Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN PROF.DR. CANAN KARATAY.

O, Polemikleri, esprileri ve tepki toplayan çıkışlarıyla gündemden hiç düşmeyen “Diyetlerin Efendisi” olarak tanınan Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay; aslında kalp doktoru.. Halk arasındaki sempatikliğiyle en çok konuşulan, kitaplarının satışları resmi verilere göre Dan Brown ile yarışan; katıldığı televizyon programlarıyla her zaman olay olan, internet sitelerinde en çok tıklanan, Türk halkının kayıtsız kalamadığı müthiş bir fenomen. Taraflı, tarafsız onu gören herkes çok seviyor. İçtenliği, samimiyeti ve doğallığını, O mavi gözlerini, çocuksu gülümsemesini, şatafattan, süsten uzak, makyajsız halini… Gerçekten insanda saygı uyandırıyor. Aynı zamanda müthiş bir Fenerbahçeli. Bu ayda “VIP KONUK” köşemize Sayın Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay hocamızı konuk ettik.

Hani derler ya; “Hocaların Hocası” evet işte öyle bir şey Kalp ve İç Hastalıkları Profesörü Sayın Canan Efendigil Karatay hocamız…74 yaşında olmasına rağmen maşallah, hala enerjik, müthiş zeki, hiçbir şeyi sektirmeyen, leb demeden leblebiyi anlayan, hızlı, cesur, bağımsız ve nev-i şahsına münhasır naif bir hekim.

Sanki bize biraz merhume Türkan Saylan hocamızı hatırlatıyor gibi. O da Harputlu köklü bir ailenin kızı, önce Üsküdar Amerikan’da okuyor sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne gidiyor. İç hastalıkları ve kardiyoloji uzmanı oluyor. Sonrada İngiliz hükümeti bursu ile Liverpool Regional Cardiac Center'da kardiyoloji alanında uzmanlık eğitimi alıyor. Ve şimdi sıkı durun işte size bomba haberimiz. Türkiye'de ilk kez uyluk atar damarı yoluyla koroner anjiografi “kalp damarları (koroner arter) içine özel bir ilaç verip röntgen ışınları kullanılarak görüntülerinin alınması işlemi“ yapan tek hekim oluyor. Daha neler, neler saysak bitmez röportajımıza yer kalmaz. Özetle “50 yıl, dile kolay tam yarım asırlık çok boyutlu tıp bilim ve düşünce insanı, naif bir hekim” şeklinde sayın hocamızı tanımlamak zannedersem, en masum ve daha az hatayı kapsayan bir aktarım olacaktır.

  

“Karatay Diyeti” ile bir taraftan olağan üstü ilgiler yaratıp takdir toplarken, diğer taraftan ise bir hayli büyük bir tartışmaya da yol açıyor. Kilo vermek isteyenler onun diyetini uygulayarak başarıya ulaşırken, bazı uzmanlar da onu kolesterol ilacını kestirip hastalarının hayatını tehlikeye atmakla suçluyorlar… Tartışmalar hala sürüp gündemdeki yerini korurken “Karatay Diyeti”nin takipçilerinin sayısı da her geçen gün artıyor.

Canan hocamız; Damak lezzetini bozmadan, sağlıklı beslenmenin de mümkün olduğunu söylüyor ve durmak yok, yemeye devam ama katkısız ve doğal olan şeyleri yiyin diyor… İlave ediyor; şekerden sonra bir düşmanı daha açıklıyor;  iki dilim ekmeğin iki çorba kaşığı toz şekerden daha fazla kan şekerini yükselttiğini belirterek ekmek ve şekeri tamamen yasaklıyor. Ve medyaya yaptığı her röportajında bıkmadan usanmadan bu önemli olguları sürekli tekrarlıyor.

Dayanamayıp soruyorum hocama; “Bu söylediklerinizi her yerde neden sürekli  tekrarlıyorsunuz Hocam” diye.. Sayın hocamız kendisine özgü o müthiş korteks kullanımıyla; ünlü İngiliz filozof, bilim insanı, avukat, hukukçu, devlet adamı ve yazar Francis Bacon’ı işaret ederek yanıtını anında yapıştırıveriyor yüzüme. “Bir çiviyi çakmak için kafasına 40 kez vurmak gerek.” Sedat’çığım diye. Canan Hocamız işte... Başladık sohbete... Tıp ve Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye hatta Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk.

  

SORU: Sayın Hocam, sizden öncelikle sağlıklı beslenme kültürünün önemini ve insan yaşamındaki yerini rica ederek röportajımıza start verelim.

YANIT: Doğal besinlerle beslenmeye hasret kaldık Sedat Bey. Yaşantımıza maalesef sürekli olarak fabrikasyon olan, doğal olmayan, en acı yönü de asıl besin değeri olmayan, bedenimizin kullanamadığı, kullanamayacağı ve bedenimizi giderek bozan yapay besinler girdi. Hepimize, sürekli bir şekilde, beslenme kültürümüzle hiç bir alakası ve yeri olmayan zararlı besin maddeleri arz ediliyor.

SORU: Karatay kahvaltısından başlayarak sağlıklı beslenmenin öğün eğrisini nasıl tamamlamalıyız hocam?

YANIT: Sedat Bey, bir günlük örnek liste şu şekilde olmalı diye düşünüyorum. Kitaplarımda, çok daha detaylı haftalık listeleri bulabilirsiniz:

KAHVALTI: 08:00-09:00 (HER SABAH)

1.    İki yumurta az pişmiş, hazır lop, rafadan, düşük ısıda tavada pişirilebilir.

2.    Bir avuç içiniz kadar az tuzlu peynir.

3.    İnce belli çay bardağı kadar ceviz/fındık/badem/az tuzlu fıstık/yer fıstığı.

4.    8-10 adet az tuzlu zeytin, zeytinyağı, limon, pul kırmızı biber, kekik.

5.    Domates/biber/salatalık/turp/maydanoz/nane/roka

6.    Limonlu şekersiz çay/ şekersiz süt.

ÖĞLE YEMEĞİ: 13.00-14.00

1.  Her türlü mercimek yemeği, sarı, kırmızı, yeşil mercimek kıymalı.

2.  Etli ya da zeytinyağlı sebze ve mercimek yemekleri.

3.  3-5 kalem pirzola/biftek/bonfile.

4.  Kuzu kapama. “Pilav ve Patates yenmeyecek”.

5.  Balık: ızgara, fırın ya da buğulama.

6.  bol mevsim salatası.

7.  Döner kebap. “Pide, Pilav, Patates yenmeyecek” bol salata ve yoğurt.

8.  Evde pişmiş çorba.

9.  Cacık: zeytinyağı + sarımsak ve nane.

10. Semizotu etli ya da yoğurtlu salata.

11. Enginar, kereviz.

12. Karnıyarık, imambayıldı.

13. Kuru fasulye, bakla- kuru soğan ve salata ile.

14. Kuru fasulye- pastırmalı.

15. Bir adet mevsim meyvesi.

16. Yoğurt ve bir avuç ceviz, ya da 3-4 kuru kayısı.

17. Kuru kayısı, mürdüm eriği, siyah çekirdekli kuru üzüm.

AKŞAM YEMEĞİ: 18.00-19.00 Öğle yemeğine benzer olan yemekler yenebilir Akşam saat 20.00’dan sonra yatıncaya kadar hiç bir şey yenmeyecek, su, ayran, şekersiz yeşil çay içilebilir. Bu arada dikkat edeceğimiz diğer önemli nüanslarımızda var. Nedir onlar ve ne yapacağız?

a)  Öğünler arası bol su, şekersiz çay ve ayran, süt içilecek.

b)  Öğünlerin arasında en az 4-5 saat geçmesine dikkat edilecek.

c)  Akşam 20:00’den sonra hiç bir şey yenmeyecek.

d)  Şekersiz yeşil çay içilebilir.

e)  bol su içilebilir.

    

SORU: Malum kış aylarındayız kış beslenmesi nasıl olacak?

YANIT:  Kış sebzeleri ile beslenme son derece önemli. Aslında her mevsim, o mevsimde yetişen sebzeler tüketilmeli. Kış aylarında, daha önce açıkladığım listeye ek olarak, paça çorbası, ayak ya da kelle paça olabilir, işkembe çorbası, mercimek çorbası, tarhana ve lahana çorbaları önemlidir. Kemik ve et suyu da bol bol tüketirsek, bağışıklık sistemimiz güçlenir, kış aylarında sık hastalanmayız. Evde yapılmış, her türlü turşu ve ev yapımı yoğurt tüketmek de kış hastalıklarına karşı dirençli olmamızı sağlıyor. Bakın çok soğuk ve bir kuzey ülkesi olan Rusya’da lahana çorbası bol bol içilir, kış aylarında.

SORU: Zihni açan besinler nelerdir ve güçlü hafıza için neleri ne miktarda ve nasıl tüketmeliyiz?

YANIT: En başta yumurta gelir. Yumurtanın sarısında bulunan omega-3, kolin ve kolesterol beynimiz ve tüm sinir sitemimizinim çalışması için olmazsa olmaz besin ögeleridir. Çin’de, gebelere ve lohusalara, günde 10 yumurta verilmektedir. Bebeklerin beyinin ve sinir sisteminin sağlıklı ve güçlü gelişmesi amacıyla tabii. Bol köy yumurtası bütün olarak tüketilmelidir. Ayrıca, doğal tereyağı, sokum sıkım zeytinyağı da beynimiz için son derece önemlidir. Başta ceviz olmak üzere, kuru yemişler son derece önemlidir. Hepsi doğal vitamin, mineral, protein, yağ ve doğal karbonhidrat depolarıdır. Romalılar zamanında, ruh hastalarını, beyine benzediği için, bol bol cevizle beslerlermiş. Ayrıca, bağırsaklarımızın düzenli çalışması da beynimizin iyi çalışmasını sağlıyor, bilimsel olarak bu da gösterildi. Hatta bağırsaklarımıza ikinci beyin diyor bilim insanları artık.

SORU: Bağışıklık sistemimizin çökmesi durumu yani karaciğer yağlanması, tansiyon yüksekliği, şeker ve kalp ve damar hastalıkları, felç, kanser, Hashimato, troid nodülleri gibi, kronik dejeneratif hastalıklar peş peşe geliyor. Nasıl önlemler almalıyız, çözüm yolları için önerileriniz neler olabilir?

YANIT: Saydığımız bu hastalıkların ve saymadığımız birçok kronik dejeneratif hastalıkların temelinde beslenme bozukluğu ve yanlış beslenme bulunuyor. Yani tümünün ortak bir paydası var: O da BESLENME !!!

SORU: Beslenme konusu biraz açar mısınız hocam?

YANIT: Tabii. Beslenme derken, inanın aklınıza, şekerli gazlı içecekler, her türlü şeker, tatlılar vs. gibi aşırı karbonhidrat tüketilmesi gelmesi gerekiyor. Aynı şekilde, ekmekler, makarnalar, börekler ve mantılar da doğal olarak bu grup içinde sayıyoruz. Bu saydığım rafine olmuş karbonhidratlar, sıvı şekerler, şekerli gazlı içecekler ve unlar hazım olur olmaz, bilesiniz ki kan şekerini yükseltiyor. Şeker ise tüm organlarımız ve hücrelerimin dengesini bozuyor, barsak hücrelerini parçalıyor, bu nedenle zehir gibi algılanıyor organizma tarafından. Vücudumuz bizlerden akıllı, kendini korumasını biliyor, o şekilde programlanmış. Derhal defansa geçiyor, defans oyuncusu son derece güçlü ve atik, bu nedenle hemen pankreasımızdan İnsülin denilen hormonu salgılanıyor. İnsülinin en önemli görevi, dolaşımda zehir olarak dolaşan şekeri yağa dönüştürüp kenara itmek ya da çekmek. Yani, trafik polisi gibi cezalandırıp, trafikten uzaklaştırarak oto parka göndermek. Sonuç: dokularımızda, tüm organlarımızda, karaciğerimizde, tiroidimizde, göbeğimizde, gıdığımızda, boynumuzda, boğazımızda, dilimizde ve küçük dilimizde, kalçalarımızda yağların depolanması. Yani kilo almamız, yani yağlanmamız, yani yağlarımızın artması oluyor! Oto parkta biriken, depo edilmiş olan yağlar işte, demin saydığımız bütün kronik dejeneratif hastalıkların sebebi olan en tehlikeli yağlar olan TRİGLİSERİDLERDİR.

  

SORU: Triglesiridler nasıl kronik dejeneratif hastalıklara neden olur ki hocam?

YANIT: Birçok bilimsel araştırma, vücutta biriken trigliserid yağlarının, 20 türlü kronik dejeneratif hastalık yapan hormon ürettiğini göstermiştir. Bu nedenle, biriken trigliseridler artık en büyük bir endokrin organ olarak kabul edilmektedir. Kapalı bir otoparkta bekleyen arabaların motorlarının sürekli çalışarak egzostlarını yaymaları gibi! Altı kitabımda da, bilimsel kanıtlarla ve grafiklerle bu açıkladıklarımı nedenleriyle detaylı olarak anlatıyorum. Tam 6 sene oldu, dilimde tüy bitti. Hastalıkların sebebi belli ve aşikâr olunca, bu hastalıkların düzeltilmesi de elimizde. Hedefimiz kilo vermek değil, hedefimiz ve asıl amacımız fiziksel ve mental sağlığımıza kavuşmak, sağlıklı ve dinç olmak. Bu yöntem en kolay ve ucuz yöntem çünkü. Bütün gelişmiş ülkeler, hastalıkları önlemek amacıyla, halkını aydınlatmak, onların hastalanmalarını önlemek için çırpınıyorlar. Bizim de aklımızı başımıza almamız gerekiyor. Bakın size bir örnek vereyim: Osmanlı Sultanlarının ‘HEKİMBAŞLARI’ vardı. Hekimbaşıları sultanların hastalanmamaları için, onlara yol gösterir, uyarılarda ve önerilerde bulunurlardı. Tabii ki, hastalanmadıkları süre yüklü miktarda torbalarla altın alırlardı. Fakat hastalandıkları zaman da, vay sen bana iyi bakamadın diye, başları vurulurdu!!!!

SORU: Hocam ekmek yemeyin diyorsunuz tehlikesini de anlatıyorsunuz, iyi hoşta ekmeksiz nasıl yaşanır ekmek bağımlılığından nasıl kurtulacağız?

YANIT: Her türlü ŞEKER İNSÜLİN hormonunu yükseltiyor. İnsülin hormonu da, doku ve hücrelere zarar vermesin diye, daha önce de söylemiştim, KAN ŞEKERİNİ, TRİGLİSERİD yağına dönüştürür ve depoya yani oto parka gönderir. Asıl görevi de budur İnsülinin, organizmayı korumak için programlanmıştır. Tam buğday ekmeği de, 2 çorba kaşığı toz şekerden daha fazla kan şekerini yükseltiyor ve yağlanmayı (trigliseridlerin yükselmesidir) ve kilo almayı hızlandırıyor.  Ekmek ayrıca, tok tutan hakiki bir besin de değil. O nedenle, doymuş gibi oluyorsunuz ama hemen 1-2 saat sonra acıkıyorsunuz. Ekmek sık sık yemenize neden olur, ekmek acıkacağım, doymayacağım hissinizi tetikler. Hakiki besinler tükettiğiniz zaman, zaten acıkmıyorsunuz ve de canınız o zaman ekmek de istemez! Bir kez daha vurgulamak istiyorum. KESİNLİKLE SİZİ EKMEKLER ACIKTIRIYOR! SİZİ EKMEKLER DOYURMUYOR SİZİ!  Sadece doymuş gibi oluyorsunuz.

SORU: Kırmızı et tüketimi ile ilgili yanlış bildiklerimiz nelerdir?

YANIT: Kırmızı et yağıyla birlikte tüketildiğinde doğanın en sağlıklı ana besinidir. Senelerce, kolesterol korkusuyla yasaklandı, beyaz etler tüketilecek denildi. En büyük aldatmaca da bu zaten, beyaz etlerde de çok fazla kolesterol var. Bitkilerde de, meyvelerde de Kolesterol olmazsa dünyada hayat olmaz çünkü. Siz kırmızı et yeseniz de, yemeseniz de vücudunuz günde 1000 mgr yani 1gr kolesterol üretiyor, hayatta kalabilmeniz, sağlıklı yaşamanız için. Güçlü olarak futbol maçı yapabilmeniz, şampiyon olabilmeniz için. Kolesterol, her hücrenin temel taşıdır. Kolesterolün tek bir formülü vardır. İyi kolesterol, kötü kolesterol bir kavram aldatmacadır, yanıltmacıdır. Kolesterol karaciğer, bağırsaklar ve beynimizin üretmek zorunluğunda olduğu en güçlü antioksidandır ve hücrelerimizin ana ve temel yapı taşıdır. Bakın bir örnekle açıklayayım. Bir evde yangın başladığı zaman, o eve birçok itfaiye araçları ve itfaiye eri gönderilir değil mi?  Yangın yerinde yoğun bir şekilde, itfaiye araçları ve erleri birikir ve yangını söndürmek için canla başla çalışırlar.

  

SORU: Sedat Bey, peki size ben de sorayım bir soru, o evdeki yangını itfaiye araçları ya da erleri mi çıkardı, neden yangın evine noni, noni diye koştular?

YANIT: İşte kolesterol de insan vücudunda oluşan geniş ve genel bir yangını ki, biz buna kronik inflamasyon, yani kronik mikropsuz iltihap diyoruz,  YANGINI SÖNDÜRMEK İÇİN, KOLESTEROL, İYİ YA DA KÖTÜ FARK ETMEZ, yükselir ve yüksek kalır. Kolesterolün damarları tıkadığını gösteren henüz bilimsel bir çalışma bulunmamaktadır. Kolesterol Hastalığı diye bir hastalık yoktur. Tıp tarihinin en büyük yalanıdır, kolesterol hastalığı tanımlanması. Bu bağlamda kolesterol ilaçları, yangın araçlarının önüne koyulan beton bloklardır. Başka bir deyişle, kolesterol ilaçları vücutta oluşan yangının devam etmesi, yangın araçları ve erlerinin yangının asıl başladığı bölgelere ulaştırmamak için önemli bir engel olarak algılamalıyız. Kalp damar hastalığı olan kişilerin de sağlıklı kolesterole son derece gereksinimi vardır. Hücrelerimiz kendilerini yenilerken, sağlıklı yapı taşına ihtiyaçları vardır.

SORU: Hasta değilsiniz susuzsunuz diyorsunuz Susamak ne anlama geliyor hocam?

YANIT: Sedat Bey, susuzluk hissi çok önemlidir. Vücudumuzu bir okyanus gibi düşünmemiz gerekiyor. Her hücremizin yapısı şöyledir: % 60 su, % 20 protein, % 19.5 yağ ve % 0.5 karbonhidrat. İşte bu hücrelerimizdeki bu doğal denge bozulunca, hücrelerin düzeyinde metabolizmamız, hormonal dengemiz, bizlerin haberi olmadan bozulmaya başlıyor. % 60 oranında hücrede bulunan su miktarı biraz azalınca biz buna, dehidratasyon diyoruz. Futbolcularımızda bunu oldukça sık görüyoruz. En önemli belirtisi, baş ağrısı ve halsizliktir. Bir noktaya daha değinmek istiyorum, o da şu, beynimizde susuzluk merkezimiz ve acıkma merkezimiz birbirine çok yakındır ve örtüşürler. Susuz kaldığımız zaman, yanlış alarm veriyor vücudumuz. Nasıl? Acıkmadığımız halde, susuz olduğumuz halde acıkma hissi ortaya çıkıyor. Bu nedenle, gün içinde yeterli derece su içildiği zaman, sık acıkma da yaşamayız. Hatta su içerek kilo verdim diyenlerin, kilo verememeleri de bu nedenledir.

SORU: Ne kadar su içmeliyiz peki?

YANIT: Yer kürede, aşağı yukarı 8 milyar insan yaşıyor. Yer küre de 8 milyar da parmak izi var. Yani hiç kimse birbirinin aynı değildir, herkesin su ihtiyacı değişiktir. İşte futbolcular, atletler, çocuklar, şeker hastaları, hamileler vs. gibi.  Bir kişinin gün boyu yeterli su içip içmediğini sabah idrarının rengi belirler. En hassas belirtidir. Sabahları, ilk uyandığımızda idrarımızın rengi açık olacak. Koyu ise, ne kadar su içmiş isek içelim, demek ki yeterli içememişiz. Benim tenis hocam, her antrenmandan önce, idrarımın rengini sorardı. Bunu da burada belirteyim.

SORU: Birazda sporcu sağlığı diyelim hocam; Futbolcuların normal hayatlarında beslenme şekli nasıl olmalıdır?

YANIT: Gün boyu durmadan her türlü sporu yapabilirsiniz, koşabilirsiniz, yürür ya da yüzebilirsiniz ağırlık vs. kaldırabilirsiniz, futbol antrenmanı dahi yapabilirsiniz. Ancak bir sporcu için en önemli an, performansının sınandığı futbol maçlarıdır. Bu nedenle bir sporcunun kendini, fiziksel ve mental olarak ciddi bir şekilde, futbol maçı için hazırlamış olması gerekmektedir.  Biliyoruz ki, her şeyden önce bir sporcunun mental ve fiziksel olarak fit olması başarı için, maçı kazanmak için en önemli bir şarttır. İyi bir fiziki performans için ciddi bir şekilde hazırlanmanın önemli ön koşulu, sürekli olarak yeterli likid alınması ile birlikte, doğru ve doğal ve gerçek besin içeren yiyeceklerle beslenilmesidir. Bu nedenle bir atletin ya da sporcunun, sportif yarışma, maç ya da fizik aktivitelerden önce ve sonra sağlıklı ve güçlü, gerçek olan besinleri tüketmesi son derece önemlidir. Hatta mümkün olduğu ve el verdiği kadar, devre arasında dahi azıcık beslenme ve de yeterli likid alınması son derece önemlidir. Futbol maçının bitimine, toparlama süreci başlamaktadır. Toparlanma zamanında da, futbolcuların ya da sporcuların sağlıklı, gerçek ve doğru gıdalarla beslenmesi ve likidler tüketmesi de başarı için ön koşuldur.

Sedat Bey, besin değeri olmayan, yalancı besinleri tüketmek ve içecekleri içmek, sporcunun gerek mental, gerek fiziki durumunu negatif olarak etkilemektedir. Oysa, biliyoruz ki fizik performansı etkileyen en önemli faktörlerden biri de sporcunun psikolojik durumudur.  Yanlış beslenme, doğal beslenmeden uzak kalma, ve uzun süre aç kalmanın mental ve fizik performanslarının düşürdüğünü bir çok bilimsel çalışma göstermiştir. Futbol maçları, vücudumuza ve beynimize aşırı stres yükleyen bir spor aktivitesidir. Güçlü olmalıyız, sürekli enerji sağlayan doğal olan yiyecekler tüketmeliyiz, esnek ve fit olmalıyız. Aklımızın da başında olması şarttır tabii. Bu bağlamda, genel bir ilke olarak, tek bir beslenme şekli ya da tek bir faktör söz konusu olamaz. İnsan vücudu, insan bedeni bir okyanus gibidir. Bu nedenle, bir çok faktörün taktik ve strateji olarak göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Ayrıca her kişinin özeli değişiktir, vücut yapısı ve barsak florası bambaşkadır, farklıdır ve farklılık göstermektedir bu olasılıkları da unutmamamız, göz önünde bulundurmamız gerekmektedir.

Sedat Bey, futbolcularımıza başarıları için, önerilerimi özetleyecek olursam, sırayla şöyle bir liste verebilirim:

1. Gerçek olan doğal yiyecek tüketilecek.

2. Antrenmanlaralar yeterli düzeyde yapılacak.

3. Antrenmanlara rahat ve yeterli süre ayrılacak.

4. İyi ve yeterli bir şekilde dinlenme imkânı sağlanacak.

GERÇEK VE DOĞAL OLAN YİYECEKLER TÜKETİLMELİ

Bir futbol takımı için en önemli öğün, 90 dakikalık bir maçın sonundaki, dinlenme ve toparlanma sırasında tükettiği besinler ve içeceklerdir. Günün hangi saatinde olursa olsun, yorucu bir fiziksel aktivitenin ardından yenilen sağlıklı bir öğün, fiziki ve mental toparlanmayı hızlandıracaktır. Rehidrasyonu sağlayacak yeterli su içilmesi şart olduğu gibi (bira değil, enerji içeceği değil), hakiki ve doğal besin maddelerinin tüketilmesi ve vücudun kendini toparlayabilmesi için, iyi bir dinlenme ve uyku da şarttır. Başlangıçta da açıkladığım gibi, beslenme biçimi kişiye özel olmalıdır, ama genel beslenme prensipleri her birey için temel beslenme ilkeleridir. Daha önce verdiğim günlük yemek listesindeki yiyecekleri, her futbolcu, sevdiklerine ve tercihine göre kendine özel bir şekilde kullanabilir.

  

SORU: Futbolcular bir maçın sonunda neler yemelidir, nasıl beslenmelidir?

YANIT: Futbol maçları akşam geç vakitte sona ermiş olsa dahi, beslenme iyi ve güçlü bir öğle yemeği şeklinde olmalı ve gerçek bir öğle yemeği gibi besin tüketilmelidir. Örneğin, bol yumurtalı (ancak sarısıyla birlikte yenecek!!!) bütün yumurtalardan bahsediyorum. Tereyağlı bir menemen, kıymalı, ıspanaklı yumurta, yanında havuç-turp (kış ayında) rendelenişmiş, bol zeytinyağı, limon ve de bol zeytinli bir salata. Ev yoğurdu ile yapılmış kaya tuzlu ev ayranı. Ya da, etli yoğurtlu kebap, yağlı ince pide, gözlenmiş bol soğan ve mevsim sebzeleri yenmelidir. Bolca kaya tuzlu ayran içilebilir. Kaya tuzunda bulunan, rafine olmamış doğal 84 mineral futbolcuların gereksimini olan tüm minerallerin çoğunluğunu sağlayacaktır. Tam yağlı ev ayranı ya da yoğurdu ise, gerek protein, gerek kalsiyum ve hayvansal yağları sağlayacaktır. Ev yoğurdu, evde yapılmış turşu da, doğal probiyotikleri de içerdikleri için, hem bağırsakları düzenleyecek, hem de bağışıklık sistemini güçlendirerek, futbolcuların sık sık hastalanmalarını da doğal olarak önleyecektir.

Futbol maçından hemen önce, az ve öz ama gerçek beslenme ögelerini içeren, ama genel olarak düşük kalorili, düşük glisemik indeksli karbonhidratlar ve besinler tüketilmelidir. Amaç, midemizi aşırı yükleyerek, şişirerek maçlar sırasında sıkıntılı anlar yaşamamak, vücudumuza aşırı stres yüklememektir. Örneğin, maçtan önce futbolcuların makarna yemeleri doğru değildir. Maçın ikinci devresinde onları halsiz ve güçsüz bıraktığı için! Bu bağlamda, içi ceviz ya da fındıkla doldurulmuş, bir kaç kuru incir son derece önemli bir besindir ve uzun sürecek enerjiyi kaynağıdır. Uzun süre enerji sağlanması oyuncuların performansı için son derece önemlidir. Ceviz, fındık ya da fıstıkların içerdiği bir çok mineral, bir çok vitamin, doğal karbonhidrat ve sağlıklı yağ ve proteinlerden uzun devam eden enerji sağlar. Makarnanın sağladığı enerji saman alevi gibidir. Başlangıçta güçlü bir enerji patlaması yapar, ardından hemen halsizlik oluşur. Yani saman alevi gibidir. Oysa, ceviz, fındık ve incir, bir futbolcunun gereksinimi olan, doğanın vitamin, mineral, sağlıklı yağ ve doğal karbonhidrat deposudur. Bir futbolcu için, asıl önemli olan, sağlanan güçlü enerjinin sürekli olması, ve maç boyunca aynı düzeyde devam edebilmesidir. İçi ceviz ya da fındıkla doldurulmuş, bir kaç kuru incirin sağladığı güç ve enerji, aynen köz haline dönmüş kömür ateşi gibidir, uzun sürer.

1.    Devre arasında olmazsa olmaz içeceklerden biri de sade Türk kahvesidir. Hazırlanışı da gayet basittir:

Bir termosa, 2-4 kaşık (miktar, isteğe bağlı olarak herkese göre değişebilir) tepeleme öğütülmüş kahve koyulacak. Üzerine kaynamış sıcak su eklenecek. Iki devre arasında termosunuzda sıcak kahveniz, şekersiz sade olmak şartıyla hazırlanmış olacaktır. İkinci devrede, yorgunluk, güçsüzlük olmayacaktır. Dinç, güçlü, enerjik, olmanın yanında en önemli biz özellik de, konsantrasyonunuzun son derece iyi olmasıdır.

2.    Antrenmanlar etkili ve yeterli olmalıdır

Antrenmanlarda, yapılan egzersiz ve fizik aktivitelerin tümü adaleleri ve eklemleri geliştirdiği ve güçlendirdiği için önemlidir. Tabii ki, areobik ve kardiyo çalışmaları da, soluk alma vermeyi geliştirdiğinden, organizmaya yeterli oksijen sağladığından önemlidir. Mümkünse antrenmanlar açık havada, deniz kenarında, ağaçlı bölgelerde yapılmalıdır.  Antrenmanlar sırasında da yeterli düzeyde su alınıma dikkat edilmesi gerekmektedir. Bir futbolcunun idrarının renginin açık renkte olması, onun son 24 saat içinde yeterli su içtiğinin en kesin ve basit kanıtıdır.

3.    Antrenmanlara yeterli süre ayrılmalı ve sağlanmalıdır

Antrenmanlar, aceleye gelmemelidir. Her gün düzenli bir rutin içinde yapılınca daha faydalı olduklarını spor ve fizik aktivite yapan herkes tarafından bilinmektedir. Her bireyin kendi, fiziksel durumuna göre düzenlenmeli ve uygulanmalıdır. Birden bire yoğun bir şekilde yapılması maalesef spor sakatlanmalarına neden olmaktadır. Sakatlanma meydana gelince de, tabii ki spor ve her türlü fiziksel aktivitelerimize ara vererek, antrenmanlardan bir süre uzak kalmak zorunda kalıyoruz. Fit ve dinç olmamızı, iyileşme süresi içinde kaybetmiş oluyoruz.

4.    Yeterli süre ve derecede dinlenme ve uyuma şarttır

SORU: Etkili ve yeterli bir dinlenme ve iyi bir uyku futbolcular için önemli midir? Neden?

YANIT: Sedat Bey, futbolcularımız için yeterli ve iyi bir uyku son derece önemlidir, nedenlerini şu şekilde açıklayabilirim:

Uyku sırasında hayatımız için son derece önemli olan, büyüme hormonu salgılanır. Büyüme hormonu yetişkinlerde ve atletlerde yeni hücrelerin yapımını sağlar ve hızlandırır. Her sportif aktiviteden ve stresli yorucu bir futbol maçından sonra, hepimiz biliyoruz ki, adalelerimizde mikro yırtılmalar meydana gelmektedir. Kaslarda, adale bağlarında meydana gelen mikro yırtılmaların yeniden yapılanması için büyüme hormonuna doğal yağlarla birlikte doğal proteine, yeterli likide, mineral ve vitamine ihtiyacı vardır. Bu yapı taşları ortamda eğer yoksa büyüme hormonu temel işlevini yerine getiremez. Bilinenin aksine, hücrelerimizin yenilenmeleri sırasında, aşırı kof karbonhidratlara ihtiyacı yoktur. Büyüme hormonu karbonhidratları kullanarak mikro yırtılmaları tamir edemez, çünkü.  Hücrelere asıl olan yeterli yapı malzemesi sunulması, arz edilmesi bu nedenle son yeni hücrelerimizin yapımı hızlanmakta ve gerçekleşmektedir. Yeterli bir dinlenme süresi tüm organizmanın toparlanması için gereklidir. Bu şekilde futbolcular kendilerine, daha sonraki maçlar ve antrenmanlar için dinçleşmiş olarak iyi bir fizik performans sağlamış olacaktır.

Karatay Diyeti ile Yaşam Boyu Sağlık kitabında açıklanan, düşük glisemik indeksi beslenme ve yaşam prensipleri atletler ve sporcular için uygulanması gereken performansı artıracak önerileri içermektedir.

SORU: Hocam bir de zevk için halı sahalarda amatörce futbol oynayanlar var. Biliyorsunuz halı sahalarda ani ölümler oluyor ve sağlık için halı sahaların olumsuz etkilerini görüyoruz. Halı sahalarda futbol oynarken nelere dikkat edilmelidir?

YANIT: Futbol çim ya da toprak sahada oynanmalı. Halı sahalar her zaman gençlerimizde sakatlanmalara neden oluyor, son derece sağlıksızlar. Ben halı sahalarda, sert betonun üzerini kapatan plastik bir örtü üzerinde futbol ya da basketbol oynanmasına tamamen karşıyım. Gençlerimizde çok sık sakatlanmalara neden oluyor, yazık.

SORU: Şimdi de özele geçelim sayın hocam. Dağcılık yaptığınızı ve Amerika’da tenis şampiyonu olduğunuzu biliyoruz. Biraz da spor hayatınıza değinir misiniz?

YANIT: Sedat Bey, ben çocukluğumdan beri spor yapan bir insanım açıklayayım yaptığım çeşitli sporları. Söylediğiniz gibi, Amerika’da bir üniversite şehri olan Syracuse’da 50 yaş grubunda, tekler, çiftler ve karışık çiftlerde tenis şampiyonluğum var. 12 yaşımdan itibaren tenis oynarım. Yatılı okulda başladım. Lise yıllarında da okulun voleybol ve basketbol takımlarında maçlar oynadım. İstanbul Üniversitesi Kız Voleybol takımı olarak Üniversiteler arası voleybol turnuvasında Şampiyonluk kupasını havaya kaldırdım. Senelerce kayak yaptım. 1997 yılında, 53 yaşında, Syracuse’da gece 22:00’de buzda kayarken kaza geçirdim ve sol dizim parçalandı. O zamandan beri uzun yürüyüşler yapmaya ve saatlerce süren uzun uzun yüzmeye (tabii ki yaz aylarında) çalışıyorum. Dağ yürüyüş ve tırmanışlarımın kronolojik sırasına gelince:

·  İngiltere Galler Bölgesi, Göller bölgesi, İskoçya: 1972-1974.

·  Güney Afrika, Cape Town, Masa Dağı (Table Mountain), Togenburg Dağları 1976-1978.

·  Toroslarda Ala Dağlar tırmanışı,  Niğde- Karsantı tırmanışımız 10 gün sürdü galiba. 3000 m kadar tırmandım, 1980.

SORU: Ve kitaplar.. İlk kitabınız Nisan 2011'de "Karatay Diyeti" ismiyle çıktı hem en çok satan hem de en çok konuşulan harika bir eser olmuştu. Arkasından yalın yazım tarzınız ancak direkt olarak insanın beynini hedef alan çok bilgi yüklü altı harika kitaplarınız daha geldi. Duygularınız, mutlu musunuz?

YANIT: Tabii ki son derece mutluyum, Sedat Bey.  Kitaplarım satış tirajları neredeyse bir milyona yaklaşıyor. Aynen Fenerbahçe’nin 1 milyon üye kampanyası gibi. Son derece mutluyum tabii…. Mutlu olmamak mümkün olabilir mi?

SORU: “Karatay Mutfağı Kalıcı Kilo Verdiren Yemek Tarifleri” kitabınızı neden yazdığınızı açıklarken “Bu kitabı da bana gelip ne pişireceğini soranlar için yazdım.” Diyorsunuz. Gerçekten size böyle bir talep mi oldu?

YANIT: Evet. Halkımız maalesef hazır reçete kullanmaya alıştırılmış. Hemen ne pişirelim diye sorular gelmeye başladı. Oysa ilk kitabım olan Karatay Diyeti kitabımda bile yemek tarifleri var. Karatay Mutfağı kitabını bu nedenle kaleme aldık. Karatay Mutfağını nasıl özelliği de, kendi yerel yemeklerimizin nasıl yapılması gerektiğini anlatmamız ve her yemek tarifini evde kendimiz pişirerek kaleme almamızdır.

SORU: Sayın Hocam, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk Desem?

YANIT: Mustafa Kemal Atatürk, dünya tarihinde gelmiş geçmiş, 4 Büyük komutan ve liderden biridir.  Büyük İskender, Joule Sezar, George Washington ve MUSTAFA KEMAL ATATÜTK.  Onu anlatmaya sayfalar, kitap ve ciltler yetmez.

SARI SAÇLI, MAVİ GÖZLÜM, NEREDESİN SEN, NEREDESİN SEN

SORU: Boş zamanlarınızda yaşam alanlarınız nereler hocam? Duygu olarak beslendiğiniz ülkeler, şehirler ya da semtler var mı?

YANIT: Boş zamanım pek yok ki Sedat Bey. Okumak, yazmak, yürümek, yüzmek, müzik dinlemek benim için son derece önemli. Yemek pişirmek ve ellerimi kullanarak akarsu altında bulaşık yıkamak en büyük zevkim ve en iyi dinlendiğim, rahatladığım anlarım. Tabii fırsat buldukça, Fenerbahçemizin ve Liverpool’un maçlarını seyretmek. Liverpool’da 2 sene kaldım yaa… Onlar da hala benim takımım Liverpool takımı Birleşik Krallık Kupasını alıp da Liverpool’a döndüğü zaman muazzam coşkuyla karşılamıştık onları. Takımda, Keegan, Tochack vardı, artık siz düşünün… Sabahlara kadar sokaklardaydık!

SORU: Damak tadı ve lezzet zevkleriniz nasıl size hitap eden dünya mutfakları hangileri acaba?

YANIT: Bütün yörelerimizle, Türk mutfağının yerini dünyada hiç bir mutfak ve lezzet alamaz. Gerisi lafügüzaf!

SORU: Tartıda gördüğünüz en yüksek kilo?

YANIT: Bizim evde tartı yoktur, Sedat bey. Yalnız,  Amerika’dan dönüşte, ekmeklere saldırdık. O sıralar 54 bedene kadar çıkmıştım. Şimdi 42 bedenim. TV ekranlarında büyük gözüküyorum ama ufak tefek bir insanım.

SORU: Sayın Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay; perspektifinden Fenerbahçe yorumu desem.. 

YANIT: Fenerbahçe tüm yaşamımın tek ŞAMPİYONUDUR!

SORU: “Hedef 1 Milyon Üye” projesi için taraftarlarımıza mesajınız nedir?

YANIT: İnşallah bir milyon olacağız Sedat Bey.

SORU: Bir de Fenerbahçe Dergisi hakkında görüşlerinizi rica etsem..

YANIT: Sizin nezdinizde Fenerbahçe dergisin tüm çalışan genç arkadaşlarımı bütün kalbimle kutluyor, başarılar ve sağlık diliyorum.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Sayın başkanımız Aziz Bey’in verdiği örnek mücadele ve gösterdiği direnç, tüm Fenerbahçe camiası için de bir gurur vesilesi olmuştur. Kendisine sağlıklı uzun ömürler diliyorum. Futbolcularımıza her gün bir kuzu yedirilmesini, paça çorbası ve bol, bol kemik suyu sunulmasını, içirilmesini diliyorum. Performanslarını artırmak amacıyla, Futbolcularımızın, D vitaminleri düzeylerini 100 İU/ml üstüne çıkarılmasını canı gönülden arzu ediyorum ve diliyorum. Takımımıza uzun ve yorucu lig maratonunda şans ve başarıların en iyisini diliyorum. Onlardan şampiyonluk bekliyorum çünkü kadro kalitesi ve sergiledikleri pozitif nitelikli futbol kurguları ile gerçekten şampiyonluğu hak eden güzide bir takım onlar. Başta Fenerbahçeli taraftarlarımız olmak üzere bütün gençlerimizin sağlıklı yaşamalarını, sağlıklı beslenmelerini alkol ve sigara içmemelerini diliyorum. Gençliklerinin kıymetini bilsinler istiyorum. Sağlık ve mutluluğun sporla buluştuğu güzel ve aydınlık günler diliyorum. Sağlıkla kalın, Sevgiyle kalın, Hoşçakalın.