Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN ÜMİT BESEN.

Türkiye’nin sevmekten vazgeçmediği hüzünle coşkuyu bir arada harmanlayan romantik şarkıların prensi. Birçok ünlüye verdiği unutulmayan eserlerin ödüllü söz yazarı, aranjör ve bestecisi. Arabesk ve Fantezi müzik başta olmak üzere Elektronik müzik, R&B tarzlarının gitar ve piyano virtüözü.  36 yılda 30 albüm... İmkânsız aşkların, hayat zorluklarının, umutsuzluğun ve başarısızlığın ana temalarını işleyen oryantal türde 80’li yıllara damgasını vurup dillere pelesenk olmuş “Nikâh Masası, Okul Yolunda, Islak Mendil” gibi efsane şarkıları... Filmleri… Sayısız konserleri... Diyafram nefesli ses tonu, güçlü karizması, geniş kültür birikimi, olgun hayat tecrübesi, sağlam kişiliğiyle Türk halkının kayıtsız kalamadığı aynı zamanda müthiş Fenerbahçeli değerli sanatçımız Sayın Ümit BESEN Beyefendi ile harika bir renk daha katıldı “VIP KONUK” Klasiğimize… 

“Nikâhına beni çağır sevgilim. İstersen şahidin olurum senin. Bu adam kim diye soran olursa, eski bir tanıdık dersin sevgilim” sözleri neredeyse sevgilisinden ayrılan tüm insanların en az bir kere söylediği nostaljik bir şarkı… Mucidi? değerli sanatçımız Sayın Ümit Besen…

Aslında hepimizin yaşamına Ümit Besen ismi farklı yönleriyle girmiştir; bir çoğumuz 80’li yıllara damgasını vurup dillere pelesenk olmuş ve sanatçıya “Yılın Şarkıcısı, Yılın Albümü, Yılın Şarkıları” gibi ödülleri getirmiş bir Ümit Besen klasikleri olan “Nikâh Masası, Okul Yolunda, Islak Mendil” gibi efsane şarkıları ve sinema filmleriyle, bazılarımız fotoğraf sanatçısı kimliğiyle bir kısmımız da lüks otomobil tutkunluğuyla tanımıştır onu..

Onu toplumumuz müziğin “Altın Adamı” olarak bağrına bastı. Ülke sathı ve sınırlarımızın ötesindeki başarılarını yıllar boyu alkışladı. Türkiye’nin adını bir kültür elçisi olarak dünyanın dört bir yanına taşıdı. Rekor sayıda uluslararası ödüller alıp, dünya genelinde milyonların sevgilisi, Türkiye’nin yıllar öncesinde Avrupa Birliğine açılan ilk kapısı ve ulusal gururu oldu.

Ülke içinde de en uzak köşelere gidip her türlü koşula katlanarak, sesi çıkmayan piyanolarda bile çaldı. 36 yıllık sanat hayatına 30 albüm, 500 şarkı, sayısız besteler, söz yazarlığı, konserler ve sinema filmleri sığdırdı. Çıkardığı her albümünde getirdiği R&B tarzlı aromalı pop şarkılarıyla müzik listelerini salladı. Verdiği her konserinde diyafram nefesli ses tonu, enerji dolu güçlü karizması ve hit şarkılarıyla hayranlarını hep peşinden sürükledi.

36. sanat yılında alışılmış imajının tersine hayranlarının karşısına bu seferde elinde basgitar, üstünde deri ceketle adeta bir Steve Harris ya da Paul McCartney betimlemesi ve usta Rock yorumu, melodileri farklı fakat armoni ve ritim sistemi geleneksel bir sound içerikli “Başka” isimli Rock albümüyle bir çıktı, pir çıktı.  

Her ne kadar Arabesk ve Fantezi müzik ile özdeşleştirilse de aslında O, davul ve elektrogitar çalarak Rock parçalarını ustaca yorumlayan, Folk müzik kökenli Protest şarkı geleneğini benimseyen bir Rock Müzik adamı. Özellikle 2016 yılının son çeyreğince piyasalara sürdüğü “Başka” adlı bomba albümüyle; Müzik arşivlerinde önemli bir yer tutarak başka bir sound, başka bir yorum ile yılların usta sanatçısı Sayın Ümit Besen'in "Başka" yönü de ortaya çıktı. Ve bu albüm, değerli sanatçımızın belli bir müzik türüyle kategorize edilemeyecek, sınırlandırılamayacak niteliği ve kalitesini bir kez daha kamuoyuna yansıtmış oldu.

Tüm dönemlerin hit olmuş ölümcül aşk şarkıları ve seçkin eserlerin ödüllü söz yazarı, aranjör, besteci ve güçlü yorumcusu dünya sanatçımız Sayın Ümit Besen beyefendiyi, siz değerli taraftarlarımız için; Nisan sayımıza konuk edip, Müzik yolculuğunu, hayata bakışını, beklentilerini, fotoğraf tutkunluğunu, lüks araba koleksiyonunu ve Entertainment dünyasından Fenerbahçe’ye kadar birçok şeyi dolu, dolu konuştuk.

    

SORU: Sayın Ümit Bey; sizden öncelikle müziğin dünya toplumlarının barışı ve sevgisi üzerindeki önemini rica ederek röportajımıza başlayalım.

YANIT:  Müzik evrenseldir ve çok önemlidir. Sevgi adına insanlarla küresel iletişimi çok kolaylaştıran ve adına müzikçe denilen tek dildir. Şarkının sözleri anlaşılmasa bile müzikle bireylerin bakışları değişir, mutlulukları artar. Küreselleşmenin yükselişiyle dünyada kimlik kavramı ve farklı kültürlerin bir arada var olmasını, farklılığı ve çeşitliliği kabullenmeyi, bir diyalog ortamı ve sevgiyi oluşturma gereksinimine neden olarak bağlayıcı ve birleştirici unsurlarıyla müzik;  dünya toplumlarının barışı ve sevgisi açısından yadsınamaz tek güçtür. Bu bağlamda Ülkelerarası verilen konserler, onları izleyen topluluklardan yapılan alkışlar, uluslararası düzenlenen festivaller ve ödül törenleri dünya barışı ve sevgisi adına müziğin önemini belgeleyen en net aktivasyonlardır; diye düşünüyorum.

SORU: Müzik alanında ortaya konulan eserlerin içeriğinin, biçiminin ve dünya görüşünün evrensellikle ilişkilendirilmesi, günümüzde icra edilen müziklerde ne denli ön planda oluyor?

YANIT: Türk toplumunun ve Türk müzik kültürünün kendisi bir evrendir. Günümüz Türk müzik kültürü, modernleşme anlamında yaklaşık iki yüz yıldan, demokratikleşme anlamında ise yaklaşık yüzyirmibeş yıldan bu yana adım adım sağlanan belli bir siyasal oluşum, gelişim, değişim ve dönüşümlerle ilintili veya bağlantılı olarak, kendine özgü çok yönlü, çok boyutlu ve çok katmanlı bir demokratik, laik, serbest, özgürlükçü müzik kültürü olma niteliğini kazanmıştır. O nedenle, İnsanlar bazen stres atmak için ritimlerle kendilerini terapi ediyorlar. Yağmurlu havada başka, güneşli havada başka, doğum günün de farklı şarkılar. Aşık olunca başka, küsünce başka. Şarkının içindeki şiir sizin o anki ruh halinizle örtüşüyorsa siz onu dinliyorsunuz.

SORU: Müziğin insan yaşamındaki yeri ve kültürün bir parçası olmasındaki önemi nedir?

YANIT: Evrenin varoluşundan itibaren her dönemde müzik ve ona bağlı tüm eylem ve inançlar, kültürler insan yaşamında hep olmuştur. Bireyin bilişsel, duyuşsal ve psikomotor gelişimine koşut olarak kişilik geliştirebilmesinde ve kimlik kazanmasında müzik olgusunun insan yaşamında yeri yadsınamaz bir realitedir.  Kültür öğesi olarak değerlendirdiğimizde ise; içinde oluşup biçimlendiği kültürün (yaşama biçiminin) özelliklerini taşır. Hem bireysel hem de toplumsal kültürü ve kültürel özellikleri oluşturur, geliştirir, çeşitlendirir, zenginleştirir. Ayrıca kültürel unsurların paylaşılması, korunması ve kuşaktan kuşağa aktarılmasında önemli rol oynar. Müzik kültürü kendi içinde çok türlülüğü ve zengin çeşitliliği olan bir yapıya sahiptir özetle müzik, manevi ve maddesel boyutuyla, ekonomik ve sosyal açıdan çok geniş yelpazeli bir disiplin rolünü oynayarak, yerel ve evrensel olarak önemi büyüktür. Ayrıca müzik yaşamımızda hayat kaynağıdır. Müziksiz bir şey olmaz; örneğin sinemada müzik işin işine girdi mi o sahnenin etkisi çok daha fazlalaşır. Kulağımıza gelen hoş sesler müzik. Kültürümüzde çok önemli yeri var. Futboldaki gibi ülkeler arası galibiyette milli takım nasıl alkışlanıyorsa, yabancı ülkelerde verilen konserler övgüler Ülkemiz adına gurur kaynağı.

SORU: Ve şimdi de geçiyoruz sanat kariyerinizin önemli bir parçası olan sinemaya..  Sinema toplumu ne şekilde eğitmeyi amaçlar, sinemanın topluma eğitsel katkısı nedir?

YANIT:  Toplumun eğitilmesi açısından sinema, genel kültürü arttırıcı bir araçtır. Bireylerin bilgi, görgü ve davranışlarını değiştirmede etkisi büyüktür. Konuşmak, çevreyi tanımak, yeme içme, giyinme vb. gibi çeşitli durumlarda davranış değişikliğini olumlu yönde etkileyebilecek önemli bir unsurdur. Yine, sinema bir ülkenin toplumsal problemlerini de aksettirir. Gençlik sorunları, mülkiyet, aile, cinsel sorunlar, işçi sorunları, göçler, kadın, suçluluk, siyasal sorunlar gibi problemleri ele alarak bunları olumlu yönde işleyebilir. Hatta bunların yanlış ve gerçek olmayanlarının eleştirisini yaparak, bazı hal çareleri de önerebilir. Ayrıca sinema, fikir ve kanaatlerin yayılma ve açıklanmasında önemli rolüyle kitleleri etkilemektedir. Toplumun eğitiminde, belli bir kültürün norm, tutum ve değer yargılarını eleştirip övmek ya da yermek suretiyle haber verici bir görev de yapmaktadır. Bu da kitlelerin bilgisini arttırıcı yönde önemli roldür. Sinemadaki senaryolar özendirici olacaksa, bu mutlaka insanların iyiliğine, çocuklarımızın eğitime katkı veren şeyler olmalı. Örneğin eskiden karate filmleri vardı. Sinemadan çıkanlar birbirine karate yapardı. Yanlış öğrenirse yanlış, doğru öğrenirse doğru. Şiddete özendirmesin, çocuklarımız sevgiyle büyüsün

SORU: Sinemanın Türk toplumu etkileyen bu denli cazibesi ya da büyüsünü nasıl yorumlarsınız?

YANIT: Sinema, bugün, televizyon ve internetten sonra kitle iletişim araçları içeresinde en etkin güç unsurlarından biri. Bir filmin, en yaygın kitlelere hatta okuma yazması olmayan kimselere bile kolayca hitap edebilen, kolay anlaşılabilen olanağına sahip olması sinemanın en önemli cazibesidir. Diğer taraftan Dönem Türkiye’sinde özellikle Anadolu’da imkanlar daha kısıtlıydı, tiyatro, Opera, Bale gibi kültürel faaliyetler pek yoktu. Sadece sinema salonları vardı. Sinemanın sevilmesinde bu unsur en büyük özelliktir. Sinema ülkemize geldiği günden bu yana çok sevildi. Mesela Tiyatro bu kadar benimsenemedi, biraz daha üst düzey bir kültür grubuna hitap etti, sinema ise hep popülerdi.

  

SORU: Şimdi sanatsal hayatınıza geçiyoruz; Müzik enstrümanlarıyla tanışmanız ilk olarak üflemeli ve tuşlu bir müzik aleti melodika ve Lise yıllarınızda ise klavye çalmakla başlıyor; gerisini sizden rica edelim.

YANIT: Amcamın melodikasıydı. Melodikadan sonra akordiyon üflüyorum yarısından ses, yarısından hava çıkıyor. Babam halime baktı, acıdı. ‘Bu çocukta iş var’ dedi. İlk çaldığım şarkı Samanyolu idi. Daha sonra daha güzel bir melodika aldı bana. Sonra akordiyona geçtik. ‘Oğlum sen halterci gibi oldun, sana Org alalım’ dedi. Org da pahalı. Bir Anadol araba parası 19 bin lira falandı. “Sana araba mı alayım org mu?” dedi. Org alalım baba dedim. İstanbul Karaköy’den aldık. O zaman Nilüfer’in “Dünya Dönüyor” albümü çıkmış “bu Nilüfer’in albümde çalınan org”dan dedi. 1972 ya da 1974’dü. Aldığımız profesyonel bir orgdu. Süreç böyle ilerledi işte.

SORU: Sanat kariyerinizde ilk mekan İstanbul’un ve dönemin önemli cemiyet topluluklarının boy gösterdiği ünlü gece kulübü “Köşem Bistro” olmuştu.  İlk sahne ve ilk heyecan kendinizi nasıl hissetmiştiniz?

YANIT: 1978’de Adana’da çalarken rahmetli Metin Oktay beni keşfetmiş ve Köşem Bistronun sahibi rahmetli Hanefi Koç’a beni önermiş.  O da beni, buldu. Konuştuk teklif gelince kabul ettim, tam Nikah Masasını yazacağım dönemdi. O atmosferdeki duygular içerisinde ilk başta endişelendim. “İstanbul nasıl bir şehir? Acaba çok mu batı müziği çalıyorlar? Ben burada başarabilir miyim?” korkusu falan oldu tabii. Benim piyano ile yaptığım Türk sanat müziği, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Neşe Karaböcek, Ajda Pekkan parçaları ve kendi bestelerimdi. Bestelerim tuttu ve çok beğenildi. Ferdi Özbeğen ilk plağı yapınca, onun tutturduğu türden bana da teklif geldi. Hüseyin Emre ve Selami Şahin geldiler. Sana plak yapalım dediler. Bu müzik türünü tutturduğu için Ferdi Özbeğen’e çok şeyler borçluyuz.

SORU: 1980 yıllara damganızı vurup, dillere pelesenk olmuş o muhteşem albümlerinize adeta göz kırptığınız şöhret basamağınızın ilk adımı yani Sayın Selami Şahin ve Ahmet Selçuk İlkan ile birlikte ilk plak kaydınız desem.

YANIT: Haklısınız o plak hayatımın dönüm noktasıdır. Plak şirketinin parası yoktu ve tek kapak olarak, bulutların arasında piyanoyla beni yerleştirdikleri bir kapakla çıkmıştı. Ama çok tuttu. Hafta da 100 bin sattı. Gazeteciler bu çıkış Zeki Müren’e bile nasip olmadı dediler. Birden her tarafa yayıldı. Müthiş talepler geldi.

SORU: Geliyoruz, sanat kariyerinizde büyük çıkış yaptığınız, şöhretinizi yurt çapı ve Avrupa’da taçlandırdığınız  o meşhur 80’li altın yıllarınıza.. 13 albümlük diskografi ve 13 sinema filmografiniz.. Müthiş bir Ümit Besen rüzgârı..  Sizi bu denli harika başarılara iten ana tema neydi acaba? Bu bir para kazanma hırs mıydı?

YANIT: Kesinlikle para unsuru değil. 15 albümde hiç para almadım, hatta plak şirketine ne vereceksiniz diye sormadım bile.  1980-1990 yılları arası Nikah Masası, bana işte bir televizyon hediye edildi. İkincisinde başka bir şey hediye edildi.  Ben para falan sormadım, çünkü sahnedeki performansımla, çok paralar kazanıyordum. Bazen plak şirketimden istediğim zaman şunu alacağım diyorum, para alıyorum. Aldığım paranın miktarını dahi bilmiyordum. Ancak 1995’ten sonra Emre Plak’a ben ne alacağım diye sordum ve bir kontrat yapıldı, o kadar zaman sonra profesyonel ilişkim başladı. Esasen, plak şirketi benim için iyi bir PR’dı. Çünkü O dönemler radyo, televizyon şimdiki gibi çeşitli ve aktif değildi. Ümit Besen ismini herkes biliyordu ama ekranlarda görmemişlerdi, televizyonda özel kanallar yoktu ve o zaman birçok müzik türü yasaklıydı, sadece klasik, Türk sanat müziği gibi belli türler çalardı. Plak şirketim  tanınırlığımın artması için bana sinema filmleri çekilmesini önerdi yani herkes beni tanısın diye.. Filmler de o şekilde oluştu, zaten bu yüzden müzikal filmlerdi, o dönemde klip diye bir şey yok.

SORU: Ve ilk oyunculuk kariyeriniz, ilk filminiz; takvim yaprakları 1982 yılını gösterirken ünlü yapımcı Osman F. Seden’in yönettiği “Islak Mendil” filmini çektiniz. Çok beğenilip iyi de gişe hasılatı yaptı. Bu filmde size göre nasıl bir oyunculuk performansı göstermiştiniz?

YANIT: Karşımdaki profesyonel insanlar beni oynattı. Onların karşısında oyunculuğu öğrendim. Münir Özkul, Yıldırım Gencer, Neriman Köksal muhteşem kadro. Bir senaryoda çocuk baba, baba diyor, o zaman çocuğum yok. Çocuğa tokat atılacak sahne, çocuğa gerçekten tokat atmışım. Çocuk sahne sonrasında da ağlamaya devam etti. Ümit abi ne yaptın dediler, ama elimden kaçtı. Yıldırım Abiyle sahnemde rol gereği Yıldırım abiye bağırmam lazım, ama bir şey diyemiyorum adam yılların sanatçısı. Çocuğu benden almaya gelmiş, pijamayla kapıyı açıyorum. Nasıl bağıracağım ben ona. Yıldırım abi bu işi yapamayacağım dedim. “Gözümü kapatıyorum sen omzuma doğru bağır” dedi. Bu şekilde filmleri öyle oynadık. Oyunculuk zor bir sanat.

SORU: Rol aldığınız tüm filmler içinde en çok sevdiğiniz, evet bu rol beni anlatıyor dediğiniz Türk sineması hangisiydi acaba?

YANIT: Bir Akşam Üstü ve Nikâh Masası. Özellikle Bir Akşam Üstü, duygusal bir filmdi ve senaryosu beni çok etkilemişti.

  

SORU: Biraz da diskografi diyelim. “Nikâh Masası, Okul Yolunda, Islak Mendil, Dostlar Sağolsun” romantik slow şarkılarınızın yanında bir de “I Love You ve Deli Gönlüm” gibi son derece ritmik ve çok da beğenilen parçalarınız var. Bu tarz sizce; Sayın Ümit Besen’in çok boyutlu bir müzik adamı kimliğini mi ifade ediyor acaba?

YANIT: Bir bakıma evet, öyle de denilebilir. Dünya’da Tom Jones ve Elvis Presley örneklerinde olduğu gibi popüler müzik kapsamında olabilecek her türlü işi içerecek bir yorumcu tarzı betimlemesi yapmıştım ve güzel tepkiler gelmişti.

SORU: 2014 yılında diyafram nefesli ses tonunuz ve harika yorumunuz eşliğinde “Ümit Besen 2014” albümsüzle hem klasik tarzını koruyup hem de modern bir müzik anlayışıyla çıktınız karşımıza. Bu muhteşem albümü hazırlarken öncelikleriniz nelerdi?

YANIT: Aslında albüm yapmak aklımda yoktu. 6 sene ara vermiştim. Mehmet Ali Özgüven’in, 2008 yılında çıkartmış olduğu 103 sayfadan oluşan “Bestesiz Sözler” adlı bir şiir kitabı var.  Emre Plakçılığın sahibi yine Osmaniyeli hemşerimiz Hüseyin Emre, beni arayarak söz konusu şiirlerden bazılarını bestelememi ve Ümit Besen albümüne koymak istediğini söyledi. Ben de talebi memnuniyetle karşıladım süreç öyle gelişti. Albümü hazırlarken önceliğim olarak piyanoda girişlerin, ara nağmelerin, solo melodilerin her zamanki gibi benim parmaklarımdan çıkması, ayrıca albümdeki parçaların yine tamamına yakınının kendi eserlerimden oluşmasını sayabilirim.

SORU: “Ümit Besen 2014” albümünüzde “Gözlerinde Kayboldum” adlı öyle güzel bir parça var ki, sözleri kızınız Ezgi Besen’e ait. Bir baba olarak duygularınız desem?

YANIT: Ezgi sanatın her dalıyla ilgili ancak daha çok edebiyata, yazmaya ilgisi, yeteneği çok. Zaten “Gözlerinde Kayboldum” ismiyle Albümün 3. sırasında yer alan şarkının bestesi bana, sözleri Ezgi’ye ait. Elbette baba olarak güzel bir duygu. Küçük yaşta Orhan Veli, Özdemir Asaf okuyan, sürekli yazan çizen bir çocuktu, içinde var, kendi kendini besledi. Yazdığı sözleri benimle paylaştığı zaman çok etkilendim ve bir gün besteledim, bestelemem O’na da sürpriz oldu, ortaya ortak ürettiğimiz güzel bir eser çıktı. Parça Ajda’nın da dikkatini çekmiş, O da özellikle bu şarkıyı çok beğendiğini söyledi. Sözleri çok beğenmesem zaten bestelemez, albümde yer vermezdim o konuda kendime dahi iltimas geçmem.

SORU: 2015 yılında, 80'lerin unutulmaz hiti "Nikah Masası" adlı şarkıya Enbe Orkestrası eşliğinde Süper Star Ajda Pekkan ile müthiş bir düet gibi bir şey yapmıştınız. O nereden aklınıza geldi?.

YANIT: DMC’nin müdürü Samsun Demir rica etmişti. Behzat Gerçeker’in albümüne yapıyorlarmış. Okur musun ya da şarkını verir misin dediler bende feda olsun dedim. Ajda hanımla yemek yedik, çok güzel sıcak sohbetti. Birlikte yan yana söylemedik. Ayrı ayrı söyledik. Birlikte aynı zamanda yapılmış değil, üst üste kayıtlar.

SORU: 2016 yılında DMC'den çıkarttığınız ve klasikleşmiş şarkılarınızı alışıldık coverlardan çok farklı bir Rock tarzında kurguladığınız "Başka" adlı harika albümüz. Hikayesini rica etsek..

YANIT: Oradaki şarkıların hepsinde duygusallık var; aşk var. Melodileri farklı fakat armoni ve ritim sistemi geleneksel sound içerikli rock oluyor. Eskilerin hepsini bu sound ile yeniden yapmayı düşünüyorum. Albüm menajerim Serdar Yılmaz’ın projesidir. Abi bana bırak dedi. Ben de tamam dedim. DMC ile aralarında anlaştılar, ben sadece şarkılara onay verdim,  birer defa dinledim ve gittim şarkıları okudum. Albümün müzik direktörü birçok parçanın da aranjörü Bora Duran’a dedim ki şimdi sen hoca ol ben öğrenciyim, öğret bana dedim. Geçti karşıma haydi, harika oldu falan öyle bir kerede bütün albümü bitirdik. Ben Ali Biçim Show’da basgitar çalmıştım. Ali Biçim de piyanoya geçmişti, o programı Barış diye bir arkadaş izlemiş, bir telefon operatörünün organize ettiği büyük bir festival hazırlanıyormuş ve bizi festivalin reklam çalışması, klip projesi için düşünmüş, Ümit Besen; davulu, basgitarı, diğer enstrümanları, her şeyi çalıyor.  Öyle bir klip çektik, Klip çıkınca konser biletleri 3 katı artmış, 8 bin kişi geldi.  Bu gelişmeler üzerine DMC bana rock albümü önerdi. Senden rock albümü olur mu diyenler oldu dediler. Bakalım dedik. Şimdi ilk başta öyle diyenler çok güzel olmuş diyor. 

SORU: Büyük beğeni toplayan kendinize özgü, bambaşka ve ustaca bir Ümit Besen yorumları içeren bu harika Rock albümünüze ilave olarak bir de Jazz albümü yapmaya ne dersiniz?

YANIT: “Başka” albümü ses getirince yelpaze açıldı diyebilirim.  En son bana Frank Sinatra’ya ait “New York, New York” adlı parçayı okuttular. Sana bu şarkı çok uyuyor dediler NTV’de çekim yaptılar. Albüm falan değil, Nisan’da yayınlayacaklar. Ben Jazz eserlerini çok dinlerim.  Jazz da arabesk gibi özgürdür. Halkın seslenişidir, serbestliği vardır.

  

SORU: Dilerseniz biraz da özelinize değinelim Kendinizi nasıl tanımlarsınız’?

YANIT: Duygusalım. Ailesine bağlı, düzgün yaşamı ilke edinmiş, yanlış yapmamaya çalışan örnek bir insan gösterildiğim için her şeye dikkat ederim. Ayrıca Ümit Besen; vatanını, milletini seven, tam bir ailesi babası. Halkın içinden gelen sevgi köprüsüdür diyebilirim.

SORU: Peki, çevreniz sizi nasıl tanımlar?

YANIT: Beni uzaktan tanıyanlar soğuk bir adam sanırlar. Ama tanıdıkça ya sen ne kadar sıcakkanlısın derler. O nedenle insanları tanımadan karar vermemek lazım.

SORU: Umutsuzluğa kapılır mısınız? ya da umutsuz olduğunuzu düşündüğünüz zamanlarda ne yaparsınız?

YANIT: İnsan yaşamında umutsuzluklar da olabiliyor. Ancak sabır gerekli. Örneğin; kardeşim hastalandığında doktor 2 ay ömrü kaldı dedi, 3 yıl daha yaşadı. Ben 3 sene her gün sabırla ve iyi olacağını umut ederek yaşadım.

SORU: Nelerden korkarsınız? Korkuların karşısında ne tür aksiyonlar alırsınız?

YANIT: Sevdiklerimi kaybetmekten korkarım.

SORU: Sizi en çok hırçınlaştıran olgu nedir?

YANIT: İftira ve haksızlık.

SORU: Hatasız kul olmaz derler, hatalarınızı kabullenmede muktedirliğiniz ne sevidedir?

YANIT: Birini üzdüğümde o gece uyuyamam. Gönlünü alırım. Yanlış anlaşıldığımda bile açıklama ihtiyacı duyarım.

SORU: Keşkeler Türk toplumunda adeta bir tradisyoneldir. Keşkeleriniz oldu mu?

YANIT: Hayat bu, benim de keşkelerim mutlaka olmuştur.

SORU: Karakterinizi hangi renkle tanımlarsınız?

YANIT: Mavi ve yeşili severim. Ancak giyim tarzım için koyu renkleri seçerim.

SORU: En büyük hayaliniz?

YANIT: Ailemle bir dünya turu yapmak isterim.

SORU: Yaşamınız filme alınsa hangi türde olurdu?

YANIT:  Komedi, melodram.

SORU: Damak tadı ve lezzet zevkleriniz nasıl size hitap eden dünya mutfaklarından hangi yemek ve içkileri sever ve önerirsiniz?

YANIT: Balık ve deniz ürünleri, kebap. Ayran veya elma suyuyla karıştırılmış soda. Alkol ve sigara alışkanlığım yoktur.

SORU: Lüks Otomobil merakınız nasıl doğdu ve araba koleksiyonunuzdan  biraz bahsedebilir misiniz?

YANIT: Babamın yanında tamirhanede büyüdüğüm için araba merakım oradan geliyor. İlkokuldan sonra babamla tamirhanede iken, arabadan in bin. Böyle merak oluştu bende. Para, kullanabildiğiniz sürece tüm ekonomik varlıkların değerini ölçmeye yarayan ve satın alma gücü olan bir kıymetli bir araçtır; kullanmadığında ise sadece bir kağıt parçasıdır. Parayı hiç sevmem, soran olmasa kazanmayı bile düşünmem. Amaç değil araç. Benim fazlaca araba koleksiyonum yok. 3 tane arabam var. Bir tanesi 2001 model özel bir araba. Toyota Sequoia. Türkiye’de 2 tane var. Bu arabamla işlere giderim. O, kışlıktır. Ona emektar iş arabası diyorum. Diğerime smokin diyorum, özel yerlere gittiğim arabam jaguar. Bir de Blue-Jean diye tanımladığım Mercedes gla 4x4.

SORU: Birde fotoğraf çekme konusunda ki yetenekleriniz ve özel ilginizi rica edelim.

YANIT: Dededen gelen merak var. Rahmetli fotoğraf sanatçısı ve müzik öğretmeniydi. Osman Rıfat Besen. Oradan gelen bir aşinalıktır benim tutkum. Filmlerdeki kareler. Çocukların fotoğrafları. En iyi şekilde yapmaya çalıştım. Makinamla kendime belki klip çekerim dedim. Denemek kısmet olmadı. Şimdilik zamana bıraktım.

SORU: Ve şimdi de geçiyoruz Fenerbahçe’ye. Sayın Ümit Besen perspektifinden Fenerbahçe yorumu desem.. 

YANIT: Fenerbahçe benim ilk maça gittiğim, babamın takımıdır. Fenerbahçe çok güçlü ve önemli bir takım. Futbol denince ilk gözümü Fenerbahçe’de açtım. Biz Rıdvanların döneminde kaldık. İyi olanı hep alkışladım.

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, Büyük Başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye ve taraftarlarımıza iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Dünyada bazı öylesine ekstrem olaylar vardır ki adeta tarih yazarlar. Yaşanan bu olaylarda öylesine insanlar ön plana çıkar ki onlarda tarih içinde tarih yazarlar. İşte Fenerbahçe tarihinde her yönüyle tarih yazan bir insan var ki o da hiç kuşkusuz bu değerli başkan Sayın Aziz Yıldırım’dır. Kendisine sağlık ve mutluluklar diliyorum. Futbolu bir spor olarak kabul edip fair-play normları içinde kalınmasını diliyorum. Futbol anarşisine çok karşıyım. Bir maçta aşçımın oğlunu 16 yaşında bıçakladılar. İnsanların çok daha bilinçli olmasını istiyorum. Oysa endüstriyel sektör haline gelen, eğlence sanayinin zafer çağında dünyanın en popüler ve en birleştirici sporu olan futbol, aynı zamanda küresel bir gösteri sanatı kimliğiyle de seyirlik bir spor dalı olmalıdır. Kötü amaçlar için kullanılmamalıdır. Futbol sektörü içinde görev alan herkes, kendisini sorumlu kabul edip futbola gerekli değeri ve yaklaşımı gösterip, toplum üzerindeki etkisini doğru olarak algılayabilirlerse işte o vakit her şey çok daha güzel olacaktır. Tüm camiaya saygı ve sevgilerimle..