Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN SİNAN AKÇIL.

Müziğin mimar Sinan’ı o. Çok hoş ve yakışıklı bir delikanlı. Birçok ünlüye verdiği unutulmayan şarkıların söz yazarı, aranjör ve bestecisi. Aynı zamanda güçlü bir yorumcu. Pop, Elektronik müzik, R&B tarzlarının gitar ve piyano virtüözü. Modern müziğin genç filozofu ve duygu adamı. Müzisyen kimliğinin yanında çok özel projelere imzasını atan magazinsel aşkıyla adından sıkça söz ettiren Entertainment dünyasının kabına sığmayan altın çocuğu. Aynı zamanda Fenerbahçe aşığı olan değerli sanatçımız Sayın Sinan AKÇIL Beyefendiyi röportaj Sponsorumuz Dalyan Club Tesislerinde konuk ettik. 

Sayısız isme şarkı verdi. Birçok ünlüye destek oldu. Onun yazıp bestelediği şarkılar binlerce insan tarafından hep söylendi. Türkiye'nin en ünlü besteci ve söz yazarlarından biriyken, şarkı vermediği isim kalmamışken; ünlü sanatçılarla düet yaparken bir gün kendi şarkılarını kendi söylemeye karar verdi. İşte o zaman hayatındaki her şey değişti ve müziğin Hitman’i oluverdi. Konser vermediği şehir adeta yok. Nereye gitseniz karşınıza çıkıyor. Bazen görkemli, çok şık ve pahalı gece kulüplerinde, bazen küçük bir sahil kasabasında ya da plajda, hatta bir genç kızın telefon müziğinde, radyolarda, Televizyon ekranlarında... Şarkıları herkesin dilinde.

Ünlü isimlere verdiği hit bestelerle son dönemlerin altın çocuğu olan değerli sanatçımız Sinan Akçıl, son yıllarda Ebru Gündeş'ten Sibel Can'a, Hande Yener'den Ferhat Göçer'e İzel'den Ajda Pekkan’a Candan Erçetin’den Yaşar, Zeynep Casalini, Mustafa Sandal, Kutsi, Gülben Ergen’e kadar pek çok sanatçıya şarkı veriyor ve her şarkısı hit oluyor. Deyim yerindeyse Akçıl, müzikte altın çağını yaşıyor.

Değerli sanatçımızın bir başka yönüde görselliği. O, sahneler için yaratılmış, hakikaten sahneleri duruşuyla, koreografi kabiliyeti ve beden dilini müthiş kullanmasıyla dolduran yegâne batı şarkıcılarımızdan birisidir diyebiliriz. Özellikle video kliplerinde ise, gömleğini rüzgara vererek, çapkın bakışlarıyla karizma tazeleyen mesajlar yollaması ayılıp bayılamaya hazır genç kızlardan oluşan hedef kitlesini büyülemesi, yeni ufuklara yelken açması fantastik bir gösteri sanatı icracısı olarak dikkatlerden kaçmıyor.

Sayın Sinan Akçıl’ın kendine özgü yaşam tarzındaki olağanüstülüğü sadece müzik dünyasıyla sınırlı kalmıyor. Sıra dışı tarzıyla modanın öncüsü olarak milyonlarca genci etkiliyor. Her albüm ve konserindeki farklı saç imajları, yeni giyim modelleri ile gençler onu büyük hayranlıkla takip ediyor. Her yeni albümü ile kuaförlerde "Sinan Akçıl imajı olsun" kalıpları klasikleşti. Gençler tabuları yıkarak Sinan Akçıl'ı örnek almış, deri ceket, eşofmanla dolaşmak, yırtık kot pantolon giymek, spor dar kesim smokin giymek gibi farklı, yenilikçi giyim ve aksesuar tarzlarıyla her dönem modaya yön veriyor.

Değerli sanatçımız Sayın Sinan AKÇIL beyefendiyi, siz değerli taraftarlarımız için; İstanbul’un en köklü ve en prestijli mekânlarından; eğlence ve spor kompleksi “Dalyan Club Tesislerinde” ağırlayıp; Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk.

  

SORU: Sinan Akçıl’ın hayatında müziğin yeri ve önemini rica ederek röportajımıza start verelim.

YANIT: Müzik ruhun gıdasıdır lafı biraz klişe bir laf gibi dursa da aslında gerçekten doğru. Çünkü müzik olmazsa insanın ruhu ve ruh hali gerginlik üzerine kurulur. Mesela ben en gergin olduğum anda veya en mutsuz olduğum anda veya mutlu olduğum anda bile kendi ruh halime göre bir müzik seçerek kendimi toparlayabiliyorum veya mutluluğum varsa ekstra üzerine koyabiliyorum. İnsanlar için de bu geçerlidir. Notaların psikolojik bir iyileştirme gücü olduğunu düşünüyorum. 5 yaşımdan beri de Allah bana bu psikolojiyi taşıma şansı nasip etmiş. Böylece müzikle beraber insanlara ben de bu söylediğim duyguları yaşatmaya çalışıyorum küçüklüğümden beri. Müzik olmazsa insanın ruhu aç kalır.

SORU: Müziği evrensel bir sanat yapan ana tema nedir?

YANIT: Müziği evrensel bir sanat yapan ana tema eserlerin etnik ve kültürel değerleridir. Müzik bir dildir. Farklı yörelerden, farklı bölgelerden, farklı ülkelerden, farklı kıtalardan; farklı kesimlerden, farklı topluluklardan, farklı toplumlardan, farklı uluslardan; kısacası, farklı kültürlerden farklı insanların ve insan kümelerinin (topluluklarının) buluşabildiği, birleşebildiği, az veya çok anlaşabildiği tek dildir. Bu dile “müzikçe” denir. Müzikçe diller üstü bir dildir, bir başka ifadeyle “üst dil” dir. Ben bugün İspanyolca duygulu bir şarkıda da ağlayabilirim. Bir yabancı benim bir Türkçe şarkım için de beni gördüğü zaman ne kadar güzel müziklerin var diye, senin şarkılarına duygulanabiliyorum diyebiliyor. Ben Real Madrid stadına gittiğimde Real Madrid marşı çaldığında sözleri anlamamama rağmen tüylerim diken diken oluyor müziğin heybetinden dolayı. Onlar da eminim bizim stada geldiğinde, ‘Yüzüncü Yıl Marşı’ çaldığında aynı duyguyu yaşarlar. Bu da müziğin hiçbir şekilde yabancı-yerli fark etmediğini, müziğin turist olmadığını ve dilinin tek olduğunu gösteriyor.

SORU: Sizce müzik toplum tarafından bilimsel olgu olarak görülebiliyor mu? ya da toplumun bakış açısından, müzik yalnızca düzenli sesler, eğlence, ritüel vb. olayların aracı olarak mı betimleniyor?

YANIT:  Tabii ki. Öncelikle bizim ülkemizde müzik eğlencedir. Hoplama zıplama gibi bakılır bazen ama birçok durumda müziğin birleştirici gücünü ve toplumdaki insanları bir araya getirebilmenin gücü olduğunu bizim ülkemiz de anlamaya başladı. Mesela ben en son Polis Marşı yaptım, polislerin halkla daha iç içe gözükmesine yardımcı olmak için. O da 10 günde 500.000’e yakın tıklama aldı. Demek ki nedir? Müzik sadece hoplama zıplama işi değil, aynı zamanda bir insanın sevdiği şeye daha çok bağlanmasını sağlayabilir. Takımlar da marşları bu yüzden yaptırıyorlar. Eğlenmek için değil, kültürünü dışa vurdurabilmek için yaptırıyor. Bu nedenle müzik gerçekten acılı günlerde veya toplumsal önemli günlerde ilk kesintiye uğraması gereken şey değil; bilakis üzerine gidilmesi gereken bilimsel olgudur.

  

SORU: Şarkı sözü yazmak ve beste yapmak prosesinde öncelik sıralaması hangisindedir?

YANIT: Söz ve müzik yapmakta veya şarkı söylemekte hangisi öncelikli dersen ben sana şöyle söylerim; Messi, Suarez, Neymar’dan hangisini çıkarmak istersin? Hiçbirini, üçü birbirini tamamlıyor. Lefter, Rıdvan ve Oğuz’u yan yana oynatmak istersin. Benim için de bu böyle geçerlidir.  Söz ve müzik bende her zaman aynı anda geliyor. Şarkı süresi ne kadarsa o kadar sürede yapmış oluyorum. Hiçbir zaman sözü yazdım, 6 ay düşüneyim, 1 yıl düşüneyim, müziğini yapayım gibi bir şeyim olmadı. Allah bana hep aynı anda yolladı, ikisini de birbirinden ayıramam. Bunun bal kaymağı nedir diye sorarsan; o yarattığın şarkıyı 50 bin, 100 bin kişiyle sahnede söylemektir. Bu da bu işin hat-trick’i.

SORU: 2011 yılında çıkarmış olduğunuz “Kalp Sesi” adlı ilk albümünüzle kariyerinize yorumcu olarak bir renk daha kattınız. Albüm alışıldık coverlardan farklı, senfonik alt yapısı yoğun, titiz çalışmalar içeren ve mixleri Almanya’nın ünlü stüdyosu Hansa Stüdyolarında yapıldı. Hatta “Bi’şey Olmuş” adlı şarkıya da Berlin Senfoni orkestrası eşlik etti. Albümün çıkış parçaları “Cumartesi” şarkısında Ajda Pekkan ile, “Atma” ve “Söndürülmez İstanbul” şarkılarında Hande Yener ile, “Bi’şey Olmaz”da İzel ile “Bana Uyan” şarkısında Ziynet Sali ile, “Şampiyon” şarkısında da Balkanların divası olarak anılan Teodara ile düet yaptınız. Ve bu albüm hayran kitlenizi ve müzik dünyasındaki saygınlığınızı daha çok artırdı. Yorumlarınız.

YANIT: Çok insanla bağımı sağladığı gibi bir kısım insana da sıkıntı verdi o albüm. Çünkü bazı kişiler ön plana geçmemi istemiyordu. Ama ben kendi kabıma sığmaz olmuştum ve o 50 metrekare stüdyodan çıkıp, 50 bin, 100 bin kişiyle her konserde buluşmaya başladıkça tabii ki bazı insanlara rahatsızlık verdi. Saygı duyarım. Herkes o albümü sevmek ve desteklemek zorunda değildi ama halkın sevgisi, sokakta yaşadığım ve konserde yaşadığım her şey bir dalga kıran gibi üzerime gelen eleştirileri o sene yıkmıştı. Geçen ay o albümün 5. yılını kutladık. Her seferinde ‘iyi ki o adımı atmışım’ diyorum. İyi ki o adımı atmışım ki; bu kadar insanla yüz yüze el ele olabiliyorum.

SORU: 2012 yılında Poll Production etiketiyle çıkardığınız 8 şarkı ve 6 remix'ten oluşan son derece ritmik ve dinamik şarkıları içeren çıkış parçası olarak "Fark Atıyor” ile 2012 yazına damganızı vurduğunuz “Karnaval” adlı ilk solo albümünüzde şarkılarınız yine beğeni toplayıp kısa sürede müzik listelerini alt üst ederken "Lord İmajı” veren kapak fotoğrafınız çok konuşuldu ve hala da konuşuluyor. Kapak fotoğrafı hikayesini yani “Lord” olma işini rica edelim.

YANIT: Aile arasında aristokrat bir duruşum var. Zaman içinde esprisini yapardık. Demet Akalın ‘Lord’ lakabı takmıştı. Sonra değerli televizyoncu arkadaşım Ömür Sabuncu da bana bunu söylemeye başladı. Ben bu şekilde herhalde kendi kendime gaza gelip bir süre sonra ‘Lord’ imajıyla çıktım. O sene ‘Fark Atıyor’ şarkısıyla da ‘Lord’ imajı pekişmişti. Güzel bir espri oldu.

  

SORU: Aygün Kazımova ile düet yaptığınız “İkinci Sen” single ile Azerbaycan halkı tarafından dört milyonluk dinlenme rakamıyla ‘Azerbaycan Yılın Düeti’ ödülünü aldınız. Maşallah orayada el atmışız peki o nasıl oldu?

YANIT: Aygün Kazımova çok değerli bir devlet sanatçısı orada. Beni düşünmüşler ve ulaştılar bize. Bir şarkı yapmamı, şarkı da düet yapmamı ve klipte beraber oynamamızı istediler, kabul ettim. Yaptık ve daha sonra Bakü’ye gittiğimde en az İstanbul kadar yoğun bir ilgi olduğunu görünce de çok mutlu olmuştum, şaşırmıştım, beklemediğim bir şeydi. Farkında olmadan Azerbaycan’da patlamıştım. Her sene Google araştırması yaptırıyorum kendi adıma. En çok dinlendiğim 5 şehirden biri mutlaka Bakü çıkıyor

SORU: Bir tersten kovalamaca aşk şarkısını içeren “Tabi, Tabi” de yeni imajımız var. Gitmiş Justin Bieber, gelmiş Justin Timberlake. Peki, bu imaj değişikliğinde fikir babası kim? haydi, çekinme doğruyu söyle şurada biz bizeyiz.

YANIT: Zaman zaman türlü yakıştırmalar oluyor ama ben özellikle şunun gibi bunun gibi olsun diye bir imaj çalışmasına girmedim. O zaten normal bir insanın yapabileceği bir şey değildir. O taklide girer ve kendi kişiliğini inkar edersin. Her zaman Türkiye’den biriyle karşılaştırılmaktansa dünya çapındaki ünlü isimlerle karşılaştırılmayı ve onlarla ilgili konuşulmayı daha çok tercih ederim her zaman. Bu kesin. Sağ olsunlar yakın çevremde bana bu konuda hem sevdiğim insanlar hem o klibin yönetmeni Nihat Odabaşı çok yardımcı olmuştu. Ortaya da 78 milyonluk bir dinlenmeyle ‘Tabi Tabi’ klibini yakalamıştık. Youtube’da da 2014 yılının en çok dinlenen erkek şarkıcısı olmuştum Amerika’daki Youtube açıklamasıyla

SORU: Maşallah sizde imaj hiç bitmiyor. 9 şarkı ve 5 remix ile çıkartmış olduğunuz “Kapı (bize yazdım)” albümünüzün kapak fotoğrafını diye adlandırdığınız Fan-Club'ınızın dövmesini bileğinize yaptırarak tekrar gönülleri fethettiniz. Bu güzel atraksiyonlar nereden geliyor aklınıza?

YANIT: Kapı’ albümümde, ‘Tabi Tabi’den önceki albümümde bu dövmeyi yaptırmıştım. Sinan Akçıl Fan Clup (SAFC). Onları kalbime kazıdığımı göstermek için bileğime de kazımıştım. Karşılıklı çok güzel bir motivasyon yaşamıştık.

  

SORU: “Hatırlasa” single ile bu kez görmeye alıştığımızın dışında yeni bir tarz ve dokulu yeni bir Sinan Akçıl tiplemesiyle çıktınız karşımıza. Şarkıya yeni proje olarak bir dizi film çekmeyi düşündüğünüzü söylemiştiniz. Senaryoda mı bir sorun oldu yoksa filmler yanık mı çıktı hani niye yok?

YANIT: O şekilde bir imaj çalışması yapmıştık yine Nihat Odabaşı’yla. Daha sonrada dizilere ilk yeşil ışık yaktığım Single çalışma olmuştu. Daha sonra hem ‘Paramparça’ dizisinden bir teklif gelmişti; iki bölüm konuk oyuncu olarak girmiştim ve ‘Kiraz Mevsimi’ dizisi vardı, ona da iki bölüm girdik. Yavaş yavaş o albümle beraber gençlik dizilerine ve bu tarz dizilere göz kırpmaya başladık. Devamı da gelecek önümüzdeki yıllarda. En son Sit Com teklifi geldi. Ezgi Mola’yla birlikte oynayacaktık. Daha sonra son aşamada iş gerçekleşmedi. Erkek bir dadıyı oynayacaktım. Dramı beceremem ama Sit Com’da rahat edeceğimi düşünüyorum.

SORU: Gelelim şu meşhur olay yarattığınız “Best Of Aşk” albümüne. Sevimli Panda  ile Ayı’nın aşk hikayesine.

YANIT: Klibi anlatalım. O da çok beğendiğim ve değer verdiğim bir çalışma olmuştu. Yapımcımın fikriydi. Önce bana pandayla ayının aşkını anlatalım dediğinde ben dalga geçiyor zannedip gülmüştüm ama ciddiymiş. Sonra biz bir pandayla bir ayının dışlanmış aşkını anlattık. Son ana kadar merak edilen bir maskeli bir pandayla bir ayı vardı. Ama beklenilen final olmadı ve pandanın altından ben çıktım. Ayı maskesinin altından sürpriz biri çıkmıştı.

SORU: Ve son single “1001 Gece” 15 ünlü isimlerle sosyal medyada şarkının ciddi promosyonunu yaptınız. D&R satışlarıda yüksek geldi. Konserlere yansıma nasıl oldu iyi para kazandınız mı?

YANIT: Tabii ki ilgi gören, üç hafta liste başı kalan bir şarkı oldu. Benim ara şarkım olarak adlandırdığım bir şarkıydı. Haziran veya Temmuz’da çıkaracağım yeni şarkı öncesi bir haberciydi. Sağ olsunlar 15 değerli arkadaşım; sektörün en önde gelen birbirinden kıymetli çok saygı duyduğum isimler geri sayıp yaptılar. Onların promosyon gücüyle merak edilen bir şarkı oldu. 31 Aralık gecesi tam 12:00’da yayına verdik. Konserlerde de ilgi görüyor şarkı. Nasıl yansıyor hesap kitap yapmıyorum, yani o şarkı çıktı 3 konser daha verdik gibi düşünmüyorum ama benim ruhuma verdiği katkı çok yüksek.

SORU: Dilerseniz birazda özele geçelim; İstanbul dururken neden Hollanda’da doğuyorsunuz?

YANIT: Onu anneme babama soracaksın. Şimdi anlatması uzun ama annem ile babam arasındaki güzel bir aşk hikâyesinin sonucu Hollanda.

SORU: Eh bir gün onlarada sorarım. 6 yaşında konservatuvara başlayıp 9 yaşında bırakıyorsun ama ortalığı da acayip karıştırıyorsun baba bile işinden istifa ediyor bu ne iştir haydi anlat bakalım.

YANIT: Çok çalışmıştım sınava ama çok küçüğüm 5 buçuk 6 yaşımdayım diye bana fasülye muamelesi yapıyorlardı bana. Hocalar aralarında konuşuyorlardı havuç tarifi falan. Ben de onları duyuyordum. Piyanonun kapağını bir anda kapattım ve ‘Bu şartlar altında daha fazla çalamayacağım’ demişim o yaşta. Sınav vermemekten atılmıştım. Babam da sağ olsun benim arkamda durup o da okulu bırakmıştı. Demek ki babam bana 6 yaşımda arka çıkmış ki; bu günleri görebilmişim.

SORU: Saint Benoit’e Fenerbahçe sevgisinden dolayı başlamışız, o ne iş?

YANIT: Saint Benoit Fransız Lisesi’ne girmemde ve bitirmemde ve oraya girmemde, renklerin önemi çoktur. Çünkü Saint Michel, Saint Joseph ve Saint Benoit arasında karar vermeye çalışırken, annem bir gün bana Saint Benoit’ten bir kalem getirdi ve renkleri de sarı lacivert idi, çünkü bu renkler okulun renkleriydi. O zamanlar da Fenerbahçe tutkusu olduğu için tabiri caize vurulmuştum. Aslında bu Fenerbahçelilik ailemde en başta da dedemden geliyor. Dedem, Dünya Gazetesi’nin spor müdürüymüş. Nitekim renklerine vurulduğum okul olan Saint Boneit’i tercih ettim. Bu anlamda Fenerbahçe benim Fransız Lisesi’ne gönderen takımdır.

SORU: Klasik müziğe ve kemana bu kadar tutkun bir müzik adamının oğlu olmanıza rağmen neden Pop müzik Baba fırça atmıyor mu?

YANIT: Aslında fırça yemediğimi geçtiğimiz günlerde babamın konserine gittiğimde anladım. Herkes benimle fotoğraf çektirmeye çalışırken, babam şöyle bir espri yaptı; “keşke ben de pop müzik yapsaymışım” diye.

SORU: Pop müziğe rağmen iyi bir piyano virtüözüsünüz; piyano ne zaman hayatına girdi?

YANIT: 4-5 yaşlarından itibaren piyano hayatıma girdi. Parmaklarımın uzunluğundan dolayı beni keman yerine piyanoya yazdırdılar. 6 yaşında da Devlet Konservatuarı’na girerek, resmi olarak müziğe başlamış oldum diyebilirim.

SORU: İlişkilere, aşka, evliliğe bakışınız ne? Öyle Fanlarım evlilik istemiyor falan filan gibi klasik basın açıklaması yaparsanız küserim bak.

  

YANIT:  o vakit Fanlarımda sana küser. “Aşk güzel bir şey, evlilik de kutsal bir müessese. Bu dünyayı kendime ait yavrular bırakmadan bu dünyayı terk etmeyeceğimi biliyorum.”

SORU: Gelelim Fenerbahçe’mize, nasıl Fenerbahçeli olduk, Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: “Fenerbahçeli olmak bir avantaj. Sanki size doğuştan size bir kart verilmiş gibi. Açıkçası şu ya da bu şekilde başladı diyemem ama annemden geliyor. Anneme de bu Fenerbahçe aşkı dedemden kalma. Bu durumda bakıldığında Fenerbahçeli olmamışım, Fenerbahçeli doğmuşum.”

SORU: Nasıl bir taraftarsınız? Fenerbahçe’nin maçı olacağı gün bir taraftar olarak maça nasıl hazırlanırsınız?

YANIT: “Genelde locada maçlarımızı izliyorum. Çok değerli dostlarımız var ve onlar misafir ediyorlar. Bu dostlarımızla bir yemek organizasyonun ardından Stada gelip maçımızı izliyoruz. Zaman zaman da deplasmana gidiyorum. Son deplasman maçım Atromitos’tur. Çok değer verdiğim bir ağabeyimle maçı izlemeye gitmiştik. Fenerbahçe’nin maçlarını izlerken mutlu olduğumu hissediyorum. Takımımızın maçını izlediğim saatler çok değerli, benim için. Evdeysem de, maç saatinde evi stada çevirip, büyük bir keyifle maçımızı izliyoruz.”

SORU: Futbol, Basketbol, Voleybol takımlarımızın başarıları için görüşleriniz?

YANIT: Hem basketbol hem de voleybol inanılmaz bir çıkış yaptı. Başarı geldikçe taraftarın da ilgisi arttı diye düşünüyorum. Bir Avrupa kulübü olmamız açısından da bu branşların başarısı çok önemli.”

SORU: Fenerbahçe’nin, bu sezon kadrosuna kattığı yabancı futbolcular için görüşleriniz.

YANIT: Ben, Robin van Persie’yi çok seviyordum ama zamanla bu sevgim düşüşe geçti diyebilirim. Van Persie ve Nani gibi isimlerin gelmesi yeter diye düşünmüyordum ama onlardan biraz daha Fenerbahçe ruhunu sahaya yansıtmalarını istiyoruz. Bu sezon olmasa bile bir sonraki sezon bunu istiyorum, bir taraftar olarak. Bu isimler çok değerliler ve kulübümüzde olması bizi dünya kulübü yapıyor.

SORU: “Hedef 1 Milyon Üye” projesi için taraftarlarımıza mesajınız nedir?

YANIT:Eğer ki, dünya yıldızlarını bu takımda görmeyi istiyorsak, kulübe yapacağın katkıyla bu 1 milyon üyeden biri de sen ol diyorum. Sen belki de 1 milyondan biri olacaksın ama gördüğün takım 5 ya da 10 takımdan biri olacak.”

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Fenerbahçe, gerçek anlamda bir Cumhuriyet ve bu Cumhuriyetin de bir başkanı var. Örneğin, Simon Kjaer’e benim için Fenerbahçe Cumhuriyeti Savunma Bakanı’dır. Elimizdeki bu gücün ve değerin farkında olarak takımımızı destekleyelim. Hiçbir zaman bu destekten vazgeçmeyelim. Takımımıza sahip çıkıp, alkışlayalım. Yaptığımız şeyin bir spor olduğunun bilincinde olarak sadece keyif almaya bakalım. Sarı lacivertli renkleri bizden sonraki kuşaklara da pozitif duygularla aktaralım. Başkanımız Sayın Aziz Yıldırım’a da çok teşekkür ederim. Fenerbahçe’ye bir ömür boyu sahip çıkmasını diliyorum.