Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN PROF. DR. ŞENER ÜŞÜMEZSOY BEYEFENDİ.

Türk halkının “Deprem Rehberi” O. Deprem konusunda İstanbul için her zaman bilimsel konuşuyor; İstanbul’da deprem olacak diyor ama birçokları gibi "Taş taş üstünde kalmayacak" türden bir yaklaşım içinde bulunmuyor. İstanbul Üniversitesi’nde “Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi olarak” hocalık yapıyor. Hep gündemde. Hep yeni. Hiç yerinde saymıyor. Sürekli kendini geliştiriyor. Demode olmuyor, eskimiyor. Enseyi karartmak yok. Depresyona girmek yok. Ahtapot gibi; herkese, her şeye yetişiyor. Hayat mottosu, “Deneyimlemek.” Yaz-Kış demeden Esenköy’den Deveboynu kadar yüzüyor. Bir bakıyorsunuz Kenya'nın vahşi doğasında Timsahların arasında Trophy Türk Kano yarışında karşımızda, bir bakıyorsunuz 10 metrelik tramplenden havuza atlayarak “Ben Buradan Atlarım” Tv programıyla izleyenleri mest ediyor… Bir de bakıyorsunuz Şener Hocamız Natural Body Building Exercise” Doğal Vücut Geliştirme Antrenmanda… Yani çok boyutlu bir marka betimlemesiyle hayatı dolu, dolu yaşıyor. Galiba “Rol Model” denilen obje böyle bir şey olsa gerek... Aynı zamanda müthiş bir Fenerbahçe aşığı olan Sayın Prof. Dr. Şener ÜŞÜMEZSOY hocamızı röportaj Sponsorumuz Dalyan Club Tesislerinde konuk ettik.   

Bazı müzikler vardır kulak, bazı röportajlar vardır ruh pası siler. Hani kafaca çok iyi anlaştığınız biriyle saatler su gibi geçer ya, onu da sormak istersiniz, bunu da, hayattaki kesitleri, aşkları, acıları, mutlulukları, maceraları ona taşımak istersiniz... Değerli bilim adamı Jeoloji Mühendisliği Profesörü Sayın Şener Üşümezsoy hocamızla röportajımızda aynen öyle oldu. Gözünde ışık olan, içini temiz tutmaya çalışan, ciddi konulara kafa yoran, bir dolu kayıplar vermiş çok hoş ve naif bir deprem profesörü. Vefalı. Merhametli. Cesur. Ve derin. Galiba onu en çok tanımlayan sıfat bu; Derin. Evet, bir tarafı çok neşeli, komik, tatlı, ama ruhunun bir tarafı da uçurumlar kadar derin…

Tutkulu bir adam o. Kafasına koyduğunu öyle ya da böyle yapıyor ve hızlı. Leb demeden leblebiyi anlıyor. Sinir uçları açık… Komik. Şahane sarhoş olunur Sayın Şener hocamla. Ve cesur… Ve iyi kalpli... Onunla zaman geçirmek insana gerçekten huzur veriyor. Ancak yine de ben dikkatli olmalıydım. Çünkü bu şahane insanların anlatacakları dakikalarla sınırlıdır, sonra düdük çalar, lafım yarıda kesiliverir, madara olma riski de var hani. O yüzden soruları ona göre sormak gerekiyor, yani kafana estiği gibi takılamıyorsun... Sağ olsun hocam bu fobimi daha ilk dakikalarda kırdı çok hoş ve mütevazıydı. Ayrıca duygularını içinden geldiği gibi dışa vuran, hiçbir şeyden çekinmeyen, yer yer küçük bir çocuk kadar agresif; hayatı, sevgiyi, aşkı tüm yoğunluğu ile yaşayan, bilim, spor, siyaset dünyası ve cemiyet hayatının önemli bir gösteri ve düşünce insanı betimlemesiyle nokta vuruş yanıtlar verdi tüm sorularıma.. Sayın şahsına müteşekkirim.

Evet, Sayın Şener hocamız; Kırım’dan gelen Tatar bir ailenin çocuğudur. Yakışıklılığı ve karizması da sanırım bu genetik yapısından kaynaklanıyor. Müthiş bir eğitimi var. Pertevniyal Lisesi’nde okumuş, İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği bölümünden mezun olmuş, yüksek lisans ve “PhDr.” Doktorasını aynı Üniversite’de tamamlamış ve Almanya’nın seçkin Üniversitelerinde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır. Eğitim yıllarında sayın hocamızın ilginçte bir anekdotu var ki, yazmazsam hakikaten haksızlık olurdu. Şöyle ki; Sayın hocamız “İstanbul Üniversitesindeki akademik kariyer yıllarında profesörlük unvanını alana kadar hazırladığı tezler, tez yürütücü hocasının dahi tezinin yanlış olduğunu ispat eden tezlermiş”. Bu konudaki çalışmaları ile literatüre geçmiş çok başarılı bir tektonik “parçalanarak dağılmış yer katmanlarının birbirleriyle olan ilişkilerini, durumlarını, biçim değiştirmelerini araştıran yerbilim dalı” uzmanıdır. Sayın hocamızı diğer deprem yorumcularından farklı kılan önemli nüansta işte bu “Tektonik Uzmanlığı” adeta deprem biliminin MR’ı.

Sayın hocamızın, Türk halkıyla tanışması ise deprem hakkındaki ekstrem yorumlarıyla oldu. Özellikle 17 Ağustos 1999 İstanbul depreminin ardından deprem konusunda halkı doğru bilgilendirmek için mücadele verdi. Ve öngörülerinin tümü doğru çıktı. Hiç bir onarım ya da zemin etüdü şirketi ile bağlantısı olmayan ve doğal olarak bilgilerini objektif konumla kamuoyu ile paylaşmaktan çekinmeyen, bu nedenle de geri kalan yerbilimciler tarafından sık, sık eleştiriye uğrayan değerli bir bilim adamı. “Marmara’da felaket olmayacaktır” demektedir. Deprem konusunda İstanbul için her zaman bilimsel konuşan ve bu tavrı nedeniyle bazı meslektaşları tarafından kıyasıya eleştirilenlerden... Hiçbir ülkede bu kadar polemik konusu olmayan Deprem’in en tutarlı uzmanlardan biri. İstanbul’da deprem olacak diyor ama birçokları gibi "Taş taş üstünde kalmayacak" türden bir yaklaşım içinde bulunmuyor. Aslında, biraz akıl ve mantık kullanılıp, tarihi yapılara bakılarak, binaların binlerce yıldır ayakta kaldığını görmek zannedersem sayın hocamızın haklılığını ortaya koyuyor gibi.  

İstanbul Depremi ve Türkiye’deki deprem kuşakları üzerine yayımlanmış pek çok bilimsel makalesi ve 17 Ağustos Sonrası “Marmara’da Deprem Riski, Vatandaş için Deprem Rehberi, İstanbul Depremi” gibi çok önem arz eden üç adet kitapları yayımlanmıştır. Ayrıca Ekonomi, Tarih ve Strateji üzerine, Siyasi ve İdeolojik İncelemeler gibi konularda “Türk Jeostratejisi, Dünya Sistemi ve Emperyalizm, Petrol Düzeni ve Körfez Savaşları, Petrol Şoku ve Yeni Ortadoğu Haritası, Diyarbekir Kimin Yurdu?, Güneydoğu Kimin Yurdu?, Kürt Kimliği, Aleviliğin Bilinmeyen Tarihi, Ulusal Sol'da Örgütlenme, Anadolu Yunan Yurdu mu?” adlı yayımlanan pek çok kitabı bulunmaktadır. Sayın Üşümezsoy’un; Akademisyen ve sporcu kariyerinin yanında bir de siyasetçi kimliği vardır. 1960'lar sonu öğrenciler tarafından yürütülen devrimci gençliğinin emperyalizme, oligarşiye ve faşizme karşı bir dizi ideolojik-politik atraksiyonlarını benimsemiş ve desteklemiştir.

Bugün onur ve gurur duyduğumuz, tüm insanlığa ait önemli bir Bilim ve Rönesans adamı olan aynı zamanda müthiş Fenerbahçeli Sayın Prof. Dr. Şener Üşümesoy hocamızı, siz değerli taraftarlarımız için; İstanbul’un en köklü ve en prestijli mekânlarından; eğlence ve spor kompleksi “Dalyan Club Tesislerinde” ağırlayıp; Bilim, Spor, Siyaset ve Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk. Hakikaten ruh pası silen harika bir söyleşi oldu. Keyifli dakikalar…

 

SORU: Sayın hocam çağdaş bilim dünyasının önemli bir akademisyeni ve düşünce adamı olarak sizden öncelikle Deprem nedir? Nasıl oluşur? Deprem biliminin tanımı ve ana öğesini rica ederek röportajımıza başlayalım.

YANIT: Deprem doğada olan bir olaydır ve yer kabuğu içerisinde oluşan kırılmaların neden olduğu titreşimin, dalgalar halinde yayılarak yeryüzüne yansımasıdır. Bu dalgalar yayılırken geçtiği ve ulaştığı her yeri etkisinde bırakarak, kırılmalara yol açar. Yer kabuğundaki bu kırık hatlar iki ayrı blok ters yönde hareket ederler ve bu hareket sürecinde aynı bir yayın gerilmesi gibi yer kabuğun katmanları elastik olarak gerilir. Bu noktadan sonra elastik gerilim geriye dönüş olduğu için deprem anında 200-300 yıl boyunca oluşan gerilim bir anda, bir dakikada boşalarak tüm hareketsiz kalan kesimdeki enerjiyi boşaltır ve deprem böyle oluşur. Depremi inceleyen bilim dalına ise sismoloji denir. Sismoloji depremin nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının yer kabuğu içerisinde hangi yönden ne tarafa doğru hareket ettiğini, sarsıntının şiddetini ve ölçüsünü inceleyen bilim dalıdır. Deprem bilimindeki ana öğe ise fay hatlarının tanınması ve bu fay hatların kaç yılda bir kırıldığını ortaya çıkarılması ve bu fay hatlarındaki biriken enerjinin yani deprem büyüklüğünün ortaya konularak buradan çıkacak enerjinin yani şiddetin nasıl yayıldığı ve binalarımızı nasıl etkilediğini ortaya koymamızı gerekli kılmasıdır.

SORU: Fay hattı uzunluk mesafesinin deprem büyüklüğü ve şiddetindeki önemi nedir hocam?

YANIT: Fay uzunluğu ve derinliği yani kitlendiği alanın büyüklüğü deprem büyüklüğünü verir. Örneğin; 100 km’lik bir düzey 6 şiddetinde bir deprem yapar, 1000 km’lik düzeye kitlenmiş ve hareket edememişse, hareket ettiğinde 7’lik deprem yapar. 10 bin km’lik düzeydeki fay hattı kırılırsa 8’lik deprem yapar. Bu anlamda Marmara depremini değerlendirirsek; 7,5’luk deprem tahminleri spekülasyondur. 1719 yılında güneydeki Armutlu Dağları, kuzeydeki Kocaeli Dağları arasında uzanan 150 km’lik fay boyunca derinliği 10 km olan bir kesimde 1500 km’lik alana yapışmış olarak duruyor. Ama Armutlunun İznik yönü sürekli hareket ettiği için 1719’dan 1999’a kadar İznik gölü kesimindeki 5 metre batıya gittiği halde fay düzleminde Gölcük’te hiç hareket edemediğinden deprem anında 5 metrelik birden hareket yapıyor ve birikmiş enerji ortaya çıkıyor. Bu da 7,5’luk deprem, fayın olduğu yerde 10.şiddetinde deprem yapar. Yani bu yorum davulun sesi uzaktan hoş gelir misali İstanbul’a geldiği zaman 6. şiddetinde olur. Evet, bu olgu İstanbul’u sarsar ama asıl şiddet fayın düzlemindeki alanda olur.

SORU: Yer kabuğu jeolojik gelişmesinin izlerini oluşturan ve yer tarihinin doğal belgeleri sayılan kayaçların depremlerde yarattığı şiddetleri bir tektonik uzmanı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Kayaçlar eğer sert ise deprem dalgalarını hızla iletir ve deprem büyüklüğü ve şiddetti az olur ancak kayaçlar yumuşak ise deprem dalgalarını yavaş iletir o vakit enerjisi büyür ve yumuşak zemin üzerindeki yıkım etkisi daha büyük olmaktadır.    

SORU: Bilimsel verilerden yola çıkılarak araştırma yapan bilim adamları dünya genelindeki son 20 yılın en büyük depremlerinin denizdeki en büyük gelgitlerin yaşandığı dönemde, yani ayın dolunay ve yeni ay evresinde olduğu zamanlarda meydana geldiği belirtiyorlar ama Türkiye karada hocam. Bu görüşlere katlıyor musunuz?

YANIT: Gelgitler, ayın çekimi ve yer kabuğundaki iki blok arasındaki kitlenmiş fay düzleminin en ortadaki kesimi sürekli stresle birikmiş olduğu noktada küçük bir tetikleme ile depreme sebep olabilir. Ayın çekimi bu konuda önemli değildir. Denizlerde fay düzlemleri daha büyük bloklar halinde birbirinin altına dalan 2 fay düzlemi yırtılır. Orada açığa çıkan enerji, yani yer kabuğunun birdenbire yukarı çıkması sonucu deniz tabanına vurduğu için orada tsunamiler olur ama gelgitlerin önemi düşey faylarda fayın düşey olarak hareket etmesini tetikleyen olay olarak görülebilir. Biz karada olduğumuz için bu olay önemi değildir.

SORU: Jeoloji mühendisliğinde ana bilim dalınız Mineraloji desem…

YANIT: Evet, benim ana dalım Mineraloji. Kayalardaki deformasyon bir kristalin yüzeyindeki kaymalar ve o kristaldeki hareketler ile stres birikimini ilgilendiren bir olay. Özellikle tektonikte deformasyonun kayaların mineral düzeyinde faydaki morfolojik görüntüleri, stray dediğimiz fayın çevresindeki kayaların stresi… Ölçümleri sağlayabiliyor ve böylelikle kayaların ne kadar gerildiğini anlayabiliyorum. Kayaların mineral yapısında stresin etkisi ile kayalar deforme oluyor. Normal kuvars kristali enerji alınca yanma sönme oluşturan kafes yapısını bozan kuvarsa dönüşüyor. Bunun anlamı da enerjiyi yüklüyor. Bu tip kayalar, elastik stray gibi. Örneğin bir yayı alıyorsunuz, gerdikten sonra yayı bıraktığınızda oku atıyor. Neden? Çünkü geri döndüğü için. Oysa minerallerin yapısı elastik strayın gerildikten sonra potansiyel olarak enerjiyi tutuyor ve aynı yay gibi gerilim sağlıyor. Deprem de bundan oluyor. İşte benim bilim dünyamda bu yani Mineraloji sevdası…

SORU: Kentleşme sürecinde yer seçimi ve depreme dayanıklı yapı inşalarında Jeolojik ve jeoteknik etütlerin önemi hakkındaki görüşleriniz…

YANIT: Depremin oluştuğu noktadaki şiddet ile binalara bu şiddetin vuruşu arasındaki ilişki depremin olduğu noktadır. Örneğin; 6,5’luk bir depremin olduğu noktada 7 ya da 7,5’luk şiddet olur ama binaya olan uzaklık mesafesi açısından bu şiddet azalır. Burada iki tip azalma vardır. Zemin kötüyse bu azalma azdır, ama zemin kuvvetliyse deprem hızlı gider ve binaları etkileme oranı 6 şiddetinde olur. O nedenle binaları 7,5 ve 8’lik depreme uygun beton kalesi yapmak yerine fay etkisinin yarattığı enerjiyi yıkacak; zeminin sınıflaması, zemin ve mühendislik parametrelerinin belirlenmesi, risklere uygun çalışma yöntemlerinin yapılması, laboratuvar ve arazi deneyleri gibi önlemlerin alınması daha doğru olacaktır. Pek tabii bu boyutlar finansal bütçelerle orantılıdır ancak gereklidir. Kaç yılda bizim bölgemizde deprem oluyor? Fay hattına binamız ne kadar uzak? Zeminin etkisi bunu nasıl büyütüyor? Bu yadsınamaz gerçekleri gördüğümüzde ona koşut olarak aksiyonlar aldığımızda Kentleşme sürecinde yer seçimi ve depreme dayanıklı yapı inşalarında Jeolojik ve jeoteknik etütlerin önemi kavrar ve binaları fayın etkisine karşı duracak şekilde yeteri kadar sağlam yapmış oluruz. Aksı takdirde betondan kalenin anlamı yoktur.

SORU: Daha çok tarihi yapılarda görülen, düşük yoğunlukları, yüksek dayanımları, kolaylıkla şekillendirilebilmeleri ve mükemmel yalıtım özelliklerine sahip Tüf ve İgnimbirit gibi doğal yapı taşları günümüz inşaat sektöründe neden kullanılmaz; kullanılsa depreme karşı iyi bir önlem olmaz mı hocam?

YANIT: Çok güzel ve can alıcı bir soru… Amerika’da 2-3 katlı binalar o bölgenin killerinden, tuğlalarından, ağaçlarından oluşmuş bir esneklik sağlanıyor. Bunlar belirli ağaç iskeletle binalara geldiği zaman depreme en dayanıklı ve en hafif kütlelerdir. Oysa günümüzde sürekli betonlarla, bunlara yeterli çelik konstrüksiyon sağlanmadığı zaman betonun depreme dayanaklılığı yeterli büyüklükte değildir. Bina yükseldikçe sağa ve sola salınımı nedeniyle, geri dönmeme şansı riski vardır. Yüksek binalar çelik konstrüksiyon yapılmalı ama daha ideali dediğiniz gibi Türkiye’nin her yerinde betonlama tarzında binalar yapılmaktadır. Oysaki doğal yapı taşlarımızla binalarımızı yapmamız şarttır. Türkiye’nin her tarafında tüf olan bölgede bunu kullanmamız gerekiyor. Örneğin Foça’da tüm binalar tüf doğal yapı taşlarından yapılmıştır. Tüf hafif bir malzeme olduğu için tercih edilmelidir. Tebrik ederim müthiş bir tespit yapmışsınız. 

SORU: Hocam bir de ülkemizde liman, yat limanı, balıkçı barınağı ve kıyıları koruma amaçlı deniz yapılarında kullanılan anroşmanların jeolojik ve tektonik özelliklerini yeterli buluyor musunuz, değilse sizce nasıl olmalıdır?

YANIT: Özellikle kıyıların, dolguların, deprem dalgaları, büyük heyelan olursa Marmara’da büyük heyelanlar küçük deprem de olsa deprem dalgaları veya tsunamiye benzeyen dalgalar yapabilir. Fakat kıyılarımızdaki özellikle limanların doğal Haydarpaşa Limanı, kuarklardan yapılmıştır. Adayı ikiye bölmüştür. Diğer limanlarda Pendik’ten gelen kireç taşlarından yapılmıştır, bu doğal malzemeler bunları kuvvetli hale getirmiştir ama bir taraftan da belirli coğrafyanın tüm materyallerini yok etmektedir. Bu taşlar dalgakıranları kuvvetli hale getirmektedir. Jeolojik olarak bu kayaların liman yapımında doğal kayaların olması önemlidir. Buna yeterli diyebilirim. Marmara denizindeki 3 tane büyük fay alanı 1894’te kırılan Yalova Çınarcık fayı 1912’de Tekirdağ’da kırılmış fay hattı; dördüncüsü ise körfezde kırılan fay hattıdır. Bundan dolayı da önümüzdeki yüzyılda Kumburgaz dışında kırılacak fay hattı yoktur ama bunun dışında fayların kırılmasında heyelanlar olduğunda limanlara etki yapabilir çünkü tsunami gibi dalgalar yaratmaktadır. Limanların mutlaka doğal kayalardan oluşması, tektonik olarak bu dalgalara dayanıklı bir temel oluşturmaktadır.

SORU: Şimdi gelelim şu meşhur Marmara depremine… Otoriteler önce Marmara’da 175 kilometrelik fay kırılacak, 7,7 şiddetinde deprem olacak dediler.  Siz ise 7’den büyük olmaz dediniz. Sonra 110 kilometrelik bir fayın olduğunu söylendi. Daha sonra da 50 kilometrelik bir alanda kırılma olur ve en fazla 7 olur dediler, yani siz haklı çıktınız. Hep bir manevra bu nasıl iştir hocam?

YANIT: Beklenen Büyük Marmara depremi bir balon… Büyük İstanbul depremi ne geçmişte oldu ne gelecekte olacak… 17 Ağustos 1999 depremi sonrası Le Pichon ve Şengör tarafından ısrarla vurgulanan Marmara’yı boydan boya kat eden 180 km’lik yanal atımlı bir fayın kırılarak 7,8 büyüklüğünde bir deprem oluşturacağı bir sakız gibi tekrarlana geldi. Bu söyleme 1999 depreminden beri bütünüyle karşı çıkan tek kişi hep ben oldum. O vakitler kimseler bana inanmadı ancak; Dünya döndü, yıllar geçti sonunda beni haklı çıkartan bilimsel araştırma 2005 yılında AGU’nun (Amerikan Jeofizik Birliği) resmi yayın organı olan G3’te bu rapor elektronik ortamda yayınlandı. Roland Arminjo başkanlığında hazırlanan ve 13 kurumdan 23 bilim imzasını taşıyan adamının (Şekil 1)’deki bu rapor Marmara Denizi’ndeki araştırmanın gerçek sonuçları yansıtılmıştır. Keza bu raporun devamı, 2007 yılında Nicolas Pondard başkanlığında Jeophysic International dergisinde yayınlandı. Marmara’da stres boşalımının olduğu kanıtlanmıştı. Fay yarıklarının görüntülenmesiyle ortaya çıkan Marmara deprem gerçeği 1894 yılında oluşan 7 üzerindeki depremin fay yarıkları Çınarcık Çukurunun güney kıyısı boyunca yani Yalova, Koruköy, Çınarcık ve batıya doğru uzanarak Orta Sırt’a kadar ulaştığı görüntülenmiştir. Bunun anlamı Doğu Marmara’da Çınarcık Çukuru 50 km’lik taze deprem fayı yırtık izi Doğu Marmara’da 18. yüz yıldan beri biriken stresi boşaltmıştır. Bu anlamda 1999 depremi öncesi ve sonrası İstanbul depremini oluşturacağı ileri sürülen Adalar Fayı’nda deprem oluşturacak bir stres birikimi yoktur. Diğer taraftan 1912’de Batı Marmara’da meydana gelen deprem, Saros’tan başlayıp Batı Marmara’daki Tekirdağ ve Silivri Çukurlarını keserek orta sırta kadar uzanan bir fay yırtığı oluşturmuştur. Bu da Silivri ve Tekirdağ çukurlarındaki stresi boşaltmıştır. Bu durumda Marmara’da yırtılmayan “stres taşıyan” yegane fay orta sırt fayı olduğu ortaya koymuştur. Roland Arminjo’ya göre bu fay 7’yi geçebilen bir deprem yapma potansiyeline sahiptir. Gerçekte ise Marmara’daki orta sırttaki gerçek deprem büyüklüğü nedir makalelerimde belirttiğim gibi bu fay iki parçalıdır. Bir parçası Büyükçekmece açıklarından başlayıp, Kumburgaz çukuru ortasından geçerek Silivri çukuruna ulaşan 30 ile 40 Km’lik bir faydır. Fayın kitlenme derinliği çok sığ olup, 7’lik bir deprem üretme potansiyeline sahip değildir. Fayda sürekli kayma olduğunu belirten Robert Reilinger, bu fayın 7 büyüklüğünde deprem oluşturmayacağını geçen hafta vurgulamıştır. Orta sırt fayının doğu kesimi ise Çınarcık çukurunun kuzey kenarındaki adalar fayının devamıdır. Yeşilköy ile Büyükçekmece arasında uzanır bu çekimde düşey bir ölü fay olduğu için deprem riski yoktur. Robert Reilinger ise bu fayda en fazla 6,8’lik deprem riski olabilir demiştir. Oysa bu fay çok sığ kitlenme derinliği olduğu için bu büyüklükteki depremi hiçbir zaman oluşturmaz. Görüldüğü gibi Marmara’yı boydan boya kat edecek olan 175 km’lik fayın doğu ve batı kesimleri stresini boşaltmıştır. O nedenle Büyük İstanbul depremi diye bir somutluk yoktur.

 

İşte kamuoyuna duyurulmayan o rapor G3; (Şekil 1) 

G3’te yayımlanan Marmara Denizinde gelişen deprem tarihi (Şekil 2)

a) 18. yüzyıldan günümüze değin Marmara’da gelişen stres birikimi.

b) 1894 yılında Çınarcık Çukuru güneyinde 50 km’lik fayın yırtılımı ve Doğu Marmara’da biriken stresin boşalımı. 

c) 1912’de Saros ve Batı Marmara’da fayın 140 km’lik yırtılımı. Tekirdağ Çukuru ve Silivri Çukurunda yırtılan 60 km’lik fay stresi boşaltmıştır.

d) 1999 depremi sonrası yırtılan fay hattında stresin boşalımı. Stresin boşalmadığı yegâne bölge orta sırt dediğimiz faydır. Bu fay 50 km’lik uzunlukta olup 7’lik bir deprem olacağı Roland Arminjo tarafından ileri sürülmüştür. Oysa bu fay iki paçalıdır. 7’nin altında büyüklükte bir deprem oluşturabilir. Bu teze 2017 yılında İTÜ’de verdiği konferansta Robert Reilinger aynen katılarak son noktayı koymuştur.

Yukarıdaki şekillerde görüldüğü gibi kırmızı stres birikimi, mavi ise stresin boşalımıdır. 1999 depreminden sonra Doğu Marmara ve Adalar Fayı bölgesinde stresin mavi olduğu yani stres yüklenmediği, düştüğü görünmektedir.

SORU: Bilimsel ve güzel konulara değindik, polemiklere girip bütün röportajın güme gitmesini de istemem ancak sizin açıklamalarınız neden birçok deprem uzmanının ayaklanmasına neden oluyor hocam?

YANIT: Başlangıçta deprem büyük olacak diyerek inşaatların yeniden mantolanması, sağlamlaştırılması tezi ileri sürüldü. Marmara denizinden yola çıkarak gündem açıklamalarına karşı çıkmıştım. Roland Arminjo’nun bilim adamlarıyla yaptığı 2006’daki çalışmanın ötesinde bir çalışma yoktur. Beni çekememelerinin sebebi, birçok arkadaş aslında spekülatif jeoloji yapmaktadır. Ben ise fayları bırakınız, kayalardaki deformasyonu çalışan disiplinden geliyorum. Marmara’yı avucumun içi gibi biliyorum. Artı,  gerek MTA’ın gerekse TPAO’nın tüm sismik verilerini rahmetli Ahmet Arkan‘dan bütün verileri alarak Marmara denizini modellediğimde kişilerin elinde bu modeller yoktu.  Ben ise, vücudumu ve beynimi birlikte ortaya koyan biriyim işte farkta buradan kaynaklanıyor…

SORU: Sayın hocam şimdide geçiyoruz kitaplarınıza önce deprem kitaplarınızdan başlayalım. 2001 yılında çıkan “Marmara’da Deprem Riski” adlı ilk kitabınız ve duygularınız…

YANIT: Sedatcığım; öncelikle şu önemli nüansın altını çizerek belirteyim ki, gerek Türkiye’deki Deprem kuşakları içerikli ve gerekse Ekonomi, Tarih ve Strateji üzerine, Siyasi ve İdeolojik İncelemeler gibi konularda yayımlanmış tüm kitaplarım için her hangi bir satış tirajı ve para kazanma duygusunda olmadım ve asla da olmam. Benim için buradaki en büyük amaç Türk halkını doğrularla bilgilendirmek ve onlara kitapların içeriğine göre objektif ve doğru mesajları vermektir. Bütün gayem budur ve böyle bilinmesini isterim. 

Evet, deprem konusunda ki ilk kitabıma gelince; Marmara depremiyle ilgili bütün yaklaşımları tek tek ele alıp bilimsel veriler ışığında inceleyip Türk halkına "Marmara'da 7'den daha büyük bir deprem olamaz." rahat olun mesajını vermiştim. O dönemlerde gerçek dışı kaoslar karşında hem bilimsel açıdan deprem realitesi hem de toplumsal psikoloji açısından kaleme almam gerektiğine inandığım önemli ve gerekli bir kitap olduğunu düşünüyorum.

SORU: “Vatandaş İçin Deprem Rehberi” adlı ikinci kitabınız…

YANIT: Her gün televizyonlarda Türk halkını kandıran ve korkuya sürükleyen çeşitli bilim adamlarının tezlerini çürütmek ve il, il köy, köy Türkiye’de bulunan faylar, bunların daha önceki kırılma tarihleri, bugün taşıdıkları kırılma potansiyelleri ve muhtemel depremlerle karşılaşılacak bölgeleri, herkesin anlayabileceği bir sadelikte okurlara sundum ve güzel tepkiler geldi.

SORU: 2007 yılında çıkan “İstanbul Depremi” adlı 3. kitabınız, desem...

YANIT: "İstanbul'da büyük bir deprem olacak" korkusu yaratarak rant sağlayanlara inat, hem sağduyulu, hem uyarıcı ama tamamen bilimsel gerçeklere uyan objektif değerlendirmelerde bulunup deprem korkusuyla sindirilmiş sıradan vatandaşa hitap ettim. O yüzden bilimsel olduğu kadar depremin gerçek mağdurlarının da anlayabileceği dil ve üslupla kaleme aldığım bu çalışma, İstanbul Depremi tartışmalarına önemli bir katkı oldu. En son bilimsel çalışmalar ışığında deprem üzerine genel bir çerçeve çizen ve Türkiye’de ilk kez yayınlanan uydu görüntüleri yardımıyla Marmara Bölgesi başta olmak üzere Türkiye'nin fay hatlarını ayrıntılı bir şekilde anlattım. Ayrıca İstanbul Depremi tartışmalarına yeni bir boyut getiren ve İstanbul Depremine ilişkin pek çok senaryoyu da inceleyip kendi tarzımı ortaya koyduğum güzel bir kitaptır derim.

 

SORU: Kitaplarınızda ki mesajları toparlarsak; İstanbul’da korkulan büyük deprem olmayacak fay Marmara’nın güneyinde. Büyüklüğü ise 7’nin altındadır, o da pek bir şey yapmaz Bu konu daha önce polemikti şimdi ise gerçek oldu. İstanbul halkı olarak rahat olalım diyebilir miyiz hocam?

YANIT:  Evet. Tek yegâne orta sırtta iki parçalı fay vardır ve 7’nin altında bir büyüklükte bir deprem durumu söz konusudur. Florya-Çekmece-Silivri arasındaki alana doğru kaydığı noktada; buraya dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü burası heyelanlı bir bölgedir. Bu fayın çalışması durumunda heyelanlar olabilir. Binalar etkilenir. Bu fay konusunda benim inancım güneye doğru hareket ediyor ve bu fayı göremiyoruz. 7’nin altında bir depremin etkisi olabilir bu bölgede. İstanbul ve Marmara genelinde bir olay değildir. 

SORU: Ekonomi, Tarih ve Strateji üzerine, Siyasi ve İdeolojik İncelemeler gibi konularda yayımlanan müthiş ulusalcı mesajlar içeren harika kitaplarınız bulunmakta. Hele içlerinden birisi var ki; okumaya doyamadığım Batıcı tarih anlayışıyla köklü bir hesaplaşmanın ürünü olan “Anadolu Yunan Yurdu mu?” kitabınız. Bu kitabı bir sinema filmi ya da dizi yapmayı hiç düşündünüz mü ya da teklif gelse düşünür müsünüz?

YANIT:  Bu konu çok önemli Sedatçığım. Evet çok isterim, tüm Anadolu’nun tarihini içermektedir. Sizin gibi iyi bir edebiyatçı ve iyi bir senarist ile metinleştirilebilir. Gerçekten de Türkiye’nin kazanması gerekir çünkü helenik politikayla örneğin Bizans lafını koskoca Rum imparatorluğunu kaldırarak devamında gelen Osmanlı kaldırılarak yerine Bizans konmaktadır. Oysaki Bizans lafı çok daha sonra topluma gelmiştir. 19.y.y da ortaya çıkartılmıştır.  

SORU: Sayın hocam dilerseniz biraz da gösteri adamı yönünüze geçelim ve popüler kültür diyelim. Önce yaz, kış demeden Esenköy’den Deveboynu kadar yüzme olayınızdan başlayalım. Hocam maşallah, nazar değmez inşallah bu nasıl bir enerjidir?

YANIT: 3x3 nefes aldığında o tempoyu bulduğunuzda devamı geliyor. Bir sağdan nefes al 3 kulaç at, bir soldan nefes al, 2 bacak vur; temposunu bulduğunuz zaman artık o sizin masada oturduğunuz tempoya gelir.

SORU: Peki hocam, Kenya'nın vahşi doğasında Trophy Türk Kano yarışına katılmanız ve Timsahların arasında yüzmeniz bu nasıl oldu Allah aşkına?

YANIT: Orada bütün grubun tansiyonu yükseltecek şekilde bir de timsahların bulunduğu gölde yüzdüm. Burada yüzerken inandığım olay derin suda timsah size saldıramıyor. Timsah ancak kıyıda ayaklarını yere bastığında saldırabilir.

SORU: “Ben Buradan Atlarım” adlı bir Televizyon Show programında 10 metrelik tramplenden havuza atladınız. Değil tramplen adeta bir kule atlama sporu gibi bir şey oldu ve Dünya şampiyonu Rus atlama sporcusu İlya Leonidoviç Zaharov bile ancak 10 metre atlayabiliyor hocam...

YANIT: Senden de hiçbir şey kaçmıyor be Sedatçığım vallahi tebrikler, bu da güzel. Programda arkadaşların 10 metreye dayanamadıkları için kimse yoktu benden rica ettiler. Bende antrenman yapmadan oradan atladım. Havaya çıktığınızda vücudunuzu yatay bir şekilde tutabildiğiniz zaman havanın direnci arttığı için suya vuruşunuz zayıf oluyor. Benden sonrada kimse atlamadığı için böylelikle program anlamsız kalıyor. Sağlık açısından hatalı ama şov açısından güzeldi. 

SORU: Hocam diğer bir yönünüzde Doğal Vücut Geliştirme sporcusu olmanız. Harika bir vücut şekli ve kas yapınız var maşallah. Aynı zamanda bu sporun hocalığını da yapıyorsunuz ve manevi oğlunuz Tuluğ Topa başta olmak üzere çok sayıda öğrencileriniz de var köşe yazılarınızı zaten okuyoruz. Bu spora ilgi duyanlar için önerileriz nedir?

YANIT: Kırımlı Nogay ailelerinden gelen biri olduğum ve bozkırda bizim atalarımız at eti ve at yağıyla beslendikleri için; tansiyon, şeker gibi hastalıklara sahip olmayan bir fiziksel yapı vardır. Kenya’da iken bir koyun kesmiştik bu çok ilginçtir; bana kalan budu ben ısırarak yedim, şaşırdılar, biz bıçakla kesiyoruz dediler. Ben de biz Nogayız biz atı kesip böyle yiyoruz dedim. Yumurtaları kabuklarıyla ağzıma atıp yediğimde ikinci kez bana şaşırıp kalmışlardı. Karbonhidratla beslenmek insanların yapısını bozar. Keşke hep doğal beslenebilsek.

SORU: Dilerseniz biraz da özelinize değinelim çevreniz sizi nasıl tanımlar hocam?

YANIT: Tanıyanlar beni takdir etmekte, tanımayanlar ise şov yaptığımı, çılgın biri olduğumu zannetmektedirler.

SORU:  Anaitik misiniz, yoksa sezgiselmi?

YANIT: Analitik. Sezginin önemi var ama sayısal verilere dayanmıyorsa bir kopuştur.

SORU: Stratejik kararlar vermek sizi nasıl hissettiriyor?

YANIT: Aslında ucu açık kararlar değil, daha önceden belirlenmiş en aşağıdan en yukarıya hareket eden rasyonel bir noktada kalan tavır içindeyim. Bu da riski minimize eder.

SORU: Kafa patlatmak mı, kafa değiştirmek mi?

YANIT: Kafa değiştirmek.

SORU: Şu anki yaşamız dışında başka türlü bir hayatı hiç düşündünüz mü?

YANIT: Filipinler de dünyanın en güzel yerinde Kayangan gölünde kimsenin olmadığı yerde yılanlarla yüzdüğüm bir yer vardı orada yaşamı sürdürmek idealim.

SORU: Sizin için ihanet ne anlam taşır?

YANIT: İhanet kavramı yok bende. İhanet senin dışında olan bir olaydır.

SORU: Mutsuz olduğunuzu düşündüğünüz zamanlarda ne yaparsınız?

YANIT: Mutsuz olduğum zaman kendini yoğun bir antrenmana verirsen, o beni mutlu hale getiriyor.

SORU: Nelerden korkarsınız? Korkuların karşısında ne tür aksiyonlar alırsınız?

YANIT: Bilinmeyenden korkarım. Çevremin korunamaması anlamında korkarım. Onu dışında çok korkuyu bilmiyorum. Risk algımın olmadığı

SORU: Sizi en çok hırçınlaştıran olgu nedir?

YANIT: Anlattığım olgunun anlaşılmadığı ve haklı olduğum zaman, dinlenmediğim zaman, dinletmek için tekrara düştüğümde; tepkisel ifade tarzına sahip oluyorum.

SORU: Hatasız kul olmaz derler, hatalarınızı kabullenmede muktedirliğiniz ne sevidedir?

YANIT: İlke olarak kimseden özür dilemek istemem, çünkü o noktaya gelmek istemem. Çok detaylı düşündüğüm için bir konuyu, benden daha detaylı düşünmediğine inanarak eleştirisine kabul etmiyorum. Benim kadar detaylı düşünürse o zaman eleştiri kabulüm.

SORU: Keşkeler Türk toplumunda adeta bir tradisyoneldir. Keşkeleriniz oldu mu hiç?

YANIT: Keşkelerim olmadı ama yaratan sebepler oldu.

SORU: Kendinizi böylesine fresh, tatlı ve canlı tutan formunuzu nasıl oluşturuyorsunuz?

YANIT: Çok klasiğim. Çok merkeziyim. Bu tavırlarımla çok az insan tarafından kabul edilebilirim. Friedrich Nietzsche‘ye inanıyorum; insan kendini zorlayarak aşar. Acı çekmeden olgunlaşamazsın ve başarı gelmez. No pain, No gain….

SORU: Peki hocam; Nasıl bir aşıksınız ve aşık olduğunuzda bünyeniz nasıl sinyaller verir?

YANIT:  Aşk konusu çok ince. Hormonal bir olgu. Beni yüceltme noktasında bir işlevi, var.

SORU: Bir kadında aradığınız özellikler ve en tahammül edemediğiniz tutumlar nelerdir?

YANIT: Tahammül edemediğim bir özellik yoktur. Seçici değilimdir. Kendi yapımı yükseltecek her kadın özeldir.

SORU: Karakterinizi hangi renkle tanımlarsınız?

YANIT: Mavi ve lacivert.

SORU: En büyük hayaliniz?

YANIT: Bozcada da bir bağ evinde yaşamak, buranın da yoğunlaşması sonucu yeni hayallerim Filipinler de veya Zanzibar da yaşamımı sürdürmek.

SORU: Yaşamınız filme alınsa hangi türde olurdu?

YANIT: Teorik bir film olurdu. Düşünsel tartışmalar her zaman hayatımın temelini oluşturur.

SORU: Boş zamanlarınızda yaşam alanlarınız nereler? Duygu olarak beslendiğiniz ülkeler, şehirler ya da semtler var mı?

YANIT: Son yıllarda yılın 6 ayı yurt dışındaydım. Artık farklı bir dünya vatandaşı olma konusunda yönelimim oldu.

SORU: Eğlence kültürüyle aranız nasıl hocam? Örneğin, sinema, tiyatro ya da bir operaya gider misiniz?

YANIT: Sinemaya giderim, Berlin’de kaldığım 90’lı yıllarda sürekli film festivallilerine katılırım.

SORU: Ne tür müzikler dinlersiniz? Yerli ya da yabancı olarak hangi şarkıcı için “bu benim adamım” dersiniz?

YANIT:  Dinlediğim müzikler çok eskilerde kaldı ama devam ediyor. Animals – The House Of The Rising Sun, Brooklyn by The Sea gibi…  60’lı yıllardaki bu parçalar bence aşılmadı. Mort Shuman ise hala favorim.

SORU: Damak tadı ve lezzet zevkleriniz nasıl size hitap eden dünya mutfaklarından hangi yemek ve içkileri sever ve önerirsiniz?

YANIT: Hedonist değilim. Koyun etini bıçakla kesmeden neredeyse çiğ derecede yemek ve buna karşı midemi en az yormak sonrasında sebzeler yemek. Dünya mutfağı değil de bu konuda en ilkel bir şekilde hareket ederim. Kırmızı şarap içerim.

SORU: Ve şimdide geçiyoruz Fenerbahçe’ye. Nasıl Fenerbahçeli olduk, Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Kızıltoprak’ta oturuyordum, Sarı lacivert renklere vuruldum. Fenerbahçe’nin ilk sahası dere kenarında açıktı. Her sabah orada koşardım. Daha sonra bu yeni stat yapıldı. Fenerbahçe’de ayrı bir ortam, ayrı bir semt duygusunu 19. Yüz yıldan başlayıp 21 yüz yıla devam eden muhteşem bir ortamın renklerini taşıyor. Eski feodal dönemde renklerle savaş yapan kişiler artık savaşı bıraktılar ve sporla devam ettirilen formalar biçimine dönüştürüldü. Fenerbahçe’de böyle bir semti oluşturmaktadır.

SORU: Sayın Şener ÜŞÜMEZSOY hocanın perspektifinden Fenerbahçe yorumu desem.. 

YANIT: İstiklal Savaşı yıllarında, hem cephede hem de sportif alanda işgal kuvvetlerine karşı büyük zaferler kazanan, mazisi büyük onur ve şerefler içeren, müzesi ulusal ve uluslararası sportif başarıların kanıtı olan madalyon ve kupalarla dolup taşan, aynı zamanda Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de sevgisini kazanan asırlık dev bir çınar olan Fenerbahçe Spor Kulübü’nün dünya çapında kabul gören büyük marka değeridir. Kulüp olarak yadsınamaz sportif başarıları,  Fenerbahçe’nin şirketleşmesi, kitleselleşmesi, kalıcılaşması çok önemli. Üstelikte Fenerbahçe’yi ele geçirmek isteyen Fethullahçılara karşı Fenerbahçe’nin Türkiye Cumhuriyetine örnek olacak şekilde direniş göstermesi Fenerbahçe’ye olan tutkumu daha çok arttırmıştır. 

SORU: “Hedef 1 Milyon Üye” projesi için taraftarlarımıza mesajınız nedir?

YANIT: Kelimenin tam anlamıyla Fenerbahçe Spor Kulübü’nü gerçek sahiplerine, yani taraftarlarına açan çok özel, farklı ve özgün bir proje modeli. Kulübü’nün kaderini tamamen değiştirecek ve global ölçeklerde hak ettiği büyüklüğü sağlayacaktır. Sayın başkanımızı tebrik ediyorum. Fenerbahçe lokal bir kitleselleşme değil; Türkiye çapında hatta yurt dışında da bir yapı oluşturarak Fenerbahçe olgusu ortaya çıkmalıdır. Ne 1 milyonu; 3 milyon 5 milyon olsun…

SORU: Bir de Fenerbahçe Dergisi hakkında görüşlerinizi alsak ne dersiniz hoş olmaz mı hocam?

YANIT: Elbette hoş olur. Görsellik ve baskı kalitesiyle gerçekten hoş ve popüler bir dergi. Rakip takım dergilerini tirajlarıyla geriden bırakması bir başka başarı. Kulüp dergisi olmaktan çıkıp Türkiye’deki en ünlü dergilerindeki popülerlikten daha yaygın bir dergi formatına gidiş görüyorum. Kapsadığı konular ve sporun dışında ve sporla bağlantılı konuları ele alması beni sevindiriyor.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Sivil toplum örgütlenmeleri maalesef Türkiye’de oluşamıyor ama Kulüp örgütlenmeleri futbolun ötesinde tüm toplumun katmanlarını kapsayan bir yapılanmaya doğru gidiyor. Başkanın karşılaştığı haksız saldırıya Fenerbahçe’nin gösterdiği reaksiyonlar örnek alınacak ve kolay kolay unutulmayacak bir kitleselleşme oldu. Lafta değil. Bu anlamda da Fenerbahçe bunu yaşayarak oluşturdu ve tüm dünya kamuoyuna gösterdi. Temennim, kulübümüzün yaşayarak oluşturduğu bu ibret çizgisini günümüzde karşısında bir güç kalmadığı zaman kapatmak yerine aynı kararlılıkla götürmedir. Başkanın bunu terk etmeden toplumsal bir lider olarak sürdürmesidir. Yalnız bir kulüp lideri olarak değil toplumsal bir hareket lideri olan Büyük Başkanımız Aziz Yıldırım Beyefendiyi tüm içtenliğimle selamlıyor sağlık mutluluk ve başarılar diliyorum. Bu arada THY Euroleague’de Avrupa Şampiyonu olan Erkek Basketbol takımımızı tüm kalbimle kutluyor, diğer takımlarımıza da başarılar diliyorum. Büyük camiamıza ve o muhteşem taraftarlarımıza sevgiler sunuyorum.

Röportaj Notu:

Beklenen ve İstanbul’u çok ilgilendiren “Marmara Depremi” konusunda Sayın Prof. Dr. Şener ÜŞÜMEZSOY hocamızın yapmış olduğu bilimsel açıklamalara koşut olarak benim de yapmış olduğum araştırmalar finalinde son durum notları aşağıdadır.

MARMARA DEPREMİNDE SON DURUM

Marmara’daki depremin gerçek büyüklüğü 7’nin altındadır.

Yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi fay tek değil iki parçadan oluşmaktadır. Bu parçalardan birisi doğuda olanı adalar fayının devamı olarak Çekmece’ye kadar gelen ölü bir faydır deprem yapmaz. Diğer parça ise batıdaki Kumburgaz fayıdır ve onunda deprem aktivitesi zayıftır. Bu durumda söylendiği gibi Marmara’da 7 büyüklüğünde bir deprem söz konusu değildir.

Konuyla ilgili geçen hafta Teknik Üniversite’deki verdiği konferansta son noktayı Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) araştırmadan Robert Reilinger koydu. Marmara’da tek parça fay olmadığını tek parça fay modeli teorik bir modeldir sayısal verilerden uzaktır. Bu anlamda Kumburgaz çukurundaki fayın sürekli bir sürünme olduğu için stresin boşaldığını ve deprem büyüklüğünde 7’ye ulaşmayacağını vurgulayan ve Marmara’da Şengör’ün tek parça modeline karşı çıktığı gibi orta sırtta da Roland Arminjo’nun tek parça modeline karşı çıkarak Sayın Prof. Dr. Sayın Şener Üşümezsoy’un orta sırtta iki parçalı modeline aynen katılmıştır.

Sonuç olarak; Marmara’da stres taşıyan yegane fay olarak gösterilen orta sırttaki deprem potansiyelinin 7’ye ulaşamayacağını vurgulayarak Prof. Dr. Sayın Şener Üşümezsoy hocamızın tezinin doğrululuğunu ve Marmara depremi konusunda ne kadar haklı olduğunu kanıtlamıştır. Bu görüşleri ise Sayın Prof. Dr. Şener Üşümezsoy hocamız 1999 depremi sonrasında belirtmiştir.