Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN SELÇUK YÖNTEM.

Tanrı vergisi mükemmel bir karizma ve ses tonuyla Türk tiyatro, sinema, televizyon oyuncusu ve sunucu betimlemeleriyle “Global Arts & Entertainment” dünyasının gönüllerde iz bırakan yadsınamaz kült ismi. Sahneye adım atışıyla rüzgâr gibi esen, izleyiciyi büyülercesine tesiri altına alan tarzıyla Türk tiyatro, sinema ve dizilerini dört kuşağa sevdiren bir Mega Starımız. Sanatçı duruşu ve makro vizyonuyla takdir toplayan batı sanatçılarımızdan yılların eskitemediği bir ikon. Hoş karizmasıyla dizilere renk ve sanatsal incelik katan, yüzünde hüzün, kalbinde kıpır, kıpır çocuk sevgisi olan müthiş bir sanat adamı. Her şeyden önemlisi o mangal gibi yüreği Sarı Lacivertli renklerin sevgisiyle atan müthiş bir Fenerbahçe aşığı. İşte, Dünya sanatçımız Sayın; Selçuk YÖNTEM Beyefendi. 

  

Değerli Sanatçımızın muhteşem biyografisini şöyle bir hatırladığımızda;

Onu değil Türkiye, tüm dünya biliyor. Ancak biz yinede, hayatı, sanat yaşamı, Türk sinema ve tiyatrosuna yapmış olduğu katma değerleri, birbirinden güzel televizyon dizileri, siyasi görüşü ulusal ve uluslararası arenalarda aldığı “Premier” ödülleri, içeren muhteşem biyografisini siz değerli Fenerbahçeli taraftarlarımıza yeniden bir hatırlatalım istedik.

Değerli sanatçımız Sayın Selçuk Yöntem beyefendi; Takvim yaprakları 13 Temmuz 1953 tarihini gösterirken müzik, kültür ve sanata merak duyan subay bir baba ve dünya seveceni çok kibar bir hanımefendi anneden oluşan kültür düzeyi yüksek beş çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu olarak, İstanbul’da dünyaya gelir. Çocukluk hayatı mutlu ve bir o kadarda renkli geçer. Subay olan babası öyle, ‘‘höt zöt” otoriter klasik bir Türk baba örneğinin aksine, kuvvetli bir karakteri olan ince ruhlu sanat adamı betimlemesindendir. Küçük Selçuk’a ilk kez operayı, baleyi, tiyatroyu babası tanıtır, Beethoven’i ilk o dinletir. Değerli sanatçımız Sayın Selçuk Yöntem beyefendi, Subay olan babasının görevi nedeniyle Türkiye’de çok sayıda il dolaşırlar. Doğal olarak birçok yerde okul değiştirmek durumunda kalınca eğitim hayatı biraz sıkıntılı geçer; ama bu gezginlik değerli sanatçımızın “güçlü gözlem refleksini” daha o yıllarda kazandırır. İlköğrenimine Malatya’da başlar, arkasından Ankara, bir yıl sonra Afyon, tekrar Ankara, sonrasında İstanbul’da tamamlar.  Şişli Terakki Lisesi’nde bir yıl okuduktan sonra rota yine Ankara’ya çevrilir ve değerli sanatçımız yatay geçişle Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Yüksek Bölümü'ne girer. 1976 yılında Konservatuardan dereceyle mezun olduktan sonra dil eğitimi için bir yılda İngiltere'de kalarak yüksek eğitim hayatını böylece tamamlar.

  

Tiyatro tutkusu ve oyuncu olma kararı;

Sene 1968’dir. Güner Sümer'in "Yarın Cumartesi" adlı oyununu seyirciler arasında izleyen bir genç vardır, o gencin adı Selçuk Yöntem. 15 yaşındadır henüz. O güne kadar "Ben ne olacağım acaba?" diye düşünmüş, ancak yanıtını bulamamıştır... Birden kararını verir: Tiyatrocu olacak! Ne sahnenin görkemi, ne parlak ışıklar... "Oynayanlarla seyircinin sıcak ilişkisi" etkiler onu... Mesleğiyle birlikte, farkında olmadan bir şeye daha karar vermiş olur böylece: Seyircisiyle sıcak ve doğal bir ilişki kurmaya... 

  

Hayatını değiştiren oyunu izledikten sonra hemen o da okul tiyatro koluna girer. Kolun başında Zafer Diper vardır. Önce perdecilik yapar, sonra "Woyzeck"te bir de küçük rolü alır. Bu arada Dormenlerin, Kenterlerin oyunlarını izleye izleye kesin kararını verir ve ülkemizde ileride "iyi oyuncu" diye parmakla gösterilecek her genç gibi, o da Ankara'da konservatuvar sınavına girer. 1976 yılında Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Yüksek Bölümü'nden dereceyle mezun olduktan sonra dil eğitimi için gittiği İngiltere'den bir yıl sonra Türkiye'ye döner ve Ankara Devlet Tiyatrosu macerası başlar. Oynadığı ve yönettiği birbirinden parlak oyunlarla tam 23 yıl sürecektir. Hele 1991'de oynadığı "Deli Dumrul" Türk tiyatro tarihinin unutulmazları arasına girer. 

  

Dünya döner yıllar geçer, takvim yaprakları 2000 yılları gösterirken değerli sanatçımız, Haldun Dormen'den "Bir Kış Öyküsü" müzikali için teklif alır, Devlet Tiyatrosu genel müdürü izin vermeyince, o da istifa eder. Böylece o güne kadar "İstanbul'un Ankara'ya dönüşünü seven" Selçuk beyin hayatında yeni bir dönem başlar... İstanbul ve özel tiyatro dönemi...

Değerli sanatçımız Sayın Selçuk Yöntem beyefendinin parlak tiyatro kariyerine karşın, sinemadan yana pek yüzü gülmez. "C Blok" ve "Banyo" gibi birkaç filmde oynayıp hatta ödüller almasına rağmen değerli sanatçımız gönlünde yatan filmi bulamaz bir türlü. Ancak Televizyonda ise hep şanslıdır. "Süper Baba", "Şehnaz Tango", "Şaşı Felek Çıkmazı", "Üzgünüm Leyla" gibi dizilerle özellikle de kadın izleyicilerin kalbini fetheder. Deli Yürek" ve "Kurtlar Vadisi" ile farklı diğer kitlelerle buluşur. 2008 yılında Kanal D'de yayınlanmaya başlanan Aşk-ı Memnu dizisinde başrollerdeki karakterlerden biri olarak canlandırdığı Adnan Ziyagil ve günümüzde ATV’de yayınlanarak izlenme rekorları kıran "Bugünün Saraylısı" dizisindeki canlandırdığı Ata Katipoğlu karakteriyle yürekleri ısıtan halkın sevgilisi olur... İlave olarak 500'ü aşkın bölümdür sunduğu “Büyük Risk” adlı bilgi yarışmasıyla Türk seyircisinin gönlüde bir başka taht kurmaya devam etmektedir. Geçtiğimiz günlerde “Büyük Risk” 2014 yılının en iyi yarışma programı seçilerek “Magnum Altın Kelebek Ödülü” değerli sanatçımız Sayın Selçuk Yöntem beyefendiye verilmiştir. 

  

Müthiş bir bireysel sublimasyona sahip olan değerli sanatçımız Sayın Selçuk Yöntem beyefendi; Olayların, insanların, durumların hem acıklı hem de gülünç yanları­nı ortaya koyan, insanları güldürürken ya da hüzünlendirirken düşündürmeyi başaran, toplumsal bozuklukları, kişisel zaafları bazen komedi, mizah ve güldürü bazen de dram sanatı formasyonuyla ön plana çıkartıp; anlatanla dinleyeni; oyuncuyla seyirciyi, uyuşmazmış gibi görünen şeyleri bir araya getirerek inanılmaz sinerjiler yaratan müthiş bir karakter ustası. Türkiye'deki gösteri sanatlarının gelişimine ve yeni yeteneklerin ortaya çıkmasına büyük katkı sağlayan gençleri yetiştirmeye önem veren çok saygın bir eğitmen. Sahneye adım atışıyla bir rüzgâr gibi esen, izleyiciyi büyülercesine tesiri altına alan, gerçek oyunculara özgü o tılsımlı oyunuyla hiçbir şeyi rastlantıya bırakmayan ve dorukta kalarak tiyatro tarihine geçen tarzıyla Türk tiyatro, sinema ve televizyon dizilerini dört kuşağa sevdiren bir Mega Star. Güler yüzlü, hoş, espritüel kişiliği ve kendine özgü müthiş korteks kullanım tarzıyla, her yaptığı olay oldu. Her oyunu gişe hâsılatı, her dizisi reyting rekorları kırdı. O, Türkiye’nin yıllar öncesinde Avrupa Birliğine açılan ilk kapılarından birisi oldu. Makro vizyonu, fantastik tarzı, şık giyimi, sürekli kendini yenileyen görünümü ve değişime açık tavrıyla tiyatro, sinema ve ekranlar için yaratılmış, hakikaten sahneleri duruşuyla, koreografi kabiliyeti ve beden dilini müthiş kullanmasıyla dolduran batı sanatçılarımızdan biri. Sadece tiyatro, sinema ve televizyon, duayenliği değil, güzel sanatlar, moda, edebiyat ve felsefe dünyasında hayranlarını sürükleyen yılların eskitemediği bir ikon. Müthiş korteks kullanımı, yüksek espri standartları, geniş kültür birikimi, kullandığı düzgün Türkçe, olgun hayat tecrübesi, sağlam kişiliği, yaratıcı, hevesli,  enerji dolu güçlü karizması, sevgi dolu yüreği kibar kişiliğiyle rahat ve kendisiyle barışık, kompleksleri ve takıntıları olmayan, tarzıyla çok saygın bir insan, ayrıca çok keyifli, onunla birlikte olmak ve zaman geçirmek insana gerçekten büyük huzur ve mutluluk veriyor. Sanatçı duruşu ve vizyonuyla da takdir toplayan, olumlu yaklaşımı ve yapıcı kişiliğiyle; 46 yıllık sanat hayatında ulusal ve uluslarası arenalarda çok sayıda yerli ve yabancı kuruluşlardan “Premier Ödüller” alarak, Türkiye’nin ulusal gururu olan Dünya Sanatçımız Sayın Selçuk Yöntem beyefendiyi Ulusal ve uluslararası başarılarından dolayı; Fenerbahçe Dergisi olarak kutluyor, röportaj teklifimizi kabul ettiği için sayın şahsına teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz. 

SORU: Sayın Selçuk Bey, çağdaş sanat sektörünün önemli bir sanatçısı ve düşünce adamı olarak sizden öncelikle Tiyatronun tanımı rica edelim.

YANIT: Aslında bu sorunuz beni öğrencilik yıllarıma götürdü. Öğrencilik yıllarımda hocalarımızla da konuştuğumuzda tiyatronun yüzlerce tanımının olduğunu öğrendik. Bunun da sebebi tiyatronun çok zengin bir yapıda olmasından kaynaklanıyor. Ama benim için tiyatro, bütün sanat dallarını kendi bünyesinde toplayan ve onları yoğuran total bir sanat. Çünkü tiyatroda müzik, resim, heykel vb. her şey var. Açıkçası hayatın kendisi tiyatroda sahnelenmektedir. En bilinen tanım ise tiyatronun hayatın bir aynası olduğudur. Evet, bu da çok doğru bir tanımdır. Benim de her zaman söylediğim bir şey var, o da; tiyatro insanın kendisidir. Tiyatro, insan demektir, çünkü malzeme tiyatroda; insandır.

SORU: İnsan ve kültür ilişkisini insanın yaşadığı, işlediği ve kullandığı her şeyi kültürün bir parçası olarak yorumladığımızda, sizce tiyatronun insan yaşamındaki yeri ve kültürün bir parçası olmasında ki önemi nedir?

YANIT: Esasında az önce tiyatronun tanımına ilişkin verdiğim cevap, bu soruyu da kapsıyor. İnsan kendini bir insan tarafından izlediği zaman kendisini yapamadığı şeyleri yaparken hayal ediyor. Toplumsal bir elektrik üretimi de söz konusu. Tiyatro, kültürün kendisidir. Kültürel yaşama baktığımızda da resim, heykel, konser gibi sanat dallarının tiyatronun bir parçası olduğunu görebilirsiniz.

SORU: Tiyatro alanında ortaya konulan eserlerin içeriğinin, biçiminin ve dünya görüşünün toplumsal olarak temellendirilmesi, neden toplumsal olduklarının belirlenmesi, sosyal ve sınıfsal konumlarıyla ilişkilendirilmesi, günümüzde sahnelenen tiyatro oyunlarında ne denli ön planda oluyor?

YANIT: Tiyatro oyununu sahneye koyan ya da bu oyunu yazan kişi tabii ki de insan için yapıyor. Fakat yüzyıllardan beri sürekli bir sınıf çatışmasının konu alındığını görmekte mümkündür. Bunun yanında insan ilişkileri de bu sanatın bir parçası. Tiyatro, sosyal katmanları dramatik anlatım biçimleriyle de değerlendirdiği için önem arz etmektedir. Aslında tiyatro, toplumsal anlamda mesaj vermez, tabii veren tiyatro eserleri de vardır ama genel anlamda seyirci almak istediğini alır. Ben tiyatronun güzellini iyi oyunculukla değerlendirdiğimde bana göre tiyatro grevini yapmıştır.

SORU: Ve Sinema; Sinema sanatı; insanın kendisini ve toplumla olan mücadelesini bir beyaz perde aracılığıyla izleyicilere yansıtırken, toplumu ne şekilde eğitmeyi amaçlar? Ayrıca sinemanın topluma eğitsel katkısı nedir?

YANIT: Sinema aslında görsel bir malzeme olduğu için toplumları fazlasıyla etkiler. İnsanları etkilemek ve buna yardımcı olan bir büyülü ortam söz konusu. İyi sinema yapmak, insanların hayatlarını iyi yansıtmak, bireyi çok etkiliyor.

SORU: Günümüzde sinema filmlerine milyon dolarlarla ifade edilen ciddi yatırımlar yapılıyor ve vizyona girdiğinde ise gişe hâsılat rekorları kırılıyor. Sizce sinemanın Türk toplumu üzerinde bu denli cazibesi ya da büyüsü nedir?

YANIT: Aslında iyi bir şeyi, nitelik ya da nicelik ile ölçmek doğru olmaz.  Niceliği olan bir şey nitelikli demek değildir. Niteliği olan bir şey de niceliğe ulaşamayabilir ama önemli olan ürünün niteliğinin kuvvetli olmasıdır. Çok izlenip de fazla nitelikli olmayan film olabilir. Tabii burada üzerinde durulması gereken bir başka konu ise her toplumun kendi kültür düzeyine göre ürün tercih etmesidir. Hangi filme kim ne kadar çok gidiyor? Bu çok önemli bir sorudur. Önemli olan ortak noktayı bulmaktır. Çok devasa bütçeyle yapılan filmlerin de çok iyi olduğu söylemek her zaman doğru olmayabilir.

SORU: Dilerseniz birazda Televizyon dizileri hakkında değerli yorumlarınızı almak istiyorum. Bugünkü konjonktür daha aksiyoner. Görünen o ki, yapımcılar ihtiyaca cevap verme telaşı içerisinde. Ekrana baktığımızda neredeyse sadece dönem dizileri var. Siz bu artışı neye bağlıyorsunuz?

YANIT: Türkiye’deki dizi sektörüne baktığınızda, perdenin arkasında çok büyük ekonomik nedenler söz konusu. Bir reklam pastası var. Türk toplumunun sosyal yaşamı fazlasıyla zayıfladı. Ortaya konuşan döngü, insanların evlerinde film izlemesiyle başlıyor, alışveriş ile devam edip yeniden evde film izlemeyle son buluyor. Kültür programlarının azlığından yakınmak doğru olacak. Tabii bunun da temelinde olan neden, reklam pastasının varlığı… Böyle olunca da her dizinin nitelikli olması gerekmiyor. Televizyon dizileri sezona 80 ortalamayla başlıyorsa, sezon ortasında bu sayı 20’ye kadar düşüyor. Bunun da nedeni bir reyting sorunun olması. Reytingi çok olan dizi reklam alır. Tam tersi bir durum söz konusu olunca da ekranlara veda ediyor. Nitekim milyonlarca insanın evine konuk oluyorsunuz ve onların değerlendirmeleri çok daha fazla önem kazanıyor. Aslında haftanın 5-6 günü saatlerce çalışarak, haftanın bir gününde izleyiciyle buluşan 2 saatlik bir dizi çekiyoruz. Baktığınızda da şartların çok acımasız olduğunu da söyleyebilirim.

SORU: Diziler için canlandırdığınız karakterlerde sizden de bir parça var mı? Ya da tüm rolü sektör mü belirliyor?

YANIT: Bizler, okuduğumuz senaryonun dramatik yapısına bakarız. Karakterler arasındaki dramatik çatışma, yapımcı ve kanal bizim için bir gözlemdir. Ona göre bakıp, karar verilir.

SORU: Popüler magazin kültürünün, sinema, dizi ve tiyatro eksenindeki kurgusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Magazin kültüründe tiyatroya yer verildiğini görmedim diyebilirim. Başka mecralarda dolaşılıyor. Gidilen yerler ya da sosyal etkinlikler bir bahane oluyor. Yani, bugün geldiğimiz noktada galası gerçekleştirilen bir filmin tanıtım gecesine gelenler bile belki de o film için değil, oraya gelen tanınmış isimlerle konuşmak, onlarla röportaj yapabilmek için geliyor. Örneğin, bundan kısa bir süre önce arkadaş grubumuzla Tiyatro SahneHal’dan çıktık ve o sırada bir gazeteci fotoğrafımızı çekti. Ertesi gün gazetede ‘eğlenceden çıkmışız’ süsü verilerek yazıldı, oysaki onu yazan kişi, bizim çıktığımız mekânın bir tiyatro olduğunu bilmiyordu.

SORU: Şimdi biraz özele gelelim. Sahneler, sinema ve televizyon derken tam 46 yıllık başarı dolu sanat hayatınızı geride bıraktınız.  Yaşama sevincinizi, enerjinizi hiçbir zaman kaybetmediniz. Sizce bu olgunun sırrı nedir acaba?

YANIT: Hayatımda tek bir hedefim vardı, o da aktör olabilmekti. Bunun için de çok çalıştım ve çok emek verdim. Benim önceliğim her zaman için işimi iyi yapabilmek oldu. Zaman zaman katıldığımız panellerde de sorular geliyor; “başarılı olmak için ne yapalım” diye, ben de diyorum ki, önce hedefinizi belirleyin, ardından çabalayın. Çünkü bu çaba, başarıyı getirecektir.

SORU: Herkesin sizin hakkınızda birleştiği tek nokta var; Kim, sizinle ilgili konuşsa söylediği ilk şey “Adam gibi adamdır” oluyor. Farklı görüşlerdeki milyonlarca insana bu duyguyu nasıl verdiniz?

 

YANIT: Aslında iyi olmak için çaba göstermedim. Ancak kâinatın doğruları vardır; iyi insan, doğru insan olmak, çalışmak ve sevmek gibi…  Ben her zaman bunları düşünerek hareket ettim. Tabii aile yapısı ve ailenin verdiği terbiye de çok önem arz etmekte. Ben bu anlamda kendimi şanslı görüyorum.

SORU: Sanatçı duruşunuz, oyunculuğunuz ve fiziğiniz bir yana, yalnızca sesinize hayran olan milyonlarca insan var. Edebiyatımızın ünlü şairlerinin şiirlerini dillendirdiğiniz şiir albümünüz de var. Hangi şair için “bu benim adamım” dersiniz?

 

YANIT: Genelde o kadar zengin edebiyatımız, şair dünyamız var ki, bunları anlatmak gerçekten zor. Ama Nazım Hikmet benim için çok başkadır. Tabii ki, Can Yücel, Ataol Behramoğlu, Ümit Yaşar, Cahit Külebi gibi çok önemli şairlerimizi sayabilirim.

 

SORU: Yaşam alanlarınız nereler? Duygu olarak beslendiğiniz semtler var mı?

YANIT: Yaşam alanlarımız, setler diyebilirim. Ancak çalışmaktan arta kalan zamanlarda ailemizle ve dostlarımızla yemek yiyip, sohbet etmek benim için çok değerlidir. Onun dışında iki üç günlük boşluklarda ise özellikle Bodrum’u çok severim, oraya gidiyorum.

SORU: Sosyal sorumluluk projelerine gönüllü olduğunuzu, Edebiyat, Şiir, Felsefe ve Sosyal bilimlere düşkünlüğünüzü biliyorum. Kültür ve sanatın zaten hep içindesiniz. Dilerseniz birazda bunların dışına çıkıp Fenerbahçe’ye geçelim. Ve Nasıl Fenerbahçeli oldunuz? Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Benim bütün ailem Galatasaraylıdır. Onlar içinde bir tek ben Fenerbahçeliyim. Fenerbahçe’nin o sarı ve lacivert uyumunu çok seviyorum. Çok daha küçük yaşlarda Ankara’dayken, Fenerbahçe; 19 Mayıs Stadyumu’nda sahaya çıktığında maç izleyemiyordum, çok etkileniyordum. Fenerbahçe’nin yıllar içinde geldiği durumu görünce çok mutlu oluyorum. Can Bartu’nun futbolu da beni çok etkilemiştir. Fenerbahçeli olmak tabii ki bir ayrıcalıktır.

SORU: 2013/2014 sezonunda Fenerbahçe Futbol A Takımı ciddi puan farkıyla ve ikinci kez tarihi rekorla STSL Şampiyonu oldu. Şampiyonluk için duygu ve düşüncelerinizi alalım.

YANIT: Özellikle 3 Temmuz süreciyle Kulübümüze karşı yapılan haksızlığa karşı Fenerbahçe camiası kenetlendi. Bu da herkese örnek oldu diyebilirim. Çünkü camiasıyla, taraftarıyla, futbolcusuyla ve diğer takımlardan da aldığı destekle çok başka bir noktaya geldi. Bence bu seneki şampiyonluğumuzun altında yatan nedenlerden biri de oluşturulan birlik ve beraberlik ortamının getirdiği motivasyondur. Haksız olan hiçbir şey karanlıkta kalmaz ve şu anki süreç de bunun başlangıcı. Şu anki motivasyonla başarının uzun yıllar boyunca kaçınılmaz olacağına inanıyorum.

SORU: 2013/2014 sezonu Fenerbahçe Spor Kulübü için yine başarılarla, şampiyonluklarla dolu bir yıl oldu. Fenerbahçe, dünya spor tarihinde benzeri olmayan bir başarıya imza atarak hem Fenerbahçe Erkek Voleybol Takımı, hem de Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı, aynı günde CEV Kupasında Avrupa Şampiyonu oldular. Duygularız?

YANIT: Bakınız ki, aynı gün iki takımımız da Avrupa arenasında kupa kaldırdı. Bu motivasyonla, arkamıza aldığımız rüzgârla olan bir şeydir. Tabii, bu motivasyon kaybolmadığı sürece kupalar gelmeye devam edecektir. Bunun yanında Fenerbahçe’nin sporcusu olmak “bütün branşlar için söylüyorum” çok önemlidir. Onların da ortaya koyduğu emeklerini, yüreklerini kutluyorum.

SORU: Gelelim şu 3 Temmuz sürecine, Fenerbahçe ve sayın başkanımız Aziz Yıldırım beyefendiye yapılanları demokrat ve özgür bir düşünce adamı olarak yorumlar mısınız?

YANIT: 3 Temmuz sürecine baktığımızda ortaya ‘şike’ diye bir kavram atıldı. Fenerbahçe şike yaptı dendi ama anlayamadığım bir şey var o da, şikeyi bizim kiminle yaptığımız. Madem şike yaptık; onu yapan futbolcular, takımlar nerede.  Örneğin, bir deplasmanda 2-0 mağlupken, 5-2 galip geldik ve hep bu söylendi ama bu nasıl oldu? Orada sözde şike yapan oyuncular kimlerdi? Bunların yanıtının verilmediğini görüyoruz. Baktığınızda da süreç öyle bir noktaya geldi ki, inanır mısınız, ‘dik durmak’ kavramının varlığını herkese gösterdik. Başkanımızla, Yönetimimizle, Taraftarımızla dik durmak ne demek göstermiş olduk. Bu röportajı gerçekleştirdiğimiz şu anlarda aldığımız haberle çok sevindik. Pozitif nitelikli bu olguyla bugün geldiğimiz noktada çıkan kararı da tüm kamuoyu bir kez daha gördü ki, o “yeniden yargılanma..” İşte bütün dava da bu.

SORU: Fenerbahçeli taraftarların "Türkiye İçin Adalet Fenerbahçe için Adalet" sloganıyla düzenledikleri ilki Bağdat caddesinde ikincisi de Ankara’da Anıtkabir’de yüce Atamızın huzuruna çıktıkları tarihi organizasyon için görüşlerinizi rica edelim.

YANIT: Bu tip organizasyonları yapmak kolay şeyler değildir. On binlerce, yüz binlerce insanı toplamak kolay değildir. Bu oluşumlar, haksızlığa karşı dik duruştan kaynaklanıyor. Fenerbahçeliliği, Fenerbahçelilik duruşunu ve ortaya konulan bu tepkiyi ve birlikteliği, Ülkenin konjonktüründen ayrı düşünemeyiz. Anıtkabir yürüyüşü, Bağdat Caddesi’ndeki yürüyüş harikaydı. Ben de oradaydım. Bunlar yaşamda karşılığını buluyor.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

YANIT: Fenerbahçe’mizin geçmişte elde ettiği başarılar bir yana 2013-2014 sezonunda elde ettiği şampiyonluğun anlamı bir başkaydı. Bu şampiyonluk geçmişteki tüm negatif nitelikli sendromlarla olan bir hesaplaşmaydı. Bu şampiyonlukta emeği olan Fenerbahçe takımının, yönetiminin ve taraftarının motivasyonun hep böyle iyi olmasını istiyor, bütün camiamızı kutluyor, nice şampiyonluklar dolu güzel ve mutlu yarınlar diliyorum. Tüm Fenerbahçelilere sevgi ve saygılarımı yolluyorum. Teşekkürler.