük dünyanın en güzel şeyiymiş. Allah herkese sevdiğini bağışlasın. Kıskançlığın da sevginin de aşkın da fazlası kötüdür. Her şeyin bir dozu var. Çok mantıklı bir aşk ve sevgi yaşıyoruz. İlişkinin temelinde saygı vardır. Saygı duyduğun insana yalan söyleyemez, ihanet edemezsiniz.

SORU: Umutsuzluğa kapılır mısınız? ya da umutsuz olduğunuzu düşündüğünüz zamanlarda ne yaparsınız?

YANIT: İnsanız umutsuz olduğumuz anlar elbette oluyor ama ben çözümü gece arabaya biner, sevdiğim 70’li, 80’li mouton müziklerini açar İstanbul’u turlayarak buluyorum. Araba kullanırken hayatı çözerim. Çok iyi gelir bana.

SORU: Nelerden korkarsınız? Korkuların karşısında ne tür aksiyonlar alırsınız?

YANIT: Her şeyden korkarım. Allah’tan geldik ona gideceğiz.

SORU: Sizi en çok hırçınlaştıran olgu nedir?

YANIT: Sahtekârlıklar. Sahte bir şeyi çok muhteşem gibi gösteren insanları ve onları şak şaklayanlara tahammülüm yok. İkiyüzlülere tahammülüm yok. Müzik sektörü şizofren. Herkeste var bu hastalık. Benim oturup dedikodusunu yapıyorsun, sonra sosyal medyada “Ah canım, vah canım” diyorsun. O telefonu alıp kırmak istiyorum.

SORU: Keşkeler Türk toplumunda adeta bir tradisyoneldir. Keşkeleriniz oldu mu?

YANIT: Genellikle keşkem yoktur. Onu yaşamayı ben seçiyorum. Haliyle keşke deme hakkım yok.

SORU: Kendinizi böylesine tatlı ve canlı gösteren tarzınızı nasıl yaratıyorsunuz?

YANIT: Kızıma çok borçluyum. Ben kızımla birlikte yeni bir hayata başladım. Zayıfladım, sağlıklı oldum. Daha sonra hayatıma Tuğrul geldi. Onunla birlikte ‘Hayır’ demeyi öğrendim. Bana bunu öğretti. Anneme bile ‘Hayır’ diyebiliyorum. Özetle hayatla barışık olmam diyebilirim…

SORU: Vazgeçemediğiniz güzellik ritüelleriniz var mı?

YANIT: Botoks. 30 yaşım itibariyle yaptırdığım bir şey.

SORU: Hoş bir kadın olmak kariyerinizde fırsatlar yarattı mı?

YANIT: Alımlı bir kadın olduğumu biliyorum. Avantajları var elbette…

SORU: Yirmi yıl önce nasıl bir Işıl Karaca vardı? Çok hayal kurar mıydı?

YANIT: Evet çok hayal kurardı.

SORU: Hayaller gerçek oldu mu?

YANIT: Hepsi gerçek oldu. Türkiye’deki tüm starlarla şarkı söyledim. Ajda Pekkan’ından Muazzez Ersoy’una, Muazzez Abacı’sından Sezen Aksu’suna kadar. Bir tek Tarkan’la şarkı söylemedim. Aslında onla da söyledim. Walt Disney’e bir iş yapmıştık. Herkül filminin tüm şarkı sözlerini ben çevirip yazmıştım. Orada Tarkan’da ben de şarkı söyledik ama aynı albümde şarkı söylemeyi çok isterdim.

SORU: Karakterinizi hangi renkle tanımlarsınız?

YANIT: Mor.

SORU: Yaşamınız filme alınsa hangi türde olurdu?

YANIT: Dram. Trajikomik.

SORU: Ne tür müzikler dinlersiniz?

YANIT: Ben çok güzel müzik dinleyen bir ailede büyüdüm. Annemin çok güzel bir plak kültürü vardı. Babamın da sazı vardı. Cazdan saza kadar çok geniş bir perspektifle müziğe baktım. “Eğitim evde başlıyor” dediğimiz kavram aslında burada. Annem de babam da müziği çok severdi. Ben 6 yaşımda tenor flüt çalardım. İkinci enstrümanım piyano. Hala şan dersi alıyorum ve almak mecburiyetindeyim. Gelişen dünyanın içerisinde kalmak istiyorsan, Ajda Pekkan’ın da dediği gibi “Çalışmak gerekiyor bebeğim.”

SORU: Damak tadı ve lezzet zevkleriniz nasıl size hitap eden dünya mutfaklarından hangi yemek ve içkileri sever ve önerirsiniz?

YANIT: Hint mutfağını çok severim. Tandori. Kıbrıs mutfağını da çok severim.

SORU: Ve şimdide geçiyoruz Fenerbahçe’ye. Nasıl Fenerbahçeli oldunuz ve Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: 1986-87 yıllarında Kıbrıs’tayım. Dome Hotel’in karşısında bir cafe vardı, biz kızlarla oturuyoruz. İki otobüs geldi. Biri Galatasaray, diğeri Fenerbahçe takımlarıydı.. Kampa gelmişler. Bu arada ailemin hepsi Galatasaraylı ve beni de Galatasaraylı yapmaya çalışıyorlar. Baktım otobüsten inenlere, Fenerbahçe’nin otobüsünden inenler daha yakışıklıydı, ben de Fenerbahçeli oldum. Daha sonra felsefesine ve dünden bugüne Fenerbahçe tarihçesini okuyunca neden bu kadar sevdiğimi fark ettim. Bir renkle doğuyorsun, ben de sarı lacivertle doğmuşum.

SORU: Sayın Işın Karaca perspektifinden Fenerbahçe yorumu desem… 

YANIT: Hep söylerler “Fenerbahçe büyük camia” diye… Hakikaten öyleyiz. Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütü ve stratejik gücü bu tezi 3 Temmuz vakasında değil Türkiye tüm dünyaya kanıtladık. Böyle bir camianın ferdi olmaktan büyük onur ve mutluluk duyuyorum.

SORU: Yeni teknik direktörümüz Sayın Aykut Kocaman yönetiminde bu sezon nasıl bir Fenerbahçe futbol takımı görmek istersiniz?

YANIT: Ligin uzun bir maraton olduğu unutulmamalıdır. İlerleyen süreçte daha bu köprünün altından çok sular akacaktır. Aykut hocamız, büyük teknik adamlık göstergesini geçmişte, Fenerbahçe’mizi hem lig, hem Kupa şampiyonu yapıp, Avrupa arenasında çeyrek finaller oynatarak kanıtlamıştır. Kadro yapılanmamız Türkiye standartlarının çok, çok üstündedir. Her şey sadece iyi bir organize olmamıza bağlı ve o da yakın gelecekte olacaktır. Hedefimize, mutlu sona ulaşacağımıza inanıyorum.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Sonuç ne olursa olsun verilen kararların yanında taraftar olarak durmak mecburiyetindeyiz, çünkü Fenerbahçe terbiyesi bunu gerektiriyor. Hem teknik hem de yönetim açısından hepimizin futbol sporu ve yöneticiliği ile futbolcularla alakalı fikirleri elbette vardır. Hepimiz o işi yapabileceğimize çok inanıyoruz. Teknik direktörlük sahanın kenarında durup bağırmaktan ibaret değildir. Bu yüzden çok saygı duymak gerekiyor. Aykut hocayı çok seviyorum. Çok kibar ve işini de çok doğru biliyor. Sadece onun bilmesi yeterli olmuyor tabii. Taraftar olarak hocaya desteğimiz de gerekiyor. Bu kadar tepkili olmamalıyız. Tabii ki şampiyon da olmak istiyoruz. Başkanımızı çok seviyoruz. Çok özverili ve çok çağcıl bir insandır. Ayrıca, dünyada bazı öylesine ekstrem olaylar vardır ki adeta tarih yazarlar. Yaşanan bu olaylarda öylesine insanlar ön plana çıkar ki onlarda tarih içinde tarih yazarlar. İşte Fenerbahçe tarihinde her yönüyle tarih yazan bir insan var ki o da hiç kuşkusuz bu değerli başkan Sayın Aziz Yıldırım’dır. Buradan selam olsun sayın başkana… Son söz; En büyük Fenerbahçe, Şampiyon Fenerbahçe…  Sevgiler…