Spor Yazarı | FIFA Players' Agent

Dr. Öğr. Üyesi Sedat Hayran

SAYIN; ZİYNET SALİ. 

Harika sesi ve hit şarkılarıyla, fantastik tarzı, şık giyimi, sürekli kendini yenileyen görünümü ve değişime açık tavrıyla sadece müzikte değil moda dünyasında da hayranlarını sürükleyen bir ikon ‘’Türkçe-İngilizce-latin Pop Müzik-Grek Müzik-ve TSM ” gibi müzik tarzlarıyla dört kuşağa kendini sevdiren bir ekol. Güler yüzlü, hoş, espritüel kişiliği ve kendine özgü müthiş korteks kullanım tarzıyla, her yaptığı olay oldu, her söylediği şarkı hit oldu. Mükemmel vokali birbirinden kaliteli ve romantizmi ölümüne sevgiyi anlatan şarkıları yorumlayarak Türkiye’nin ulusal gururu ve tartışılmaz en iyi vokallerinden biri; Her şeyden önemlisi kalbi Fenerbahçe sevgisiyle dolu olan, tıpkı İsviçre çikolatası ve Bohemya kristali gibi çok özel bir markayı, değerli sanatçımız Sayın Ziynet SALİ hanımefendiyi siz değerli taraftarlarımız için bu ayın konuğu olarak “AKADEMİK VİZYON” da ağırladık.

Değerli Sanatçımızın Muhteşem Biyografisini Şöyle Bir Hatırladığımızda;

Değerli sanatçımız sayın Ziynet SALİ hanımefendi; takvim yaprakları 29 Nisan’ı  gösterirken; “Yavru Vatan” Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en kalabalık kenti, en önemli kültür, sanayi, ticaret ve ulaşım merkezi olan başkent Lefkoşa’da Kıbrıs Türkü anne-babanın üç çocuğundan biri olarak dünyaya gelir. Doğduktan hemen sonra babasının görevi dolayısıyla İngiltere’ye giderler. Evcilik oyunlarında bile hep şarkıcı rolünü oynar. Kendini bildi bileli önce ailesinin sonra eğitimi boyunca tüm okullarının solisti olur. Böylece küçük yaşlardan itibaren müziğin peşinden koşmaya başlar. Çocukluğunun ilk altı yılını İngiltere'de geçirir.

Küçük yaşta gittiği Manchester'de altı yaşına kadar kalır ve Ailesi’nin var olan İngiliz vatandaşlığı nedeniyle o da ingiltere vatandaşlığı hakkına sahip olur. Yedi yaşında ailesinin dönüş kararı ile artık Kıbrıs'tadır. 1981 yılında döndüğü Kıbrıs'ta ilk, orta ve lise eğitimini tamamlar. Çocukluğundan beri ilgi duyduğu müzik çalışmalarına ilk adımını Lise eğitimini tamamladıktan sonra K.K.T.C Kültür Bakanlığı TSM Korosu'nun en genç solisti olarak atar. Değerli sanatçımızın aklı fikri müzik eğitimini sürdürmeye takılmıştır ve hedef bu kez İstanbul'dur. Sonraki yıl TSM ve THM dersleri alarak İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuarı'na hazırlanır. 1994 yılında girdiği sınavı başarıyla geçer ve artık hayallerinin şehri İstanbul'da müzik eğitimine start verir. Daha öğrencilik yıllarında piyano eşliğinde İngilizce ve Latin şarkılar söyleyerek ilk profesyonel sahne çalışmalarına da merhaba der.

  

1999 yılında konservatuardan dördüncülükle mezun olur. Artık müzik öğretmenidir ancak atamasının yapılmaması üzerine profesyonel müzik çalışmalarına devam eder. İngilizce, Latince ve Türkçe repertuarını geliştirirken, Konservatuar yıllarında birçok müzikhol ve eğlence yerlerinde sahne aldığı sıralarda bir arkadaşı aracılığı ile dönemin popüler müzik yapım şirketi Dost Müzik şirketinde çalışmalarda çalışmaya başlar. Böylece bir çok albüm prodüksiyonun yapım ve üretim sürecine tanıklık ederek bu konuda tecrübe kazanır. 2000 yılında aynı plak şirketinden yayınlanarak ilk albümü BA-BA müzik severlerle buluşur. İsmini bir Yunanca şarkıdan alan "BA-BA" adlı albümü müzik sektöründeki ilk denemesi olur. Albümde A-PAPA isimli Yunan şarkının Türkçe cover'ı da yer almaktadır. BA-BA isimli bu şarkıyı Türkçe ve Yunanca yorumlar ve Yunanca aksanı ile dikkat çeker. Sonraki üç yılda iyi bir Yunanca repertuara sahip olur. Hal böyle olunca, Yunanca eğitimine ve repertuar çalışmalarına ağırlık vererek Yunancasını da geliştir. Böylelikle prodüktörünün de önerisiyle Türkçe - Yunanca şarkıları yorumlayan ve zengin sahne şovlarıyla iki kültüre ait öğeleri bir araya getirerek hazırladığı konserlerle kısa sürede büyük ilgi görür.

2004 yılında yayınladığı ikinci albümü iki dilde "Amman Kuzum" albümünü piyasaya çıkar ve ülke çapında ses getirir. 2006 yılında "Mor Yıllar" isimli üçüncü solo albümünü yayınlar. Bu albümle grafiğini yükseltmiştir. Albümde yer alan "Zordur. Oğlum" isimli şarkı ile "Eurodance 2007" isimli uluslararası bir yarışmada ilk kez ülkesini temsil eder ve tüm Avrupa'da yapılan halk oylamasıyla Avrupa birincisi olur. Türkiye'de yaptığı albümler ve konserlerle başarısını pekiştirmeye devam ederken Yunan medyasının da dikkatini çeker. Türk ve Yunan Kültürü'nü ve şarkılarını popüler boyutta projelendirerek hayata geçiren ilk Türk kadın sanatçı olarak kendisine "Barış Elçisi" unvanı verilir.

Müziğin sınırsızlığı içinde kendi sınırlarını geliştirmeyi felsefe edinen değerli sanatçımız Sayın Ziynet Sali hanımefendi, aynı zamanda ruhunda yer alan Akdeniz'in egzotizmi ve romantizminin izlerini müziğine de yansıtma arzusundadır. Bu arzusunu 2008 yılında yayınladığı dördüncü solo albümü "Herkes Evine" ile gerçekleştirir. Sezen Aksu, Sinan Akçıl, Mustafa Ceceli. gibi ülkenin önemli söz yazarı, besteci ve aranjörleriyle birlikte çalıştığı albüm müzik listelerinde uzun süre ilk sıralarda yer alır. Albümden "Herkes Evine" ve "Beş Çayı" isimli şarkıları o yılın en çok dinlenen şarkıları arasındaki yerini alır. Aynı yıl "Bizde Böyle" isimli Sezen Aksu imzalı ilk single çalışması ile müzik severlerle buluşur. Single şarkısı ve farklı klibi yılın en çok konuşulan projelerinden biri olur.

  

Değerli sanatçımız; albüm çalışmalarına büyük bir titizlik gösterip hep gelişmeye yatırım yaparak devam ederken verdiği konserler ve sahne şovlarıyla artık ülke çapında büyük ilgi gören ve aranan bir konser sanatçısı olmuştur. 2010'da yılın ilk günü yayınlanan "Rüya" isimi ikinci single'ı radyo play listelerini ölçümleyen uluslararası müzik ölçümleme şirketi www.niselsenmusicontrol.com verilerine göre yılın en çok çalınan şarkısı olur ve Kral Tv. tarafından ödüle layık görülür. Şarkı aynı yılın dijital müzik platformlarında en çok indirilen ilk dört şarkısı arasında da yerini alır. 2010 yılını "Bize Yeter" isimli üçüncü single çalışması ile kapatır. Fotoğraf sanatçısı Mehmet Turgut'un objektifiyle görüntülenen kapak fotoğrafları ve bir müzik albümü için bir ilk olarak İstanbul'da yaptığı billboard çalışmaları büyük beğeni toplar. 2009 ve 2011 yılları arasında ülkemizin önemli müzik adamlarından Ozan Doğulu'nun iki albümünde Tarkan, Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Mustafa Ceceli, Kenan Doğulu, Okan Bayülgen gibi sanatçılarla birlikte ‘’SEN MUTLU OL’’ şarkısıyla konuk sanatçı olarak yer alır. 2011 yılında yine konuk sanatçı olarak yer aldığı Enbe Orkestrası & Bahzat Gerçeker "Kalbim" isimli albümünde seslendirdiği "Dolaşayım Damarlarında" isimli şarkısı ile büyük beğeni toplar.

Takvim yapraklarının 2012 yılının Mayıs ayını gösterdiğinde çıkardığı ''sonsuz ol'' isimli son albümü için Ozan Çolakoğlu, Ozan Doğulu ve Mustafa Ceceli gibi aranjörlerle çalışan sanatçı bu albüm için 6 ay'da 4 video klip'e imza atar. İlk klibi alışkın değiliz (murad küçük) ,2. Klibi favori aşkım (Mustafa uslu) , 3. Klip’i  yanabiliriz (Nihat odabaşı) ve son olarak 4.klip’i Her şey güzel olacak (Nihat Odabaşı) yönetmenliğinde çekilir. Ziynet Sali 2012 Ağustos ayı içinde remixis 1 albüm daha çıkartır. Bu albümde Ozan Doğulu, Suat Ateşdağlı, Hüseyin Karadayı,.Ziynet Sali, Kıvanç K, Kaan Gökman, Burak Yeter, Yasin Keleş, David Saboy ,Emrah Karaduman gibi Ünlü DJ'lerin çalışmaları yer alır. Değerli sanatçı Sayın Ziynet SALİ; 2012 yılının Eylül ayında (8 Eylül) GNLENTERTAİNMENT yönetiminde ilk büyük solo konserini verir. İstanbul Küçük çiftlik Park sahnesinde" Bir Akdeniz Rüyası" ismiyle gerçekleştirdiği bu konseri 7.000 kişi izler. Kendi pop şarkıları yanında Flamenko, Latin ve Greek şarkılardan da oluşan bir repertuar sunan Ziynet Sali'ye Sahnede; Ünlü yunanlı sanatçı Angela Dimitrou, Dünyaca ünlü klarnet virtüözü "Vassilas Salias", Flamenko dans sanatçısı "Manuel Reina", Makedonya'nın ünlü brass grubu Agusev CAMBO orkestrası ve dans koreografisiyle Natalie Marble katkıda bulunurlar. 2.5 saat süren konser için Ziynet Sali'ye ünlü modacımız Cengiz Abazoğlu tarafından özel olarak 5 adet kostüm tasarlar. Sanatçıya sahnede tam 24 kişilik özel orkestrası ve ayrıca 18 kişilik brass+perküsyon grubu eşlik eder ve değerli sanatçımız Türkiye’de ki çağdaş sanat adına büyük sükse yaratan, hatırladıkça dün gibi tazelen unutulmaz, müthiş bir konser gerçekleştir.bu muhteşem konserde tam 120 kişi görev aldı...sizler bu satırları okurken bu güzel konserin DVD’si müzik marketlerdeki yerini almış olacaktır...

  

Bir Kıbrıs Türkü olan değerli sanatçımız Sayın Ziynet Sali hanımefendinin diskografi ve filmografisi ile Türkiye’de aldığı ödüllere bir göz attığımızda;

2001 yılı, Ba Ba, 2004 yılı Amman Kuzum, 2005 yılı Chiculata, 2006 yılı Mor Yıllar, 2008 yılı Herkes Evine, 2009 yılı Bizde Böyle (Single) , Rüya (Single), 2010 Bize Yeter (Single), 2011 Collection (5 yılın 5 Cd’si birarada) , 2012 yılı Sonsuz Ol ve Remix’es şarkı albümleri ve video kilpleri dikkatleri çekiyor. İlave olarak değerli sanatçımızın filmografisinde ise, 2007 yılında oynadığı Son Osmanlı Yandım Ali sinema filmi ve 2008 yılında ‘’Kartallar yüksek uçar’’ tv filmi öp plana çıkıyor. Değerli sanatçımızın Sinema, Televizyon dallarında çok sayıda aldığı ulusal ve uluslararası "Premier Ödüllere” ilave olarak; Türkiye’de almış olduğu ödülleri ise; 2009 yılında 13. İstanbul FM Müzik Ödülleri kapsamında “Beş Çayı” şarkısıyla En İyi Şarkı, Beste Ve Söz (Sezen Aksu), yine aynı yıl içinde 15. Kavram Olimpiyat Ödül Töreni “Özel Ödülü”, 2011 yılında 17. Kral Tv. Müzik ödülleri “Rüya” ile Radyolarda En Çok Çalınan Şarkı ödüllerini almıştır.

Ulusal ve uluslar arası başarılarından dolayı; Fenerbahçe Dergisi olarak değerli sanatçımız Sayın Ziynet SALİ hanımefendi kutluyor, röportaj teklifimizi kabul ettiği için sayın şahsına teşekkürlerimizi iletiyor ve söyleşimize start veriyoruz. 

SORU: Sayın Ziynet Hanım, Türk müzik sektörünün önemli bir sesi ve yorumcusu olarak, Sizce müziği evrensel bir sanat yapan ana tema nedir? Dünya’da ve ülkemizdeki konumunu kıyaslayabilir misiniz?

YANIT: Müziği evrensel yapan ana unsur Hayat’ın ta kendisidir. Aldığımız nefesten rüzgarın sesine varıncaya kadar evrenin kendisi müziktir. Toplumlar, kültürler arasındaki bağı duygu yoluyla kuran müzik sanatın en güçlü dallarıdır. Eevrensel müziğin dünyada da ülkemizde de konumunun farklı olduğunu düşünmüyorum. Lakin kendi Türk müzigimizin daha evrensel olması en büyük arzum.

SORU: Takdir edersiniz ki, Müzik, Felsefe ve Estetikten oluşan sanat kombinasyonunu, toplum yapısı içinde birbirinden bağımsız olarak düşünemiyoruz, çünkü buna en güzel örnek sanat kavramının kendisi oluyor. Her ne kadar, sanat sosyolojisinin sınırları tam olarak çizilmemiş ve tanımlanmamışsa da yinede bu sosyolojinin içinde Müzik Felsefesi ve Estetiğini nasıl tanımlıyorsunuz?

YANIT: Her toplumun sanata, felsefeye bakış açısını içeren farklı bir kültürel yapısı vardır. Müzik felsefesi, müzik alanında düşünmeye katkı sağlar. Müzik felsefesi müziğin ontolojik boyutunda, yaratma sürecine yönelik düşünme edimidir. Böylece düşünce ve beğeni ortaya çıkarak müzik estetiğini oluşturur. Müzik estetiği ise, güzellik yargısına katkıda bulunarak, beğenilerimizin biçimlenmesini kolaylaştırır. Müzik estetiği var olan eserlerin içerik ve yapısına yönelik güzeli arama, oluşturma çabasıdır. Güzellik öznel yargılar bütünü olmasına rağmen, estetikçi elinden geldiğince nesnel davranmak zorundadır. Estetik gerçekliğin insansal ve insana bağımlı olması, bir bakıma bu gerçekliğin insandan kalkarak anlaşabileceğini ifade eder. Ve müzik estetiği, müziğin bireyler ve toplum için güzellik ve beğeni serüvenine yönelik çalışır. Eserlerin yapısına (sistem) ve anlamına (kültüre içkin) göndermelerde bulunarak kompozitörün yaratma sürecine katkı sağlar. Ses kümelerini kendisine alan olarak seçmiştir. Ayrıca icracının niteliğinden, konser salonlarının dekorasyonuna, dinleyici kıyafetlerinden, sahnedeki düzene kadar birçok ayrıntı estetikçi için önemlidir. Yaptığı beğeni odaklı öneriler ile müzik bilimine de katkıda bulunur. Bu bağlamda Müzik, sınırsız bir enerjidir. Duyguları düsünceleri seslerle anlatan ruhun ifadesidir. Benimde felsefem olan pozitif bir hayatın temel unsurlarındandır.

SORU: Çin filozofu Confucius, (Konfüçyüs) “Bir milletin mutlu ve ahlaklı bir şekilde idare edilip edilmediğini anlamak isterseniz o memleketin müziğini dinleyiniz. Müzik devlet kurar, devlet yıkar” der.  Confucius, bu sözleriyle gayet ilginç ve manidar, hatta biraz da iddialı gibi. Bu bağlamda sizce, Müziğin bireyler ve toplumlar üzerinde olumlu ya da olumsuz etkileri nelerdir?

YANIT: Müzik, mutlu mutsuz depresif, umutlu, negatif, pozitif tüm duyguları ifade ettigine göre bireyler de kendi iç dünyalarını seçmiş oldukları müzik tarzlarıyla ifade ederler. Toplumlar da bu bireylerden oluşur… Dolayısıyla bireylerin tercihleri toplumun müzik anlayışını etkiler diye düşünüyorum.1960’lı yıllardaki müzik anlayışımız (ki popüler müziğin ülkemizde yeni filizlendiği yıllardır) toplumsal değişimle farklı kulvarlara yönelmiştir (Arabesk müzik gibi)…Şayet bu toplumsal değişimler olmasaydı topraklarımız üzerinde gelip geçmiş olan 300’ün üzerindeki medeniyetlerin de katkısıyla belki de dünya müziğinde (bir Amerika gibi) söz sahibi olabilirdik…

SORU: Ulusal kültürümüzden yola çıkarak evrensel sanata ulaşmak ve katkıda bulunmak için gerçek sanatçının görevi ve hedefleri ne olmalıdır?

YANIT: Cesur olmalı özgün olmalı evrensel sanat algısını yaşamış olduğu toplumun kültürüne algısına duygusuna uyarlamalı kalite sunmalı.

SORU: Müthiş Yunan klasikleri diyebileceğimiz “Rebetiko-Laiko, Pop Müzik” ülkemizde nadiren yorumlayan çok değerli bir sanatçımızsınız. Yani bizim toplumumuzda daima duygusal şarkı sözlerini içeren, başarısız aşkları, her türlü günlük sıkıntıları konu olarak ele alıp umutsuzluğu ve başarısızlığı ifade eden ve oryantal bir müzik türü olan “Arabesk”e benzer olan ancak kökenleri bin yıllar geriye giden bu müziğe nereden ilgi duyduğunuz?

YANIT: Ben müziğin her tarzına ilgi duyuyorum her tür müziği arastırıp kendi ruhumu yansıtabilecegim tavrımı arıyorum öğreniyorum. Rebetiko-Laika duygusu bu toprakların duygusu. Yukarıda bahsettiğimiz toplumsal değişimler sonucu göç’le bu ülkeden gidenlerin götürdükleri müziklerin oralardaki acılarla hasretle birleşmesinin müziği, keza her tür müzigin içinde negatif depresif haller var klasik müzik dahil…. Ben Akdenizli olduğumdan olsa gerek bu müzikle bir dönem aktif olarak uğraştım… Basarısızlığı mutsuzlugu değil hasreti hüznün yanında umudu neşeyi  ve nerdeyse her tarza en büyük ilham veren  “Aşk”  boyutuyla ilgilendim.

SORU: Gelelim “Sonsuz Ol” Albümünüze. 2012 yılına damgasını aşka özlem duyan hayranlarınız için gayet zarif ve naif parçalar içerikli, müthiş bir albüm çıkarttınız. Bu albümde çok önemli isimlerle çalıştınız, şarkılarınız Sayın Ozan Doğulu, Sayın Ozan Çolakoğlu ve Sayın Mustafa Ceceli gibi üç önemli aranjörün ortak emeğiyle oldu.  Ayrıca Sayın Sezen Aksu ve Sayın Kenan Doğulu’dan şarkılar da aldınız. Bu önemli albümünüz gerçekten 3,5 yıllık çalışmaların, emeklerin, duyguların ürünüydü ve hazırlık aşamasında günde 20 saat stüdyoda kaldığınız zamanlar da oldu. Bunca emeklerin size geri dönüşü, karşılığını ne oldu?

YANIT: Tüm duygu ve düsüncelerimi ruhumu sesimle dinleyicime seçmiş olduğum şarkılarla ulaşmaya onların hayatlarına kalplerine dokunup bir bağ kurmak istedim ve bu gerçekleşti. 

SORU: Türk pop müziği başta olmak üzere müzik sektörünün her aşamasında işlerin çok yolunda gitmediğini çok sık duyuyoruz. Albüm satışları kötü, üreticilik anlamında yaratıcı işler eskisi kadar çok yok, prodüksiyon şirketleri ciddi anlamda küçüldü ve birçoğu artık yok. Müziğin bu kadar içinde ki bir sanatçı olarak konuyla ilgili yorumlarınız nedir?

YANIT: Her şey değişiyor… Dünya değişiyor… Bu değişim içinde müziğin sunum şekli de değişiyor… Artık bir süre sonra plak gibi, bant, gibi, kaset gibi CD’ler de kalmayacak… Artık dijital ortam var… Ürünlerimizi oralardan sunuyoruz ve sunacağız … Küçülen bı sektor içinde ayakta kalan yapımcılar da haklı olarak dijital gelirlerle yaşamaya çalışıyorlar…Var olan yapımcılar CD satışlarından ziyade dijital gelirlerle yaşıyorlar… Ayakta kalabilen kalacak… Bu sanatçılar içinde geçerli olacak. Başarılı çalışma imkanı bulan sanatçılar sanat hayatlarını sürdürecektir…

SORU: Şarkılarınızda hep bizden bir şeyler var. Bizi, bizim değerlerimizi anlatıyorsunuz. Kendi motiflerimizi işliyorsunuz. Böyle bir yolu seçmenizin sebebi nedir?

YANIT: Herhangi bir sebebi yok. Beni yansıtan tavırdaki, duygusunu sevdiğim melodisini, söz’lerini sevdiğim şarkıları repertuarıma alıyorum… Sonuçta şarkılarımın beğenildiğini hissetmek, geniş kitleler tarafından sevildiğini görmek beni mutlu ediyor…

SORU: “Aşk” sizi şarkılarınızda nasıl etkiliyor? Konu “Aşk” olduğunda; daha verimli, daha güzel işler mi ortaya çıkıyor?

YANIT: Aşk’ın kesinlikle olumlu etkisine inanıyorum. Aşk beni sarkılarımda derin etkiler. Aşk şarkıları duygu ister. Sanırım ben de o tür şarkılarda o duyguyu yakalıyor ve de yansıtabiliyorum…

SORU: Sosyal sorumluluk projelerine gönüllü olduğunuzu, Moda, Edebiyat, Felsefeye olan düşkünlüğünüzü biliyorum. Kültür ve sanatın zaten hep içindesiniz. Dilerseniz birazda bunların dışına çıkıp Fenerbahçe’ye geçelim. Ve Nasıl Fenerbahçeli oldunuz? Fenerbahçeli olmak nasıl bir duygu?

YANIT: Babam ve en sevdiklerim Fenerbahçeli ondan heralde J Fenerbahçeli olmak anlatılmaz yasanır. J

SORU: Fenerbahçe’nin yapmış olduğu Sow gibi, Kuyt gibi, Krasic gibi, Meireles gibi, Webo gibi, Reto Ziegler gibi, Mehmet Topal ve Emre gibi Avrupa çapında kabul gören yabancı ve lejyoner futbolcu transferlerinin takıma katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Bir çoğunu seviypr ve beğeniyorum… Volkan’ı, Semihi de çok seviyorum… Alexi de çok severdim… Ama artık SALİH’çiyim ben… Ne de olsa adaşız … Benim de soyadım aslında SALİH’dir ama söylerken SALİ şeklinde hitap edilince SALİ kalmış…SALİH’in enerjisine bayılıyorum…O, oyuna girince maç keyfi güzelleşiyor…

SORU: 2012/2013 Sezonunda gerek UEFA Avrupa Liginde, gerek Süper Toto Süper ligde ve gerekse Ziraat Türkiye Kupa’sında Fenerbahçe’nin performansı hakkında ne düşüyor ve nasıl bir Fenerbahçe Futbol takımı görmek istersiniz?

 

YANIT: 3 kulvarda birden onuyor olmamız ne kadar güçtü? Bir Gençlerbirliği maçı ile geriye düşsek de özellikle UEFA Avrupa Kupasında yarı final oynuyor olmamızdan dolayı çok mutluyum.. Bu röportaj yayınlandığında umuyorum ki biz final oynuyor olacağız…Final oynarsak o final maçında olmayı çok arzu ediyorum… Ve içime doğan UEFA avrupa şampiyonu olacağımızdır… Nasıl bir FB derseniz, daha atak, daha istekli, takım oyunu oynayan ve en az İstanbul’da oynanan LAZİO maçındaki kadar kontrollü, disiplinli iyi bir FB istiyorum…

Bu keyifli söyleşimizin finalinde; dilerseniz Fenerbahçe camiasına, taraftarlarımıza ve büyük başkanımız Sayın Aziz YILDIRIM beyefendiye iletmek istediğiniz mesajlarınızı ve son sözlerinizi alarak röportajımızı sonlandıralım.

Fenerbahçenin sadece futbolda değil tüm spor dallarındaki başarılarını gururla izliyorum…Lig şampiyonluğu bu yıl kaçmış olsa da tüm FB’liler üzülmesin daha nice şampiyonluklar olacaktır bu forma ile… Basket, Voleybol, Masa tenisi, Halter, Atletizm vs vs … Her kulvarda büyük başarılar ve şampiyonluklar yaşatan Fenerbahçemize onu yönetenlere tüm çalışanlarına, sporcularına sayın başkanımız Aziz Yıldırım beyefendi nezdinde teşekkür ediyor ve sizin aracılığınızla tüm camiaya sevgilerimi gönderiyorum…

Bizde Fenerbahçe Dergi grubu olarak; bu güzel ve keyifli söyleşi için; Türkiye’nin ulusal gururu ve tartışılmaz en iyi vokali; Her şeyden önemlisi kalbi Fenerbahçe sevgisiyle dolu olan, çok özel bir markaya, değerli sanatçımız Sayın Ziynet SALİ hanımefendiye teşekkürlerimizi iletiyor ve kendilerine sağlık, mutluluk ve başarı dolu güzel yarınlar diliyoruz.

                        İyi ki varsınız Sayın Ziynet SALİ Hanımefendi.