Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN MEHMET ERSEN DİNLETEN BEYEFENDİ…

O, Anadolu Rock Müziğinin Baba isimlerinden… Dünyada Tom Jones, Elvis Presley örneklerinde olduğu gibi ülkemizde Anadolu Rock Müziğin gönüllerde iz bırakan kült isimi… Enerjik, eğlenceli, sürprizli... Sıra dışı… Güçlü… Coşkulu… Ve tutkulu… Onunla sohbet etmek giderek yükselen bir müzik gibi... Tatlı, komik ve alçakgönüllü… Kendisiyle sonuna kadar dalga geçebilen, kahkahası metrelerce öteden duyulan efsane müzikal hoca… Ondaki özgüven tavan yapmış vallahi… Hayranlık duyduğum insanlardan biri... Çünkü gerçekten sıra dışı... Sıkı Atatürkçü ve Cumhuriyet erkeği… Aynı zamanda saygı duyulacak bir İslam’ı yaşamı var ve takdir edilecek bir Müslüman… Harika sesi, hit şarkıları ve fantastik tarzıyla yaşamın ta kendisi; o... Onun hayatı aslında bir anlamda Türkiye’nin de müzik tarihi… “Kozan Dağı”, “Dertli Kaval”, “Aman Tertip Can Tertip”, “Polis Haydar”, “'Vatan Bizim, Ülke Bizim” gibi unutulmaz şarkıların mimarı… Özetle “Bir Efsanedir Ersen Dadaşlar”… Müzik yaşamı boyunca aldığı yerli ve yabancı “Premier Ödüllerinin” yanında sıkı bir Fenerbahçeli olan dünya sanatçımız Sayın Mehmet Ersen Dinleten, namı diğer ERSEN beyefendiyi bu ayın konuğu olarak röportaj Sponsorumuz Dalyan Club Tesislerinde konuk ettik.     

Anadolu Rock ve Özgün Müziğin, en romantik, en cool, en özgün ve bol ödüllü usta sanatçısı; Sayın Mehmet Ersen Dinleten, namı diğer ERSEN beyefendi… Şaşırtıcı biri… Sürprizli biri… Esrarengiz biri… Her şeyden haberdar, her olaya hâkim. Sürekli okuyan, araştıran, merak eden, takip eden, dünyayı anlamaya çalışan bir kültür abidesi... Fevkalade büyüleyici… Müthiş bilgili. Katman, katman bir beyefendi tam bir İstanbul centilmeni, o… O kadar zenginlik ve varlığına rağmen hiçbir zaman lüks hayatı tercih etmedi… Hep mütevazı yaşamını korudu… Hem dibine kadar Atatürkçü, hem de müthiş bir Müslüman... Beş vakit namazlarını kaçırmıyor… Üç Umre bir Hac yaptı. Kur’an’ı Arapça okuyup, Türkçe mealini ise kelimesi kelimesine yorumluyor… Takdire şayan bir ilahiyatçı yönü de var yani… Abdestsiz sahneye asla çıkmıyor… 1995 yılında sahneyi bıraktı… Sadece sosyal sorumluluk projelerinde hayır kurumları yararına sahne alıyor… Sizler Sayın Ersen Ağabeyi hiç böyle bilmezdiniz değil mi? Yaşamının tüm boyutlarında hayata dört elle sarılıp, ilkelerine bağlı kalarak, hızlı ve emin adımlarla, bugünlere gelmiş önemli bir şahsiyet o... Yaşamı ve yapıtlarını dinledikçe kulağa hoş gelen bir melodiyi andırıyor sanki…

Beş kıtada verdiği yankı yaratan konserleri, muhteşem albümleriyle global gösteri sanatları için yaratılmış batı sanatçılarımızdan bir ikon… En çokta senfonik süite dönüştürülen müzikal eserlerine hastayız hepimiz… Harika ses… Güçlü yorum… Ve muhteşem birikim... İncelik, espri, sadelik ve imaj… Her şey var onda... Dünya sanatçımız Sayın Ersen beyefendi için söyleyebileceğim ilk şey bu, “müthiş bir vizyoner”. Galiba dâhilik denilen obje böyle bir şey olsa gerek…

2016 yılında Pamiray Yayınları’ndan çıkarttığı "Bir Efsanedir Ersen Dadaşlar" adlı muhteşem de bir kitabı var ki mutlaka okumanızı tavsiye ederim… Kitap içeriğinde; “Değerli sanatçımızın müzik hayatının dönüm noktalarından, özel hayatına, Cem Karaca, Barış Manço, Erkin Koray, Cahit Berkay, Moğollar, Kardaşlar, Dadaşlar, Üç Hürel ve Şerif Yüzbaşı ile olan anılarından, Rock müziğin Türkiye’de ki gelişimine, detaylıca yer verilmiş. Türkiye’de yaşanan değişimlere, 12 Eylül 1980 darbesinin müzik üzerine etkilerinden, günümüz müziği ve son isteğine kadar hiçbir detay atlanmamış. Değerli sanatçımızın 15 yaşında başladığı müzik serüveni çok özel fotoğrafları eşliğinde kitaba harika görsel tasarım dinamizmi getirilmiş”. O derece yani… Ayrıca 2018 yılı Ocak yani bu ay içinde bir koleksiyon değeri taşıyan, global bir sound içerikli elektronik alt yapısı yoğun ve müzik listelerini sarsacak “ERSEN DADAŞLAR Toprak Kokusu" isimli yepyeni kelimenin tam anlamıyla kulak pası silecek muhteşem bir albüm daha çıkarttı. Bütün bu başarılara koşut olarak; yüzündeki, gözündeki, sözündeki, özündeki anlam ve bilgi birikimi gün geçtikçe yerini mütevazılığa bırakıyor ve o hiç eskimeyen bir değer olarak karşımızda durmaya devam ediyor. Biz de onu alkışlamaya ve hayran olmaya devam ediyoruz...

Bugün onur ve gurur duyduğumuz, tüm insanlığa ait önemli bir Rönesans adamı olan müthiş Fenerbahçeli FBSK Yüksek Divan Kurulu üyemiz Sayın Ersen beyefendiyi, siz değerli taraftarlarımız için; İstanbul’un en köklü ve en prestijli mekânlarından; eğlence ve spor kompleksi “Dalyan Club Tesislerinde” ağırlayıp; Çağdaş sanat kültürü, bilimsel yorumları, o fantastik sanat hayatından naif albümlerine, hayata bakışı ve beklentilerini, korkularından, hataları, keşkeleri ve itiraflarına, ilave olarak Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuşup zevkle okuyacağınız ruhu çıplak bir röportaj yaptık. Söz Anadolu Rock müziğinin ustasında… Keyifli dakikalar…

  

SORU: Sayın Ersen Bey; Anadolu Rock müzik dünyamızın önemli bir sanatçısı ve düşünce insanı olarak; sizden Anadolu Rock müziğinin tanımı rica ederek Rock müziğini evrensellikten yerele doğru okurlarımıza şöyle bir hatırlatalım…   

YANIT: Teknik olarak tanımlarsak; Anadolu Rock ya da diğer adıyla Türk Rock müziği, Türk halk müziği (Türkü) ile Rock müziğin birleşiminden oluşan global sound içerikli elektronik alt yapısı yoğun bir müzik türüdür. Sosyal ve tarihsel yönüyle bakarsak; 1950’li yıllardan sonra Elvis Presley ile Rock’n Roll olarak başlayan ve daha sonra kendi içinde çeşitli kollara ayrılarak Heavy Metal'e kadar uzanan, Rock müziğinin;  Anadolu müzik kültürü ile sentezlenmesi, yani kendi kültürümüzden ortaya çıkması ve dinlerken yediden yetmişe herkesin kendinden bir takım şeyler bulabileceği çok renkli bir müzik türüdür diyebiliriz.   

SORU: Önce Dünyadaki Rock akımlarına bir göz atalım ve İkinci dünya savaşı sonrası yani 1950’li yıllar diyelim… Elvis Aaron Presley adında ABD'li genç bir şarkıcı, dünya müzik piyasalarına bomba gibi düşüyor ve dünya çapında Rock'n Roll'un kralı oluyor… Sayın Ersen ağabeyin geniş kültürüyle buradan bir başlayalım…

YANIT: O dönemler Elvis Aaron Presley ve Rock'n Roll tarzlı Rock müzik dünya piyasalarına yeni bir tür olarak çıkmıştı ancak bu tarz biraz soft bir akımdı. Ama yine de bu akım o kadar muhteşemdi ki belki de ilk olmasından kaynaklanıyor olabilir insanları etkilememesi mümkün değildi. Örneğin ben, sırf o müzikleri dinlemek için Elvis’in bir filmine 3 kere 5 kere gittiğimi bilirim. 70’li yıllarda Elvis’in birkaç filmleri ile Julie Andrews’in “The Sound Of Music” adlı müzikal bir filmi gelmişti. Biz onları Emek Sinemasında müzikler eşliğinde izlerdik. O müzikler o kadar çok sevildi ki yavaş yavaş Rock türü de Türkiye’ye girmeye başlamıştı. Sonrasında tabii daha hard müzik yapan topluluklar ön plana çıktı. Doğal olarak biz de grupçu olduğumuzdan dolayı başta Beatles olmak üzere, daha sonraları yine İngiliz Rock ve Jazz grupları olan Rolling Stones, Led Zeppelin, Yes, King Crimson, Pink Floyd gibi grupları takip ettik ve onlardan etkilendik. Global sound aranjeli, çok boyutlu çağdaş ve evrensel müzikal içerikli Rönesans dönemleriydi o yıllar…

SORU: Sonra 60'lı ve 70'li yıllar… Ve dünyaya gelmiş 68 kuşağı müzisyenleri… İngiltere ve Amerika'da ilk dönemler… Söylediğiniz gibi; Beatles, daha sonraları Rolling Stones, Led Zeppelin, Yes, King Crimson, Pink Floyd ve bu listenin uzayıp gidebileceği daha bir dolu gruplar Rock müziğinin en başta giden temsilcileri oluyorlar, peki ya sonrası, sonrasında neler oldu?

YANIT: Güzel soru… Bu gruplar büyük patlamalar yaparak dünyaca üne sahip olmuşlardı. Söz konusu topluluklar, Doğu kültürünü ve müziğini araştırmak için başta Hindistan olmak üzere diğer doğu ülkelerine bile gittiler. Çünkü Batının 68 kuşağı hippileri de doğu mistisizmine “gizemciliğine” meraklıydı ve bu konuda bolca araştırmalar yaptılar. Süreçle birlikte toplulukların sayıları daha da arttı. Ama çok çalıştılar ve hem sanatsal hem de ticari başarılarıyla dünya çapında büyük popülerlik yaratıp ciddi kazançlar elde ettiler. Öyle ki; Stadyum Rock, Hard Rock,  Heavy Metal, Opera Rock gibi daha nice müzik türüne büyük katkılarda bulundular. Felsefi şarkı sözleri, çıkardıkları albümleri ve yenilikçi albüm kapakları, verdikleri konserler, etkileyici-girift sahne şovlarının yanı sıra yaptıkları düetler ve aldıkları Grammy ödülleriyle dünya çapında modern müzik tarihini etkileyerek tartışmasız Rock tarihinin en uzun soluklu grupları olmayı başardılar. Şeklinde özetleyebilirim…

SORU: Ve şimdi de dönüyoruz Türkiye’ye… Takvim yaprakları 67 ve 68 yıllarını gösterirken Beatles'ın “Norwegian Wood” adlı parçası Rock müzik rüzgârının yurdumuzda da ortaya çıkmasına ışık tutan adeta ilk örnek oluyor… Ve temelleri Amerika Birleşik Devletleri'nde atılmış olan “Psychedelic Rock” akımının aslında kendi ülkelerinin müziğinin özünde bulunduğunun farkına varan Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar, Edip Akbayram ve siz Ersen Dadaşlar ortaya çıkıyorsunuz…

YANIT: Evet, Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar, Edip Akbayram ve biz Ersen Dadaşlar olmak üzere birçok grup ve müzisyenler Rock müziğinin; Anadolu müzik kültürü ile sentezlemesini yapıp, bu akımın kendi kültürümüzde var olduğunu keşfettik. Bizler için en büyük kaynak çok köklü bir geçmişe ve kültüre sahip olan Anadolu’ydu. Çünkü Anadolu, başta Bağlama olmak üzere Cura, Kabak Kemane, Kemençe, Iklığ, Davul, Zurna, Kaval, Ney, Mey, Klarnet, Ud, Tambur, Cümbüş ve benzeri birçok enstrümanları içinde barındıran, farklı kültürlere ev sahipliği yapmış, binlerce türkünün anavatanıdır. Cem Karaca’nın “Emrah” adlı parçası ve Apaşlar grubuyla katıldığı altın mikrofon yarışmasında ikinci oluşuyla Türkiye’de Anadolu Rock dönemini başladı. Bu akımı geliştiren ve yaygınlaştıran ise Cahit Berkay önderliğinde ki Moğollardı. O dönemler ülkemizde müzik adına yapılanlar Avrupa'da hit olmuş şarkıların aranjmanlarına yazılan Türkçe sözlerden ibaretti. Saçların uzaması, free bir takım kıyafetlerin giyilmesi Türkiye’de Rock akımının bir estetiğiydi. Beatles, Yes, The Animals gibi o büyük grupların tarzından ise felsefe olarak bizler çok esinlendik. O duyumları kendi özümüze, türkülerimize, ezgilerimize uyguladık. Kendimizi yurt çapında üne kavuşturacak 45'liklerimizi çıkarttık. Benim çıkışım ise, “Dertli Kaval”, ardından Aşık Veysel’in “Beni hor görme kardaşım” eserleriyle oldu. Süreç böyle ilerledi…

  

SORU: O dönemler Türkiye’de bir Aranjman modası var… Ancak, Moğollar başta olmak üzere sizlerin yükselişiyle birlikte Türkiye'de Aranjman modasına karşı tepkiler başlıyor… Bu olgu ise bugünkü Pop müziğin oluşumu sağlayıp bu müziğin insanlara çok değişik ve yakın gelmesi sonucu yeni bir akım olarak Anadolu Pop doğuyor ve çok büyük bir popülariteye sahip oluyor… Desem neler söylersiniz?

YANIT: Tebrik ederim Sedatçığım çok güzel hazırlanmışınız hakikaten cevabı içinde muhteşem bir soru daha… Aranjman denilen müzik, 70’lerde Sezen Cumhur Önal,  Fikret Şeneş, Fecri Ebcioğlu gibi söz yazarlarının yabancı popüler şarkılara bir takım Türkçe sözler yazarak başlamasıyla doğmuştu. O dönemler bu akım kapsamında dinlenecek başka bir müzik türü olmadığı için hatta TRT’nin kurulduğu yıllarda hem televizyonda hem de radyoda hep bu şarkıların yayınlanması ve halk tarafından zorunlu dinlenmesi ve izlenmesi sonucu bu şarkılar o zaman çok popüler olmuştu. Ama arkasından Cem Karaca ve Apaşların “Emrah” ve “Dadaloğlu”, Barış Manço’nun “Dağlar Dağları”, Erkin babanın parçaları arkasından Ersen Dadaşlar; “Dertli Kaval”, “Kozan Dağı” patlamasıyla Anadolu Pop zirve yaptı. Niye, halkın özüne ve halkın bildiklerine eğildik. Milli kıyafetleri kombin yaptık. Kendi enstrümanlarımızı batı müziğine kattık, seslendirdiğimiz parçalarda Halk Müziği enstrümanları ve Halk Müziği temaları ile modern batı çalgıları, Jazz, Blues, Country, Klasik ve Rock müziği temalarını birbirlerini bozmadan bağdaştırdık. Ve böyle değişik kombinelerle kulağa hoş gelen, hard rock olmasa da popun daha şiddetlisi eserler milletin hoşuna gitti ve büyük bir popülarite oluştu.   

SORU: Anadolu Rock hikâyemiz; Moğollar’ın açtığı bu yolda Erkin Koray, Barış Manço, Cem Karaca, Edip Akbayram, Ersen Dadaşlar, Selda gibi isimlerin gerek beraber gerek bireysel olarak çalışmalarınızla sürüp gidiyor… Finali güzel bir yorumunuzla yapsak, ne dersiniz hoş olmaz mı?

YANIT: Evet, sözünü ettiğiniz isimler olarak bizler bu akıma gerek beraber gerekse bireysel olarak çok hoş ve naif eserler kazandırdık. Ayrıca 1970 yılında kurulan 3 Hürel grubu da enstrümantal açıdan çok farklı, fakat tarz olarak bizlere yakın müzikler yaptılar. Grubun elemanlarından Feridun Hürel, elektrogitar ve elektro bağlamayı aynı gitar kasasında birleştirerek yepyeni bir enstrümana imzasını attı. Bugünlere gelindiğinde hepimizin o dönemlerde çıkartmış olduğumuz eski albümlerimiz nostaljik olarak hala büyük kitleler tarafından ilgi görüyor… Plaklarımız hala açık arttırmalarla internet ortamında satılıyor. Gencecik takipçilerimiz var. Ama gönül istiyor ki tüm nesil kendi kültürünü bilsin, takip etsin. Maalesef bozulma var. Final olarak vereceğim mesaj şudur. Günümüzde yeni sanatçı adayları içinden, yaptığı müziğin Anadolu Rock olduğunu söyleyenler çıkmaktadır. Fakat bunlar, birkaçının dışında bu tanımla örtüşmeyen isimlerdir. Çünkü bir müzisyenin Anadolu Rock yaptığını söyleyebilmesi, kalıcı ve özgün eserlerin ortaya çıkabilmesi için, en başta Anadolu'yu, türküleri ve folklorik öğelerini tanıması, benimsemesi ve bu birikimi Rock felsefesiyle aynı potada doğru orantıda sentezleyebilmesi gerekmektedir. Anadolu Rock her şeyden önce kendi kültürümüzden ortaya çıkan bir müzik olması itibariyle dinlerken yediden yetmişe herkesin kendinden bir takım şeyler bulabileceği çok renkli bir müzik türüdür ve içerisinde hala denenmemiş birçok bileşeni barındıran önemli objeler vardır. Bu nüansları hatırlatmakta fayda görüyorum.

SORU: Şimdi biraz da kariyerinizden söyleşimize devam edelim… Gençtiniz, yakışıklıydınız, düzgün bir fiziğiniz ve çok çekici bir cazibeniz vardı “gerçi halende öylesiniz”… Bu özelliklerinizi sinema, tiyatro, manken ve modellik gibi para ve prestij açısından daha dominant sanat dalları varken tercihiniz neden müzik oldu?

YANIT: Evet olabilirdim. Bireysel yeteneklerim söylediğiniz her sanat dalı için fazlasıyla mevcuttu. Ancak müzik benim için bir tutkudur. O dönemlerde de öyleydi şimdi de öyle…

SORU: Müzisyen olma kararı almanızda sizi kim teşvik etti; merhum babanız Sayın Mehmet Dinleten bey olabilir mi?

YANIT: Evet… Müzisyen olma kararı merhum babam Mehmet Dinleten beyin ısrarı ve tavsiyesi üzerine olmuştur. Babam annemle evlenmeden önce bir Romandan 60 kuruşa bir keman alıyor. Aman keman çaldığını söyleme. Çalgıcıya kız vermezler. Sigortalı bir iş bul, ya memur, ya da işçi ol diyorlar ona... Uzun hikâyedir… Söylenenlere uyup kendisi Feshane’den emekli olmuştur. Babam çok iyi klasik keman çalıyordu. Hem keman çalar, hem berberlik yapar hem de gizlice konservatuvara okula gidermiş. Okul yıllarımda mandolin çalışıyoruz. Sonra ülkeye yavaş yavaş klasik İspanyol gitarlar girmeye başladı, 60’lı yıllar. Benimde enstrümanlara karşı özel merakım var tabii… Babam da bunun farkında ve bana madem gitar çalacaksın çok iyi hoca var, ondan sana ders aldırtayım dedi. Sonrasında şan dersleri de alarak kariyer hayatıma babamın isteği ve teşvikiyle başladım.

SORU: İlerleyen süreçte müzik kariyeriniz nasıl devam etti?

 YANIT: Müzik öğretmenimden mandolin dersleri alarak başlayan kariyerim daha sonra, Fatih Fener'de Rum asıllı hocam Koçamedanis'ten klasik gitar dersleriyle devam etti. Daha sonra da devlet opera sanatçısı Ermeni şan hocası Jiragor Çorkcıyan’dan klasik keman ve şan dersleri alarak sürekli kendimi geliştirdim.

SORU: O dönemlerin kısıtlı imkânları ve yoğun temposu sizi zorlamadı mı?

YANIT: Zorlamaz mı? Hem de ne zorluklarla karşılaştım.  Ama bu işte en önemli şey heves ve başarma azmidir. Çok yokluktan geldiğimden benim okulda ismim hafızdı. Bütün derslerim 10, matematiğim 5’di. Enteresandır o derse biraz konsantre olmadım. Çünkü temel iyi öğretilmemişti ama yine de matematik formüllerini ezberler problemleri sınıfı geçecek kadarıyla çözebilirdim. Yeteneklerim daha çok sözel ve müzikte yoğunlaşmıştı. İstiklal marşında keman çalardım, flüt, gitar çalardım. Yarınlar böyle geldi. Futbol takımında oynardım. Temelden yetişmemin nedeni de budur. Sonrası hep saha; pavyonlar, düğün salonları, albüm çalışmaları, konserler, fuarlar… Kazıya kazıya geldim bu günlere. Bütün hayatım boyunca çalıştım, ürettim, hâlâ da üretiyorum. Ama şükürler olsun ki, tüm sorunlarla başa çıkarak hep kendi başıma var oldum ve şöhrete kavuştum. Onu da iyi taşımasını bildim…

  

SORU: Selçuk başar, Alper Feyman, Salim Ağırbaş, Önder Baller gibi Türkiye’nin en derin müzisyenlerinin önünde ve Şerif Yüzbaşıoğlu’nun yönettiği milli orkestrada solist olarak sahne almak henüz 19 yaşındaki bir genç için nasıl bir duygu ve heyecandı?

YANIT: Bu olgu tıpkı, İyi bir Fenerbahçelinin Aziz Yıldırım Başkanla tanışması gibidir. O dönemde müziğin, orkestracının ilahı; Şerif Yüzbaşıoğlu. Davulda Salim Ağırbaş, gitarda Selçuk Başar, saksafonda Önder Bali. Türkiye’nin en iyileri arasında şarkı söylüyorsunuz, bu ne demek. elimiz, ayağımız, titrerdi. O kadar kolay değildi yani.

SORU: 1969 yılında İzmir Fuar'ındaki Numune Gazinosu'nda Cem Karaca ve Moğollar ile tanışmanız için kariyerinizin dönüm noktası oldu diyebilir miyiz?

YANIT: Evet… Cem baba benim müzikte ustamdır. Toto annenin, Mehmet amcanın elini öperek büyüdüm. Cem Karaca benim hem ağabeyim hem de baba diye hitap ettiğim, müzikte bugünlere gelmemdeki en büyük etken olan çok istisna bir insandır. Mekanı cennet olsun. Cem babayla tanışmam müzikteki ilk adımım ve Moğollarla tanışmam demektir. Anadolu Pop, Anadolu Rock akımlarındaki dönüm noktamdır. Şerif ağabeyden ayrılıktan sonra Salim Ağırbaş orkestrası ile birlikte İzmir Numune pavyonda çalışıyoruz. Cem baba, Moğollar da fuara gelmişler. Etraf sağda solda beni övüyor, onlarda dinlemeye geliyorlar.  Beğeniyorlar, kartını veriyor. İstanbul’da buluşuyoruz. 3 ay sonra Moğolların solisti oluyorum. Şalvar ve çarıkları giyiyorum. Elimde saz, keman, bağlama. O dönem öyle başlıyor.

SORU: "Dertli Kaval/Beni Hor Görme Kardaşım" albümünüzün ilgi görmesi üzerine Şerif Yüzbaşı Orkestrası’ndan ayrılarak astronomik ücretle Şahinler Plak'a transfer oluyorsunuz… Bugünkü değerle ne kadar transfer parası aldınız?

YANIT: İnanın “Dertli Kaval”ı yaptığımda Harbiye’de ilk dairemi 180 Bin liraya almıştım. Peşin alsam daha ucuza alabilirdim ama 3-4 yıl vadeyle almıştık. Karadenizli müteahhit Sabri ağabeye taksitle ödüyordum. O zamanların büyük parası tabii… Şahinler Plak'a transfer olduğumda bana 280 bin lira verdiler. O dönemlerin konjonktüründe bu ücret çok astronomik rakamdı. Eve gittiğimde annem bile inanamadı… “Banka mı soydun? Çaldın mı? Oğlum” dedi. Çünkü Şahinler Plaktan “İhsan Söğütoğlu” beyefendiden bana bu teklif geldiği zaman mevcut plak şirketimdeki anlaşmam 75 bin liraydı. “Şu anda Göztepe’de oturuyorum.  O dönem Göztepe’de daire fiyatları 8 bin, 10 bin lira idi. Harbiye, Nişantaşı oralar biraz daha pahalıydı yani aldığım ücretin bugünkü değeriyle kıyaslanması açısından söylüyorum.” 75 bin lira nerede 280 bin lira nerede... Annem; “Oğlum ciddi misin? O vakit yarın Eyüp Sultan’a gidelim de bir kurban keselim” dedi ve haklı olarak kadıncağızda çok şaşırmıştı… Yani böylesine bir transferim olmuştu…

SORU: Şimdi sizi İlginç anılarınıza götürüyor ve soruyorum; sizin birde merhum Zeki Müren ile çalışma hayatınız olmuştu… Zeki beyle çalışmak o kadar da kolay değildir, siz bunu nasıl başardınız?

YANIT: Çok hoş bir soru teşekkür ederim Sedatçığım… Bu vesileyle merhum paşamızı da rahmetle anmış olalım… Yıl 1973’tü… Zeki Müren programında çalışmak ne demek? Vallahi Bugün Tarkan dahi Zeki Müren’in programında çalışamaz, çünkü çalıştırmazdı. Erkek sanatçı pek çalışmazdı çok nadirdi… “Sizin müşteriniz çok, geceleri en fazla 4 şarkı söyleyeceksiniz, benden fazla alkış almayacaksınız” derdi. Bizlerinde sevenimiz çoktu. Arada idare edip durumu kurtarırdık. Merhum Zeki Bey beni severdi ve çok takılırdı. Benim taklidimi falan yapardı. Herkes bizi anons etsin diye, ona mor orkideler gönderirlerdi. Benim de param yetmezdi ve ben de gül gönderirdim. İçeri girdiğinde elini öperdik. Paşa lakaplıydı. Otoriter, dominanttı, ama o sert mizacının arkasında aslında pırlanta gibi bir kalbi vardı ve bizi çok severdi. Ne diyelim; bir Zeki Müren geldi geçti bu dünyadan, ebedi evrende ışıklar içinde uysun.

  

SORU: Kariyerinizde ki büyük müzikal çıkışınız "Kozan Dağı" isimli ilk 45'liğinizle oldu. Kozan Dağı gerçekten gördüğü ilgiyle kısa sürede listelerde bir numaraya tırmandı, 40 hafta müzik listelerinde hep bir numara oldu ve sizi Türk müzik tarihinde taçlandıran müthiş bir eserdi duygularınız?

YANIT: Yıl 1971… Çok büyük hit dersek galiba hata söylemiş olmayız. Bu eser; 71. Karacaoğlan sülalesinden Kozanoğlu’nun  “Kozan Dağı” öyküsüdür ve benim müzik dünyasını alt üst ettiğim dönemdir. Yaklaşık 38-40 hafta müzik listelerinde hep bir numara oldu. Moğollardan ayrıldıktan sonra Seyhan Karabay, Taner Öngür, Zafer Dilek, orkestra eşliğinde sazı ve kavalı benim, davulu Hüseyin Sultanoğlu’nun çaldığı, güzel bir kombinle Kozan Dağı’nı yarattık. Arkasından “Karayazı” kendi bestemdi. Hatta sözlerini de şu an Hürriyet Gazetesi’ndeki Uğur Cebeci yazmıştı. Kozan Dağı ve Karayazı benim Anadolu Pop’ta en büyük hitlerimdir. Eserlerimle büyük onur ve gurur duyuyorum.

SORU: Bir başka hit eseriniz de bugün bile hala zevkle dinlenen “Aman Tertip Can Tertip” Askerlerimize yönelik ve dillere pelesenk olan muhteşem şarkınız desem…

YANIT: Sedatçığım; sanat adına her efsane eserin arkasında bir takım önemli izler vardır. Ersen’i; “Dertli Kaval, Kozan Dağı, Aman tertip can tertip” gibi hit parçalar marka yapmıştır. “Aman Tertip Can Tertip” eserimle ben tam 20 yıl yurt çapında askerimizin ayağına gittim. Can Tertip konserleri düzenledim. Yaklaşık 3 milyon 5 milyonun askerimize imza vermişimdir. Bu insanlar benim kitlelerimdi. O şarkım da, o nesil de asla unutulmaz. Aradan uzun yıllar geçse de hatırlandıkça daha dün gibi tazeler. İşte o kemik nesil yani hayran kitlemiz bizi her zaman bir şekilde buluyorlar. O sevgi de başta ben olmak üzere tüm grup arkadaşlarımı mutlu ediyor… Buradan şu önemli açıklamayı da yapmak istiyorum. İnsan her ne kadar şöhretli de olsa, zengin de olsa önce insan olmalıdır, mütevazı olmalıdır. Geldiği yeri unutmamalıdır. Para ve Prestij gelip geçici objelerdir, asıl olması gereken budur, yani tevazudur. Şu anda Türkiye’nin en çok sevilen tatlısı “Trileçe” var. Ama ben düne kadar bu tatlıyı bilmiyordum. Benim annem ekmekleri kızartır, şekerli su yapardı. Biz tatlıyı öyle tanımıştık. Makarna pilav çocuğuyuz. Bonfile, biftekle büyümedik yani...

SORU: Sonrasında 45’lik serileriniz sürüp gitti. Ancak o aşamalarda Türk ve dünya müzik piyasasında eşine benzerine rastlanmayacak bir olay oluyor ve Kardaşlar'la beraber çalışmakta olan Cem Karaca Moğollar'a; Moğollar'la çalışmakta olan Ersen Kardaşlar'a transfer oluyor... Neden böylesine ilginç transferler yaşandı hikâyesini rica edelim?

YANIT: Her hangi bir özel nedeni yok. Basın istedi diye öyle bir şey oldu gibi… Akşam Cahit Berkay ve Moğollarla beraberiz… Sabah oldu gazeteden beni arıyorlar. Cem Karaca Moğollar birleşmiş diye…  Baktım ki olay doğru… Bu arada Cem Karaca gidince Kardaşlar grubu boşa çıkmış. Basın istediğini yapıyor işte. Beni de Kardaşlar’la birleşti diye haber yaptılar.  Ne yapalım şimdi, tamam dedik ve ben de gidip Kardaşlar grubuna katıldım… Yani; Dere boyu kavaklar misali…

SORU: “Dere Boyu Kavaklar” dan söz açılmışken sormadan geçemeyeceğim şimdi… THM literatüründe böyle bir Türkü var. Bu Türkü Trabzon yöresine mi ait yoksa Giresun yöresinin mi yıllardır hep tartışılıyor da gerçeği rica etsem…

YANIT: “Dere Boyu Kavaklar”, Trabzon türküsü değil, Giresun Bulancak türküsüdür. İlk meşhur eden de benim. Nakaratlarını hatırlayalım “Ey Bulancak, Bulancak. Hadi kızım yandan, yandan” gibi. Bu eser “Kolbastı” ya uyarlandı ve Trabzon’a mal edildi. Oysa bu eser “Kolbastı” falan değil. Bu parçayı yapan benim yahu. Ne zaman Trabzon’a mal ettiler anlayamadım doğrusu… O türküyü ben yıllar öncesinde Kardaşlar grubuyla birlikte yaptım. 1.5 sene çalıştık.

SORU: Kardaşlar'la iki single çıkarttıktan sonra, grubun ismini " Güney’in Kardaşlar’ı varsa Doğunun da Dadaşları var" deyip "Ersen ve Kardaşları", "Ersen Dadaşlar" olarak değiştiriyorsunuz… Bu değişimi "Cem Karaca ve Moğollar" ile "Ersen Dadaşlar" arasında tatlı bir rekabet olsun diye mi yapmıştınız yoksa başka nedenleri mi vardı?

YANIT: Ustam Cem baba ile hiçbir zaman boy ölçüşmedim ve haddim de değil. Ben onun yüreğiyle, sevgisiyle doğan bir adamım. Onu dinleyerek, severek yetiştim. Hiçbir zaman önüne geçmeye çalışmadım fakat bazen iki kadeh atınca kızardı. “Adam bir çıktı, pir çıktı. Boynuz kulağı geçecek her hal” derdi… Kıskanç tarafı yoktu ama söylemeden de geçemezdi. Yani rekabet söz konusu değil. Seyhan Karabay ile Erol Büyük dediler ki “Kardaşlar” ismi bize ait. Bizim elektro gitarist ve aranjör arkadaşımız olan Feyman Uğurdemir de bana ya baba biz kendi ekibimizi yapalım dedi. Ben de; Güney’in Kardaşlar’ı varsa Doğunun da Dadaşları var dedim. Sonrasında gitti, Kardaşlar, oldu Dadaşlar. “Ersen Dadaşlar”  işte böyle doğdu yani…

SORU: 1980'li yıllarda Rock müziğin içindeki çıkmazdan dolayı Dadaşlar'sız yola devam ettiniz hatta bir ara arabesk müziği tarzında çalışmalarda bulundunuz ama bunlar sizi pek tatmin etmedi gibi; ne dersiniz?

YANIT: 12 Eylül’den sonra hava değişmişti. İhtilal sonrası sağa sola gidenler oldu. Yurt dışında yaşamaya başlayanlar oldu. O dönemde ben de sahne çalışmalarıma bir ara verdim… Fantezi arabesk çalışma kapsamında “Hatamızı Bilmeden Çekiyoruz” diye bir parça besteledim. Kendimce Arabesk-Rock dedim. Albümün içinde sadece bir arabesk parça vardı ve diğerlerinde yine çok güzel Türk Halk Müziği orjinli Rock parçalar okudum. Fakat basın beni Rock müziğine ihanet etti diye haber yaptı. Ancak bu bir denemeydi. Fantezi-Pop bu tarzda doğacak dedim, işte şimdi görüyorsunuz ortalık Fantezi-Pop şarkılardan geçilmiyor… Zaman beni haklı çıkardı. Ama işte aması var yani… Sözümüzü dinletemedik ki…

SORU: Bu soruyla Fenerbahçe Spor Kulübü Amatör Şubeler Kaptanımız aynı zaman da şair ve söz yazarı Sayın Fikret Çetinkaya Ağabeyin de kulaklarını çınlatalım istiyorum… 1993 yılındaki sözleri Sayın Fikret Çetinkaya’ya ait "Ersen Ustadan Kuru Fasulye" isimli o şansız albüm ve Fikret Ağabey desem…

YANIT: Fikret Çetinkaya beni Fenerbahçe Spor Kulübü’ne getiren kişidir. Kasım diye bir arkadaşım vardı. Fikret demiş ki ona, ben Ersen ağabeyi çok severim. Bir gün geldiği zaman tanışalım diye ısrar etmiş. O zamanlar sevgili Fikret kulüpte Mali Şube müdürüydü. Rahmetli Serkan Acar da kulüp müdürüydü… Böyle bir tanışmamız oldu ve ondan sonrada birbirimizden kopamadık… Her görüştüğümüzde sarmaş dolaş durumdayız. Fikret ile birbirimizi çok sevdik. O hem çok iyi Fenerbahçeli spor adamı hem de çok iyi bir şair. Çok eserler verdi bana ve bende onların içerisinden seçerek albüme aldım. “Sevdiğim Benim”, “Gülü seven dikenine katlanır”. Evet, “Kuru Fasulye” de onundur. Fikret’in o güzel sözlerini besteledim. Şiirlerin bestelenmesi ve albüme alınması Fikret’inde çok arzusuydu. Albümün içinde çok güzel eserler vardı. Ama o albüm çıkmadı. Sadece 500 adet basıldı. Yapımcımız Türker’in oğlu albümün çıkacağı gün trafik kazasında rahmetli oldu. Albüm lansmanı yapıldı ancak piyasaya süremedik. Çünkü Türker Yapım çok büyük acı yaşamıştı. Böyle bir şansızlık yaşandı yani… Ama açıkladığım gibi Fikret’in bende çok özel yeri vardır. Kulübe girmem, üyeliğim falan… Başkanımız Sayın Aziz bey ve kulüpteki diğer Fenerbahçeli dostlarla tanışmam Fikret’ciğim kanalıyla olmuştur. Ayrıca Taka Mehmetler, Serkan Acarlar gibi dostlar da Fenerbahçe sevgimi çok daha büyütmüştür tabii. Serkancığıma rahmet diğer arkadaşlara buradan selam olsun…

SORU: Sonrasında uzun bir ara ve 2007 yılında Ersen Dadaşlar Efsanesinin geri dönüşü. 2009 Anadolu sevdamız türkü albümü. 2012 yılında Cem Yılmaz’ın isim babalığı yaptığı “Alüvyon” albümünüz…  

YANIT: Sahneleri bırakmıştım ama Can Tertip konserlerini hiç bırakmadım. 2007’de gitti gidiyor.com sponsorluğunda 5 hit parçam Kozan Dağı, Aman Tertip Can Tertip, Kalbimdeki Acı, Dostlar Beni Hatırlasın… Bu parçaları single formatında çıkardık…

SORU: Geliyoruz; nostalji severler, plak dinlemekten zevk alanlar için hoş bir derleme niteliğinde ki ve benim de hayran kaldığım şu meşhur “Best of Ersen Dadaşlar” albümünüze… Gerçekten temiz masteringlerle oldukça iyi bir dinleti ve 1970’lerin ağırlıkta olduğu dönemin analog soundunu çok başarılı bir kayıt teknolojisiyle sunduğunuz albümünüz… Müzikseverlere hem o dönemin soundunu dinletip, hem de o günleri yaşattınız… Duygularınız…

YANIT: 2009 Best Of Ersen Dadaşlar. Millet hala o özü duymak istiyor. O dönemin müziklerinin üstüne orijinalliği ve o sound bozulmasın diye düet söyledim. Aynısını da bir Kıbrıslı ismini biliyorum; Türkiye’nin önde gelen birkaç şarkıcısı ile İngiltere’de Amerika’da benim “Best Of” albümümü çıkardılar...  O derece yani…

SORU: Ve 2017 Aralık ayında çıkarttığınız Cumhuriyet tadında müthiş son albümünüz “Toprak Kokusu”… Ne kadar zaman sürecinde tamamladınız?

YANIT: “Toprak Kokusu” albümü farklı bir formasyon kurgusu, özenilmiş aranje mantığının hakim olduğu bir sistem, global bir sound içerikli elektronik alt yapısı yoğun bir yıllık çalışma ürünüdür. Özellikle 2017 sonuna, 2018 albümüdür. 8 parçada o Anadolu Rock soundunu, o havayı ve o dönemin güzelliğini bugüne taşıdık. Dinlendiğinde bu nasıl bir tat denilebilecek tarzda oldu…

     

SORU: Ve Kitabınız… 2016 yılında Pamiray Yayınları’ndan çıkarttığınız "Bir Efsanedir Ersen Dadaşlar" adlı muhteşem kitabınız var ki, hayranlarınıza mutlaka okumalarını tavsiye ediyorum. Bu güzel kitabınızı bana da hediye ettiniz ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum… Bu kitabı yazma fikri nereden çıktı desem…

YANIT: 2017 yılının ilk aylarıydı.  Eski Buca Cezaevi Müdürü, Şimdi Kartal’ın muavini Sedat Erdoğdu bey; hayatımı anlatan bir kitap yazmak istediğini söyledi. Kendisi İyi bir söz yazarı ve kitapları var. Ben de mutlu olurum dedim. O kadar iyi inceliyor ki, her şeye hakim. Kitapta benim hatırlayamadığım anılar dahi var.  Muhteşem. Tıpkı sizin bu röportajda benim retrospektifim içerikli göstermiş olduğunuz hassasiyetiniz gibi…  İncelikle hazırlanmış güzel bir kitap niteliğinde.

SORU: Dilerseniz birazda lifestyle, yaşam tarzınıza geçelim. Kendinizi nasıl tanımlarsınız’?

YANIT:  Yalnızlığını çok seven...

SORU: Peki, çevreniz sizi nasıl tanımlar?

YANIT: Sevenim çoktur.

SORU: Umutsuzluğa kapılır mısınız?

YANIT: Mümkün değil, yaşamı, hayatı, insanları seviyorum.

SORU: Nelerden korkarsınız?

YANIT: Hiçbir şeyden korkmam. Çünkü ben Fenerbahçeliyim.

.SORU: Hatasız kul olmaz derler, hatalarınızı kabullenmede muktedirliğiniz ne sevidedir?

YANIT: Hatam olduysa özür dilemesini bilirim.

SORU: Keşkeler Türk toplumunda adeta bir tradisyoneldir. Keşkeleriniz oldu mu?

YANIT:  Hiç keşkem olmadı çünkü ben çok yokluktan geldim. Tırnaklarımla kazıyarak geldim. Çok şükrettim, Allah’ıma hala şükrediyorum.

SORU: Pekii ya Evlilik…

YANIT: 1990-2000 arasında Macar asıllıydı eşimle evlendim. On yıl evli kaldım sonra ayrıldık, bir daha da evlenmedim zaten.

SORU: Vazgeçilmezleriniz nelerdir?

YANIT: Fenerbahçe. Maneviyatı olan bir insanım. Namazında niyazında, orucunda, kandili, bayramı, örf ve ananelerimden asla vazgeçmem.

SORU: Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk desem…

YANIT: Atam, toprağım. Mustafa Kemal aşığıyım. Ben Selanik göçmenin bir babanın oğluyum. Babam Mehmet Ali Dinleten Bey… Babaannem babamı Fatih’te doğuruyor.  Cumhuriyet çocuğuyum. Benim için önce TC sonra FB geliyor. Türkiye Cumhuriyeti ve Fenerbahçe Cumhuriyeti vatandaşıyım.

SORU: Saygı duyulacak bir İslam’ı yaşamınız var, takdir edilecek bir Müslümansınız… Biraz anlatır mısınız?

YANIT: Maneviyatı seviyorum. İslami terbiyem çocukluğumdan beri var. Hatimlerim bol bol olmuştur. Kur’an’ı Arapça okurum. Türkçe mealini de bilirim. Rabbim bana nasip etti, üç umre, bir hac yaptım. 89-90 yıllarından itibaren 5 vakit namazlarımı kılıyorum. 11-12 yaşından beri Kur’an elimden düşmedi. O yaşlarda bile 3-4 hatimim oldu.

SORU: Karakterinizi hangi renkle tanımlarsınız?

YANIT:  Siyah, tatlı yeşil, uçuk pembe renkleri severim ama dominant rengim sarı lacivert.

SORU: Yaşamınız filme alınsa hangi türde olurdu?

YANIT: Müziklerim, ezgilerim, bugünlere gelişim. Daha çok aileye, halka hitap edebilir, sanat, kültür, spor, ilahiyat ve Atatürk içerikli güzel bir kült film olurdu…

  

SORU: Ve şimdide geçiyoruz Fenerbahçe’ye. Nasıl Fenerbahçeli oldunuz ve Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Hayatı tanımaya başladığım dönemlerdi, yani 4-5 yaşlarında gözümü açtığımda gördüğüm tek gerçek vardı o da sarı lacivert renkler ve Fenerbahçe idi. İşte; O gün bugündür hayatımın her anında Fenerbahçe’m yanımdadır.  Lefter, Basri, Nedim ağabeyleri izleyerek, yeri geldi ellerini öperek Fenerbahçe camiasında büyüdüm. Fenerbahçe’min Dolmabahçe’deki maçlarına girmek için bilet kuyruklarında sabahın 4’ünde 5’inde taşların üzerinde çok uyuduğum zamanlarım olmuştur. Gün oldu üzüntümden adeta yaşayan bir ölü oldum, gün oldu sevincimden dünya denilen galaksiye sığmadım. Benim Fenerbahçelilik duygum böyledir işte…

SORU: Siz aynı zamanda FBSK Yüksek Divan Kurulu Üyemizsiniz… Kulüp üyeliğiniz nasıl olmuştu?

YANIT: Kadim dostum değerli sanat ve spor adamı sevgili Fikret Çetinkaya’nın odasına her girdiğimde aklımı, dünyamı şaşırırdım. Fenerbahçe ile ilgili güzel sohbetler olurdu. Kulübümüze gide gele çok dostlarım olmuştu. Takvim yaprakları 1985 yılını gösterirken; bir gün rahmetli Serkan Acar’a ben neden üye olamıyorum? dedim. Söylemedin ki dedi. Söylemem mi gerekiyor ben Fenerbahçeliyim kardeşim dedim. Böylece FBSK üye oldum. Bu olay tabii medyada geniş yer buldu, Ersen’de Fenerbahçeliymiş diye bir dolu röportajlar yapıldı, yazıldı çizildi. Hikâye böyledir.

SORU: Fenerbahçe’nin maçlarını ne ölçüde takip edebiliyorsunuz?

YANIT: Geçmiş yıllarda stada çok sık gelir maçlarımızı canlı izlerdim. Kombine kartlarım falan vardı. Son 3-5 yıldır stada gelemiyorum çünkü benim kalbim müsaade etmiyor artık heyecanı kaldıramıyorum. Ama tüm şubelerimizin maçlarını ve kulübümü yine yakından takip ediyorum.

SORU: Fenerbahçe’nin galip gelmesi için özel bir toteminiz var mıdır?

YANIT:  İki rekât namazımı kılar, “ya Rabbim bu maçta bize galibiyet nasip et” diye dualar ederim…

SORU: Teknik direktörümüz Sayın Aykut Kocaman yönetiminde bu sezon nasıl bir Fenerbahçe futbol takımı görmek istersiniz?

YANIT: Aykut hocaya o kadar güveniyorum ki, o muhteşem sabrının sonunda tüm Fenerbahçelileri mutlaka mutlu sona eriştirecektir. Çok iyi Fenerbahçeli olduğunu biliyorum. Ayrıca iyi de bir tavla arkadaşımdır. Aykut olsun, Oğuz olsun, Rıdvan olsun. Tanju olsun. Canlarım onlar benim. Çok başarılı olacağını, Fenerbahçe’nin çok iyi yerlere geleceğine inanıyorum.  Allah başımızdan Başkanımızı ve Aykut hocayı eksik etmesin. Takıma gelince denilecek tek cümle var, sadece Fenerbahçe gibi oynasınlar yeter…

SORU: Euroleague ve Spor Toto Basketbol Süper Lig şampiyonu Erkek Basketbol takımımız ve Avrupa basketbolunun en başarılı baş antrenörü büyük deha Zeljko Obradovic hoca desem…

YANIT: Global teknik adamlık göstergesi var onda ve büyük deha. Bir Türk takımını Euroleague Final Four’da güçlü rakiplerini eze eze yenerek Avrupa Şampiyonu yapan muhteşem bir magic man “sihirli adam”. Öyle ki Euroleague şampiyonluklarına adeta hegemonya koyan tek adam.  

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Sayın Aziz Yıldırım beyefendi hakikaten Büyük Başkan. Allah başımızdan eksik etmesin. Benim başkanım Fenerbahçe’nin aydınlık yüzüdür. Fenerbahçe O’nun sayesinde Rönesans’ını yaşamaktadır... Ayağımıza çelmeler takılmasaydı, Bizans senaryoları kurgulanmasaydı bugün bam başka bir Fenerbahçe’yi değil Türkiye, tüm dünya görecekti. Rakipler de öyle kolay kolay şampiyon olamazlardı. Fenerbahçe’ye dünyanın en büyük kötülüğünü yaptılar. Allah da cezalarını verdi, daha da verecektir… Taraftarlarımıza sevgiler sunuyorum. Fenerbahçe ve başkanımıza sahip çıksınlar… Bütün camiamızın yeni yılını kutluyorum. Hakikaten keyif aldığım güzel, çalışılmış farklı bir röportaj oldu, adeta yaşamımı geriye sararak bana nostaljiyi yaşattınız emeğinize sağlık. Camiamız başta olmak üzere tüm Türk halkına mutlu ve sağlıklı yıllar diliyorum. Sevgi, Saygı ve Teşekkürlerimle…