Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN ÜNAL AZİZ RUTKAY.

Sanatçı duruşu ve makro vizyonuyla takdir toplayan batı sanatçılarımızdan yılların eskitemediği bir ikon. Kimine göre Avrupa Yakası’nın çapkın Bülent’i, kimisi için hala Yer Demir Gök Bakır’ın Taşbaş’ı, Piano Piano Bacaksız’ın Kerim’i... Ya da unutulmaz televizyon dizisi Geçmiş Bahar Mimozaları’ndaki o eski zamanların, incelikli aşkların kahramanı. Belki de sadece; Haydarpaşa Garı’nın merdivenlerinde, merhum Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” şiir dizeleri okuyan kültür abidesi. Güler yüzlü, ayrıca çok keyifli, onunla birlikte zaman geçirirken insana gerçekten büyük huzur ve mutluluk veriyor. Müthiş ulusalcı, sıkı bir Atatürk ve Nazım Hikmet hayranı, aynı zamanda Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'nın başkanı ve koyu bir Fenerbahçeli, Türkiye’nin ulusal gururu Dünya Sanatçımız Ünal Aziz Rutkay, nam-ı diğer: Rutkay Aziz Beyefendi.… Siz değerli taraftarlarımız için “AKADEMİK VİZYON” da ağırladık. Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk.

Değerli sanatçımız Sayın Rutkay Aziz Beyefendi; yaklaşık 65 yıl önce takvim yaprakları yeni yılın ilk gününü gösterirken 1 Ocak 1949 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Asıl adı Ünal Aziz Rutkay'dır. Avusturya Lisesi'nde soyadları adlardan önce okunduğu için ismi "Rutkay Aziz" olarak söylenegelmiştir. Ve o günden bu güne Türk halkının belleklerinde değerli sanatçımızın ismi “Rutkay Aziz” olarak simgelenmiştir. Lise hayatı sonrası lisans öğrenimini Galatasaray Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi'nde tamamlayarak eğitim hayatını sonlandırır.

  

Her Pazar mutlaka tiyatroya gitmeyi adet haline getiren, sanat ve tiyatroya kültürüne meraklı bir ailede yetişmesine rağmen onun tiyatrocu olmak gibi bir tutkusu yoktur ve ilgisini çeken tek şey siyaset olur. Taki, lise dönemlerinde felsefe öğretmeni kanına girene kadar. Tiyatroya büyük tutkusu olan felsefe hocası, bir gün onu bir oyunda oynatmak ister. Kabul etmediği takdirde felsefe, psikoloji ve sosyoloji derslerinden sınıfta kalacağı tehdidi karşısında, istemeyerek sadece sınıfı geçebilmek için “Göç” adlı bir oyunda büyükbabayı oynayarak farkında olmadan sanat hayatına merhaba der. Dünya döner, yıllar geçer değerli sanatçımız, Muhsin Ertuğrul’la, Beklan ve Ayla Algan ile tanışmak sanat hayatında bir dönüm noktası yakalar. Muhsin Ertuğrul yönetimindeki LCC tiyatro okulunda eğitim alarak tiyatro alt yapısını çok güçlendirir. İlk tiyatro deneyimini Peter Weiss'ın "Marat-Sade" oyunundaki "Marat" rolüyle yaşar. Arthur Miller’in “Satıcının Ölümü” adlı oyunundaki rolüyle aldığı ödül artık Rutkay Aziz’i tamamen tiyatroya bağlar.

  

Tiyatro tutkusu, sanatçımızın giderek hayata daha bir demokrat, daha bir özgürlükçü, daha bir barışçıl bakmasını sağlar. Sayın Rutkay Aziz Beyefendi, 1971 yılının Eylül ayında (Ankara Sanat Tiyatrosu) AST’a geçer. AST’ın onun hayatındaki yeri tartışmasız çok büyük olur. Çünkü AST, sanatçımıza göre devrimci ve ilerici bir tiyatrodur ve Sayın Rutkay Aziz Beyefendi orada siyasetini de yapar. Sanatçımıza göre AST yalnız sanatçı için değil seyirci için de okullaşan bir tiyatro olmakla birlikte demokrasi kültürünün oluşması adına da çok önemli bir sanat kalesidir. Sayın Rutkay Aziz Ankara Sanat Tiyatrosu’na girdiği günden bu yana orayla bağını hiç kopartmamış. “Kopartamam da” diyor ve ekliyor “Çünkü böyle bir hakkı görmüyorum kendimde. Tiyatro oyunculuğu biraz çıplak bir oyunculuk… Karşı karşıyasınız seyirciyle. Sinemada sizi başkası konuşabiliyor mesela. Dünyada bunun örnekleri çok az ama maalesef Türk sineması bunun üzerine kurulmuş. Burada trajik bir durum var aslında. Senin sesin bir kişiliktir. Başkası konuşunca olmuyor, olamıyor.” Şeklinde özetliyor bütün davayı.

  

Ve sinema… İlk sinema deneyimini 1987 yılında "Yer Demir Gök Bakır" filmiyle yaşar. Arkası “Sis, Ada, Ölü Bir Deniz, Gizli Yüz, Piano Piano Bacaksız, Cumhuriyet, Kurtuluş” gibi filmlerle gelir. Özellikle Ziya Öztan’ın yönettiği hem sinemada hem de televizyonda dizi halinde yayınlanan "Cumhuriyet" filminde Mustafa Kemal ATATÜRK gibi çok hassas bir rolünü; “Sigara içişi, kahve fincanını tutuşu, bakışı, duruşu, emrederken bile teşekkür eden bir karakteri.” müthiş bir performansla oynar ve kamuoyunda büyük takdir toplar. Aslında bunlar oynadığı sinema filmlerinden bazılarıdır. Değerli sanatçımız; Sinemayla geç tanıştığını daha doğrusu sinemaya geç başladığını da kendisi açıkça itiraf ediyor. Sinemayla ilk buluşması neredeyse 90’lı yıllarda, Zülfü Livaneli’nin Yer Demir Gök Bakır filmiyle olur ve değerli sanatçımız sinemayı da sever. Sonrasında ilk dizi filmini TRT’de yayınlanan “Cahide” ile gerçekleştirir. Ama Değerli sanatçımızın çok, çok tanınması ve şöhretinin yurt çapına yayılması Bizimkiler dizisiyle olur. Çünkü tam 14 yıl boyunca devam eden ve çok izlenen bir dizidir “Bizimkiler”. Avrupa yakası ve şimdilerde Yalan Dünya hit olan dizileri arasındadır.

  

Çok İyi derecede konuştuğu Almanca ve Fransızca lisanlarıyla ulusal ve uluslararası arenalarda başarıyla sergilemiş olduğu yüzlerce sinema filmi, oyunları, televizyon dizileri milyonlarca izleyicilere yansıttığı unutulmaz karakterleri, Türk tiyatro, sinema ve televizyon dünyasına yapmış olduğu katma değerleriyle yerli ve yabancı kurumlardan aldığı “Premier Ödülleri” Uluslararası çağdaş boyutları yakalayabilmek açısından çok boyutlu ve çok derin kültür kaynaklarına eğilen, zamanının önemli bir bölümünü ayırıp, ciddi uğraşlar veren; çağdaş Türkiye sanatının yükselmesi için 46 yıldır sessizce ve büyük titizlikle sürdürdüğü çalışmalarından dolayı; Fenerbahçe Dergisi olarak Dünya Sanatçımız Sayın Ünal Aziz Rutkay, nam-ı diğer adıyla: Rutkay Aziz Beyefendiye teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz.   

 

SORU: Sayın Rutkay Bey; önce Tiyatro diyelim ve Tiyatro merakınızın nasıl doğduğunu rica edelim?

YANIT: Öncelikle bana Derginizde verdiğiniz yer için en içten duygularımla teşekkür ederim. Tiyatro merakım Felsefe hocam sayesinde başladı. Aslında çocukluğumda da annem, babam ve kardeşim her zaman şehir tiyatrolarında sahnelenen oyunlara gider, ben de radyodan tiyatro oyunlarını dinlerdim ama tiyatro yapmak gibi bir niyetim yoktu. Tabii bunlar olurken ilk başta da dediğim gibi Felsefe hocam bir tiyatro aşığıydı. Benim sesimi de kalın ve etkileyici bulmuş, bir tiyatro oyunu sahneleme kararı almış ve beni de orada oynatmak istemişti. Ben de kendisine oynamayacağımı söyledim. O da bana Felsefe, Sosyoloji ve Psikolojiden sınıfta bırakacağını söyledi. Ben de onun korkusuyla “peki” dedim. Oyunda oynayacağım bir rol vardı ama o sırada başrol oynayan çocuk oyundan ayrıldı ve başrol bana kaldı. Böylece tiyatro kolu başkanlığı derken bir tiyatro sevdalısı ve tiyatro sever oldum. Özetle bu iş böyle başladı ilerleyen süreçte tiyatro’nun demokrasi ve özgürlükler adına bana getirdiği çok önemli katkılar olmuştur.

 

SORU: Sahneler, sinema ve televizyon derken tam 46 yıllık başarı dolu sanat hayatınızı geride bıraktınız.  Yaşama sevincinizi, enerjinizi hiçbir zaman kaybetmediniz. Sizce bu olgunun sırrı nedir acaba?

YANIT: Sanırım bunun sırrı işinizi sevmek. Tabii sevmenin yanında çalışacaksınız. Hiçbir zaman oldum demeyeceksiniz. Öğrenme duygusunu hiçbir zaman yitirmeyeceksiniz. Ayrıca özgüven ile de barışık olmanız gerekir. Bununla birlikte gelecek olan başarı da önemli. İşte tüm bu kriterleri topladığınızda sır ortaya çıkıyor galiba.

SORU: Tiyatroya verdiğiniz 12 yıllık aranın ardından Sayın Taner Barlas beyefendi ile birlikte oynadığınız “Adalet Sizsiniz” adlı oyununuz daha sahnelenmeden tiyatro dalında 2012 Melih Cevdet Ödülü’nü aldı. Oyun sahnelediğinde ise olağanüstü ilgi gördü bu pozitif olguyu neye bağlıyorsunuz ve böyle bir ilgiyi bekliyor muydunuz?

YANIT: Tiyatro sahnesinde olmadım ama Ankara Sanat Tiyatrosu’nda hemen hemen her yıl bir oyun sahneledim. Tabii dediğiniz gibi ödül alan oyun bana geldiğinde çok heyecanlandım. Taner ile de uyum içerisinde olacağımı düşündüm. Bir de oyunun içeriği bugünün Türkiye’sinin yaşadığı adaletsizlik ve hukuksuzluk adına çok önemli bir hesaplaşmayı içeriyordu. Yaklaşık iki buçuk aylık süre içinde 80 oyun oynadık. İnanın bu az değil. Yalnız İstanbul’da 40 oyun, diğer bölgelerde de 40 olmak üzere toplamda 80 oyun oynadık.  Bütün Türkiye’yi dolaştık ve herkesin yüzünde aynı ifadeyi gördük; yaşanılan adaletsizlik karşısındaki çaresizlik… Yeri gelmişken değinmek isterim ki, bugünün Türkiye’sinde benzeri adaletsizliği bizim Fenerbahçe’mizde yaşadı, daha doğrusu yaşattılar. Tabii 3 Temmuz’dan başlayan süreç içinde hem Başkanımız hem Yöneticilerimiz hem de Fenerbahçe Ailesi öylesine bir dayanışma göstermiştir ki bu dayanışma sadece Türkiye’ye değil, dünya halklarına bir örnek olmuştur. Konuya döndüğümüzde “Adalet Sizsiniz” oyunu aynı zamanda o dönemin iktidarına da bir mesajdı olmuştur.

SORU: Son zamanlarda büyük özlem duyduğumuz Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, “Kurtuluş, Cumhuriyet ve Kemal’in Askerleri” gibi sinema filmi ve dizilerde büyük ustalık ve müthiş bir performans göstererek başarıyla canlandırdınız, bizlerde zevkle izledik. Benzer projeler olacak mı?

YANIT: Son cümleden başlayayım; olmasını dilerim tabii. Ama Atatürk düşmanlığının bu kadar körüklendiği ortamda bu projeler nasıl olur onu bilemem. Mustafa Kemal Atatürk’ü düşünün ki, bir ülkenin kaderini belirlemekte çok önemli bir lider. Böyle önemli bir objenin daha eşi benzeri daha yok. Umarım günü geldiğinde Mustafa Kemal Atatürk’ün önemi daha da iyi anlaşılır.

SORU: Sıkı bir Atatürk ve Nazım Hikmet hayranısınız, aynı zamanda Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'nın Başkanısınız; dilerseniz bu Vakfı yetkili ağızdan kısa bir tanıyalım. Kimlerden oluşur? Kimler finanse eder? Amacı, misyonu nedir? Neler yapılır? 

YANIT: Nazım Hikmet Sanat Kültür Vakfı yaklaşık 15 yıldır etkinliğini sürdürüyor. Ben ve birkaç değerli arkadaşlarımızla bu misyonu götürmeye çalışıyoruz. Özellikle son yıllarda Tarık Akan’ın da yönetmenliğinde 4 tane çok önemli belgesel hazırladık. Tabii bunun yanı sıra kitaplarımız da çıkıyor. En önemlisi de son 10 yıldan beri her yıl standart bir şekilde ajanda çıkarıyoruz. Nazım Hikmet’i yaşatmak ve genç kuşaklara anlatmak, tanıtmak bizler için bir onurdur. Bağışlar ve özel çabalarla ayakta tutmaya çalışıyoruz.

SORU: Sosyal sorumluluk projelerine gönüllü olduğunuzu, Edebiyat, Felsefe ve Sosyal bilimlere düşkünlüğünüzü biliyorum. Kültür ve sanatın zaten hep içindesiniz. Dilerseniz birazda bunların dışına çıkıp Fenerbahçe’ye geçelim. Ve Nasıl Fenerbahçeli oldunuz? Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT:  Benim açımdan “Fenerbahçeli olmak çok keyif veren bir duygu” Bu çok açık. Özellikle bu siyasi iktidara karşı verilen mücadele ve haksızlığa karşı konulan bu tutum baştan sonra Fenerbahçeli olmanın bir onurdur. Tüm camiamızı kutluyorum. Nasıl Fenerbahçeli olduğuma gelince, Şişli Camii’nin orada oturuyorduk. Bir gün, Ali Sami Yen Stadı’nda da Fenerbahçe-Galatasaray maçı vardı ve Fenerbahçe o maçı kazanmıştı. Maçın ardından da taraftarlar kalabalık bir kitleyle Galatasaray maket tabutunu Şişli Camii’ ye getirip temsili tören yaptılar ben de onları gördüm ve Fenerbahçeli olacağım dedim. İşte o günden bugüne kendimi bildim bileli Fenerbahçeliyim. Böyle olmaktanda büyük gurur duyuyorum.

SORU: 2013/2014 sezonu Futbol, Voleybol, Basketbol ve diğer amatör branşlarında Fenerbahçe Spor Kulübü için hem yurtiçi hem de yurt dışında, şampiyonluklarla dolu başarılı bir yıl oldu. Duygularız?

YANIT: Pek tabii büyük bir onur ve gurur duyduk. Bu güzel sonuçlar her Fenerbahçeli gibi beni de çok mutlu etti. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. 2014/2015 sezonunda da başta Futbol olmak üzere Basketbol, Voleybol ve diğer amatör branşlarda yine Şampiyon olacağımıza inanıyorum. Tıpkı Nazım Hikmet’in dizelerinde dediği gibi; “Güneşli Günler Göreceğiz Çocuklar” Evet, başarı ve şampiyonluklar dolu çok güzel günler yine bizi, Fenerbahçe’mizi bekliyor. Ne mutlu Fenerbahçelilere..

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Sayın Başkanımız ile tanışma fırsatım oldu. Yeniden bir araya gelirsek tabii ki çok mutlu olurum. İlkeli, dik duruşuyla örnek bir tavır sergilemiştir. Yukarıdaki izah ettiğim gibi 3 Temmuz süreciyle birlikte hem Başkanımız hem Yöneticilerimiz hem de kadın ve çocuk taraftarlarımızla tüm Fenerbahçe ailesi öylesine bir dayanışma göstermiştir ki bu dayanışma ve birliktelik sadece Türkiye’ye değil, dünya halklarına, futbol kulüplerine bir örnek olmuştur. Fenerbahçe, ders vermiştir. Son söz olarak; Büyük camiamızı, değerli başkanımız Sayın Aziz Yıldırım beyefendi ve yönetim kurulumuzu, teknik heyet ve sporcularımızı, büyük sivil toplum örgütü ve müthiş stratejik güç olan harika taraftarlarımızı selamlıyor, herkese sağlık, mutluluk, başarılar diliyorum. Saygı ve sevgilerimle.