Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN ZEKİ LEVENT KIRCA.

Bugün onur ve gurur duyduğumuz, tüm insanlığa ait Türk tiyatro, sinema ve televizyon dünyamızın ünlü komedyeni; mizah ve güldürü sanatının yadsınamaz kült ismi, ülkemizin ulusal gururu, televizyon oyuncusu, yönetmen, yazar, medya yöneticisi, akademisyen, sanatçı ve siyasetçimiz. Neye elini atsa başarıyor. Ne şartta olursa olsun güldürüyor. Evet; Sayın “Zeki Levent Kırca” denildiğinde akla neler gelmiyor ki?

    

En başta Türk televizyonlarının fenomeni olmuş “Olacak O Kadar” programındaki kılıktan, kılığa girdiği çok sayıdaki karakter betimlemeleri. Sesini çıkaramayan garibanların sesi olmuş, sistemin bozukluklarına ayna tutmuş bir karakter olarak hafızalarda yer etti. Otoriter, dominant, ama sert mizacının arkasında aslında pırlanta gibi bir kalbi var değerli sanatçımızın. “Global Arts & Entertainment” dünyasında Zeki Levent Kırca rüzgârı estiren beşi bir yerde bir adam o. İyi bir sanatçı, iyi bir komedyen, iyi bir akademisyen, iyi bir siyasetçi ve şöhreti iyi taşıyan müthiş bir Mega Star. Daha ne gerekir bir ünlüyü anlatmak için.

  

Egolarından sıyrılmış, kaprislerinden arınmış bir insan. Tüm şöhret ve başarılarına rağmen hala içten ve samimi. Güler yüzlü, ayrıca çok keyifli, onunla birlikte zaman geçirirken insana gerçekten büyük huzur ve mutluluk veriyor. Sayın Kırca enteresanda bir Fenerbahçeli. Tiyatro yapmanın büyüsünden ayılmayı reddetmenin ciddiyeti, sorumluluğu ve çekiciliğiyle her zaman yaşamın anlamına, 'gülücükler' konduran muzır bir adam betimlemesiyle ön plana çıkan Dünya sanatçımız Sayın; Zeki Levent Kırca Beyefendiyi siz değerli taraftarlarımız için “AKADEMİK VİZYON” da ağırladık. Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk.

  

SORU: Sayın Levent Bey; Çağdaş sanat sektörünün önemli bir sanatçısı ve düşünce adamı olarak sizden öncelikle Tiyatronun insan hayatıyla olan ilişkisi rica edelim?

YANIT: Tiyatro, başlı başına bir okuldur. Tiyatro; insanı eğitir, kültür sahibi yapar, yetiştirir, zihnini açar, felsefe sahibi yapar. Tabii bütün bunları yaparken sanatın amacı; eğlendirmektir. Önemli olan, bu saydıklarımın eğlenerek gerçekleşmesidir. Tiyatro, hem politik hem de plastik sanatların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Çok evrensel bir sanat dalıdır. Tiyatronun bir insan hayatındaki yeri ve önemi konuşularak bitirilemez. Nasıl ki insanların eğitim sahibi olmasını ve öğrenmesini istemiyorlarsa, bunun nedeni insanların sorgulamaya başlayacak olmasıdır. Bu nedenle yönetici takımı tiyatronun fazla öğrenilmesini istemez, çünkü insanların aydınlanmasını istemezler. Tabii burada bireylere çok büyük görevler düşüyor. Kişilerin kendini yetiştirmesi ve bir bilgi/birikime sahip olması gerekiyor. Tabii tiyatrodan tiyatroya da fark var. Her tiyatro bu görevi üstlenmez. Oysaki bu görevi üstlenmesi gerekir. Bir insan, bir ya da iki saat boyunca herhangi bir piyes seyrediyorsa, hem eğlenmeli hem de bilgi sahibi olmalı. O 1-2 saatlik süre boşuna gitmemeli, çünkü artık öğrenmede; saniyeler çok büyük önem arz eder hale geldi

SORU: Batı eğitimi almış bir sanatçımız olarak; Toplumsal gerçekliğe gülünç, sıra dışı, eğlenceli, satirik bir dille yaklaşan ve ana karakteri eleştiri olan mizah sanatının Türk toplumunda ki, sosyo-ekonomik formasyonu, siyasal ve kültürel yapıyı Batı mizah kültürünün temel ögesi olan “Humour” ile kıyasladığınızda mizahın toplumsal işlevini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Mizahın çok önemli bir görevi var, o da; öğretip eğiterek, değiştirmesidir. Bir insanı mizahi yolla eleştirdiğiniz zaman, eleştirilen noktalar değiştirilmek zorundadır. Örnek vermek gerekirse, toplum içinde bir kişinin eleştirildiğini düşünün, onun eksik bir noktası olduğu için eleştirilir ve kişi o eleştirilere de kulak verirse, bir süre sonra eleştiri okları onu bulmayacaktır. Mizah, eleştiridir. Normal yolla bir kişiyi eleştirdiğiniz de o eleştirinin sert olduğu göze çarpar ancak mizahi bir şekilde eleştiri yapılırsa kabul görür. Ancak bizim ülkemizde mizah, yasaktan nasibini alıyor.

  

SORU: Sizce mizahı evrensel bir sanat yapan ana tema nedir? Dünya’da ve ülkemizdeki konumunu kıyaslayabilir misiniz?

YANIT: Mizah, bütün dünyada geçerli bir dildir. Daha ezilen, karmaşa içinde olan ve gelişmemiş toplumlarda, mizah daha çok gelişir. O nedenle Türkiye’nin mizahı çok gelişmiştir. Baskı altında olan ve ezilen yazarlar, gazeteciler vb. gibi, bu nedenle hitaplar daha eleştirisel ve mizah dolu olur. Hatırlayınız, gezi olaylarında ön plana çıkan şey, mizah idi ve burada çeşitli duvar yazıları, şarkılar, mizahi taşlamalar fazlasıyla duyuldu. Örneğin, Amerikan mizahı çok zayıftır, komik olmayan espriler vardır.

SORU: Popüler magazin kültürünün, mizah, tiyatro, sinema gibi sanat eksenindeki kurgusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Bizde popüler magazin kültürü çok yaygındır. Çünkü fazlasıyla yüzeysel bir şeydir. Asla derine gitmeyen, tabir yerindeyse oyalama taktiğinin gerçekleştiği bir şeydir. Magazin, daha çok görseli önde tutan, dedikodulara ehemmiyet veren bir yapıya sahiptir. Bence bu, başlı başına bir eleştiri konusudur. Gerçek mizah, tiyatro ve sinema ile magazin yan yana gelebilecek objeler değildir. Örneğin, Olacak O Kadar programlarında ‘magazini’ çok fazlasıyla eleştirmiştik.

SORU: Şimdi dilerseniz biraz özele geçelim. Siz müzik, resim sanatlarını icra eden ve aynı zamanda eğitmen bir ailenin sevilen evladınız dolayısıyla küçük yaştan beri sanat ve kültürün hep içinde yaşadınız Tiyatro merakınız nasıl doğdu?

YANIT Babam, ud çalan bir müzisyendi, annem tam bir devrimciydi diyebilirim. Önemli bir düşünürdü. Tabii babamın ressam, heykeltıraş olması benim hayatıma ışık tutmuş ve benim hayatıma şekil vermeme etki etmiştir. Ben de küçük yaşlardan itibaren tiyatro ile ilgilendim ve bu sanat dalına yatkınlığım da vardı. İlkokuldayken Milliyet Gazetesi’ne Anneler Günü ile ilgili yazdığım bir şiiri gönderdim ve bu şiir 1.seçildi. Bu sayede ilk ödülümü almış oldum.  Çocuk yaşlarda, yaşıtlarım futbol oynarken, bense tiyatroya ilgi duyardım. Bu nedenle küçük yaşlardan itibaren başlayan bir tiyatro merakım vardı. Tabii bunda kuşkusuz ailemin de katkısı çok büyük. Tiyatrodan ziyade resim ve heykeltıraş ile de aram iyidir. Bu anlamda sanatsal çalışmalarım var.

SORU: “Levent Kırca” Tiyatrosunun serüveni nasıl başladı?

YANIT: Ben, Devlet Konservatuarı’ndan Cüneyt Gökçen’in öğrencisiyim.  Ardından Orhan Erçin’in öğrencisi oldum. Her ikisinin sentezini yaptım. Belli bir noktadan sonra oyunculuk yetmiyor; kendi dünya görüşünüzü, kendi fikirlerinizi ortaya koymaya başlıyorsunuz. Bunun sonucunda da tiyatro ortaya koyuyorsunuz. Nitekim tiyatroda 50.yılım oldu. Bunun 30 yıllık bölümünde de kendi tiyatrom var. Bu tiyatro da; halkın yanında olan, güçlüyü eleştiren, her zaman bir mesajı olan, güldürürken eğiten bir tiyatro türü oldu. “Olacak O Kadar” daki altyapı bu tiyatroda da devam ediyor. Son nefesime kadar da bu işi yapmak istiyorum.

SORU: Tanrı vergisi mucize yetenekleriz ve müthiş korteks kullanımınızla güldürmeyi zekâyla birleştiren müthiş bir ikonsunuz. Milyonlarca göz size bakıyor, milyonlarca ağız sizi konuşuyor ve sizi çok seviyorlar. Milyonların sevgi seliyle hak etmiş olduğunuz şöhreti yaşamak nasıl bir duygu?

YANIT: Şöhreti ve parayı taşımak çok zordur. Özellikle şöhret, insanı bozar ve kişiyi kibirli olmaya iter. Ben, bütün bunları aşmasını başarmış bir adamım. Çok sıradan, halktan bir adamım. Şöhreti taşımasını bildim diyebilirim. Bu işin özünde tevazu yatar. Beni, mütevazı olduğum için, insan olduğum için çok severler. Ne yazık ki, yetiştirdiğim öğrencilerin çoğunda bile tevazu yok. Hep şunu söylerim; eğer ki senin bir farkın varsa, onu sahneye çıktığında ortaya koyuyorsun, orada adam seni alkışlıyor, orada alman gerekeni alıyorsun. Ama sahneden indikten sonra bilmen gereken tek şeyse, insan olmaktır. Aslına bakarsanız, kasılmak bir enerji istiyor, hâlbuki insan olursan iletişimi kaybetmiyorsun. İnsan olmasını bilmek gerekiyor.

SORU: Şu an Televizyonların gündeminde gerilim dizileri daha aksiyoner gibi ama siz de yüksek espri standartları, geniş kültür birikimi olan bir sanatçımızsınız. Bu oluşuma karşı bir aksiyon alarak Sitcom dizilerinde oynamayı ne dersiniz?

YANIT: Maalesef ki düşünemiyorum. Olacak O Kadar programı yayından kaldırıldı ve ‘Devlet Sanatçısı’ unvanım geri alındı.  O nedenle ben şu an herhangi bir televizyona çıkamıyorum. Siyasi görüşüm nedeniyle, Atatürkçü ve Cumhuriyetçi olmam nedeniyle bazı kanallara çıkamıyorum. Çünkü o kanallar, yandaş durumdalar. Birileri ödüllendiriliyor ve bunun neden olduğunu da biliyoruz ama aynı zamanda birileri de cezalandırılıyor. Ben, cezalandırılanların arasındayım. Benim tek yaptığım şey, gerçekleri söylemektir. İyi bir yapım olması kaydıyla, Ben gelebilecek iyi tekliflere her zaman açığım. Neden olmasın?

SORU: Sosyal sorumluluk projelerine gönüllü olduğunuzu, Moda, Edebiyat, Felsefeye olan düşkünlüğünüzü biliyorum. Kültür ve sanatın zaten hep içindesiniz. Dilerseniz birazda bunların dışına çıkıp Fenerbahçe’ye geçelim. Ve Nasıl Fenerbahçeli oldunuz? Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Aslında Aziz Yıldırım’dan sonra Fenerbahçeli oldum diyebilirim. Ne zamanki Başkanımız hapishaneye girdi, onun Atatürkçü ve Cumhuriyetçi düşünceleri bazı kimseleri rahatsız etmeye başladı, ben ona destek olmak için hapishaneye giderken yollarda hep Fenerbahçelilerle beraber yürüdük. Her zaman omuz omuzaydık. Aynı zamanda Aziz Başkan’ın Anıtkabir’deki yürüyüşüne ben de gittim ve kendisiyle görüştüm. Aziz Bey; harika bir insan ve tam bir Atatürkçü kendisi. Bu da beni Fenerbahçeli yaptı.

SORU: Bir taraftar olarak Fenerbahçe’nin maçlarını ekran başında mı yoksa statta mı takip ediyorsunuz?

YANIT: Benim çok fazla maça gitme şansım yok, ekranlardan takip etmeye çalışıyorum. Ama bundan sonra Fenerbahçe’nin her maçına gideceğim, tribünlerdeki yerimi alacağım.

SORU: Fenerbahçe'nin geleceğinde söz sahibi olmak ve de en önemlisi, Fenerbahçe'nin büyüklüğünü görmesi gerekenlere göstermek amaçlı “Hedef 1 Milyon Üye” projesi için taraftarlarımıza mesajınız nedir?

YANIT: Fenerbahçe taraftarı her zaman takımına sahip çıkıyor ve adeta bir aşk ile bağlılar. Fenerbahçe taraftarının kalbi ülkesi içinde çarpıyor. Ben, Fenerbahçe’nin büyük taraftarından birlik ve beraberlik içinde bütün olumsuzluklara rağmen omuz omuza olmalarını istiyorum. Bir başka konu ise “hedef 1 milyon üye” projesinin fazlasıyla destek göreceğine inanıyorum. O yüzden bu büyük kulübün sahip olduğu büyük taraftar fazlasıyla destek olacaktır. Ayrıca finansal anlamda bu proje önemli bir gelir getirecektir. Ben 1 milyon üyeyi de aşacağımızı düşünüyorum. “1 Milyon üye ne yahu 10 Milyon, 10 Milyon olsun Beni de alın beni de yapın” Fenerbahçe’mizi ve başkanımızı seviyorum. Müthiş bir proje.

SORU: Henüz daha erken ama 2013/2014 sezonda Fenerbahçe’nin şampiyonluk şansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Öncelikle Fenerbahçe iyi bir takım. Kaliteli ve karakterli oyunculardan kurulu bir takım. İsmail Kartal hoca da öyle yabana atılır cinsten değil. Öyle ya da böyle teknik adamlık kariyerinde şampiyonluk var. Sivas’ı şampiyon etti. Bu işler kolay değil. Hal böyle olunca da galibiyetler kaçınılmaz oluyor. Daha ligin çok başındayız, büyük takımlar ligin sonlarına doğru ağırlıklarını koyarlar. Ben her şeyin iyi olacağını düşünüyorum. Bu camiaya ve bu takıma Şampiyonluk yakışır. Bu sezonki Şampiyonlukla da 4.yıldızı armamıza takacağımıza inanıyorum.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Müthiş bir stratejik güç ve sivil toplum örgütü olan Fenerbahçe camiasının Türkiye’de çok önemli bir yere sahip olduğuna inanıyorum. Başkanımızın da çok önemli işlere imza attığını dile getirmek isterim. Onunla her zaman gurur duyduk. Fenerbahçe’mize uzun yıllardır yapmış olduğu katkılarından dolayı teşekkür ediyor kendisine sağlık ve mutluluklar diliyorum. Taraftar ve Camia birlikteliğine aynı yönde, aynı doğrultuda devam edilsin. Takımımızdan da güç alarak, bütün olumsuzluklara hep beraber göğüs gererek yolumuza devam edelim. Takım bilinciyle çok şeyler yapılabileceğine inanıyorum. Fenerbahçe taraftarını da tiyatromuza bekliyorum, burada bir Levent ağabeylerinin olduğunu unutmasınlar. Tüm camiamıza, Fenerbahçe dergisi aracılığıyla sevgi ve saygılarımı iletiyorum.