Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN TİMUR ACAR BEYEFENDİ.

Avrupa Yakası ile televizyon dünyasına adım atan, hemen ardından Çakallarla Dans serisinin “Köfte Necmi”si olarak müthiş çıkış yapan ve sınırsız komedi malzemesine sahip hikayesiyle odağında biraz Arsen Lüpen ve birazda Robin Hood tarzı ama kötüden iyiye bir dönüşüm projesi niteliğinde fenomen olmaya aday olan Kertenkele dizindeki Kara Faruk ve meşhur Ziya Hoca betimlemesiyle milyonlarca kitleyi kendine hayran bırakan son zamanlarda en çok beğenilen, adeta kapanın elinde kalan Türk tiyatro, sinema ve televizyon dünyasının gönüllerde iz bırakan kült isimi. İşte Konuğumuz Sayın Timur ACAR Beyefendi.  

  

Sanatçı olmanın ciddiyeti, sorumluluğu ve çekiciliğiyle her zaman yaşamın anlamına, 'gülücükler' konduran bir muzır adam betimlemesiyle ön plana çıkan, güldürmeyi zekâyla birleştiren, sanatçı duruşu ve vizyonuyla da takdir toplayan, olumlu yaklaşımı ve yapıcı kişiliğiyle egolarından sıyrılmış, kaprislerinden arınmış gayet zarif ve naif bir insan. Tüm şöhret ve başarılarına rağmen hala içten ve samimi. Güler yüzlü, ayrıca çok keyifli, onunla birlikte zaman geçirmek insana gerçekten büyük huzur ve mutluluk veriyor. 

Her şeyden önemlisi o mangal gibi yüreği Sarı Lacivertli renklerin sevgisiyle atan müthiş bir Fenerbahçe aşığı olan değerli sanatçımız Sayın Timur ACAR beyefendiyi siz değerli taraftarlarımız için ayın konuğu olarak “AKADEMİK VİZYON” köşemizde ağırladık. Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk.

  

SORU: Sayın Timur Bey; önce tiyatro diyelim; İnsan ve kültür ilişkisini insanın yaşadığı, işlediği ve kullandığı her şeyi kültürün bir parçası olarak yorumladığımızda, sizce tiyatronun insan yaşamındaki yeri ve kültürün bir parçası olmasında ki önemi nedir?

YANIT: Madem tiyatro dedik o halde işin kökenine kadar ufak bir yolculuk yapalım isterseniz. Tiyatro sanatı dediğimizde bunun kökenlerinin antik çağlara kadar uzanan bir yolculuk olduğunu söyleyebiliriz. Bu konu üzerine araştırma yaptığımızda bolca kaynakçası olan bir sanat dalı  olduğunu görürüz. Tiyatro neden ölmez? Ya da dönem, dönem sorunlar yaşasa da neden kapısına kilit vurulmaz mesela? Çünkü tiyatro sanatı insanın varoluşundan bu yana, hayatı tanıma ,doğayı yorumlamasında en büyük yardımcısı olmuştur. Çok tanrılı dönemlerden itibaren insanoğlunu hiç yalnız bırakmamıştır bu sanat dalı. Onunla beraber evrimini tamamlama yoluna devam etmiştir. Kuşkusuz o dönemlerdeki tapınma ve ritüeller ile başlayıp, günümüze kadar insan ile birlikte ''ehlileşme’’ yolculuğunu sürdürmüştür. Yeri gelmiş ihya edilmiş göklere çıkartılmış, yeri geldiğinde ise baskı ve sansür yoluyla engellemelere maruz kalmıştır. Bu açıdan baktığımız zaman ,tiyatronun insanlığın vazgeçilmez bir parçası olduğunu görüyoruz… Bu işin biraz akademik tarafı tabii ki….

Bir başka düzlemden bakacak olursak sokaktaki insanın ne kadar dikkatini çekmekte bu sanat dalı… Ya da şöyle diyelim isterseniz, bizim baktığımız açıdan çok önemli de -bu işi yapanlar için yani-  ancak sokaktaki Ahmet amca ya da üst kat komşumuz Ayşe teyze için ne derece önemli. Bugün sokağa çıksak ve yoldan geçen on kişiye tiyatroyu sorsak kuşkusuz içlerinden tiyatroya hiç gitmemiş olanlara rastlarız. Ama onlar bunun farkında olmasa da tiyatro ucundan köşesinden onların hayatlarına değmekte ve haberleri olmasa dahi yüzyıllardır sana ait olaylar anlatmakta. Ve bu yüzden doğada ve insanda ne varsa hayata dair; sevgi, aşk, hırs ve iktidar, birey, erk, politika, siyaset, savaş vb. gibi birçok başlık altında toplayabileceğimiz ne varsa, tüm bu kavramları tiyatro sanatı tüm canlılığıyla ve birebir anlatıyor olduğu için insanın hayatında çok önemli bir yer işgal ettiğini düşünüyorum. Farkında olsak da olmasak da ,bir tiyatro afişinin altından habersiz geçen  onlarca kişi olsa da hayatta, tiyatro hep bir yerlerde gizli gizli bizi anlatmaya devam edecektir diye düşünüyorum.

  

SORU: Kültürel gelişmeyi sağlayan gizil güçlerden birisi olan ve sanatsal yaratıyı en etkin biçimde topluma aktaran tiyatro, uyarı görevini yaptığı kadar, toplumu ortak komplekslerinden arındırıp, onlara gerçek düşünce erkini ve özgürlüğünü yeterince sağlayabiliyor mu?

YANIT: Bu soruya çok çeşitli yanıtlar verilebilir.  Nasıl bir tiyatrodan bahsediyoruz? Önce bunun cevabını vermemiz gerekir diye düşünüyorum..

Ne tür bir tiyatro? Şimdi bu soru önemli bence; Çünkü ülkemiz bunun ayırımını yapamayan bir yığın insanla dolu maalesef. Tamamen sanatsal bir anlatısı olan bir tiyatrodan mı bahsedeceğiz yoksa yalnız  bir isim üzerine kurulmuş olan sırf gişe kaygısı taşıyan tiyatrolardan mı? İşte bu noktada tamamen bireyin seçimleri devreye girmektedir. Her tiyatro oyununun anlattığı bir durum, insana kazandırdığı bir şey vardır.. Hiçbir şey anlatmıyor olsa bile ,insan en azından ışıklar kapandığında susulması gerektiğini öğrenir kanaatindeyim, olaya tamamen sıfır noktasından bakacak olursak.. Ancak bunun nasıl yapıldığına baktığımız da bir tiyatro kurumunun işleyiş politikasını görürüz. İzlenilen  Sanat politikasının önemi burada ortaya çıkar demek istiyorum. Bu bağlamda da bir sürü tiyatro topluluğu vardır ve insanlarda hangi türden hoşlanıyorlarsa ona göre seçimlerini yaparlar. Bu noktada tiyatronun dikte edici bir görevi olduğunu düşünmüyorum. Tiyatro tıpkı yüzyıllardır süregeldiği üzere saf ve temiz bir yerde durmakta ve bireyin gelişimine katkıda bulunmak, belki de hayatının akışı içerisinde farklı bir bakış açısı kazandırmak adına yardımcı olmaktadır.

  

SORU: Tiyatro alanında ortaya konulan eserlerin içeriğinin, biçiminin ve dünya görüşünün toplumsal olarak temellendirilmesi, neden toplumsal olduklarının belirlenmesi, sosyal ve sınıfsal konumlarıyla ilişkilendirilmesi, günümüzde sahnelenen tiyatro oyunlarında ne denli ön planda oluyor?

YANIT: Tiyatroyu hiçbir zaman içinde bulunduğu koşullar dışında tutamayız. Sosyal ve toplumsal yapı, bir coğrafyanın tiyatral anlamda gelişmesine ve etkileşimine her zaman zemin hazırlamıştır. Örneğin; iktidar kavramını ele alacak olursak, bundan 600 yıl önce süregelen yapı içerindeki iktidarı  konu alan bir oyun metnini, şu anda sahneye koysanız, meselenin yine aynı olduğunu göreceksiniz. Sadece kullanılan yöntemlerin değiştiğini ama tiyatronun irdelediği ve ya gözler önüne sermek istediği konunun değişmediğini gözlemlersiniz. İçinde bulunulan döneme ilişkin sorunların anlatım yöntemi değişecektir yalnızca. Mesele yine aynı mesele olarak kalacaktır. 

SORU: Ve Sinema; Sinema sanatı; insanın kendisini ve toplumla olan mücadelesini bir beyaz perde aracılığıyla izleyicilere yansıtırken, toplumu ne şekilde eğitmeyi amaçlar? Sinemanın topluma eğitsel katkısı nedir?

YANIT:  Sinema, ulaştığı kişi sayısı ve kullanılan teknikler açısından daha geniş kitlelere hitap eden bir sanat dalı kuşkusuz. Günümüz koşullarında sinema izleyicisi çok daha rahat ulaşabiliyor istediği sanat eserine. Bunu yaparken de elinin altındaki bilgisayarından bile bunu yapabiliyor. Sinemanın eğitsel yönüne bakacak olursak, tiyatroya nazaran daha geniş kitlelere ulaşsa da, eğitsel açıdan aynı paralellikte bir seyir gösterdiği kanaatinde değilim maalesef. Çünkü çok kötü örnekler de mevcut bu kolay ulaşılan ortamlarda ve bence kolay ulaşılıp, hemen tüketilen bir yapının çok fazla eğitsel yanının olduğu görüşünde değilim. 

SORU: Günümüzde sinema filmlerine milyon dolarlarla ifade edilen ciddi yatırımlar yapılıyor ve vizyona girdiğinde ise gişe hâsılat rekorları kırılıyor. Sizce sinemanın Türk toplumu üzerinde bu denli cazibesi ya da büyüsü nedir?

YANIT:  Bizde sinema sektör olarak yeni bir yapılanma içinde. Sene içerisinde gerçekten de çok sayıda film çekiliyor ve bazı filmler ne yazık ki  vizyona dahi giremiyorlar. Bu konu da toplum olarak sinemayı yeniden keşfetmiş olduğumuzu düşünüyorum. Eskiden gelen bir sinema yapısı var tabii ki ancak son dönem teknolojik gelişmeler ile sinema sanatı farklı bir boyuta geçti diyebiliriz. Düşünsenize sinema salonları bile ne hale geldi. Film izlerken taktığınız bir gözlükle neler olabiliyor artık. Üzerinize yağan yağmurlar, perdeden yansıyan o devasa görüntüler kuşkusuz bizim insanımız üzerinde de fena etkiler bırakıyor. Yani sinema artık gerçekten de büyülü bir hal aldı diyebiliriz.

SORU: Dizilere göz attığımızda, Bugünkü konjonktür daha aksiyoner. Görünen o ki, yapımcılar ihtiyaca cevap verme telaşı içerisinde. Diziler her geçen gün cinsellik ve gerilimi daha çok ön plana çıkarıyor. Bunun sanatı bir güç olmaktan çıkarıp sadece bir zevk unsuru haline getirdiğini düşünüyor musunuz?

YANIT:  AHAHAHAHHAHAHA….. O kısmını hiç sormayın desem yeridir. İşin bu kısmı,  yani dizi boyutu tamamen bir aldatmaca. O dünyada yer alan herkes -ben de tabii ki-  bir hengamenin içindeyiz… Sadece geçimi sağlamak amaçlı yapılan bir eylem. Herkes bir ortak paydada buluşmuş diyebiliriz. Ve tabii ki ihtiyaç neyse ona göre de üretim mevcut. Üretim biraz hızlı tabii ki ve neticeleri de malum…. Sadece şunu diyebilirim ,o hızın içinden arada sıyrılmazsanız ,  harap ve bitap olabilirsiniz… Ne diyelim, iyi ki FENERBAHÇE var da bizi o dünyadan alıyor…. ::::)))

SORU: Diziler için canlandırdığınız karakterlerde sizden de bir parça var mı? Ya da tüm rolü sektör mü belirliyor?

YANIT: EEE tabii ki biraz var. Sonuçta o karakterleri de siz hayata geçiriyorsunuz bir yerde. 

SORU: Popüler magazin kültürünün, sinema, tiyatro ve dizi eksenindeki kurgusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Tiyatroyla popülaritenin bir ilgisinin olduğunu düşünmüyorum. Ama kariyerini planlarken neleri hayatına dahil edeceğinle ilgili bir mevzu bu sorduğunuz soru aslında.  Sen istersen olur hayatında ama istemezsen olmaz.  Fazlada bir şey kaybettirmez sana, çok da fazla bir şey katmaz. popülarite çok başka bir şey, önemli olan sen bu popülariteyi idare edebiliyor musun? Mevzu bu aslında….:::))

SORU: Birazda kitaplar üzerinde değerli görüşlerinizi almak istiyorum. Türkiye’deki kitap dünyasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ülkemizde kitap okunması ve satılması konusunda görüşleriniz nedir?

YANIT: Kitap okuma alışkanlığının temeli ailede atılır ve okulda devam eder. Kitap okumak çok önemli bir kültür göstergesidir. İnsana vizyon verir, heyecan verir, kendisi ve dünya ile barışmasını sağlar. Ancak Türkiye, kitap okuma oranı çok düşük olan ülkelerin arasında yer almaktadır. Günümüzde kitap okuyan kişi sayısı çok az olduğundan ülkemizde ciddi manada bilgi sıkıntısı çekilmektedir. Birçok insanın kitap okumayı sevmemesinin nedenleri kitabın ya çok uzun olması ya da sıkıcı bir kitabı okumasıdır. Bu tarzda kitaplar ile okumaya başlayan kişiler kitaplardan uzaklaşıyorlar. Ancak birey ilgi alanına hitap eden ve beğenilme oranı yüksek olan kitapları okumaya başladığı takdirde içindeki kitap okuma sevgisi ortaya çıkar. Genellikle insanlar boş vakti olmadığından kitap okumadığını söylerler. Fakat kişi güzel bir kitaba başladığında eğer ki kitabı beğenirse ne yapar eder mutlaka o kitabı okumak için boş zaman üretir. Kişi bir romanı bitirdikten sonra eğer ki romanı sevdiyse aynı yazarın farklı eserlerine yönelebilir. Böylelikle okuma sevgisini genişletip, kendi beğendiği yazar kitlesini oluşturacaktır. Bu sayede de okuma alışkanlığına sahip olunabilir.

  

SORU: Şimdi de biraz özele geçelim. Sinema ve dizi aktörlüğü kariyerleriniz ön planda olsa da, siz öncelikle tam bir tiyatro adamısınız, sizi bu denli tiyatroya iten ana tema nedir?

YANIT: Bir tiyatro adamı olmak zor gerçekten de. Ama evet hiç kopmadım tiyatrodan ve sahneden. İşlerimin çok yoğun olduğu zamanlarda da vazgeçmedim. Çünkü ondan vazgeçerseniz olmuyor gerçekten de. Zaten hayat tam bir deliliğin içinde geçerken , tiyatro dan uzaklaşmanın beni daha da yalnızlaştıracağı düşüncesini taşıyorum. Bir de sahnede olmak başka bir şey. O. nasıl  anlatsam, kanlı canlı bir şey ya, işte o yüzden vazgeçemiyorum sanırım…..

SORU: Bir zamanlar, Kadıköy yakasının kültür ve sanat alanında önemli bir mekânı olan Moda Sineması tam yok olmak üzereyken 12 arkadaşınızla birlikte devreye girip, çok ciddi finansal kaynaklar aktararak son derece modern ve lüks bir kültür sanat merkezini sanatseverlerin hizmetine açtınız. Adını “Moda Sahnesi” koyduğunuz bu muhteşem kültür sanat merkezinde ne tür hizmetler veriliyor?  

YANIT: EVET… Bu benim ve benimle beraber 12 kişinin de ortak bir hayaliydi. Senelerden beri Kadıköy’deydik. Buranın havasında tiyatro yaptık. Netice de Moda sineması gibi, bir kuşağın ömrünün geçtiği bir mekanda , şimdi sahneye çıkmak daha da anlamlı oldu bizler için…. Buradan biraz bahsedecek olursak, bir kere burası sadece bir tiyatro salonu değil. İçinde sinema salonu olan, bünyesinde ufak stüdyo sahnesini barındıran bir mekân. Aynı zamanda konserler düzenleyen bir sanat kurumu diyebiliriz. Burada sahnelenen oyunlar, gösterime giren filmler gerçekten de özenilerek seçilen eserler. Keyifli bir mekan oldu. bu keyif umarım Anadolu yakası için artarak devam eder. 

SORU: Gelelim şu meşhur “Kertenkele” dizisine.. Kötüden iyiye bir dönüşüm projesi olan, odağında biraz Arsen Lüpen ve birazda Robin Hood tarzı bir hırsız ve aynı zamanda sempatik ve iyi kalpli iki karakteri bir arada başarıyla canlandırıyorsunuz, “Kara Faruk ve Ziya hoca”. Bu olgu sizde nasıl bir duygu paradoksu yaratıyor? 

YANIT: Gerçekten de zor bir durum benim için. Öncelikle çok yoğun bir tempo içinde olduğumu belirtmek isterim. Daha sonra da şunu söyleyebilirim. Yapılan iş gerçekten çok ince nüansları olan bir iş. Çünkü yapacağınız bir hata , kıracağınız bir insan sizi kötü etkileyebilir. Türk toplumu için çok duyarlı olunan bir mevzu. Bende Kertenkele yi oynarken buna dikkat ediyorum. Ama benim için tv de yaptığım işlerde önem verdiğim nokta tamamen samimi olmak. Sanırım bu projede bunu başardığımı düşünüyorum. 

SORU: Sahneler, sinema ve televizyon derken uzun süreçli başarı dolu sanat hayatınızı geride bıraktınız. Yaşama sevincinizi, enerjinizi hiçbir zaman kaybetmediniz. Sizce bu olgunun sırrı nedir acaba?

YANIT: İşimi severek yapmak diyebilirim. Bence insan ne iş yaparsa yapsın severek yapmalı. Ama içinde bulunulan koşullar sizi başka yerlere sürükleyebiliyor… Sanırım toplum olarak biraz mutsuzluğumuzun sebebi  burada yatıyor. Çünkü çoğu insan bence istediği mesleği yapamıyor bu ülkede… 

SORU: Çalışmadığınız günlerde Yaşam alanlarınız nereler? Duygu olarak beslendiğiniz semtler var mı?

YANIT: Motorumla vakit geçirip, şehirden biraz uzaklaşmayı seviyorum.. Ya da denizde vakit geçirmeyi severim.. Balık tutmak hobilerimin arasındadır…. Biraz stresten uzak kalmayı tercih ediyorum diyebilirim… 

SORU: Tiyatro dedik, sinema dedik, dizilere değindik, kitapları yorumladık, özel yaşamınızdan bahsettik, dilerseniz şimdi birazda Futbol diyelim ve Fenerbahçe’ye geçelim. Fenerbahçe’nin; Spor Toto Süper Ligdeki şuana kadar olan süreçte sergilemiş olduğu futbol performansını Sayın Timur ACAR tarzıyla nasıl yorumlarsınız?

YANIT: Bu sezon biraz uzak kaldım FENERBAHÇE den maalesef… Malum çalışma temposu izin vermedi. Ama dizinin çekimleri gereği Anadolu kavağındayız ve İsmail Kartal da Kavaklı olduğu için orda da ayrı bir hava var. bir iki defa da oturup lig hakkında da muhabbetimiz oldu kendisiyle… Gerçekten de mütevazi bir insan... Yani yine de kopmadım Sarı-Lacivert den diyebilirim… Oynanan futbol zaman zaman sıkıntılıydı bu sezon açıkçası.. Malum forvet hattımız bekleneni veremedi. Şu son haftalardaki derbi zaferlerine aradaki Akhisar ve Konya maçlarından gelecek 3 er puan da eklense çok daha iyi olurdu tabi ama futbol maalesef cilveli bir oyun . Ancak sonucun güzel olmasını dilemekten ve FENERBAHÇE’mize yürekten başarılar dilemekten başka da bir şey gelmiyor elimizden. Umarım sezon sonu gülen taraf biz olacağız…. 

SORU: Bundan sonraki süreçte Sayın İsmail KARTAL hocamız yönetiminde nasıl bir Fenerbahçe futbol takımı görmek istersiniz?

YANIT: Valla istekten ziyade, bu takımın nasıl bir süreçten buralara geldiğini bilmek, bunu unutmamak gerektiğini düşünüyorum. Yoksa taraftarız biz… Bu takımı deli gibi seviyoruz. Yeri geliyor dostlarımızla bile darılıyoruz FENERBAHÇE sevgisinden sebep… Haaaa kimse de kusura bakmasın yapacak bir şeyimiz yok… O yüzden bizim isteklerimiz de bitmez onu demek istiyorum… Ama destek ise mevzu Hep Destek Tam Destek….. İsmail Kartal hocamıza da başarılar diliyorum, çünkü yaşadığı stres hepimizinkinden fazla…. 

SORU: Turkish Airlines Euroleague Top 16 F Grubunda, Avrupa devlerini dize getiren ve son 8'i garantileyen Fenerbahçe Ülker Erkek Basketbol Takımımız ile FIBA Kadınlar Euroleague Çeyrek Final serisinde Galatasaray Odeabank’ı eleyerek Euroleague’de Final Four’a kalan Potanın Kraliçeleri, Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımımızın Avrupa arenasında Fenerbahçe rüzgarı estiren müthiş başarıları için bir taraftar olarak görüşlerinizi rica edelim.

YANIT: İşin bu tarafı gerçekten de ayrı bir gurur. Sporun her dalında bu başarıyı elde etmek gerçekten harika. …Eurolig Final Four Mayıs da sanırım… Madrid güzel olacak gibi geliyor bana…. 

SORU: Fenerbahçe'nin geleceğinde söz sahibi olmak ve de en önemlisi, Fenerbahçe'nin büyüklüğünü görmesi gerekenlere göstermek amaçlı “Hedef 1 Milyon Üye” projesi için taraftarlarımıza mesajınız nedir?

YANIT: Gerek kurumsal kimlik ve gerekse uluslararası marka değeri açısından Fenerbahçe Spor Kulübü kültürünün dışa vurumunu gösteren çok özel, farklı ve özgün bir proje modelidir. Kulübü’nün kaderini tamamen değiştirecek ve global ölçeklerde hak ettiği büyüklüğü sağlayacağına inanıyorum. Projenin ücretlendirme politikası farklı gelir gruplarından oluşan her Fenerbahçeli taraftarların bütçelerine uygun olup, aylık bazda avantajlı ödeme koşulları da getirilmiştir. Bu aksiyonlar taraftar açısından karar vermeyi kolaylaştıracaktır. Ayrıca temsil yetkisi ve oy kullanma hakkına kavuşmak, Fenerbahçe Spor Kulübünün gelecekteki kaderinde söz sahibi olmak bir taraftar için ne yüce bir duygudur. Bunun cazibesi insanı gerçekten heyecanlandırıyor. Proje kapsamında üyelere sağlanacak sosyal imkânlar ve tesisler ile üyeliği özendirmek ve üye tabanını artırmak gerçekten ciddi bir kurumsal yaklaşım ve son derece makul bir hedef olarak görünüyor.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Endüstriyel sektör haline gelen, dünyanın en popüler ve en birleştirici sporu olan futbol, aynı zamanda milyar dolarlık büyük ekonomidir. Fenerbahçe ise, Türkiye’de futbol sektörünün her açıdan en büyük lokomotifidir. Büyük camiamızı, değerli başkanımız Sayın Aziz Yıldırım beyefendi ve yönetim kurulumuzu, teknik heyet ve sporcularımızı, büyük sivil toplum örgütü ve müthiş stratejik güç olan harika taraftarlarımızı selamlıyor, herkese sağlık, mutluluk, başarılar diliyorum. Saygı ve sevgilerimle.